İran halkının ve onların anti-emperyalist mücadelesinin %100 yanındayız.
Bu değerlendirme, "İran ve İsrail arasındaki savaş ve siyasi
gerilimler, Orta Doğu'daki emperyalist rekabetin bir tezahürüdür" diyen
yaygın bir ezberci, soyut, ayağı somut yere basmayan niteliktedir. İsrail'in
özel olarak İran'a, genel olarak tüm bölgeye yönelik düşmanlığı, tek kutuplu
dünya düzeni boyunca "rekabet eden emperyalist" ülkelerin olmadığı on
yıllar öncesine dayanmaktadır.
Kendilerini sosyalist olarak adlandıranlar, öncelikle "emperyalizmin" bütünsel ve bilimsel anlamıyla ne olduğunu anlamalıdır. Emperyalizmin ne olduğuna dair hiçbir fikri olmayan bazıları, İran'ı emperyalist bir ülke olarak adlandırmaya kadar gidiyorlar. Lenin, "Soyut teorik akıl yürütme, Kautsky'nin ulaştığı sonuca - biraz farklı bir şekilde ama aynı zamanda Marksizm’i terk ederek- ulaşılabilir" diyordu. (1)
Emperyalizm
kavramı, bilimsel
anlamda, “emperyalistlerin doğrudan rakiplerine, düşmanlarına ve
muhaliflerine yöneltilen bir tür hakaret terimine indirgenmiştir.” (2) "Bu
"ezberlenmiş" teorisyenler için, gelişmiş her ülke, hatta gelişmemiş
her ülke bile, eğer bu tanım onların öznel bakış açılarına uyuyorsa,
"emperyalisttir". Öznellik, hazır sonuçlara ve öznelliğe uyan
formüllere dayalı bir duruş belirleme, bir olayın ve gelişiminin tüm somut
koşullarını incelemek yerine, öznel belirlemeyi desteklemek için safsatalara
başvurmaya zorlar. Bu, şovenizmin safsatasıdır; ABD-NATO'nun faşist
saldırgan emperyalizmine pasifizm yoluyla destek vermenin safsatasıdır; bu
da somut gerçekleri gizleyerek ve Marksizm-Leninizm’i safsatayla yeniden
yorumlayarak fiilen ABD-NATO'ya aktif destek vermeye dönüşür.
Iran ’a karşı emperyalist saldırı, İran açısından anti-emperyalist
bir savaş, ABD-İsrail açısından ise emperyalist bir savaştır. Safsatayla aksini
iddia etmek ve buna dayanarak bir duruş sergilemek, saldırgan, soykırımcı
emperyalizmin yanında yer almakla eşdeğerdir.
Zaten aşırı sol sloganların ardına saklanıp pasifizmi savunan çok sayıda
anarko-Troçkist’imiz varken, şimdi de tek kutuplu dünya düzenini savunan, her
türlü anti-emperyalist mücadeleyi reddeden, sözde "sosyalist devrimi"
savunan ama eylemde pasifizmi teşvik eden Kautskyci-Troçkizm ortaya çıktı.
Aynı madalyonun iki yüzü birbirini tamamlıyor.
Stalin bu çarpıklığı ve sonucunu şöyle anlatıyordu.
“Dokuz Komünist Partinin bildirisini şu şekilde anlıyorum: Komünistler her
şeyden önce ülkelerin bağımsızlığını ve egemenliğini ve aralarındaki kalıcı
barışı savunmak istiyorlar. Demokrasi için gericiliğe ve faşizmin
kalıntılarına karşı mücadeleye devam etmek istiyorlar. Ayrıca, işçi sınıfının
durumunu ciddi şekilde iyileştirmek istiyorlar ve bunu engellemeye
çalışan herkese her zaman karşı olacaklardır. Genel olarak emperyalizme
ve herhangi bir ülkenin dünya egemenliğine direnmek istiyorlar. Bence sosyalistler
bu konuları ele almanın gerekliliğini anlamazlarsa, komünistlerin
kendilerinin tüm demokratik güçleri bir araya getirememe tehlikesi vardır.” (3)
Lenin ve Stalin'in öğretilerini hatırlarsak; emperyalistlere ve
sömürgecilere karşı vurulan her darbe, sınıf niteliği veya emperyalistlere
karşı darbenin biçimi ne olursa olsun, sosyalist mücadeleye giden yolda bir
kazanımdır. Özellikle işçi sınıfının varlığının neredeyse sıfır olduğu ve
kitleleri yönetebilecek gerçek bir komünist partinin bulunmadığı sömürge, yarı-sömürge,
feodal ülkeler için bu çok önemlidir.
Stalin Leninistlerin yaklaşım ve tavrını hiçbir kafa karışıklığına yer vermeyecek
şekilde şöyle vurguluyordu; "Emperyalist
baskı koşulları altında bir ulusal hareketin devrimci karakteri, harekette
proletarya unsurlarının varlığını, hareketin devrimci veya cumhuriyetçi bir
programının varlığını, hareketin demokratik bir temelinin varlığını zorunlu koşmaz.
Afganistan Emir’inin Afganistan'ın bağımsızlığı için yürüttüğü mücadele,
Emir'in ve ortaklarının monarşist görüşlerine rağmen, nesnel olarak devrimci
bir mücadeledir, çünkü emperyalizmi zayıflatır, parçalar ve baltalar."
Stalin ayni yazısında günümüzde sol adına anti-emperyalist mücadelelere karşı
çıkarak gericiliğin saflarına düşmenin açık ve net bir örneğini veriyor;
“Aynı nedenlerle, Mısırlı tüccarların ve burjuva entelektüellerinin Mısır'ın
bağımsızlığı için verdikleri mücadele, Mısır ulusal hareketinin
liderlerinin burjuva kökenli ve burjuva unvanına sahip olmalarına, sosyalizme
karşı olmalarına rağmen, nesnel olarak devrimci bir mücadeledir;
oysa İngiliz “İşçi” Hükümeti'nin Mısır'ın bağımlı konumunu
korumak için verdiği mücadele, aynı nedenlerle, hükümet üyelerinin proleter
kökenli ve proleter unvanına sahip olmalarına, sosyalizmi “yanında”
olmalarına rağmen, gerici bir mücadeledir.” (4)
Yani, Iran mollalarının Amerika ve Israil’e karşı verdikleri bağımsızlık
mücadelesi nesnel olarak ilerici bir mücadeledir. Teorileri çarpıtarak bu
bağımsızlık mücadelesine karşı çıkanlar sosyalist taraftarı olsalar bile, nesnel
olarak gericidirler.
Lenin'in sözleriyle,” anti-emperyalist, anti-sömürgeci bir mücadelenin
değerlendirilmesi, emperyalizme karşı mücadelenin genel bilançosunun mevcut
sonuçları açısından yapılmalıdır; yani bireysel olarak değil, dünya
ölçeğinde.” (5)
Sırası gelmişken ayni içerik ve temelde olan Afrika’daki askeri darbeler ve
ayni ya da ezberci benzer, “her darbeye karşıyız” gibi nedenlerle oradaki
antiemperyalist mücadelelere karşı çıkmalara da değinelim.
Lenin, sayısız yazışmasında, bir grup subayın hükümeti devirme girişimi
olan ordu isyanını "darbe" olarak adlandırmanın aptalca olduğunu
belirtmiştir. "Şimdi İrlanda ayaklanmasını (bir grup subayın hükümeti
devirme girişimi) değerlendirme konusunda hem Radek hem de Kulisher, aptalca
bir şekilde buna 'darbe' diyorlar. Bir "askeri darbe" meselesi, burjuva
pasifist bağlamında değil, ilerici veya gerici karakteri temelinde ele
alınmalıdır.” (6)
Lenin'in dediği gibi; "Bilimsel anlamda 'darbe' terimi, ancak
ayaklanma girişiminin yalnızca bir komplocu veya aptal manyak çemberini ortaya
çıkardığı ve kitleler arasında hiçbir sempati uyandırmadığı durumlarda
kullanılabilir." ..." "Saf" bir toplumsal devrim
bekleyen kişi, onu asla göremeyecektir. "Böyle bir kişi devrimin ne
olduğunu anlamadan devrime laf olsun diye destek veriyor." (7) "Bir
yandan tüm ulusal baskılara 'karşı' olduğumuzu binlerce kez tekrarlarken, diğer
yandan ezilen bir ulustaki belirli sınıfların en hareketli ve aydın
kesiminin baskıcılarına karşı kahramanca isyanını 'darbe' olarak
nitelendirirsek, Kautskyciler ile aynı aptallık seviyesine inmiş oluruz."
(8)
Sahel bölgesindeki ve özellikle Burkina Faso'daki askeri darbeleri selamlıyoruz, çünkü
bunlar emperyalistlere ve sömürgeci yağmalamalarına karşı bir darbe
niteliğindedir.
Sonuç olarak, anti-kapitalist olmadan anti-emperyalist olunamaz sloganı,
temeli (bir zamanlar Rosa’nın da savunduğu) Troçkist , anti-emperyalist mücadelelerin
tarihe karıştığı- geride kaldığı anti-Leninist bir görüştür. Bu görüş
temelinde Iran, Venezüella ve gelişmekte olan diğer anti-emperyalist, siyasi bağımsızlık
mücadelelerine, sırf iktidarların “sosyalist” olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmak özellikle
saldırgan emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden anti-Marksist Leninist bir yaklaşım
ve tavırdır.
Leninistler istisnai durumların olasılığını reddetmezler. Bu nedenle Marksizm-Leninizm, herhangi bir zamanda ve yerde doğru duruşu sergilemek için somut durumların somut olarak değerlendirilmesini, özel olanla genel olanın doğrudan diyalektik bağlantısı içinde yapılmasını savunur.
Erdogan A
9 Ocak 2026
Notlar
(1) Lenin, N. Buharin'in Broşürüne Önsöz, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi
(2) Lenin, N.
Buharin'in Broşürüne Önsöz, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi
(3) Stalin and
British Labour secret conversation record 1947-10-18
(4) Stalin,
Leninizm’in Temelleri
(5) Lenin, Reply to P. Kievsky – Kievsky’e cevap
(6) Lenin: To A.
G. Shlyapnıkov
(7) Lenin, Lessons
of the 1916 Easter Rebellion in Ireland
(8) Lenin: The
Discussion On Self-Determination Summed Up

Hiç yorum yok