Header Ads

Header ADS

2023 ve Türkiye’nin çıkmazdaki (ya da) dönemeçteki durumu

Yeni yıla “iyimser” düşüncelerle ve umutlarla” girdi tüm Türkiyeliler. İyimserlik, pozitif düşünmek muhakkak ki sağlık açısından iyidir. Ancak ayakları somut gerçeklere basmayan iyimserlik ve pozitiflik siyasi ve ekonomik olarak “hayalciliktir”. Var olan şartlara ve gelişmelere baktığımızda, görünen gerçek su ki Türkiye 2023’e -hadi ekonomik sorunları bir yana bırakalım şimdilik- siyasi açıdan oldukça tehlikeli ve kargaşalı bir köşeye doğru dönmüş vaziyette girdi.

Anlamamız ve her zaman hesaba katmamız gereken Türkiye’nin “tek başına”, kendiyle sınırlı ve sadece kendini ilgilendiren bir ülke olmadığı, bir sürü ülkelerle çevrildiği ve ilişkileri olduğu için Türkiye’deki gelişmelerin diğerlerini de olumlu ya da olumsuz etkileyebileceği reddedilemeyecek, göz ardı edilemeyecek gerçeğidir. Bu nedenle de Türkiye’deki gelişmelerden olumsuz olarak etkilenecek olanların bu gelişmelere seyirci kalmayacağı ve gelişmeleri kendi çıkarları yönünde değiştirmek, yönlendirmek için her türlü hesaplamaları yapacağı ve sabote etme planlarını yaşama uygulayacakları kaçınılmazdır.

Suriye üzerine geçmiş makalelerde “Türkiye’nin Rusya ve ABD arasındaki dansının” kaçınılmaz olarak bir gün sona ereceği ve birisini seçmek zorunda kalacağını ve bu seçiminde sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde ekonomik stratejik yapıları değiştirebileceğini vurgulamıştım. Okuduğum kadarıyla henüz Türkiye ve Suriye anlaşması gelişmeleri üzerine siyasi bir değerlendirme görmedim. Türkiye’nin Suriye de başlayan Rusya ile stratejik ortaklığı, bu anlaşmanın gerçekleşmesi ile noktalanacak bir niteliğe ve içeriğe sahiptir. Yani Ocak sonuna ya da Şubat'a kadar bu anlaşmanın gerçekleşmemesi için ABD ve Batı tarafından her türlü oyunlar sergilenecektir. Bunda başarılı olamasalar bile “oyunlar” seçimlere ve seçim sürecine kadar devam ettirilecektir. Devamı hakkında sadece bu gelişmelerin sonucuna bağımlı olarak bir değerlendirme yapabiliriz.

Rusya ile stratejik ve ekonomik yakınlaşmaya ilave olarak, bu Suriye -Esad ile anlaşmanın önemi nedir?

Birincisi, böylesine bir anlaşma Türkiye’de var olan Suriyeli “iltica”- “göçmen” sorununu gerek ekonomik gerekse “seçim” kartı olarak çözülmesinin yolunu açacaktır.

İkincisi, yine gerek siyasi ve gerekse seçim kartı olarak, Kürtlere karşı Suriye’nin desteğini sağlamış olacaktır. Anlaşmanın kaçınılmaz şartlarından birisi Türkiye’nin sınırlarını “cihadist’lere” kapatması ve var olanlara desteğini çekmesi olacaktır. Bunun karşılığında Türkiye Suriye içindeki sınır bölgelerini Suriye askeri kuvvetlerine devredecektir.

Sonuç olarak Türkiye’nin Suriye ile ortaklığı ABD’nin Suriye petrolünü yağmalamasının sonunun gelmesine kapıları sonuna kadar açacağı gibi, zaten oldukça teşhir ve tecrit olmuş ABD’nin askeri olarak Suriye’de kalma şansını ortadan kaldıracaktır.

Bu nedenle ABD ve Batı’nın gerek Türkiye içinde, sınırında ve Suriye’de ellerindeki tüm kozları oynayacağı kaçınılmazdır. Bu kozların içinde ekonomik nitelikte oyunlar olabileceği gibi siyasi ve dahası hem ellerindeki hem de bu gelişmelerden rahatsız olan Türkiye destekli “cihadistleri” kullanma kartını oynamaları olasılıklar içindedir.

Ekonomik açıdan uygulanacak oyunlar stratejik ortaklıktaki bu olası “noktalanma” nedeniyle Rusya’nın ve özellikle Cin’in açıktan olmayan müdahalesiyle “dengelenebilir”. “İstanbul sermayesi” olarak adlandırdığımız eski (eskilerden kalma, tecrübeli) sermaye her ne kadarda 1950lerden bu yana ABD yanlısı ve Batı’da milyarlarca dolar yatırımı olsa da gelişmekte olan ekonomik ilişkiler; Türkiye’nin Rus gazının -enerji dağıtım merkezi olması, Cin’in “Bir kuşak bir yol” projesinin Türkiye’den geçmesi ve benzeri yönündeki gelişmeler onların da ağzını sulandırmakta. Sermaye arasında çelişki ve çatışmaların olmayacağı hayalciliğinin tersine, devrimci bir ayaklanmanın ve ona karşı birleşmenin dışında sermaye genel olarak her zaman çıkar çatışması içindedir. Bu ağız sulandıran ekonomik gelişmeler nedeniyle bir “paylaşma” anlayışı içine girebilecekleri gibi, çatışmaları siyasi alana da sıçrayabilir. Bu tamamıyla gerek kendi aralarındaki gerekse geneldeki güçler dengesine ve bu yöndeki gelişmelere bağımlı olarak kendisini ortaya serecek bir sonuçtur.

Türkiye’de Suriye ile yakınlaşma konusunda muhalefet ve sol dahil hemen herkes (sermaye dahil- kaçakçılar ve petrol hırsızları sermaye sınıfı değil) ayni görüşte. Bu anlamda sermaye bir bütünlük içinde ve bu da ABD tarafında olanları kendi çelişki içinde bırakmakta. ABD’nin bu süreç içindeki baskı ve oyunlarına, bunların başarılı olup olmamasına bağımlı olarak egemen olan sermaye kesimi ile diğer hâkim sınıflar bir uzlaşma-paylaşma anlaşmasına girebilecekleri gibi, aralarındaki “egemenlik” çelişkisi keskinleşebilir. Bu türden çelişkiler “parlamento da” barışçıl yollarla çözülebilecek çelişkiler değildir, kurumlardan sokaklara ve evlere kadar yansıyacak türden, çözümü için” çok çeşitli ve biçimli” zor kullanımını gerektiren çatışmalardır.

Kısacası Türkiye hem içeriden (iç kaynaklı), hem dışarıdan (dış kaynaklı) “zor” kullanımlarına gebe olduğu bir köşe dönüşüne, yeni bir “yıla”, bir sürece girdi 2023’te.

Tarih boyu dostça ve yakın ilişkilerde olduğu Rusya ile, Ukrayna’ya Rus silahlarını vererek anlaşmayı tek taraflı bozan ve ilişkilerini dönüşü olmayan bir duruma sokan Yunanistan’ın Türkiye ile gelecekteki ilişkileri de şimdilik olmasa da gelişmelere bağımlı olarak ileride, ta Kıbrıs sorununa kadar uzanan, hesaba katılması gereken bir konu.

Sürekli vurguladığımız Polonya’nın “yeni Nazi Almanya’sı” olma gönüllülüğü ve bu yöndeki hırslı ve provokatif çabaları, Ukrayna’ya ordu sokma çalışmaları, giderek artan Kosova Sırbistan kıvılcımı, Türkiye ve Suriye anlaşmasıyla noktalanacak olan yeni stratejik ortaklık- bir NATO ülkesi olan Türkiye ile Rusya’nın stratejik ortaklığı- gerilemekte ve Orta Doğu dahil (Batı hariç) her yerde izole olan ABD’nin saldırganlığını arttırmış olması ve daha da arttırmasına neden olacak gelişmelerdir. Ve Türkiye 2023’e tam da bu gelişmelerin ortasında ve odak noktasında yer almış olarak girmektedir. Solun sorumluluğu ve görevi gerek kendilerini ve gerekse emekçi kitleleri “iyimser-pasif hayalcilikle” değil, somut gerçeklere dayanarak eğitme, uyanık tutma, örgütleme ve olacaklara hazırlamaktır.

Erdogan A

Ocak 2, 2023

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.