Header Ads

Header ADS

TÜRKİYE TOPLUMUNDA SINIFLAR: H. İnan

Türkiyede Devrimin Yolu
H. İnan

Kaba hatları ile ortaya koydu.ğumuz ekonomik yapıdan hareket ederek sınıfların durumlarını inceleyelim. Gerici sınıf­lardan kısaca bahsettikten sona esas meselemiz olan ilerici sınıfları ele alacağız. 

İşbirlikçi burjuvazi, ticaret burjuvazisi toprak ağaları, aracı sınıflar vs. emperyalizm ile ittifak halinde olan gerici sınıflardır. Gerici sınıf ve tabakalar emperylalizmin sömürü ve zulüm po­litikası içinde doğal bir itüfak içindedirler. Bu ittifak toplumu­muzun ekonomik-politik yapısının zorunlu bir sonucudur. 

İŞBİRLİKÇİ BURJUVAZİ: Daha öncede anlattığımız gibi, emperyalizmin kontrolü altında gelişen güdümlü kapitalizmin sömürü çarkını elinde tutmaktadır. Doğuşu, güçlenmesi ve var­lığı emperyalizmle bütünlük içindedir. Amansız düşmanımızdır. 

TİCARET BURJUVAZİSİ: Mevcut düzenin devamından yana olan bu sınıf iç ticarette sanayi mamüllerinin dağıtıcısı toptancı tüccarlar, dış ticarette ithalat ve ihracatla uğraşmak­tadır. Kredili satışlar, karaborsacılık ve hatta faizcilik de ya­pan bu sınıf tarım sektöründe de geniş köylü yığınlarını kont­rol altında tutmakta ve aracı sınıfların da desteği ile varlıklarını sürdürmektedir ler. Yurdumuzun hemen hemen her yanına dağılan ve belirli merkezlerde mahalli bölgeleri de kontrol altnıda tutan ticaret burjuvazisi mevcut düzenden ayrı düşünülemez ve karşı devrimci bir sınıftır. 

TOPRAK AGALARI: Feodal üretim ilişkilerinin hakim ol­duğu bölgelerde yoğun olan ve hemen Türkiye'nin her tara­fında rastlanan bu sınıf köylüleri emir altında çalış tırmakta ve elde ettikleri artı-üretimi değerlendirmektedir. Tüm gerici fikir­leri ve tutucu davranışları özünde taşıyan toprak ağaları köy­lüler üzerinde çağ dışı bir sömürü politikası uygulamaktadır. Geniş köylü yığınlarını kontrol altında tuttukları ve ulusal dav­ranışlara karşı oldukları için bu sınıf 1945'den bu yana Ameri­kan emperyalizminin sadık· uşaklığını yapmaktadır. Birçok bölgelerde tefecilik ve ticareti de kimseye kaptırmamaktadır, hakimiyet kurduğu alanda ekonomik ve politik imtiyazı elle­rinde tutmaktadır. Bu sınıf amansız .düşmanımızdır.

TEFECİ VE EŞRAF TAKiMi: Ekonomik çıkarı  iki yönlü­dür: Birincisi, sanayi mamüllerinin dağıtımı; ikincisi ise, tarım sektöründe sağladıkları kardır. Tarımsal üretimle uğraşmala­rına rağmen, bilhassa küçük köylü üretiminin y0ğun olduğu bölgelerde büyük çıkarları vardır. Tefeci ve eşraf takımının önemi, Küçük üreticileri, yoksul köylüleri ve tarım proletarya­sını kontrol altında tutmasıdır. Çıkarlarının devamı mevcut dü­zenin devamına bağlı olduğundan, diğer gerici sınıflardan ay­rı düşünülemez ve düşmanımızdır. 

BÜROKRATLAR (SİVİL-ASKER): Teknokratları ve es­nafların bir kısmı ekonomik çıkarları gereği gerici sınıfların ya­nında yer alırlar. Özellikle yüksek ihtisas sahibi bürokrat ve teknokratlar, yabancı şirket ve işletmelerde yüksek ücretlerıe çalışmakta ve giderek buralara ortak olmaktadırlar. E􀉃on•Jrrıik çıkarları yanında, bu taban üzerinde emperyalist kültürün one­mi büyüktür. Hisse senetleri, tahvillerle yabancı şirketlere or­tak olan teknokrat bürokratlar, görevleri icabı gerici sınıflarla bütünlük içine girmekte ve karşı-devrimci cephede yer almak­tadırlar. Esnaf ve zanaatkarların bir kısmı da, daha doğrusu ekonomik durumları iyi olan kesimi, bir üst sınıfa geçebilmek için imkanları olduğundan ve mevcut düzenin tanıdığı kara­borsacılık, kredili satışlar ve tefecilikten yararlandığı; ayrıca ekonomik krizleri çeşitli dalaveralarla atlatabildikleri için gerici güçlere sarılmakta ve düşman saflarında yer almaktadırlar. 

FARKLI ÜRETİM BİÇİMLERİNİN BİR ARADA BULUN­MASI: Türkiye'de farklı üretim biçimlerini, (mülkiyet ilişkileri­ni) ellerinde tutan gerici sını flar, emperyalizmle ittifak halinde olup, bir arada yaşamaktadılar. Bu durum emperyalizmin il. Dünya savaşından sonra yurdumuza girişi ile meydana gelen ittifakın ekonomik ve politik yönleri ile devamıdır. 1945'den sonra Amerikan emperyalizmi ile sıkı ilişkiler içine giren DP. toprak ağaları, ticaret burjuvazisi, sanayi burjuvazisi, tefeci esnaf, teknokrat ve bürokratlar, yani tüm gerici sınıfları içine alıyordu. Sanayi ve tarımda kapitalist üretim ilişkileri geliş­mediği için feodal ve yarı-feodal üretim ilişkileri hakim durum­da .. idi. Emperyalisterle ittifak kuran DP'nin ağırlığını toprak ağaları ve ticaret burjuvazisi teşkil ediyordu. Emperyalizmin yurdumuza girişiyle çok partili hayata geçiş aynı zamana rastladığı için geniş köylü yığınlarının oylarını kontrol etme ve politikalarını devam ettirme bakımından toprak ağalarının önemi daha da arttı. 1950'den zamanımıza kadar sanayi ve tarımda kapitalist üretim ilişkileri gelişmesine rağmen, eski it­tifak devam etmektedir. işbirlikçi burjuvazi va ticaret burjuva­zisi, toprak ağaları ve aracı sınıflarla eski önemini korumakta­dır. 

Çünkü DP.nin oluşturduğu bu sınıf ve tabakalar AP. ve diğer gerici partilerin bünyeside eksiksiz mevcuttur. Toprak ağaları ekonomik güçlerini devamlı yitirmelerine rağmen, di­ğer gerici sınıflar henüz bu sınıfa tavır almamakta, aksine onun tutucu yapısını korumasına yardımcı olmaktadır. Bu itti­fakın başlıca sebepleri şunlardır.

1. Yukarıda anlattığımız ve 1945'den yana süregelen itti­fakın devamıdır. Bugün politikada, toprak ağaları, eşraf ve te­feci takımı ekonomik güçlerinden daha fazla oranda ağırlıkla· rını devam ettirmektedirler. Bunun önemli iki sebebi vardır.

A- 22 yıl önce çok güçlü olan bu sınıflar, işbirlikçi burjuvazi ve ticaret burjuvazisi ile aynı zamanda emperyalistler için ge­rici ittafakın temel taşı idiler. Bu sınıflar geniş imkanlara sa­hipti ve politik ağırlıkları çoktu. Hala o ağırlık ekonomik güçle­rine oranla lehlerine devam etmektedir. 8- Yurdumuzdaki çok partili dönem ve seçim sistemi geniş halk yığınları üzerin­de kontrolu olan bu sınıfların politikada önemli yer işgal et­melerini sağlıyordu. Fakat günümüzde veya daha ileride se­çimin olmadığı askeri bir dikta ortamı devam ettirecektir. Şimdi anlatacağımız sebeplerle bunu daha iyi anlayacağız.

Tarımda makinalaşma, köyden şehre büyük bir göçe sebep olmuştur. Bu göç ise şehirlerde büyük bir işsizler or­dusu teşkil etmiştir. Türkiye'de gelişen kapitalizm bu işsizleri istihdam edecek kapasitede değildir. Toplumsal patlamalara sebep olacak bu durum işbirlikçi burjuvazinin aleyhindedir. Göçün ve işsizler ordusunun kontrol altına alınması, toplum­sal patlamaların belirli ölçüde önüne geçecektir. Bu kontrolü sağlayacak güç ise köylüleri kontrol altında tutan toprak ağa­ları, tefeci ve eşraf takımıdır. İşbirlikçi burjuvaziyi bu sınıflarla ittifakını sürdürmek zorundadır .

3• Ozellikle son yıllarda güçlenen devrimci mücadele, geniş köylü yığınlarını da içine almıştır. Bu durum gerici sınıfları ürkütmüş ve kendi aralarındaki çelişkileri minimuma indirerek sağlam bir cephe oluş turmalarına sebep olmuştur. Toprak ağaları tefeci ve eşrafa bağlı durumda olan köylülerin, de­mokratik mücadelelerini bastırmak için en etkin yol olarak köylüler üzerindeki baskıyı (ekonomik-politik) devam ettirir. 

4. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da feodal ve yarı-feodal kalıntıların devamı gericiler açısından çok önemlidir. Bu böl' gelerde yaşayan halk Kürttür. Bir taraftan toprak ağaları, te­feci ve eşrafın insanlık dışı tahakkümü altındadır, diğer taraftan ezilen bir ulus tüm demokratik haklarından yoksun olup,dilleri ve kültürleri asimilasyo na tabi tutulmaktadır. Feodal ve yarı-feodal kalıntıların tasfiyesi, bu bölgedeki Kürtlerin ulus­laşma sürecini hızlandıracak ve daha çok bağımsız düşünme imkanı sağlayacaktır. HALK SAVAŞIMIZDA çok önemli yer işgal edecek olan bu bölge üzerindeki gerici çemberin (eko­nomik, politik, ideolojik) kalkması gerici sınıfların aleyh ine ve onlar için büyük tehlikedir. 

İŞÇİ SINIFI: (Sanayi ve tarım proletaryası), yoksul ve orta halli köylüler, küçük burjuvazi ve lumpen proletarya öz­lerinde sınıfsal çıkarları gereği emperyalizme karşıdırlar ve emperyalizmle inifak halinde olan işbirlikçi burjuvazi, toprak ağaları ve aracı sınıflara karşı doğal bir ittifakın içindedirler. Fakat gerici sınıflar örgütlenmiş oldukları halde; ezilen ve sö­mürü altındaki bu sınıf ve tabakalar ne kendi içlerinde, ne de aralarında örgütlenmiş durumda değillerdir. Bu sınıf ve taba­kalar mücadele içinde iŞÇİ SINIFI PARTiSi VE HALK OR­DUSU içinde örgütleneceklerdir. Ve örgütlendikleri oranda mücadele gelişecek, hız kazanacaktır. Tarihimizin hemen hiçbir devrinde demokratik hak ve özgürlüklerinden faydalan­mamış bu sınıf ve tabakalar yetersiz politik bilinçlenme düze­yine sahiptirler. Bilinçlenmemiş olduklarından bazen sınıf çı­karlarıyla taban tabana zıt davranışlarda bulunabilirler. Fakat son yıllarda bu sınıf ve tabakalar hızlı bir bilinçlenme süreci içindedirler. 

SANAYİ PROLETARYASI: Belli bölgelerde yoğunlaşmış durumdadır. Uzun yıllar demokratik hak ve özgürlükleri faşist kanunlarla kısıtlanmıştır. 1925'te çıkan Takrir-i Sükun kanu­nuyla grev ve toplantı hakları engellenmiş, 1938'de sendika kurmaları yasaklan mıştır. 1945'de sendika kurma hakları ta­nınmış fakat yine de birçok kısıtlamalara tabi tutulmuşlardır. (örneğin: Bakanlar Kurulu istediği grevi milli güvenliği koru­ma gerekçesiyle erteleyebilmekte, yani kırabilmektedir.) işçi sın ıfına belirli haklar tanınırken bazı kanunlar ve sarı sendika­cılık yoluyla da işçiler ko ntrol altında tutulmak istenmiştir.

Şimdiki halde se ndikaların çoğu emperyalizmin ve işbirlikçile­rin damgasını taşıyan sarı sendika durumundadır. Zaten yeni çıkarılmak istenen kanunlarla, yeni yeni ortaya çıkmaya baş­layan devrimci sendikalar baskı altına alınmak, TURK-IŞ (ABD'den aldığı yardım ve krediler işbirlikçilerin hizmetinde­dir) içeriside eritilmek istenmektedir. Bütü n çaba􀊷ara rağmen işçi sınıfının mücadelesi 1960'dan sonra gelişmiş, bilinçlen­me ve örgütlenme hızlanmış ve ekonomik grevlerin _yanısıra politik grevler de gelişmeye başlamıştır. 15-16 HAZIRAN'da işçi sınıfı işbirlikçilere gücünü göstermiş ve gözünü korkut­muştur. Bundan sonra işbirlikçi politika, bütün gücü ile işçi sı­nıfının bilinçlenmesini, örgütlenmesini önlemeye çalışmış, işçi sınıfı üzerinde baskı ve Terörü yoğunlaştırmıştır. Faşist baskı ve zulüm politikası bunu daha da ağırlaştırmıştır. 

İşçi sınıfının çoğu köylülükten gelmedir ve hala köylerin­den bağlarını tamamen koparmamışlardır ve köyleri ile ilişki­lerini sürdürmektedirler. Bu ilişki kırdan şehre gelişecek olan halk savaşında önemli rol oynayacak ve devrimci mücadeleyi kolaylaştıracaktır. 

Ortak pazar ülkelerinde özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda'da yoğunlaşmış yarım milyonun üstünde işçimiz ça­lışmaktadır. Ve bu, Türkye'deki işçilere oranla daha yükse'< bir rakamdır. Yurt dışında çalışan işçilerimiz Türkiye'y'? dc·n­düklerinde devrimci mücadeleyi büyük ölçüde etkiley.;cek­lerdir. Bu nların bir kısmı döndüklerinde küçük üretici veya kü­çük burjuvazi durumuna gelecekler fakat bu nların da büyük bir kısmı bu durumlarını devam ettirmeyecek ve tekrar prole­terleşeceklerdir. Bu grubun içinde seçme bir kesim ise, be­yinleri yıkama amacı ile kredilerle ve yardımlarla zenginleştiri­lecek, hatta bazı kooperatiflere ve sanayi kuruluşlarına üye edileceklerdir. Esas büyük çoğunluk, döndüğünde sın ıfsal yapısında hiçbir değişiklik olmayacak hatta bir resmi işsizler ordusuna katılacaklardır. işsizler ordusunun eritilmesinde ve döviz rezervlerimizin arttırılmasında büyük tayda umulan Av­rupa'ya işçi göçü döviz rezervlerimizin artmasına yardımcı olacak fakat işsizler ordusunun eritilmesine belirli bir oranda fayda sağlayacaktır. Belli bir müddet sonra (hatta artık şimdi) yurt dışına işçi göçü işsizler ordusunun üY.elerinin değişimi şeklini alacaktır. Çünkü artık Ortak Pazar Ulkelerinin de işçi istihdam kapasiteleri dolmuş veya dolmak üzeredir. Ancak bir kısım işçi döndükten sonra diğer bir kısım gidebilecek du­ruma gelmiştir. Yurt dışındaki işçilerin dönüşü yeni problem­ler yaratacaktır. Çünkü işçi sınıfının faydalanabileceği hemen bütün haklardan faydalanan ve bu demokratik ve özgürlükler sayesinde modern işçi sınıfı anlayışına sahip olan sınıf bilinci­ne varan yurt dışındaki işçilerimiz döndüklerinde ekonomik ve politik baskılardan ileri anlayışlara sahip olacak ve Türki­ye'de tatmin olmayacaklardır. Ekonomik alanda ve buna bağ­lı olarak politika da itici bir rol oynayacaklar, ileri hamlelere ve patlamalara sebep olacatır. Yurt dışında çalışan işçilerimiz devrimci mücadelemizde rol oynayacaklardır. 

TARIM PROLETERYASI: Tarıma makinanın girmesi ve bunun neticesi kapitalist ilişkilerin gelişmeye başlaması ile, tarım proleteryasının sayısı artmaya başladı. Çoğunlukla Ak­deniz, Ege-Marmara bölgelerinde kapitalist çiftlikler ortaya çıkmaya, çeşitli bölgelerde de devlet çiftlikleri (Üretme çiftlik­leri, haralar) kurulmaya başlandı. Fakat tarımda üretimin he­men hemen bütün bölgelerde mevsimlik olması, tarım prole­taryasının çoğunluğunun mevsimlik işçi durumunda olmasını sağladı. Bu çoğunluk, kışın işsiz duruma düşmektedir ve er­tesi yaz için avans verilerek çok düşük ücretle çalışmayı ka­bul etmeleri sağlanmaktadır. Devlet çiftliklerinde de çeşitli dalaveralarla devamlı işçi durumuna gelmeleri önlenir, kışa doğru çoğuna yol verirler. Sanayi proletaryasından çok daha fazla köyleri ile ilişki halindedirler. Hatta bir kısmı köylülükten daha tamemen kopamamıştır. Köylülükten proleterleşmeye doğru bir süreç halinde olan kesim büyük bir ağırlık .taşır. Yoksul köylülerin büyük kısmı kışı köylerde bir kısmı da şehirlerde geçirir. Orta ve DoğJJ Anadolu'daki yoksul köylülerin büyük kısmı ailesi ile birlikte kapitalist çiftliklerde çalışmakta­dır. Devamlı üretim içinde olanlar dışında, işsizler ordusunu meyadana getirenler kış sonuna doğru karınlarını doyuramaz hale gelirler ve çok az bi'r ücretle çalışmayı kabullenirler. işçi­nin çok bol olması, üretimin çok düşük olmasına sebep olur. Çalışma şartları sanayi proletaryasından daha zor, işgücü daha ucuzdur. Devamlı üretim içinde olmayan çoğunluğun, devamlı bir arada bulunmaları ve her an işten atılma tehdidi altında olmaları (hiçbir demokratik hakka sahi değillerdir. Ar­.P kalarında büyük. ·bir işsizler ordusu vardır) Orgütlenmelerini çok zorlaştırır, grev yapma gibi olanaklarını ise tamamen im­kansızlaştırır. Emeklerinin çok altında ücret alan tarım prole­taryası hayasızca sömürülür. Köylülerle bağlarının çok sıkı ol­ması devrimci mücadeleye büyük kolaylıklar sağlar. Yoksul köylülerle beraber mücadelenin başından itibaren gönüllü destekleyici olacaklar ve halk savaşımızda halk ordusunun temel insan-gücü kaynağnı teşkil edeceklerdir. 

YOKSUL KÖYLÜLER: Köylüler: (Az topraklı, topraksız, kiracı, ortakçı ve yarı proleter unsurlar) 
Elinde geçimin sağlayacak yeterli toprak olmadığı halde kırsal bölgede yaşamını sürdüren kesimdir. Toplumumuzda, yaşama standardına göre en alt sıralarda olan yoksul köylü­ler; toprak ağaları, elciler, tefeciler tarafından hayasızca sö­mürülmektedirler

Ailesi ile birlikte şehre göç imkanı da bulunmayan yoksul köylüler özellikle Doğuda hemen hemen tamamen serf duru­mundadır. Hiçbir demokratik hak ve özgürlüğü yoktur. Ya­şantısını sürdürebilmesi, ağanın ve tefecinin kendisine iş ve kredi vermesi ile mümkündür. Bunu bilen ağa ve tefeci takımı yoksul köylüleri baskı ve kontrol altında tutmakta, bu da işbir­likçi politikanın çok işine yaramaktadır. Bütün baskılara rağ­men yoksul köylülük toprak arzusunu 1960'dan sonra yapılan toprak işgalleri ile belli etmiş ve mücadele arzusunu gös­termiştir. 

Yaşantısı ile proletaryaya en yakın olan tabakadır. Yoksul köylülerin çoğu mevsimlik işçi olarak, kapitalist çiftliklerde ve­ya şehirde (bilhassa inşaat sektöründe) çalışmaktadır. İşçi sınıfı ideolojisini kavramaları çok kolay olmaktadır. 

Kaybedecek çok az şeyi olan yoksul köylüler tarım proleteryası ile halk ordusunun TEMEL GUC UNU teşkil edecektir. Kırsal bölgede yürü tülecek mücadeleye 'toprak ve özgürlük uğruna" katılacaklardır. 

ORTA KÖYLÜLER: Küçük üretim, Orta Anadolu, Kara­deniz ve Marmara'da çok yaygındır. Üretim metodları ilkel ol­makla beraber, yeterince gelişmiş değildir. Tarım sektörün­deki küçük üreticiler, bankalardan yeterli kredi temin edemedikleri için, tefecilerden faizle para almak zo runda kal­maktadırlar. Bu ise yoksullaşmalarına sebep olmaktadır. Nü­fus artışını istihdam edecek sanayi kuruluşları olmadığı için, toprak gittikçe küçü lmekte ve küçük üretici yoksullaşmakta­dır. 

ZENGİN KÖYLÜLER: Kapitalist ve kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin yoğun olduğu bölgelerde ortaya çıkan ve kapitalist toprak ağası durumuna geçme özleminde olan zen­gin köylüler bihassa Ota Anadolu'da güçlüd ürler. Çoğu baba­dan kalma zengindir. Genel olarak köylerde büyük topraklara sahiptirler. Ya yarıcı veya ortakçı ile topraklarını işletirler, ya da yanlarında mahdut sayıda işçi çalıştırırlar. Bir köyde birkaç adet olan zengin köylülerden biri çoğunlukla o köyün muhta­rıdır, köylüleri· ve oylarını belli oranda kontrol altında tutar. Bu bakımdan politik güçleri de vardır. Bir kısmı tefeciik ve faizci­likle de uğraşır. Diğer bir kısmı da kapitalist çiftliklerin geliştiği bölgelerde gelişmiş metodlarla toprağı işlerler. Yanlarında iş­çi de çalıştırırlar. Fakat daha zenginleşip kapitalist ağa duru­muna gelmeleri çok zordur. Genellikle gerici bir rol oynarlar.

Hiç değilse tarafsızlaştırmaya çalışmalıyız.

LUMPEN PROLETARYA: Tarıma, traktör ve diğer maki­naların girişi, az topraklı ve topraksız, kırsal bölgelerdeki as­gari yaşama şartlarını da ortadan kaldı rmış ve onları şehre, göçe zorlamıştır. Şehirlerde biriken bu nüfus fazlası istihdam edilmediği için, özellikle büyük şehirlerde, büyük bir işsizlik ordusunu ortaya çıkarmıştır. 

Lumpen proleterya yaşamını sürdürmek için hertürü işe girip çıkmaktadır. Karnını doyurmak için daha çok mevcut dü­zenin kanunsuz kabul ettiği işleri yapmaktadır. Kaçakçılık, kumar oynatma, beyaz kadın ticareti gibi işlerle de uğraşan lumpen proletarya daha çok burjuvaların ve küçük burjuvala­rın sırtından geçinmektedir. Sermaye olarak hayatını ortaya koyan lumpenler genellikle atak ve girişkindirler. 

Devrimciler bu tabakayı örgütlemek ve devrimci cehpeyc kazandırmak için çalışmalıdırlar. Lumpen proletaryanın ihma­li, bu sınıfın para ile Karşı- Devrimcilere hizmet etmelerine yol açacaktır. Nitekim, bazı yerlerde faşistler lumpen proleterleri kendi amaçlarına hizmet ettirmektedirler. 

ŞEHİR KÜÇÜK BURJUVAZİSi: Memurlar, teknokratlar, öğretmenler, seyyar satıcılar, zanaatkfı.rlar, serbest mesıek sahipleri v.s. şehir küçük burjuvazisini teşkil ederler. Çeşitli farklılıklar göstermesine rağmen hepsi emperyalizmin ve mevcut düzenin varlığından memnun değildirler. iş güvenlik­leri yoktur. Ekonomik haklar talep etmek için, kullanacakları demokratik direnme ve örgütlenme hakları çok azdır. Ekono­mik krizlerin sonunda ortaya çıkan zam ve verg ilerin en bü­yük yükünü bu sınıf taşır. Hayat pahalılığından, enflasyondan en çok sabit gelirler zarar görmektedir. Maaşlarının yüksel­mesi, gerekli demokratik direnme haklarından yoksun olduk­ları için, fiyat artışlarından çok sonra gelmektedir. Ne kendi istikballeri ne de çocuklarının eğitimi ne de gelecekleri garan­ti altına alınmış değildir.

Mevcut statükodan en fazla zarar gören dar gelirli me­murlar ve öğretmenler 1960-71 döneminde rahatsızlıklarını sık sık hissettirmişlerdir. Öğretmenler hem ekonomik durum­larının bozuk olmas ı, hem de meslekleri ve kökenleri itibariy­le yurt gerçekleriyle yakından ilgili olduklarıdan zaman za­man bütün yurt çapında politik yönde olan eylemlere girişmişlerdir. Teknokratlar ve dar gelirli memurlar boykotlar­da memnuniyetsizliklerini belli etmişlerdir. 

Şeh irde oturan ve haberleşme imkanlarından faydalanan bu sınıf politik eylemlerden kolayca etkilenmekte ve belli öl­çüde bilinçlenmektedir. Bu sınıf, kurtuluşunun ilk şartı olan, mevcut statükonun yıkılması olduğunu az çok kavramıştır. Devrimci eylemin güç kazanması ve hızını arttırması bu sını­fın da örgütlenme ve direnmelerini hızlandıracaktır. Milli cep­hede, bazı kesimleri aktif, bazıları da pasif yer alacaklardır. 

Esnaflar, bildiğimiz gibi çoğunlukla gerici cephede yer al­maktadırlar. Bir kısmı da kaypak davranır. Kurtuluş savaşın­da da kaypak davranan bu tabakaya hiçbir zaman güvenme­meliyiz. 

Zanaatkarlar, bağımlı sanayinin gelişme sürecinde ikili bir özellik taşımaktadır: Bir kısmı tamamen yoksulaşıp prole­terleşmekte, bir kısmı da palazlanarak işbirlikçileri arasına girmektedir. Anadolu'da proleterleşmeye mahkum olan zana­atkarlar devrimci mücadeleyi destekleyeceklerdir. 

Daha önce de belirttiğimiz gibi asker-sivil bürokratların bir kısmı çıkarları gereği gerici sınıflarla ittifak içindedirler. Bunla­rın bir kısmı da mücadeleyi destekleyecek ve hatta katılacak­tır. Hem küçük burjuvazinin bu kesimini daha iyi açıklamak, hem de genel olarak gerekli gördüğümüzden ordunun yapısı­nı da kısaca inceleyelim ..


ORDUNUNYAPISI










Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.