Header Ads

Header ADS

“Sosyalist ülke” tanımlaması ve sosyalist ülkelere burjuva korosunda soldan saldırılar üzerine

Küba özelindeki bu yazı, konu üzerine genel olarak yaklaşımdaki teorik ve pratik yanlışlıkları ve saçmalıkları ele alan, yeni bir yazı yazmaya gereke bırakmayacak, genele -Küba, K. Kore, Vietnam, Laos- uygulanabilecek içeriktedir.

Küba'da emperyalist provokasyonlar ve yersiz ve zamansız ML açıklamalar ve yorumlar

Küba; “aşırı sol” un gösterişli içi boş değerlendirmeleri ve Marksizm Leninizm’in çirkin karikatürü.

"Aşırı sol" terimi, bir yanda onların temel Anarşist ideolojilerinden ve diğer yanda -Troçkistlerin (varyasyonlarının)gerici yüzlerini gizleme pratiğinden türeyen "sol eğilimin tarihsel pratiği için kullanılır.

Buradaki konumuz, Küba’ya “örtülü” tepkilerin ve/veya bunlardan ciddi şekilde etkilenenlerin değerlendirme ve iddiaları değil, Troçkizm’in sol üzerindeki "pratiğe uygulanan kasıtsız, bilinçsiz etkisidir.

Küba'ya, Küba Devrimci hükümetine yönelik doğrudan veya dolaylı ideolojik temeldeki saldırıların ortak bir sonuç zihniyeti ve okuyucuları üzerinde- bilinçli veya bilinçsiz olarak-ortak bir gizli sonuç etkisi vardır; “Sosyalizm tek bir ülkede inşa edilemez.”

” Sol maskenin” arkasına gizlenmiş, bilinçli ama ustaca sunulan Küba suçlamalarının, şatafatlı laf kalabalığıyla temel kaynağının nereden geldiğini biliyoruz. Bunların yanı sıra, sadece ortalama Marksist Leninist sempatizanları değil, ML partiler ve örgütlerde, burjuvazi ve onların pratikte asırlık tecrübeye sahip uşakları tarafından denenip geliştirilmekte olan bu taktiksel tuzağa düşmekteler. Bu nedenle, özelde Küba'ya yöneltilen suçlamalar ve genel olarak Sosyalizmin ne olduğu ve böyle adlandırmak için temelde ne gerektiği ile ilgili konuları incelemek, zorunlu hale gelmiştir.

Birkaç istisna dışında, Küba'daki olaylar hakkında okuduğum tüm Marksist-Leninist açıklamalar ve yorumlar, “dengeli” yaklaşım içeriğinde. Yani, eğitimli, bilgili burjuva gazeteci ve yazarların yaklaşımının etkisinin bariz göstergesi.

Burjuva gazeteciler ve yazarlar, nesnel görünmek için herhangi bir konuyu ele alırken -doğrudan konunun kendisine bağlı kalmak yerine- hem “suç-suçlu” hem de “mağdur” üzerinden yorum yaparak “dengelemeye” çalışırlar. George Floyd'un öldürülmesi bunun iyi bilinen bir örneğidir. Burjuva “Dengeli Yaklaşım”, onun "suçlu geçmişini” vurgulayarak işlenen suçu gölgede bırakmak ve suçu asgariye indirme sonucunda buluşmuştur.

Küba'daki provokatif olaylara ilişkin yorumlar, emperyalist provokasyonların “dengelendiği” benzer şekilde yapılmış ve (diyalektik bağlantıları ile) Küba hükümetinin ve Küba'nın temelsiz ve zamansız, yersiz “eleştirisi” ile provokasyonun önemi “asgariye indirgenmiştir”.

Sosyalist ülke değil” (yani umurumuzda değil?), “Bürokratik Burjuva Hükümeti”, “kapitalist adımlar atıyor”, “kapitalistlere taviz veriyor”, ve “kapitalist devlet” suçlamaları, bazılarını devrimci Küba'da “devrim” çağrısı yapacak kadar ileriye götürdü.

Gerçek şu ki, bu suçlamaların hiçbiri (iddialar gerçeklerle desteklenmedikçe yapılan suçlamadır) herhangi bir Marksist Leninist teorik temele sahip değil.

Temel bilgilerle, Feodalizmden Kapitalizme dönüşüm ve Kapitalizm tanımının bir ülkeyi “kapitalist” olarak adlandırmak için uygulanmasıyla başlayalım.

Burjuvazi, bir ülkede siyasi iktidarı feodallerden aldığında, bu ülkenin ekonomik kalkınma düzeyinden (az gelişmiş, çok gelişmiş vb.) bağımsız olarak, hepimiz o ülkeye “kapitalist” diyoruz. Neden bu tanımlamayı yapıyoruz? Bu tanımlamanın arkasındaki temelleri kavramaya çalışmak için Marksizm’e geri dönmemiz gerekir.

Aşağıdaki okuyucuya bir bulmaca gibi gelebilir, ama kavramaya değer, çünkü eğer anlarsak sadece Küba'ya özel olarak değil, genel olarak da ilgili konularda temelleri kavrayabiliriz. (tek bir paragraf yerine alt alta paragrafların bulmacayı çözmeyi kolaylaştıracağını varsaydım)

Üretim olmadan insan yaşayamaz. Üretim ilişkileri olmadan üretim mümkün değildir- insanlar bir sosyal yapının dışında üretemezler. Marx, “Toplumsal ilişkilerin üretici güçlerle yakından bağlantılı olduğunu” açıklar. (1) Üretici güçler, üretim araçları ile emeğin birliğidir.

Marks şöyle devam eder: “İnsanlar yeni üretici güçler elde ederek üretim tarzlarını değiştirirler ve üretim tarzlarını değiştirerek, hayatlarını kazanma yollarını değiştirerek tüm toplumsal ilişkilerini değiştirirler.” (1)

Üretim bicimi, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin birliğidir.

Üretim ilişkilerinin temeli, üretim araçlarının mülkiyetidir.

Üretim ilişkilerindeki değişiklik, yeni ekonomik temelin eskisinin yerine ikame edilmesi, tüm toplumda bir değişiklik anlamına gelir.

Temeli üretim araçlarının mülkiyeti olduğuna göre, toplumdaki bu değişim özünde üretim araçlarının mülkiyetinde bir değişiklik anlamına gelmektedir. Feodalizmden kapitalizme geçiş, siyasal iktidarın burjuvazi tarafından ele geçirilmesi yoluyla üretim araçlarının mülkiyetindeki değişimin bir sonucudur.

Yani bir sistem, üretim araçlarının mülkiyeti ve buna bağlı olarak yeni üretici güçlerle üretim tarzını tanımlayan üretim ilişkileri tarafından tanımlanır.

Siyasi iktidarı ele geçiren burjuvazi, yeni toplumunu kurar: "Kapitalist toplumda, üretim araçları ancak sermayeye, insan emeğini sömürme araçlarına bir ön dönüşümden geçtiklerinde işlev görebilir." (2) Engels'in sözleriyle, “Burjuvazi feodal sistemi parçaladı ve onun yıkıntıları üzerine kapitalist toplum düzenini kurdu”.

Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal gelişme derecesi ne olursa olsun, burjuvazinin siyasi iktidarı ele geçirdiği, üretim araçlarına sahip olduğu, üretim ilişkilerini düzenlediği bir ülkeye “kapitalist”  diyebiliyoruz, ama siyasi iktidarın burjuvaziden alındığı, tüm üretim araçlarının kamulaştırıldığı, üretim ilişkilerinin halkın çoğunluğu tarafından ve onlar için düzenlendiği bir ülkeye, sırf “sosyalist ekonomi”, “sosyalist” olarak değerlendirecekleri derecede gelişmediğinden onu sosyalist olarak adlandırmak doğru değil?

İronik gerçek şu ki, insanlar nihai resmi hakkında hiçbir fikirleri olmadığı soyut, ütopik bir “sosyalizm” anlayışına sahipler. Her şeyden önce, kapitalizmin tersine “Sosyalizm” kendi başına bir amaç değildir. Siyasi iktidarın ele geçirilmesinden sosyalist ekonominin inşasına, komünist toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel temellerinin oluşturulmasına kadar tüm bir dönüşüm dönemini kapsayan, sonu olmayan bir iyiye yönelik mücadeledir.

Bu nedenle, sosyalizmin somut, mutlak, şablon bir resmini çizmede olduğu kadar, siyasi iktidarı ele geçirmenin yol ve araçlarının şablonlarını çizmenin bir yolu yoktur.

“Marx'ın bildiğini veya Marksistlerin sosyalizme giden yolu en ince ayrıntısına kadar biliyor olduğunu iddia etmiyoruz. Böyle bir şey iddia etmek saçma olur. Bildiğimiz bu yolun yönü ve onu izleyen sınıf güçleridir; özel, pratik ayrıntılar, ancak milyonlarca kişinin kendi işlerini kendi ellerine aldıklarında yaşadıkları deneyimle gün ışığına çıkacaktır.

İşin püf noktası, siyasi iktidarın proletaryanın eline geçmesinde… Biz doktriner değiliz. Bizim teorimiz bir dogma değil, bir eylem rehberidir.” (3)

Sosyalizm, siyasal iktidarın burjuvaziden ele geçirilmesiyle başlar ve “siyasal iktidarın”, yani devletin sönmesiyle sona erer.

Ütopyacılar, sosyalist ekonominin, sosyalist kültürün, sosyalist ilişkilerin siyasal iktidarı ele geçirdikleri gün ya da hemen sonra gerçekleşeceğini düşünebilirler. Lenin buna açıkça cevap veriyor;

Sosyalizm, insanlığa velinimet olacak hazır bir sistem değildir. Sosyalizm, temel amacı uğruna bugün bir hedeften yarın başka bir hedefe ilerleyen günümüz proletaryasının sınıf mücadelesidir…” (4)

Sosyalizm iki temel geçiş döneminden oluşur; Siyasal Dönüşüm-kapitalizmden siyasal iktidarı ele geçirerek sosyalizme ve Ekonomik Dönüşüm- kapitalist üretim ilişkilerinden sosyalist üretim ilişkilerine. Birincisi- sosyalist toplumu örgütlemek amacıyla siyasi iktidarın ele geçirilmesi- ikincisi için bir önkoşuldur, ancak siyasi iktidarı ele geçirdikten sonra hem birbirini tamamlar hem de güçlendirirler (veya zayıflatır).

“Proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi” diyor Lenin, “içeriği her zamankinden daha zengin çeşitli biçimlerde ifade bulur, kaçınılmaz olarak proletarya tarafından siyasi iktidarın ele geçirilmesine yönelik bir siyasi mücadele haline gelir. Üretimin toplumsallaşması, üretim araçlarının toplumun malı haline gelmesine, "mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesine" yol açmaktan başka bir şey yapamaz. (5)

Biçimlerin çeşitliliğine ilişkin olarak Lenin, eleştirilerinden birinde, “siyasi iktidarı eski hükümetin elinden alan” “devrimci halk mücadelesinin bir organının, geçici bir devrimci hükümetten başka bir şey olmadığını belirtir. (6)

“Saf-cıların”, ütopyacıların ve kendi kafalarında bile resmini çizemedikleri soyut, hayalci bir sosyalizm resmine sahip olanların (muhtemelen akıllarında komünizm var) aksine, Lenin söyle açıklıyor;

“Eğer devletteki siyasi iktidar, çıkarları çoğunluğunkilerle örtüşen bir sınıfın elindeyse, o devlet gerçekten çoğunluğun iradesine göre yönetilebilir. Ancak siyasi iktidar, çıkarları çoğunluğun çıkarlarından farklı olan bir sınıfın elindeyse, çoğunluk yönetiminin herhangi bir biçimi, çoğunluğu aldatmaya veya bastırmaya mahkumdur.” (7)

Sosyalistlerin toplumsal devrimin zaferini garanti altına almaları için siyasi iktidarın kazanılması birincil görevdir.  “Proletarya” diyor Lenin;

“Kurtuluşuna ulaşmak için burjuvaziyi devirmeli, siyasi iktidarı ele geçirmeli ve kendi devrimci diktatörlüğünü kurmalıdır. …komünizme doğru gelişen kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş, bir “siyasi geçiş dönemi” olmaksızın mümkün değildir.” (8)

Bu bağlamda herhangi bir biçimde bir ülkede ilk koşulun tek başına elde edilmesi, o ülkeye "sosyalist" demek için yeterlidir. "Sosyalizmin başarısı" ve "sosyalizm" aynı şey değildir, ama siyasi iktidarı ele geçirmeye bağlıdır. Sosyalizm, siyasi iktidarın ele geçirilmesiyle başlayan, devletsiz, kamu tarafından yönetilen topluma, yani komünizme geçişe kadar devam eden ve devam edecek olan mücadeledir.

Gidilen yolun yönü ve bu yönü takip eden sınıf güçleri, bir ülkenin siyasi sistemini tanımlamada belirleyici bir role sahiptir – şüphesiz ki bu takip edilen yol (sınıf mücadelesine bağımlı olarak) süreç içinde değişebilir. Bu nedenle Enver Hoca'nın Küba ve Çin'i “sosyalist” olarak adlandırması bir tesadüf ya da dil sürçmesi değildir.

"Çin Komünist Partisi'nin Dokuzuncu Ulusal Kongresi, döneklerin, hainlerin ve uyuz Liu Shao-Chi'nin hain, revizyonist ve karşı-devrimci çizgisine karşı sadece proleter zaferin bir kongresi, Çin'de sadece sosyalist devrimin ve sosyalist inşanın gerçekleştirilmesinde değil, ama aynı zamanda, Marksizm-Leninizm’in revizyonizme, sosyalizmin kapitalizme ve devrimin dünyadaki karşı-devrime karşı zaferi için verilen mücadelede yeni bir aşamaya işaret etmektedir.

Bu nedenle, bu günlerde tüm dünya Marksist-Leninistlerinin ve devrimcilerinin kalpleri ve zihinleri sizin büyük kongrenize yöneldi, bu nedenle kalpleri bu büyük tarihi olaydan dolayı sevinçle doldu…Büyük sosyalist Çin'e ve dünyanın özgürlük seven halklarına karşı emperyalist-revizyonist saldırgan planlar yüz kızartıcı bir şekilde başarısızlığa uğrayacak ve ABD emperyalistleri ve Sovyet revizyonistleri tamamen ve kesin olarak ezilecektir. (9)

Benzer şekilde, aynı nedenlerle Enver Hoca Küba'ya Sosyalist diyordu;

Karayip krizindeki maceraperest ve teslimiyetçi tavırları, Amerikan emperyalistlerine teslim olması için haysiyetini ve egemenliğini feda ederek, sosyalist Küba'ya uyguladıkları baskı, Çin Halk Cumhuriyeti'ne karşı Hint gericileriyle, Titocu klik ve Venizelos ile Arnavutluk Halk Cumhuriyeti'ne karşı, Sovyetler Birliği'nin ve diğer sosyalist ülkelerin çıkarlarına büyük bir ihanet olan nükleer denemelerin kısmen yasaklanması için rezil Moskova Antlaşması ve  Amerikan emperyalistleri lehine barışın yanı sıra bir dizi başka olgu,  Kruşçev'in grubu tarafından yönetilen revizyonistlerin bu türden faaliyetleridir.  (10)

Enver hoca Çin'i sert bir şekilde- ama emperyalistlerle aynı çizgide olmadan- eleştirirken, bile Çin'e sosyalist diyordu;

"Hepimiz sosyalist Çin için savaşmalıyız, ancak bunu yalnızca sosyalist bir Çin için ve Marksist Leninist tarzda yapmalıyız. Sosyalist Çin, özellikle Amerikalılarla bilinçli olarak gizli diplomasi uygulamaya başladı ve tehlike de burada yatıyor. Bu uygulama doğru değildir ve kınanmalıdır.

Sosyalist Çin, dış politikası eğer halkların gücüne, arzularına ve özlemlerine dayanan Marksist-Leninist bir sınıf politikası olursa, dünyada gerçekten belirleyici bir rol oynayabilir.” (11)

Siyasal iktidarın, çoğunluğun çıkarlarıyla örtüşen ve yönü ileriye dönük olan bir sınıf elinde olan bir ülkeyi eleştirmek için, emperyalistlerin korosunda şarkıcı olmamaya özen gösterilmelidir. Özellikle emperyalist propaganda ve saldırıların gündemde olduğu durumlarda Marksist Leninistlerin görevi “dengeli”, “tarafsız” olmaya çalışmak değildir.

Marksist Leninistler tarafsız DEĞİLDİR; ister abluka ister aktif sivil-asker müdahalesi şeklinde olsun, emperyalist saldırgan politikalara maruz kalan ülke halklarından, ezilen, sömürülen halktan taraftırlar.

Güncel konuyla ilgili olarak Enver Hoca'nın da belirttiği gibi,

"Doğru Leninist yol, söz değil, eylem ister..." Gerçek Marksist Leninistlerin görevi, "kardeş Küba halkına ABD emperyalizminin saldırganlığına karşı verdikleri mücadelede koşulsuz destek vermektir."...

Güncel gündemdeki emperyalist provokasyonlar ve saldırganlıkla “dengelemeye” çalışmadan, yapılan eleştirilerin gerçeklerle desteklenmesi ve kendi yerinde ve zamanında olması gerekir...

II

Sosyalist devrim “tek bir sıçrama”, “tek bir darbe” eylemi değildir, diyalektik olarak bağlantılı aşamaları, öngörülemeyen, ancak belirli bir ülkenin mevcut koşullarına -yalnızca iç değil, dış şartlar ve durumlara- bağımlı olarak değişen sürelerde birinden diğerine geçen süreçleri vardır.

Sosyalizmin inşasının temel aşamaları söz konusu olduğunda, Lenin'in değerlendirmesi şuydu;

Tarih, proleter devrimin çok önemli bazı sorunlarında Rusya'nın yaptığını kaçınılmaz olarak tüm ülkelerin yapmak zorunda kalacağını kanıtlamıştır””. (12)

Temel “aşamalar”, kullanılan araç ve yöntemler söz konusu olduğunda benzer olsa da siyasi iktidarı elde etmenin tüm ülkelere ve tüm koşullara uyan tek bir yolu veya biçimi yoktur. Çoğunluğun, yani emekçi kitlelerin çıkarlarıyla örtüşen siyasi bir iktidar, yani geçici bir devrimci hükümet tarafından yönlendirilen bir ayaklanma veya proleter devrim veya anti-faşist veya anti-emperyalist bir savaş yoluyla elde edilebilir. Bulgaristan örneğini veren Stalin şöyle diyordu;

"Proletarya, diktatörlüğü iki biçimde bilinir. Bunun ilki olarak Marx ve Engels, Paris'teki Komünü gördü ve proletaryanın çoğunlukta olduğu demokratik Cumhuriyeti, proletarya diktatörlüğünün en iyi biçimi olarak savundu... Lenin, bizim koşullarımıza uygun Sovyet biçimini formüle etti. Burada (Bulgaristan’da), işçi sınıfının iktidarının ayaklanmadan değil, dışarıdan (Sovyet Ordusu) ele geçirildiği ülkenizde, iktidarı ele geçirmenin en kolay yolu olduğu kanıtlandı, Sovyet bicimi olmadan Marx ve Engels modeline geri dönebilirsiniz. Halk Demokrasisi, Proletarya Diktatörlüğü rolünü oynayacaktır.

(Bulgaristan'da) Kapitalistler ve toprak sahipleri dört yıldır bize karşı savaştılar ve savaşmadan teslim oldular ve kaçtılar. " (13)

Siyasi iktidarı ele geçirmenin sosyalizme giden ilk ve en önemli adım olduğu gerçeğini Lenin'den bazı ek alıntılarla destekleyelim;

“Bu toplumsal devrim için gerekli bir koşul, proletarya diktatörlüğüdür, yani proletaryanın, sömürücülerin tüm direnişini bastırmasını sağlayacak siyasi iktidarı ele geçirmesidir.” (14)

“Tarih bize, hiçbir ezilen sınıfın diktatörlük döneminden, yani, siyasi iktidarın fethi ve sömürücülerin her zaman sunduğu direnişin zorla bastırılması- en çaresiz, en öfkeli ve hiçbir şeyde durmayan direniş surecinden” geçmeden iktidara gelemeyeceğini veya elde edemeyeceğini öğretiyor.”  (15)

“Bu toplumsal devrimi gerçekleştirmek için proletarya, kendisini duruma hâkimkılacak ve büyük hedefine giden yolda tüm engelleri ortadan kaldırmasını sağlayacak siyasi iktidarı kazanmalıdır. Bu anlamda proletarya diktatörlüğü, toplumsal devrimin temel bir politik koşuludur.” (16)

“Mesele, tek ve aynı sınıfın hem merkezi hem de yerel olarak siyasi güce sahip olması gerektiğidir, yani demokrasinin kesinlikle eşit derecede her iki durumda da, diyelim ki nüfusun çoğunluğunun tam üstünlüğünü sağlamaya yetecek derecede tutarlı bir şekilde uygulanması gerekir.” (17)

Açıktır ki, sosyalizmin inşası için siyasi iktidarı elde etmenin yolları ve biçimleri belirleyici değildir, ama onu inşa etmenin bir önkoşuludur, temelidir, çünkü sosyalizm siyasi iktidar ve bir devlet için sınıf mücadelesi olmadan kurulamaz.

Sosyalist devrimin özü ve toplamını teşkil eden, ekonomik ve siyasi tedbirlerin uygulanması için siyasi iktidarın ele geçirilmesi temel görevdir ve tek başına siyasi yapı anlamında belirli bir ülkedeki bir devletin “niteliğini” belirler.

Niteliği için ikincil belirleyici faktörler (ekonomik gelişme derecesinden bağımsız olarak, kesinlikle hedefi-yönü), üretimin sosyalleştirilmesi, büyük ölçekli sanayi ve özel mülkiyetin kamulaştırılması vb., gibi sosyalist toplumun örgütlenmesi için atılan birincil adımlarla, yani üretim araçlarını toplumun malı haline getirilmesiyle ilgilidir.

Siyasal iktidarın ele geçirilmesinden sonra, ekonomik ve sosyal gelişmelerin hızı ve derecesi, kaçınılmaz olarak, içinde bulunulan koşullara ve liderliğin ve halkın başlattıkları hedefin gerçekleştirilmesinde ne kadar kararlı olduğuna bağlı olarak ülkeden ülkeye değişecektir.

Mevcut duruma, iç ve dış mücadeleye bağlı olarak kimisi geri adım atmadan sosyalizmin inşasını sürdürebilecek, kimisi iniş çıkışlar yaşayacaktır. Yön değişmediği sürece, koşulların zorladığı geri adımlar, siyasal iktidarın ve siyasal sistemin özünü değiştirmez.

Lenin, çeşitli yazılarında “siyasi iktidarın ele geçirilmesi, burjuvaziye karşı sınıf mücadelesini durdurmaz; tam tersine o mücadeleyi en yaygın, yoğun ve acımasız kılar” diyordu. (18)

Bazı ülkelerde burjuvalar ülkeden kaçar ve ülkeyi terk eder, bazılarında ise çeşitli şekillerde savaşmaya devam eder. Bazı ülkelerde, eğitimsel geçmişleri, becerileri, bilgileri ve uzmanlıkları nedeniyle ekonomik ve sosyal yaşamda hala üstün olabilirler diğerlerinde olmayabilirler.

Lenin bunu açık ve net bir şekilde şöyle açıklıyor;

“Proletaryanın ilk sosyalist devriminden ve bazı ülkelerde burjuvazinin devrilmesinden sonra, o ülkenin proletaryası, sırf geniş uluslararası bağlantıları, ayrıca, burjuvaziyi deviren ülkenin küçük meta üreticileri tarafından kapitalizmin ve burjuvazinin kendiliğinden ve sürekli restorasyonu ve yenilenmesi nedeniyle uzun bir süre burjuvaziden daha zayıf kalır.

Daha güçlü bir düşman, ancak en büyük çabayı sarf ederek ve düşmanlar arasındaki herhangi bir, hatta en küçük, yarıkların en eksiksiz, uyanık, dikkatli, ustaca ve zorunlu kullanımıyla yenilebilir.

Bunu anlamayanlar, Marksizmin, genel olarak modern bilimsel sosyalizmin en küçük bir zerresini bile anlayamadıklarını ortaya koyarlar.

Pratikte, oldukça uzun bir süre boyunca ve oldukça çeşitli siyasi durumlarda, bu gerçeği pratikte uygulayabileceklerini kanıtlayamayanlar, devrimci sınıfa, tüm emekçi insanlığı sömürücülerden kurtarma mücadelesinde yardım etmeyi henüz öğrenmemişler demektir.

Ve bu, proletaryanın siyasi iktidarı kazanmasından önceki ve sonraki dönem için de aynı şekilde geçerlidir. (19)

Sovyet Devrimi örneğini veren Lenin, bu zorlukları yineler;

“Son derece zor iki problem hala kaldı, çözümü, devrimimizin ilk aylarında yaşadığımız zafer yürüyüşü olamazdı- sosyalist devrimin daha sonra son derece zor görevlerle karşı karşıya kalacağından şüphe etmedik, şüphe edemezdik.” (20)

Lenin, “Uzaktan Mektuplar” adlı yazısında Rusya'da siyasi iktidarı ele geçirdikten sonraki görevleri şöyle özetledi;

Rusya'daki devrimci proletaryanın acil görevleri şu şekilde formüle edildi:

(1) devrimin bir sonraki aşamasına veya ikinci devrime giden en kesin yolu bulmak,

(2) siyasi iktidarı toprak ağalarının ve kapitalistlerin hükümetinden işçilerin ve en yoksul köylülerin hükümetine devretmesi gerekliliği.

(3) Bu ikinci hükümet, İşçi ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri modeline göre örgütlenmelidir, yani:

(4) tüm burjuva devletlerde ortak olan eski devlet makinesini, orduyu, polis gücünü ve bürokrasiyi (resmi idareyi) parçalanması, tamamen ortadan kaldırması ve bu makinenin yerine yenisinin geçmesi.

(5) sadece bir kitle örgütü değil, tüm silahlı halkın evrensel bir örgütü.

(6) Yalnızca böyle bir hükümet, “böyle” bir sınıf bileşimine (“proletarya ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü”) ve bu tür hükümet organları (“proletarya milisleri”), o andaki son derece zor ve kesinlikle acil ana görevi başarıyla yerine getirebileceklerdir, yani: emperyalist bir barışı değil, barışı sağlayabileceklerdir….

Bu adımlar, mutlak kaçınılmazlıkla, savaşın yarattığı ve savaş sonrası dönemde birçok bakımdan daha da keskinleşecek olan koşullar tarafından belirlenir. Bütünlükleri ve gelişimleri içinde bu adımlar, Rusya'da geçiş önlemleri olmaksızın tek seferde doğrudan elde edilemeyen, ancak bu tür geçiş önlemlerinin bir sonucu olarak oldukça ulaşılabilir ve acilen gerekli olan sosyalizme geçişi işaret edecektir.

Bu bağlamda, kırsal bölgelerdeki özel İşçi Temsilcileri Sovyetlerini, yani diğer köylü temsilcilerinin Sovyetlerinden ayrı olarak, tarım ücretli işçileri Sovyetlerini derhal örgütleme görevi, son derece acil bir şekilde öne çıkıyor. " (21)

“Mademki Siyasi iktidar işçi sınıfının elinde ve bu siyasi iktidar tüm üretim araçlarına sahip... bu proletaryanın milyonlarca küçük ve çok küçük köylüyle ittifakı, köylülüğün güvenceli proleter liderliği. , vb.,"  diyor Lenin, “tam bir sosyalist toplum inşa etmek için gerekli olan tek şey bu değil mi?  Hâlâ sosyalist toplumun inşası değildir, ama onun için gerekli ve yeterli olan her şeydir.

Ama siyasi iktidar işçi sınıfının elindeyken, sömürücülerin siyasi iktidarı devrildiğine ve tüm üretim araçlarının işçi sınıfına ait olduğuna göre işlerin nasıl değiştiğini görün. Artık bizim için kooperatiflerin basit büyümesinin sosyalizmin büyümesiyle aynı olduğunu söylemeye hakkımız var ve aynı zamanda sosyalizme bakışımızın tamamında radikal bir değişiklik olduğunu kabul etmek zorundayız. Radikal değişiklik şudur; daha önce siyasi mücadeleye, devrime, siyasi iktidarı kazanmaya vb., ana vurguyu yapıyorduk ve yapmak zorundaydık. Şimdi vurgu değişiyor ve barışçıl, örgütsel, “kültürel” çalışmaya kayıyor. " (22)

Küba tarihine bakıldığında, emperyalist abluka, provokasyon, suikast ve işgal girişimlerinin zor koşulları altında Küba, imkanları dahilinde her şeyi başlatmış ve gerçekleştirmiştir.

Küba'da büyük ölçekte her şey Burjuvazinin ve toprak ağalarının elinden alındı. Neredeyse tüm ülkelerdeki insanlar hayatlarının yarısını kiralarını veya ipoteklerini karşılamak için harcarken, Küba vatandaşları için “ev sahipliği” ücretsiz hale getirildi.

Çoğu ülkede öğrenciler hayatlarını öğrenci borçlarını geri ödemek için harcarken (yani paraları yetiyorsa ve hatta kredi alabilirlerse), Küba'da eğitim ücretsizdir.

Çoğu ülkede sağlık hizmeti bir ayrıcalık olsa da (özellikle “demokrasinin şampiyonu ABD'de veya diğerlerinde yüksek vergili ülkelerde), hastalanmak için zengin olmak gerekirken, Küba'da ücretsiz sağlık hizmeti var. Küba’da çocuk bakımından kadın sorunlarına kadar değinilecek sayısız sosyal haklar var.

III

Küba'nın “eleştirilerini” incelemeye Lenin'in değerlendirmesiyle başlayalım;

Siyasi iktidarı ele geçirmesinin ardından, proletaryanın başlıca ve temel çıkarı, toplumun üretici güçlerinde ve tüketim maddeleri üretiminde muazzam bir artış sağlamakta yatar. Rus Komünist Partisinin Programında açıkça formüle edilen bu görev, savaş sonrası yıkım, kıtlık ve yerinden edilme nedeniyle bugün ülkemizde özellikle acildir. Bu nedenle, büyük ölçekli sanayiyi oluşturmadaki en hızlı ve en kalıcı başarı, onsuz, emeği sermayenin boyunduruğundan kurtarma ve sosyalizmin zaferini güvence altına alma genel davasında hiçbir başarının sağlanamayacağı bir koşuldur. (23)

Küba’yı “Eleştirilerin” tamamıyla içi boş olmalarının ötesinde, Lenin'in bu değerlendirmesine kadar uzandığını belirtmeliyim.

Lenin'in “Üretici güçlerin değil, kazanılan siyasi gücün arttığı bir dönemde,” “sosyalizmin zaferini güvence altına almak” sözlerini dikkatlice okumak önemlidir.

En olası demagojileri ve “eklektizm” suçlamalarını önlemek için Lenin'den alıntılar biraz uzun olacak ama okunması gerekli.

Sovyetlere ve Stalin'e karşı kullanılan tipik suçlamalardan biri şu anda Küba'ya karşı kullanılan “devlet kapitalizmi”dir. Küba'nın sosyalist değil, “devlet kapitalisti” bir ülke olduğunu savunuyorlar. Bu “eleştirmenlere” sorulması gereken ilk ve temel soru, “Küba'da üretim araçlarına hangi sınıfın sahip olduğu, üretim ilişkilerini kimin düzenlediği ve kimin çıkarına” olduğudur.

Herhangi bir ortalama insanın soracağı ikinci temel soru, eğer Küba Kapitalist ise, neden ABD’nin bazı taleplerine teslim olmak ve Çok kısa bir süre içinde Küba'yı “zenginleştirmek” yerine- en büyük kapitalist ülke olan ABD'ye dirensin? Küba boyun eğerek sadece turizm endüstrisi ile ihtiyaçlarının çoğunu karşılayabilir (bu arada Güney Florida'daki aynı endüstriyi neredeyse yok ederek- ki bu ablukanın nedenlerinden biri) ve Küba sağlık-ilaç endüstrisi alanında en büyük ikinci endüstri olabilir.

Büyük ölçekli sanayinin hâlihazırda mevcut olduğu ülkelerdeki bir devrimde, muhtemelen “devlet kapitalizminden” bahsetmek gülünç olacaktır. Bununla birlikte, büyük ölçekli sanayi bir yana, kapitalizmin gelişmediği ülkelerde, devlet kapitalizminin bir şekilde ve derecede kullanılması, büyük olasılıkla, söz konusu toplumun üretici güçlerinde gelişme ve artış amacıyla uygulama olacaktır.

Bu içi bos ve çelişki dolu eleştirinin saçmalığını görmek için, Lenin’in – herhangi bir endüstri ve ekonomik kaynak söz konusu olduğunda Küba ile kıyaslanamaz bir ülkede, Rusya’da “Devlet Kapitalizmi” hakkında söylediklerini okuyalım;

Devlet kapitalizmi, belirli sınırlar içinde tutmamız gereken kapitalizmdir; ama henüz onu bu sınırlar içinde tutmayı öğrenemedik. Bütün mesele bu. Ve bu devlet kapitalizminin ne olacağını belirlemek de bize düşüyor. Yeterli, oldukça yeterli siyasi güce sahibiz; Bizim emrimizde de yeterli ekonomik kaynaklar var, ancak doğrudan denetlemek, sınırları belirlemek, sınırlamak, tabi kılmak ve tabi olmamak için ön plana çıkarılan işçi sınıfının öncüsü, kendisi için yeterli yetenekten yoksundur. Burada ihtiyaç duyulan tek şey yetenek ve bizde olmayan da bu.

Tarihte daha önce hiçbir zaman, devrimci öncü proletaryanın yeterli siyasi güce sahip olduğu ve yan yana devlet kapitalizminin var olduğu bir durum olmamıştır. Bütün sorun, izin verebileceğimiz ve izin vermemiz gereken, belirli sınırlar içinde tutabileceğimiz ve sınırlamamız gereken kapitalizmin bu olduğunu anlamamıza dayanıyor; çünkü bu kapitalizm, köylülüğün geniş kitleleri ve özel sermaye için köylülüğün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ticaret yapması gereken esastır.

Kapitalist ekonominin ve kapitalist ticaretin alışılmış işleyişini mümkün kılacak şekilde şeyleri organize etmeliyiz, çünkü bu insanlar için esastır. Onsuz, (Ticaretsiz)  varoluş imkansızdır.

Siyasi İktidar sizin elinizde olduğu için kapitalistlere karşı avantajınız var; emrinizde bir dizi ekonomik silah var; tek sorun, onları doğru şekilde kullanamamanızdır. Olaylara, konulara daha ayık bakın. Cicili bicili, komünist şenlikli giysileri üzerinizden çıkarın, basit bir şeyi basitçe öğrenin, o zaman özel kapitalisti yeneceğiz.

Siyasi iktidara sahibiz; bir dizi ekonomik silaha sahibiz. Kapitalizmi yener ve köylü çiftçiliği ile bir bağ kurarsak, kesinlikle yenilmez bir güç oluruz. O zaman sosyalizmi inşa etmek, Komünist Parti denilen okyanustaki o damlanın değil, tüm emekçi kitlenin görevi olacaktır.

Eksik olan neydi? Siyasi iktidar? Hayır. Para geliyordu, bu yüzden ekonomik olduğu kadar siyasi iktidar da vardı. Gerekli tüm kurumlar mevcuttu. Peki eksik olan neydi? Kültür. Durum, meselenin siyasi iktidara sahip olma meselesi değil, idari yetenek, doğru adamı doğru yere koyma yeteneği, küçük çatışmalardan kaçınma yeteneği, böylece devletin ekonomik çalışmasının kesintiye uğramadan yürütülebilmesi meselesi olduğunu göstermektedir. Eksikliğimiz bu. " (24)

Ve yine “Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri”nde Lenin şöyle der;

“Şimdi Sovyet hükümetinin karşısına çıkan devleti yönetme görevi, şu karakteristik özelliğe sahiptir ki, uygar ulusların modern tarihinde muhtemelen ilk kez, siyasetten çok ekonomiyle öncelikli olarak ilgilenir. Genellikle “yönetim” kelimesi, yalnızca olmasa da esas olarak siyasi faaliyetle ilişkilendirilir. Bununla birlikte, kapitalist toplumdan sosyalist topluma geçişin kendisi gibi, Sovyet iktidarının temeli ve özü, siyasi görevlerin ekonomik görevlere tabi bir konum işgal etmesi gerçeğinde yatmaktadır. Ve şimdi, özellikle Rusya'da dört aydan fazla Sovyet hükümetinin pratik deneyiminden sonra, Devleti yönetme görevinin öncelikle tamamen ekonomik bir görev olduğu bizim için oldukça açık olmalıdır- ülkenin savaşın açtığı yaraları iyileştirmek, üretici güçlerini eski haline getirmek, üretim ve dağıtım üzerinde muhasebe ve denetim örgütlemek, üretkenliği artırmak, kısacası, ekonomik yeniden yapılanma görevine indirgenir.

Bu görevin iki ana başlık altında toplandığı söylenebilir:

1) bu tür muhasebe ve kontrolün en geniş, en yaygın ve evrensel biçimlerinde üretim ve dağıtım üzerinde muhasebe ve kontrol ve

2) emeğin üretkenliğini artırmak.

Bu görevler, ancak bunun için temel ekonomik, sosyal, kültürel ve politik önkoşulların yeterli derecede kapitalizm tarafından yaratılmış olması koşuluyla, herhangi bir kolektif çaba veya sosyalizme geçen herhangi bir devlet biçimiyle ele alınabilir. Büyük ölçekli makine üretimi olmadan, az çok gelişmiş bir demiryolları ağı, posta ve telgraf iletişimi, az çok gelişmiş bir kamu eğitim kurumları ağı olmadan, bu görevlerin hiçbiri ulusal ölçekte sistematik bir şekilde gerçekleştirilemez.

Ekonomik ve politik yaşamın tüm alanlarında, Sovyet iktidarına hizmetlerini sunan çok sayıda burjuva aydın ve kapitalist iş adamı görüyoruz. Ve özellikle Rusya gibi bir köylü ülkesinde sosyalizme geçiş için kesinlikle gerekli olan bu hizmetlerden yararlanmak artık Sovyet iktidarına kalmıştır ve Sovyet hükümetinin yeni yardımcıları ve işbirlikçileri üzerinde tam bir hakimiyete, yönlendirmeye ve kontrole sahip olması koşuluyla kullanılmalıdır.  Yukarıdaki türden bir ekonomik geçiş, aynı zamanda Sovyet liderliğinin işlevlerinde de buna uygun bir değişikliği gerektirir. (25)

Bir diğer temelsiz, abartılı, küçük-burjuva çocukça suçlama ise Küba'nın Kapitalist-emperyalist Ülkelerle Ticaretidir. Küba ile ticaretin büyük ölçüde ABD ablukası nedeniyle engellenmesi bir yana, gelişmiş ya da gelişmekte olan sosyalist bir ülke için ticaret yasak değil, zorunluluk, kaçınılmazlıktır. Lenin, siyasi gücü elinde tutmak ile ekonomik kalkınma arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyor.

“Büyük ölçekli sanayinin yavaş da olsa sürekli rehabilitasyonunu sağlamak için açgözlü yabancı kapitalistlere tiritler atmaktan (yem vermekten) çekinmemeliyiz, çünkü sosyalizmin inşası açısından, proletaryanın ekonomik temelini onaracak ve onu vurgunculukla uğraşan değil, kararlı bir proletaryaya dönüştürecek büyük ölçekli sanayinin rehabilitasyonu için makineler ve malzemeler elde etmek için yabancı kapitalistlere yüz milyonlarca fazla ödeme yapmak şu anda bizim avantajımızadır Su anda Proletaryanın bir handikap olduğunu inkar etmek saçma ve gülünç olur.

1921'e gelindiğinde, dış düşmana karşı verilen mücadeleden sonra, karşı karşıya olduğumuz ana tehlike ve en büyük belanın, geriye kalan birkaç büyük işletmenin sürekli çalışmasını sağlayamamamız olduğunu anladık. Ana şey bu. Böyle bir ekonomik temel olmaksızın, işçi sınıfı siyasi iktidarı sıkı bir şekilde elinde tutamaz. " (26)

Bu, Küba'ya yönelik bu tür teorik temelsiz ve içi bos “suçlamaların” Troçkistler tarafından Sovyetler ve Stalin'e yönelik suçlamaların bir başka kopyası olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır.

Küba'ya yönelik bir başka tipik Troçkist suçlaması da yukarıdakiyle ilgili olmakla birlikte, “uzlaşmacı olmak ve kapitalistlere “taviz vermek” şeklinde ayrılmaktadır.

Sahip olanlar ile olmayanlar ve sahip olmak için can atanlar arasındaki her ticaret, içinde bir dereceye kadar bir çeşit “uzlaşma” içerir. Küba toprağını ve ekonomisini hibe etmedi. Lenin'in belirttiği gibi;

“Tavizler vermek korkulacak bir şey değildir. İmtiyaz sahiplerine birkaç fabrika vermenin ve büyük kısmını kendi elimizde tutmanın korkunç bir tarafı yok. Elbette, Sovyet iktidarının mülkünün büyük kısmını tavizler şeklinde dağıtması saçma olur. Bu taviz değil, kapitalizme dönüş olur.

Tüm devlet işletmelerinin mülkiyetini elinde tuttuğumuz ve verdiğimiz tavizleri ve onlara verdiğimiz koşulları ve ölçeği tam ve kesin olarak tarttığımız sürece tavizlerde korkulacak bir şey yoktur. Büyüyen kapitalizm kontrol ve denetim altında olacak, siyasi iktidar ise işçi sınıfının ve işçi devletinin elinde kalacak. İmtiyaz şeklinde var olacak sermaye, kooperatifler ve serbest piyasa aracılığıyla kaçınılmaz olarak büyüyecek sermayenin bizim açımızdan korkulacak bir yanı yok.

Köylülüğün durumunu geliştirmeye ve iyileştirmeye çalışmalı ve bunun işçi sınıfına fayda sağlaması için büyük çaba göstermeliyiz. Ulusal ekonomimizi büyük ölçekli sosyalist sanayinin çok daha hızlı rehabilitasyonu için planlarken, köylü çiftçiliğini geliştirmek ve yerel ticareti taviz vermeden daha hızlı geliştirmek için yapılabilecek her şeyi yapabileceğiz.” (27)

Küba'ya yönelik bu “taviz verme” suçlaması da Sovyetlerin ve Stalin'in suçlamalarının tipik bir kopyası olarak Troçkist yüzünü veya onların etkisini bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır.

Lenin'in belirttiği gibi, Troçki'nin kendisi ve Troçkistler, Marksizmin diyalektiğini hiçbir zaman anlamadılar ve dikkate almadılar.

Suçlamaların çoğu tek ve aynı konu, birbirinden kopuk, ayrı ve karışıklık yaratmak ve yanlış suçlamalarını “sorun miktarı” ile pekiştirmek amacıyla çoğaltılıyor. Bu anlamda bir başka suçlama da “geri adımlar” atma, Sosyalizm yolundan “geri çekilme” ile ilgili – yine aynı Sovyetler ve Stalin suçlamaları.

Küba'nın da benzer ama devam eden zor durumda olduğu, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra geri adım atmak zorunda kaldığı konuyla ilgili olarak Rusya özelinde Lenin, Rus Komünist Partisi'nin 7. Moskova Eyaleti Konferansı'nda şunları söylüyor;

Siyasi iktidarı eline geçiren proletarya, yeni toplumsal ve ekonomik ilişkilere daha dereceli bir geçiş olacağını varsayıyordu. 1921 baharına gelindiğinde, sosyalist üretim ve dağıtım ilkelerini “doğrudan saldırı” ile, yani en kısa, en hızlı ve en dolaysız yoldan getirme girişimimizde yenilgiye uğradığımız ortaya çıktı.

1921 baharındaki siyasi durum bize, bir dizi ekonomik konuda devlet kapitalizminin konumuna geri çekilmenin, “doğrudan saldırı”nın yerine “kuşatma” taktiklerinin ikame edilmesinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.

Yenilgiyi kabul etmekten korkmayın. Yenilgiden öğrenin. Kötü yaptığınızı daha kapsamlı, daha dikkatli ve daha sistematik bir şekilde tekrar yapın.

Herhangi birimiz, yenilginin kabul edilmesinin- pozisyonların teslim edilmesi gibi-mücadelede umutsuzluğa ve çabanın gevşemesine neden olacağını söylerse, biz de onlara bu tür devrimcilerin hiçbir değeri olmadığı yanıtını veririz.

Yeni Ekonomik Politika benimsendi, çünkü 1921 baharında, burjuvazinin bizi son derece sert mücadele biçimlerine başvurmaya zorladığı iç savaş koşulları altında, eşi görülmemiş derecede zor koşullar altında sürdürülen doğrudan sosyalist inşa deneyimimizden sonra, doğrudan sosyalist inşamıza devam edemeyeceğimiz ve bir dizi ekonomik alanda devlet kapitalizmine geri çekilmemiz gerektiği tamamen bariz hale geldi. Doğrudan saldırı taktikleriyle devam edemedik, ancak bir dizi geri çekilmenin eşlik ettiği uzun bir kuşatmanın çok zor, meşakkatli ve tatsız görevini üstlenmek zorunda kaldık. Bu, ekonomik sorunun, yani sosyalist ilkelere ekonomik geçiş sorununun çözümünün yolunu açmak için gerekliydi.

Devlet kapitalizmi sistemine kısmi dönüşün bir sonucu olarak elde etmeye başladığımız şey, ekonomik yaşamın yeniden canlanması- ve her ne pahasına olursa olsun sahip olmamız gereken şeydir her ne pahasına olursa olsun sahip olmamız gereken artan üretkenliktir. Yeteneğimiz, bu politikayı gelecekte ne kadar doğru uygulayabileceğimiz, iyi sonuçlar almaya ne ölçüde devam edeceğimizi belirleyecektir.

Sonunda taarruza geçmek için kendimizi daha da geri çekilmek durumunda buluyoruz. Bu nedenle, önceki ekonomi politikamızın yöntemlerinin yanlış olduğunu şimdi hepimiz kabul etmeliyiz. Şimdiki pozisyonun doğasını, önümüzde uzanan geçişin belirli özelliklerini anlayabilmek için bunu kabul etmeliyiz. Artık dış ilişkilerin acil sorunlarıyla karşı karşıya değiliz; ne de acil savaş sorunlarıyla karşı karşıyayız. Şimdi esas olarak ekonomik sorunlarla karşı karşıyayız ve bir sonraki aşamanın doğrudan sosyalist inşaya geçiş olamayacağını aklımızda tutmalıyız.

Şimdi kendimizi, sadece devlet kapitalizmine değil, ticaretin ve para sisteminin devlet düzenlemesine biraz daha geri çekilmek zorunda kaldığımız bir durumda buluyoruz. Ancak bu şekilde, beklediğimizden daha uzun bir yoldan, ekonomik hayatı eski haline getirebiliriz. Düzenli bir ekonomik ilişkiler sistemini yeniden kurmadıkça, küçük köylü çiftçiliğini eski haline getirmedikçe ve kendi çabalarımızla büyük ölçekli sanayiyi eski haline getirip daha da genişletmedikçe, kendimizi krizden kurtaramayız.

Başka çıkış yolumuz yok; ve yine de saflarımızda bu ekonomi politikasının gerekli olduğunu yeterince net olarak anlamayan pek çok kişi var. Örneğin, bize düşen görevin devleti toptancı bir tüccar yapmak olduğunu veya toptan ticareti yapmayı öğrenmesi gerektiğini, görevimizin ticari olduğunu söylediğimizde, bazıları bunun çok tuhaf ve hatta çok korkunç olduğunu düşünüyor. Şöyle diyorlar: “Komünistler, acil görevin ticaretle, sıradan, sıradan, bayağı, değersiz ticaretle uğraşmak olduğunu söyleyecek kadar ileri gittilerse, komünizmden geriye ne kalabilir? Bu, birinin çaresizlik içinde ellerini havaya kaldırıp 'Her şey bitti' demesi için yeterli değil mi?" Etrafımıza bakarsak, sanırım bu tür duyguları ifade eden insanlar bulacağız ve bu tür duygular çok tehlikelidir, çünkü bunlar yaygınlaşırsa, pek çok kişiye olaylara çarpık bir bakış açısı verir ve onların acil görevlerimizi ayık bir şekilde değerlendirmelerini engeller.

Eger1921 baharında ekonomik alanda geri çekildiğimizi ve şimdi de 1921-22 sonbahar ve kışında geri çekilmeye devam ettiğimiz gerçeğini kendimizden, işçi sınıfından, kitlelerden gizleseydik, kendi politik bilinç eksikliğimizi belgelemek; mevcut durumla yüzleşme cesaretinden yoksun olduğumuzu kanıtlamış olurduk. Bu şartlar altında çalışmak ve savaşmak imkânsız olurdu.

Yeni Ekonomi Politikamızın yarattığı konum -küçük ticari işletmelerin gelişmesi, devlet işletmelerinin kiralanması vb.- kapitalist ilişkilerin gelişmesini gerektirir; ve bunu göremeyen biri, kafasını tamamen kaybettiğini gösterir. Kapitalist ilişkilerin yoğunlaşmasının kendi içinde tehlikeyi artırdığını söylemeye gerek yok. Ama devrimde, tehlikeleri olmayan tek bir yola, herhangi bir aşamaya ve yönteme işaret edebilir misiniz? ...

Bu Yeni Ekonomi Politikasındaki her adım bir dizi tehlikeyi beraberinde getiriyor. İlkbaharda, talep yerine ayni vergiyi koyacağımızı, ayni vergi ödendikten sonra arta kalan tahıl fazlasının ticaretini serbest bırakacağımızı söylediğimizde, böylece kapitalizme gelişme özgürlüğü vermiş olduk.

Bunu anlamamak, temel ekonomik ilişkileri gözden kaçırmak anlamına gelir; ve bu, etrafınıza bakma ve durumun gerektirdiği şekilde hareket etme fırsatından kendinizi mahrum ettiğiniz anlamına gelir... Ve ekonomi politikamızı değiştirdiğimizde, tehlike daha da büyüdü, çünkü çok sayıda ekonomik, gündelik önemsiz şeylerden oluştuğu için, ki bunlar genellikle alışılır ve fark edilmez, ekonomi özel dikkat ve çaba gerektirir ve daha kesin olarak, bu tehlikenin üstesinden gelmek için uygun yöntemleri öğrenmemizi talep eder.

Kapitalizmin restorasyonu, burjuvazinin gelişmesi, ticaret alanında burjuva ilişkilerinin gelişmesi, vb.—bu, mevcut ekonomik gelişme dönemine, önceki sorunlardan çok daha zor olan sorunların çözümüne yönelik şimdiki aşamalı yaklaşımımıza özgü tehlikeyi oluşturur. Bu konuda en ufak bir yanlış anlaşılma olmamalıdır.

Mevcut somut koşulların ticaretin ve para sisteminin devlet tarafından düzenlenmesini gerektirdiğini anlamalıyız ve tam da bu alanda neler yapabileceğimizi göstermeliyiz. Ekonomik durumumuzda, Yeni Ekonomik Politika kabul edilmeden öncekinden daha fazla çelişki var; nüfusun bazı kesimlerinin, azınlığın ekonomik durumunda kısmi, hafif bir iyileşme var; ekonomik kaynaklar ile çoğunluğun diğer kesimlerinin temel ihtiyaçları arasında aşırı bir orantısızlık var. Çelişkiler arttı.” (28)

Lenin’in açıklamalarından anlaşılacağı gibi, “geri adımlar” atma, Sosyalizm yolundan “geri çekilme” suçlamaları, hele Küba gibi sanayisi olmayan bir ülke açısından, içi bos ve ayağı ne teorik ne de pratik gerçeğe basmayan suçlamalardır.

Küba'ya yönelik ezberci ve sloganlaştırılmış bir diğer çocukça suçlama da “bürokratik” olma suçlamasıdır. Kelimenin burjuva anlam ve bağlamında Sosyalist bir ülkede bürokrasinin olmaması veya olamayacağı şekilde sosyalist bir ülkeye uygulanan suçlama.

Sağdan gelen suçlamaları eleştirirken, “Sosyalizme eski ve sıklıkla tekrarlanan bir itiraz” diyor Lenin,” sosyalizmin “kitleler için kışla” ve “kitle bürokrasisi” anlamına geldiğidir. (29) Ve Marksist anlayışa şunu söyleyerek açıklık getirir;

politika için bir aygıt (=sınıflar arasındaki ilişkileri gözden geçiren ve düzelten) ve aygıt için bir politika değil!

(İyi) bir bürokrasi politikanın hizmetindedir ve (iyi) bir bürokrasinin hizmetinde bir politika değil.” (30)

Devrimin sabahında sosyalizmin inşasını, sonraki günlerde devletin sönmesini bekleyen anarşist ütopya, kitlelerin kendi kendini yönetmesini, yani bürokrasinin ortadan kaldırılmasını beklemektedir. Burjuva devletle birlikte yıkılan, burjuva bürokrasisidir. Stalin'in açıkladığı gibi; “Eski devlet idaresi aygıtının kaldırılmasıyla bürokrasi parçalandı, ancak bürokratlar kaldı.” (31)

Stalin bunu şöyle açıklıyor;

Devleti bürokrasi unsurlarından arındırmak, Sovyet toplumunu emekçilerin özgür bir bileşimine dönüştürmek için, halkın yüksek bir kültür düzeyine sahip olması, ağır harcamalar ve hantal idari birimler gerektiren ve varlığı diğer tüm devlet kurumları üzerinde etki bırakan büyük bir sürekli orduyu sürdürme zorunluluğunu ortadan kaldırmak için her yerde barış koşullarının tam olarak güvence altına alınması gerekir.

Devlet aygıtımız önemli ölçüde bürokratiktir ve uzun bir süre böyle kalacaktır” (32).

Basitçe, "Bürokrasi" sorunu "devlet" sorunundan farklı olmadığı için, onun ortadan kalkması için ekonomik, sosyal, kültürel ve alışkanlık temellerinin oluşturulması ve kapitalist kuşatmanın olmamasını gerektirir. Lenin'in dediği gibi

“Devletin sönmesinin ekonomik temelleri”: bu durumda bürokrasinin sönmesinin “ekonomik temelleri” de var.” (33)

Çok yaygın olmasa da dolaylı olarak yapılan bir diğer suçlama ise Küba'da son beş yılda getirilen "sendikalara yönelik Troçkist yaklaşımla ilgili olarak, onlardan beklenildiği gibi, Siyasi İktidarı ve Sendikaları karşı karşıya getirmek ve aralarında bir bölünme ve çatışma yaratmakla ilgili. Lenin'in Sovyetlerde eleştirdiği konu tamamen aynı Troçkist cabalarla ilgili. Sorun bir grupta (Küba'da) tartışılmış ve geniş çapta reddedilmiş olsada, bu tür suçlamalarla dolaylı olarak bağlantılı olduğu için Lenin'in eleştirisini burada belirtmek önemli ve faydalıdır.

Rusya'da bu başarıyı elde etmek için, mevcut durumunda, fabrikalardaki tüm yetkinin yönetimin elinde toplanması kesinlikle şarttır. Genellikle tek kişinin sorumluluğu ilkesine dayanan fabrika yönetimi, bağımsız olarak ücretleri belirleme ve ödeme yetkisine sahip olmalı, ayrıca erzak, iş elbisesi ve diğer her türlü malzemeyi sendikalarla akdedilen toplu sözleşmeler çerçevesinde ve bu sözleşmeler çerçevesinde dağıtmalı; manevra yapma özgürlüğüne sahip olmalı, üretimi artırmada, fabrikanın ödemesini yapmada ve kârları artırmada elde edilen gerçek başarıların sıkı kontrolünü uygulamalı ve en becerikli ve yetenekli idari personeli dikkatli bir şekilde seçmelidir.

Bu koşullar altında, sendikaların fabrikaların yönetimine doğrudan müdahalesi, pozitif olarak zararlı ve kabul edilemez olarak görülmelidir.

Bununla birlikte, bu tartışılmaz gerçeği, sendikaların sanayinin sosyalist örgütlenmesinde ve devlet sanayisinin yönetiminde hiçbir rol oynamaması gerektiği şeklinde yorumlamak kesinlikle yanlış olur.  Sendikaların buna katılımları, aşağıdaki kesin olarak tanımlanmış biçimlerde gereklidir. (34)

Küba'ya yönelik her suçlamanın yalnızca herhangi bir olgusal temele ve destekleyici veriye sahip olmadığı, aynı zamanda Marksist Leninist teorik bir temele de sahip olmadığı oldukça açıktır. İronik olan, aynı suçlamaların Sovyet Rusya ve Stalin'e karşı yapılmış olmasıdır. Bu gerçek bile, bu tür suçlamaların Troçkistler tarafından ve kasıtlı veya kasıtsız olarak Troçkistlerin peşine düşenler tarafından yönlendirildiğini göstermektedir.

Eleştiriye bile layık olmayan daha başka suçlamalar da var. Çoğunda olduğu gibi, son tahlilde, sol lafazanlıklar arkasında gizlenerek, karşı-devrimci, kışkırtıcı protestoları haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Bunlarda; provokatörler, anti-komünistler, ABD yanlısı aydınlar ve şarkıcılar, “lümpen proletarya”.

Doğru Leninist rotaya dönüş, sözler değil, eylemler gerektirir; bu genel olarak anti-emperyalist mücadelelerin desteklenmesi ve Küba'nın emperyalistlere karşı mücadelesinin koşulsuz desteğidir.

DESTEK SORUNU

Bir Marksist Leninist'in her kararı ve duruşu, işçi sınıfının ve onun mücadelesinin çıkarlarından türer ve bunları akılda tutar. Karar ve duruş, ezberlenmiş ve sloganlaştırılmış teorilerden değil, Marksist Leninist teorilerin somut koşullara ve durumlara uygulanması ile işçi sınıfının ve onun mücadelesinin yararına olan nihai sonucuna bağlı olarak belirlenmelidir. Lenin, “Proletarya, militan burjuvazi feodalizme karşı gerçekten devrimci bir mücadele yürüttüğünde, onu destekleyebilir ve desteklemelidir. Ama burjuvazi pasifken onu desteklemek proletaryanın işi değildir” (35) derken işçi sınıfının çıkarlarını ve onun mücadelesini aklında tutuyordu.  Marksizm Leninizm’i ve onun diyalektiğini kavrayamayan ve onunla kafa karıştıran pek çok kişi için şok edici olan Lenin’in şu sözleri, gerçekte bir kitabın açıklayacağını bir paragrafta daha net anlatıyor:

Kendi burjuva “anavatanları” adına konuşma konusunda tarihsel bir hakkı olan ve feodalizme karşı mücadelede, yeni milletlerdeki on milyonlarca insanı medeni bir hayata yönelten büyük burjuva devrimcilerine derin bir saygı duymayan bir kişi Marksist olamaz.” (36)

Konunun detaylarına değil, özüne inmeden; Marksist Leninistler, işçi sınıfının ve onun mücadelesinin çıkarlarıyla örtüşen her ileriye dönük pratiği desteklerler. Küçük, ezilen, sömürülen ulusların emperyalistlere karşı mücadelelerini ve savaşlarını “adil” olarak tanımlamak ve Marksist Leninistlerden destek istemek de aynı ilkeden kaynaklanmaktadır.

“Sosyal-demokratlar, tüm uluslar için özgürlüğün gerekliliğini tamamen kabul ederler. Feodalizme, mutlakiyetçiliğe ve yabancı ulusal baskıya karşı mücadele çağında, vatan savunmasını tanıdılar- bugün ezilen ulusların (özellikle sömürgelerin) ezenlere, “büyük” güçlere karşı yürüttüğü savaşı adil olarak kabul ederler. ” (37)

Günümüzde bu tür anti-emperyalist ülkelere yönelik aktif bir savaş önkoşulu koyan çarpık bir “destek” anlayışı var. Bu yaklaşımın üzerinde durmayacağım, onlara “savaşın bir politikanın farklı bir biçimde devam etmesinden başka bir şey olmadığını” hatırlatacağım, özellikle günümüzde çeşitli biçimlerde; eğitimli, öğretimli provokatörler, ardından özel paralı askerler, STK tarafından finanse edilen gruplar vb., aracılığıyla.

Şimdi, Marksist Leninist ilke, burjuva ve burjuva demokratik hareketlerin desteğini talep ederken, siyasi iktidarın çoğunluğun elinde olduğu, çıkarlarının çoğunluğunkiyle örtüştüğü ve yolu sosyalizme giden bir ülkeyi desteklemek koşulsuz olması gerekir, çünkü onun çıkarları ne özelde ne de genel olarak işçi sınıfının ve onun mücadelesinin çıkarlarından farklı değildir.

“Toplumsallaştırmaların” çoğunun henüz tam olarak gerçekleşmediği Küba devriminin ilk yıllarında bile Enver Hoca, Küba'nın koşulsuz desteğini talep ediyordu;

“Doğru Leninist rotaya dönüş, sözler değil, eylemler gerektirir: Kruşçev'in hain politikasını ve emperyalistlerle yakınlaşmasını kınamak gerekir; Küba olaylarındaki maceracı ve kapitülasyonist politikasını kınamak ve kardeş Küba halkına ABD emperyalizminin saldırganlığına karşı mücadelelerinde kayıtsız şartsız destek vermek gerekir” (38).

Anti-emperyalist bir ülkenin siyasi sistemi, eksiklikleri, hataları vb., hakkında bazı çekinceler olsa bile, bu Marksist Leninistleri onları desteklemekten alıkoymaz. Enver Hoca desteğin bir başka örneğini ve temel gerekçesini veriyor; “engellemek değil, daha iyisi için etkilemek.” 

“Kastro'nun tüm anarşist faaliyetlerinde, Amerikalılara karşı kararlı direnişi, füzeler sorununa karşı direnişi, Domuzlar Körfezi'ndeki mücadelesi ve şimdi Sovyetlerle anlaşmazlıkları gibi unutulmaması gereken belirli aşamalar vardır. Kastro saf değildir, ancak bazı Koreli veya Rumen liderler gibi de değildir. Kastro'nun belirgin bir direniş duygusu var. Bu özelliklere güvenerek, ilkelerimizden geri adım atmadan onu daha iyi yönde etkilemeye çalışmalıyız, çünkü bu devrimin çıkarınadır.” (39)

SONUÇ

Küba'daki provokatif gösterilere ilişkin çok sayıda açıklama, yorum yapıldı. Ne yazık ki Marksist Leninistlerin açıklama ve yorumlarının çoğu, içinde “denge ve adillik” denilen Burjuva ahlak ve etik anlayışının etkisini göstermiştir. Bu nedenle açıklamalar ve yorumlar, emperyalist planları ve saldırganlığı mahkûm etmeler Küba’ya yan yana yapılan eleştirilerle doluydu. Bu, bir burjuva yorumcu açısından, ortalama okuyucunun, yorumcunun istediği sonucu çıkarmasını sağlamak için yeterlidir; “biri kötü ama diğeri de iyi değil.

Marksist Leninist etik ve normların burjuva ahlakıyla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist Leninistler için normlar, etik, “ahlak tamamen proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarına tabidir. Ahlakımız, proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarından kaynaklanmaktadır.” (40) Her şeyden önce, belirli bir anda belirli bir konuyla ilgili olarak, “adil ve denge” oyunu oynamanın ve burjuva tuzağına düşmenin zamanı ve yeri değildir, çünkü böyle bir yaklaşım, ortalama okuyucu tarafından emperyalistlerin saldırganlığının önemini en aza indiren bir algılamaya, sonuca ulaşır.

İkincisi ve en önemlisi, açıklamanın yapısından ve uzunluğundan dolayı, açıklamada kısaca özetlenen eleştiriler bir ölçüde meşruiyete sahip olsa bile, genel veya özel olarak amaca hiçbir faydası olmayacaktır, çünkü çoğu okuyucu Küba'nın zaten "o kadar iyi" olmadığı sonucunu çıkaracaktır.

Bu sonuç pratik sonuçta ters bir yanılsama, yalnızca Küba'nın önemini değil, aynı zamanda ona karşı emperyalist saldırganlığın önemini de asgariye indirgeyen bir yanılsama yaratacaktır.

Belirli bir olaya ilişkin açıklama ve yorumlarda Küba'ya yönelik eleştirilerin yeri yoktur çünkü olay emperyalist entrikalar ve saldırganlıkla ilgilidir. Güncel mesele buydu ve Marksist Leninist'in açıklamalarında ve yorumlarında bağlı kalması gereken şey buydu. Küba meselesini ele alıp eleştirmek isteniyorsa, bu "protesto meselesine ilişkin açıklamalardan ayrı olarak, başka bir zaman başka bir yerde ele alınır.

Bu açıklamalar ve yorumlarda Küba'ya karşı ileri sürülen her önemli argümanı tek tek ele aldım ve karşı argümanları, yanlışlıklarını Lenin, Stalin ve Enver Hoca tarafından desteklenen Marksist Leninist teorilere dayanarak gösterdim.

Dolayısıyla, “dengeli” yaklaşıma dayalı açıklamaların ve yorumların biçimi sadece yanlış ve emperyalistlerin çıkarlarına hizmet etmekle kalmıyor, “dengeli ve adil” olmak için yapılan argümanlar da yanlış ve Leninizm ile hiç ilgisi yok ama tam Troçkizm. Ve böylece, yine, burjuvazinin çıkarlarına hizmet ediyor.

Marksist Leninistler açıklamalarında ve yorumlarında uyanık olmalı ve sonuçlarını düşünmeli, bu açıklamaları ve yorumları yayınlamadan önce “geri bildirimin” ne olacağını araştırmaları gerekir. Ve hiçbir zaman “tarafsızlığı” varsayan burjuva “adil ve denge” etik kuralına uymazlar, çünkü Marksist Leninistler hiçbir durumda tarafsız değildir.

Erdoğan A

Temmuz 2021

İlgili makaleler

Trockist Gevezelikler ve Küba Devrimi, Garbis Altınoğlu

Ezberlenmiş Teorilerle Küba Üzerine Ahkam Kesmek 

Notlar

(1) Karl Marx, Alman İdeolojisi

(2) Engels, Sosyalizm: Ütopik ve Bilimsel

(3) Lenin, Bir Yayıncının Günlüğünden (Köylüler ve İşçiler)

(4) Lenin, Konuşma

(5) Lenin, Karl Marx Marksizmin Bir Açıklamasıyla Kısa Bir Biyografik Taslak

(6) Lenin, Devrimimizde Proleter Mücadelenin Amacı

(7) Lenin, Anayasa Yanılsamaları

(8) Lenin, Devleti ve Devrim

(9) Enver Hoca, Çin Komünist Partisinin Dokuzuncu Konferansına Mektup, 29 Nisan 1969

(10) Enver Hoca, Sosyal Demokrat Olma ve Sosyal Demokrasiyle Birleşme Yolunda Modern Revizyonistler - 7 Nisan 1964

(11) Enver Hoca, Çin Üzerine Düşünceler

(12) Lenin, Bolşevizm Tarihinin Başlıca Aşamaları

(13) Stalin, Dimitrov'un Günlükleri 6 Aralık 1948

(14) Lenin, Parti Programının Gözden Geçirilmesine İlişkin Malzemeler

(15) Lenin, Komünist Enternasyonal Birinci Kongresi

(16) Lenin, RSDİP Programının Hazırlanması için Malzeme

(17) Lenin, Merkezi Otorite ve Burjuva Devletinin Konsolidasyonu

(18) Lenin, Komünist Enternasyonal'in İkinci Kongresinin Temel Görevleri Üzerine Tezler 

(19) Lenin, “Sol” Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı, Ödün Verilmez mi?

(20) Lenin, RCP(B.) Olağanüstü Yedinci Kongresi

(21) Lenin, Devrimci Proleter Devletin İnşasında Yer Alan Görevler

(22) Lenin, İş birliği Üzerine

(23) Lenin, Sendikaların Rolü ve İşlevleri

(24) Lenin, RKP(B.) On Birinci Kongresi

(25) Lenin, “Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri”

(26) Lenin, RCP(B.) Onuncu Tüm Rusya Konferansı

(27) Lenin, Ayni Vergi Raporu

(28) Lenin, Rusya Komünist Partisi Yedinci Moskova Eyaleti Konferansı

(29) Lenin, RSDİP'nin Yedinci (Nisan) Tüm Rusya Konferansı (B.)

(30) Lenin, 10. Kongredeki Konuşması İçin Notlar

(31) talin, İşçi ve Köylü Müfettişlerinin Birinci Tüm Rusya Sorumlu Personeli Konferansının Açılışında Konuşma,

(32) Stalin; Partinin Görevleri

(33) Lenin, Broşürün Planı, Ayni Vergi

(34) Lenin, Sendikaların Rolü ve İşlevleri

(35) Lenin, Birinci Rus Devriminde Sosyal-Demokrasinin Tarım Programı, 1905-1907

(36) Lenin, İkinci Enternasyonal'in Çöküşü

(37) Lenin, Zimmerwald'daki Birinci Uluslararası Sosyalist Konferans

(38) Enver Hoca, Sosyalist Arnavutluk'un Yirmi Yılı

(39) Enver Hoca, Çin Diplomasisi uykuya daldı.

(40) Lenin, Gençlik Birliklerinin Görevleri

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.