Header Ads

Header ADS

İran halkının ve onların anti-emperyalist mücadelesinin %100 yanındayız.

Ezberlenmiş teorilerin her duruma reçete gibi uygulanması, Marksizm-Leninizm ve sosyalist mücadelelerin en büyük düşmanı olmuştur. Özellikle okuma ve araştırma tembelliği olan, Leninizm’i Batılı Burjuva-Revizyonist yazarlardan öğrenen, buna rağmen “her şeyi çok iyi bildiğini iddia eden”, Lenin’in terimiyle “en kötü Komünist “ olan, ve maalesef ki Türkiye’de sayısı hiç de az olmayan küçük burjuva bilgiçler, İran’ın (ve de Venezüella’nın) ABD-Israil saldırıları karşısında savunulamayacağını iddia ediyorlar. İddialarının temelini ise 1970’ler de ortaya atılan ve (ben de dahil), bilinçsizce savunulan “anti-kapitalist olmadan anti-emperyalist olunamaz” anti-Leninist, Troçkist uydurukçu teoriye dayandırıyorlar. Bu arada, kimileri İran’ı da emperyalist olarak değerlendirerek zaten kafa karışıklığı çok yaygın olan emperyalizmin tanımını da allak bullak ediyorlar.

Bu değerlendirme, "İran ve İsrail arasındaki savaş ve siyasi gerilimler, Orta Doğu'daki emperyalist rekabetin bir tezahürüdür" diyen yaygın bir ezberci, soyut, ayağı somut yere basmayan niteliktedir. İsrail'in özel olarak İran'a, genel olarak tüm bölgeye yönelik düşmanlığı, tek kutuplu dünya düzeni boyunca "rekabet eden emperyalist" ülkelerin olmadığı on yıllar öncesine dayanmaktadır.

Kendilerini sosyalist olarak adlandıranlar, öncelikle "emperyalizmin" bütünsel ve bilimsel anlamıyla ne olduğunu anlamalıdır. Emperyalizmin ne olduğuna dair hiçbir fikri olmayan bazıları, İran'ı emperyalist bir ülke olarak adlandırmaya kadar gidiyorlar. Lenin, "Soyut teorik akıl yürütme, Kautsky'nin ulaştığı sonuca - biraz farklı bir şekilde ama aynı zamanda Marksizm’i terk ederek- ulaşılabilir" diyordu. (1)

Emperyalizm kavramı, bilimsel anlamda, “emperyalistlerin doğrudan rakiplerine, düşmanlarına ve muhaliflerine yöneltilen bir tür hakaret terimine indirgenmiştir.” (2) "Bu "ezberlenmiş" teorisyenler için, gelişmiş her ülke, hatta gelişmemiş her ülke bile, eğer bu tanım onların öznel bakış açılarına uyuyorsa, "emperyalisttir". Öznellik, hazır sonuçlara ve öznelliğe uyan formüllere dayalı bir duruş belirleme, bir olayın ve gelişiminin tüm somut koşullarını incelemek yerine, öznel belirlemeyi desteklemek için safsatalara başvurmaya zorlar. Bu, şovenizmin safsatasıdır; ABD-NATO'nun faşist saldırgan emperyalizmine pasifizm yoluyla destek vermenin safsatasıdır; bu da somut gerçekleri gizleyerek ve Marksizm-Leninizm’i safsatayla yeniden yorumlayarak fiilen ABD-NATO'ya aktif destek vermeye dönüşür.

Iran ’a karşı emperyalist saldırı, İran açısından anti-emperyalist bir savaş, ABD-İsrail açısından ise emperyalist bir savaştır. Safsatayla aksini iddia etmek ve buna dayanarak bir duruş sergilemek, saldırgan, soykırımcı emperyalizmin yanında yer almakla eşdeğerdir.

Zaten aşırı sol sloganların ardına saklanıp pasifizmi savunan çok sayıda anarko-Troçkist’imiz varken, şimdi de tek kutuplu dünya düzenini savunan, her türlü anti-emperyalist mücadeleyi reddeden, sözde "sosyalist devrimi" savunan ama eylemde pasifizmi teşvik eden Kautskyci-Troçkizm ortaya çıktı. Aynı madalyonun iki yüzü birbirini tamamlıyor.

Stalin bu çarpıklığı ve sonucunu şöyle anlatıyordu.

“Dokuz Komünist Partinin bildirisini şu şekilde anlıyorum: Komünistler her şeyden önce ülkelerin bağımsızlığını ve egemenliğini ve aralarındaki kalıcı barışı savunmak istiyorlar. Demokrasi için gericiliğe ve faşizmin kalıntılarına karşı mücadeleye devam etmek istiyorlar. Ayrıca, işçi sınıfının durumunu ciddi şekilde iyileştirmek istiyorlar ve bunu engellemeye çalışan herkese her zaman karşı olacaklardır. Genel olarak emperyalizme ve herhangi bir ülkenin dünya egemenliğine direnmek istiyorlar. Bence sosyalistler bu konuları ele almanın gerekliliğini anlamazlarsa, komünistlerin kendilerinin tüm demokratik güçleri bir araya getirememe tehlikesi vardır.  (3)

Lenin ve Stalin'in öğretilerini hatırlarsak; emperyalistlere ve sömürgecilere karşı vurulan her darbe, sınıf niteliği veya emperyalistlere karşı darbenin biçimi ne olursa olsun, sosyalist mücadeleye giden yolda bir kazanımdır. Özellikle işçi sınıfının varlığının neredeyse sıfır olduğu ve kitleleri yönetebilecek gerçek bir komünist partinin bulunmadığı sömürge, yarı-sömürge, feodal ülkeler için bu çok önemlidir.

Stalin Leninistlerin yaklaşım ve tavrını hiçbir kafa karışıklığına yer vermeyecek şekilde şöyle vurguluyordu;  "Emperyalist baskı koşulları altında bir ulusal hareketin devrimci karakteri, harekette proletarya unsurlarının varlığını, hareketin devrimci veya cumhuriyetçi bir programının varlığını, hareketin demokratik bir temelinin varlığını zorunlu koşmaz. Afganistan Emir’inin Afganistan'ın bağımsızlığı için yürüttüğü mücadele, Emir'in ve ortaklarının monarşist görüşlerine rağmen, nesnel olarak devrimci bir mücadeledir, çünkü emperyalizmi zayıflatır, parçalar ve baltalar."

Stalin ayni yazısında günümüzde sol adına anti-emperyalist mücadelelere karşı çıkarak gericiliğin saflarına düşmenin açık ve net bir örneğini veriyor;

“Aynı nedenlerle, Mısırlı tüccarların ve burjuva entelektüellerinin Mısır'ın bağımsızlığı için verdikleri mücadele, Mısır ulusal hareketinin liderlerinin burjuva kökenli ve burjuva unvanına sahip olmalarına, sosyalizme karşı olmalarına rağmen, nesnel olarak devrimci bir mücadeledir;

oysa İngiliz “İşçi” Hükümeti'nin Mısır'ın bağımlı konumunu korumak için verdiği mücadele, aynı nedenlerle, hükümet üyelerinin proleter kökenli ve proleter unvanına sahip olmalarına, sosyalizmi “yanında” olmalarına rağmen, gerici bir mücadeledir.(4)

Yani, Iran mollalarının Amerika ve Israil’e karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesi nesnel olarak ilerici bir mücadeledir. Teorileri çarpıtarak bu bağımsızlık mücadelesine karşı çıkanlar sosyalist taraftarı olsalar bile, nesnel olarak gericidirler.

Lenin'in sözleriyle,” anti-emperyalist, anti-sömürgeci bir mücadelenin değerlendirilmesi, emperyalizme karşı mücadelenin genel bilançosunun mevcut sonuçları açısından yapılmalıdır; yani bireysel olarak değil, dünya ölçeğinde.” (5)

Sırası gelmişken ayni içerik ve temelde olan Afrika’daki askeri darbeler ve ayni ya da ezberci benzer, “her darbeye karşıyız” gibi nedenlerle oradaki antiemperyalist mücadelelere karşı çıkmalara da değinelim.

Lenin, sayısız yazışmasında, bir grup subayın hükümeti devirme girişimi olan ordu isyanını "darbe" olarak adlandırmanın aptalca olduğunu belirtmiştir. "Şimdi İrlanda ayaklanmasını (bir grup subayın hükümeti devirme girişimi) değerlendirme konusunda hem Radek hem de Kulisher, aptalca bir şekilde buna 'darbe' diyorlar. Bir "askeri darbe" meselesi, burjuva pasifist bağlamında değil, ilerici veya gerici karakteri temelinde ele alınmalıdır.”  (6)

Lenin'in dediği gibi; "Bilimsel anlamda 'darbe' terimi, ancak ayaklanma girişiminin yalnızca bir komplocu veya aptal manyak çemberini ortaya çıkardığı ve kitleler arasında hiçbir sempati uyandırmadığı durumlarda kullanılabilir." ..." "Saf" bir toplumsal devrim bekleyen kişi, onu asla göremeyecektir. "Böyle bir kişi devrimin ne olduğunu anlamadan devrime laf olsun diye destek veriyor." (7) "Bir yandan tüm ulusal baskılara 'karşı' olduğumuzu binlerce kez tekrarlarken, diğer yandan ezilen bir ulustaki belirli sınıfların en hareketli ve aydın kesiminin baskıcılarına karşı kahramanca isyanını 'darbe' olarak nitelendirirsek, Kautskyciler ile aynı aptallık seviyesine inmiş oluruz." (8)

Sahel bölgesindeki ve özellikle Burkina Faso'daki askeri darbeleri selamlıyoruz, çünkü bunlar emperyalistlere ve sömürgeci yağmalamalarına karşı bir darbe niteliğindedir.

Sonuç olarak, anti-kapitalist olmadan anti-emperyalist olunamaz sloganı, temeli (bir zamanlar Rosa’nın da savunduğu) Troçkist , anti-emperyalist mücadelelerin tarihe karıştığı- geride kaldığı anti-Leninist bir görüştür. Bu görüş temelinde Iran, Venezüella ve gelişmekte olan diğer anti-emperyalist, siyasi bağımsızlık mücadelelerine, sırf iktidarların “sosyalist”  olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmak özellikle saldırgan emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden anti-Marksist Leninist bir yaklaşım ve tavırdır.

Makalenin ana temasını özetleyelim: Emperyalist baskı, zulüm ve ülkeye yönelik yakın bir saldırı koşullarında, bu protestolar gerçekten haklı ve demokratik taleplerle başlasa bile, eğer protestocular emperyalist komploları hesaba katmıyorlarsa ve bunlara kayıtsızlarsa ve onların talepleri anti-emperyalist sloganlarla bütünleştirilmemişse, desteklenemezler. Çünkü, tarihin gösterdiği gibi, bu protestolar emperyalist güçlerin bir aracı ve vekilidir ya da vekili haline gelir.

Basitçe söylemek gerekirse; Leninistlerin sloganı "anti- kapitalist olmadan anti-emperyalist olunamaz" DEĞİLDİR. Aksine, Leninist slogan, "anti-emperyalist olmadan anti-kapitalist olunamazdır".

Leninistler istisnai durumların olasılığını reddetmezler. Bu nedenle Marksizm-Leninizm, herhangi bir zamanda ve yerde doğru duruşu sergilemek için somut durumların somut olarak değerlendirilmesini, özel olanla genel olanın doğrudan diyalektik bağlantısı içinde yapılmasını savunur.

Erdogan A

9 Ocak 2026

Notlar

(1) Lenin, N. Buharin'in Broşürüne Önsöz, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi

(2) Lenin, N. Buharin'in Broşürüne Önsöz, Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi

(3) Stalin and British Labour secret conversation record 1947-10-18

(4) Stalin, Leninizm’in Temelleri

(5)  Lenin, Reply to P. Kievsky – Kievsky’e cevap

(6) Lenin: To A. G. Shlyapnıkov

(7) Lenin, Lessons of the 1916 Easter Rebellion in Ireland

(8) Lenin: The Discussion On Self-Determination Summed Up

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.