Tamil Kaplanlarının Yenilgisi ve PKK
Ancak Marksistlerin olaylara yaklaşımı ve tahlilleri, duygusal istekler ve arzular temelinde değil, ne kadar acı da olsa, Marksist teoriler ışığında olması gerekir. Bu anlamda konuya mümkün olduğu kadar kısa bir şekilde Marksist teoriler temelinde bir yorum getirmeye ve karşılaştırma yapmaya çalışacağım.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı Üzerine
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı teorisine yaklaşırken hemen her temel
konuda olduğu gibi tarihi iki dönem (kapitalizm ve
emperyalizm) ve bu dönemlere göre teorinin uygulanması ve pratiği
birbirine karıştırılmıştır. Aynı şekilde, Ulus-Devlet ve (ikinci
döneme intikal eden) bu ulus- devletler içindeki Ulusal toplumların kurtuluşu
konusu içerik ve anlamından kopartılmış, (ezilen) Ulus-Devletlerin Kendi kaderini
Tayin hakkı * tamamen terk edilmiş ya da en ilericisin de, bu
ulus-devlet içindeki Ulusal toplumların burjuva kurtuluş mücadelesine tabi
kılınmıştır.
Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakki Ve Türkiye başlıklı yazıda kısaca da olsa vurgulamaya
çalıştığım gibi, Bu yaklaşım, teorinin asıl amaçlarından birisi ve belki de en
önemlisi olan, (özellikle ezilen bir ulus-devlet içinde) halkların
birbirine güveni, kaynaşması, birliği ve kardeşliğinin sağlanmasının tersine, bu
ulus-devlet içindeki halklar arasında güvensizliğin, ayrılığın ve
düşmanlığın oluşmasına neden olmuştur.
Genel sorun, sınıfsal içeriği ve konumundan ayıklanmış, milliyetçi bir içeriğe ve burjuva kurtuluş pratiğine dönüştürülmüştür.
Küreselleşme teorileri ve pratiği ile Ulusların kendi kaderini tayin hakkına
sahip çıkan Emperyalistler, aslında Rockefeller in “dünyadaki 200e yakın
ulus-devlet/ülke sayısını 1000e çıkarırsak , dünya üzerinde hakimiyetimizi
10,000 sene uzatırız “” sözleri doğrultusunda , ezilen halkların
mücadelelerini bölmeyi, parçalamayı , bastırmayı ve yok etmeyi
hedefleyen, ve sadece kendi çıkarlarına uygun olduğu sürece, Ulusal toplumlara
kendi kaderini Tayin hakkını verme aldatmaca pratiğini uygulamaktalar.
Marksistlerin savunduğu UKKTH teorisi ustaların belirttiği gibi “hiçbir
şekilde küçük devletlerin kurulmasını özendirmek değil, tersine, daha
özgür, korkudan uzak ve bu yüzden daha geniş ve daha evrensel büyük devletler
ve federasyonların kurulmasını hazırlama” teorisidir. İşte bu anlamda, UKKTH
teorisi kapitalist dönemle, emperyalist dönem arasındaki “uluslaşmanın”
arasındaki gerek teorik gerekse pratik yaklaşım açısından büyük
farklılıkları ortaya koymuştur.
"Aslında“, diyor Lenin, "son yılların pratiği bir kez daha
doğrulamıştır ki, ulusal ve sömürgesel sorunu emperyalizmin
egemenliğinden kurtuluş sorunundan ayrılamaz sermayenin iktidarı
yıkılmaksızın , tüm haklarına sahip olmayan uluslar ve sömürgeler
kurtulamazlar”... Marksist tahlil ve teorisi, ne acıdır ki Tamil
Kaplanlarının yenilgisinin nedeninin teorik
açıklamasını oluşturmakta ve özetlemektedir.
Bu teorinin özü ve içeriği “olgunlaşmış olan ve sosyalist bir topluma doğru
yol alan kapitalizmin” emperyalist dönemine tekabül eden içinde yaşadığımız
dönemde Marksistlerin “Ulusal hareketler” de burjuva
milliyetçiliğine uzlaşmaz savaşımını verdiği ve vermesi gerektiği,
anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadele dönemi olduğu ve teorinin genelde
(ezilen) ulus-devletlerin, özelde (bu ezilen ulus-devlet in
kurtuluşuna bağımlı olarak), bu ulus-devlet içindeki ulusal-toplumların kendi
kaderini tayin hakkı ile ilgili olduğu gerçeğinde odaklanır.
Tamil Kaplanları ve UKKTH
Tamil Kaplanları önderliğinin Marksist olmadığı gerçeği onların kendilerini (ve önderlik ettikleri Tamil emekçi köylü halkını) bütün Sri Lanka emekçi ve köylü halkından SOYUTLANMASINA, Ülke Ulus-Devlet içinde milliyetçiliğin ve halklar arası düşmanlığın oluşması ve derinleşmesinin de temel teorik ve dolayısıyla pratik gerçeğini ortaya sermiştir.
Gelinen yerde, bir ulus-devlet içinde var olan emekçi ve köylü halklar
arasında kardeşliği, dayanışmayı ve birliği sağlamadan o ulus-devlet
içinde bırakın sosyalizmi, bir ulusal toplum un (tamamıyla emperyalizmin
güdümünde ve kontrolünde olmadıktan sonra) burjuva kurtuluşunun bir dönem
kazanılsa bile, uzun süreli olabileceğini savunmak hayalciliği aşan bir
görüş olamaz.
Genel, Sri Lanka emekçi ve köylü halkından soyutlanan Tamil
kaplanlarının yenilgisi bu gerçeğin bir başka acı kanıtı
olmuştur.
Bir ulus-devlet içindeki ezilen halkların tarihi her ne kadar biçimsel
farklılıklar gösterse de, özünde Devlet in baskısı, özgürlüklerin yok
sayılmasından sözü geçen ulusal toplumun ulus niteliğinin reddedilmesine
kadar, ayni teorik ve pratiği içermiş ve içermekte devam
etmekte.
Pratik anlamda, Tamil kaplanlarının, Tamil halkının mücadelesi
içinden doğduğu ve geliştiği, PKK’nın ise Kürt emekçi ve köylü
halkının sınıfsal anlamda Devrimci olan mücadelesini Ulus-Devlet
burjuvazisinin de (bilinçli ya da bilinçsiz) yardımıyla dışarıdan ele
geçirdiği ve milliyetçi bir mücadeleye çevirdiği tarihi bir gerçektir.
Gene pratik anlamda, (belki de Tamil Kaplanlarının yenilgisinin, Tamil
Halkının gözler önünde katledilmesinin, İran da ki gösteriler tüm emperyalist
medyada 24 saat yayınlanabilirken, bu katliamın 24 saniye bile
yayınlanmamasının açıklaması olarak), Tamil Önderliğinin
emperyalistlerle olan uzlaşmazlığı ve PKK önderliğinin sadece
emperyalistlerle değil, ulus-devlet le uzlaşma çağrıları, teori ve
pratikleri, ikisi arasındaki bir diğer farkı oluşturmakta.
Konumuz teorik temelde karşılaştırma olduğundan, bu temelde
baktığımızda, ikisinin de Marksist Leninist bir önderlik olmaması,
ulus-devlet içindeki diğer emekçi köylü halkları kucaklamaması,
bu yönde hiç bir çaba göstermemesi, halkı hedef alan eylemlere girerek
halklar arasındaki nefretin oluşmasını ve kemikleşmesini sağlaması....kısaca
ulus-devlet içindeki emekçi ve köylü halk gücünün bölünüp
parçalanmasının, o ulus-devlet içinde sol hareketlerin bile Milliyetçi-leştirilmesi,
oportünist-leştirilmesi ya da kuyrukçu-laştırılması pratik sonuçlarından, ikisinin
de teorik temelde farklı olmadığını görebiliriz.
Sonuç
Gelinen yerde Ulusların kendi kaderini tayin hakkı teorisi ezilen
bir ulus-devlet içindeki bir ulusal toplumun kendi kaderini tayin hakkı
teorisine indirgenemez. Ezilen bir ulus-devletin Kendi Kaderini tayin
hakkı, yani emperyalizmin boyunduruğundan kurtularak devrimci demokrasiyi kurma
mücadelesi, ülke içindeki bir ulusal toplumun burjuva kurtuluş
mücadelesine tabi ve ikincil kılınamaz.
Devrimci demokrasi mücadelesi genel, ulusal
toplumların kurtuluşları özel sorundur. Genel öncelik taşır, özel
genel çıkara bağımlı kılınır.
Demokratik talepler üzerine mücadele, Genel mücadelenin asgari
programı içindedir, azami program asgari mücadeleye tabi ve
ikincil kılınamaz.
Yıllar önce yapılmış bir tahlilde özetlendiği gibi, Tamil kaplanlarının
yenilgisi “bir kez daha doğrulamıştır ki , ulusal ve sömürgesel sorunu
emperyalizmin egemenliğinden kurtuluş sorunundan ayrılamaz, sermayenin
iktidarı yıkılmaksızın , tüm haklarına sahip olmayan uluslar
ve sömürgeler kurtulamazlar”.
Kürt emekçi ve köylü halkının gerçek kurtuluşu, Türkiye’deki tüm
emekçi ve köylü halkların kurtuluşundan bağımsız olarak ve hele PKK
gibi bir küçük burjuva önderlik altında gerçekleşemez.
Lenin in ’…sorun, bir örgütün büyüklüğü sorunu değil, politikasının
gerçek ve nesnel anlamı sorunudur: bu politika yığınları temsil ediyor
mu, onlara hizmet ediyor mu, yani onların kapitalizmden
kurtulmalarını amaçlıyor mu, yoksa azınlığın çıkarlarını, azınlığın
kapitalizmle uzlaşmasını mı temsil ediyor?””” teorisine cevap, PKK
önderliğinin politikasına , ve Kürt emekçi halkını nereye götürdüğü
sorusuna da cevap olacaktır.
Bu konu üzerine her yazımda vurguladığım gibi ;
Gelinen yerde emperyalizmi hedef almayan, dışlamayan, gerçek
demokrasiyi azami programı içine almayan, devrimci dayanışmayı hayata
geçirmeyen (ulus-devlet halklarının ya da o ülke içindeki ulusal toplumun)
ulusal hareketleri, emperyalizmin ve işbirlikçi hakim sınıfların
elinde oyuncak olmaya mahkum olacakları gibi, hem kendi halkına hem
de içinde bulundukları ülkedeki devrimci mücadeleye ihanette son bulacaktır.
“Duygusal oportünist ve benzeri nedenlerle bu ihanete katkıda
bulunan veya seyirci kalan devrimci önderliklerin de ayni kaderde
buluşmaları kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.
“En "adil", "saf", en ince ve en uygarı olsa
bile, Marksizm milliyetçilikle bağdaşamaz”. Lenin
Erdoğan Ahmet
Haziran 2009
* Lenin gerek Emperyalizm, gerek Aktivistlerin bir toplantısında yaptığı
konuşmada ve gerekse bir sürü yerde "ulus" derken "ulus
devlet" ve bünyesindeki halktan, onların emperyalizmin ve kapitalizmin
boyunduruğundan kurtulmasından bahseder, Bir ulus devlet içindeki ezilen ulus
tan bahsettiğinde bunu özellikle vurgular, ya da konu bir ulus-devlet içindeki
ulus un kendi kaderini tayin hakkı ile ilgilidir.
"ezilen uluslar dünya nüfusun yüzde
yetmiş den az olmayan oranını oluşturmaktadır. Bunlara Versailles Barışı
bir başka yüz veya yüz elli milyon kişiyi ekledi.
"Şimdi, sadece bütün ülkelerin işçilerinin temsilcileri olarak
değil, ezilen halkların da temsilcileriyiz. ..... “bütün ülkelerin
İşçileri ve bütün ezilen halkları , birleşin” sloganı.... Tabii ki, bu
değişiklik Komünist Manifesto' açısından yanlıştır , ama Komünist Manifesto
tamamen farklı koşullar altında yazılmıştır ... Günümüz siyaset
Bakış açısından , değişim doğrudur."
Lenin, Speech Delivered at a Meeting of Activists Of The
Moscow Organisation of the R.C.P.(B.) December 6, 1920

Hiç yorum yok