Türkiye Devriminin Yolu
Hüseyin İnan
THKO Belgelerinden
1976 da basılmıştır
THKO Belgelerinden
1976 da basılmıştır
TÜRKİYE TOPLUMUNUN YAPISI:
Emperyalizmin sömürüsü altında bulunan yurdumuz (Ekonomik, politik, askeri, kültürel) yarı bağlı durumda olup, farklı üretim biçimlerini bağrında taşımaktadır. Bu farkl ı üretim biçimlerinin ortaya çıkarttığı sı n ıfsal yapı ve buna bağlı olarak beliren tahlillerden hareket ederek devrim stratejimizi çizeceğiz. Türkiye de kapitalist (Genel yapısı ile az gelişmiş Kapitalizm) Feodal ve yarı-feodal üretim ilişkileri birarada yaşamakta ve bu durum bütün alanlarda (politik, askeri, kültürel) varlığı nı issettirmektedir.
Once ekonomik yapıyı ele alarak bir arada bulunan farklı üretim biçimlerinin durumları nı ve bu yapının ortaya çıkardığı sınıf ve tabakaları sırası ile anlatacağız. Ekonomk yapıyı genel hatları ile ikiye ayı rabiliriz.
1. Sanayi sektörü 2. Tarım sektörü
Bu iki sektör üzerindeki emperyalizmin etkisi ve Türkiye'nin yarı bağımlı durumunu ortaya koyacağız.
SANAYİ SEKTÖRÜ:
Yurdumuzda sanayi üretimi emperyalizmin güdümündedir. Gelişme imkanları son derece sınırlı küçük sanayi dışında Amerikan emperyalizminin girişi ile emperyalist sömürünün tamamen kontrolü altında gelişen iki sanayi kolu, iMALA T SANAYİİ (Tüketime dönük) ve MONTAJ SANAYİ'dir. Normal olarak, Türkiye'de kapitalizmin gelişmesi için izlenilmesi gereken yol (Emperyalizm faktörünü hesaba katmazsak) sanayide ağırlık verilmesi gereken ağır sanayi ve toplumun zaruri ihtiyaçlarına cevap verecek tüketim sanayinin kurulmasıdır. Oysa bu yol hiçbir zaman izlenmemiş ve emperyalist sömürünün devamını garantileyecek bir sanayi sektörü hakim kılınmıştır.
Kapitalizmin evrensel kanununa göre, kapitalizmin az gelişmişlikten kurtulması için, toplumun istikrarlı bir yapıya sahip L'lması gerekir. İlk şart ekonomik güce sahip olan sermaye sahipleri11in, politik gücede sahip olmasıdır. Bu şart sağlanırsa üretim, dağıtım, sermaye piyasası rasyonel bir bütünlük içinde işlemeye başlar. Sanayide yaratılan değerin büyük bir bölümü ticaret burjuvazisi ve bankalar yolu ile yeniden yatırımlara dönüşür. Sanayideki üretimin rasyonel bir bir işleyişe sahip olması, toplumun diğer kesimindeki tasarrufunda, bankacılık ve sigortacılık kanalı ile yeni yatırımlara dönüşümünü sağlar. Ancak bu şartların yerine getirilmesi iledir ki ağır sanayi kurulur ve kapitalist toplum ortaya çıkar. Fakat toplumumuzun gelişimi bu yolu izlememiştir. Bunu daha iyi anlayabilmek için ülkemizin tarihi gelişim içindeki ekonomik yapı sını ele alalım.
19. yüzyılda emperyalizmin Osmanlı Devletine girişi ile, ekonomik yapı bozulmuş ve dejenere olm uştur. Kurtuluş savaşını yapan kadro, bu bozulmuş yapıyı devralmıştır. Yeni kurulan Cumhuriyet hüküm etinde sermaye sahipleri ve toprak ağalarının kesin hakimiyeti yoktur. Kurtu luş savaşının ortaya çıkarttığı sınıflar ittifakı içinde parçalanmış Osmanlı ordusunun ilerici ve reformist kanadı ile şehir küçük burjuvazisi ağırlık kazan ıyordu. işbirlikçi burjuvazi politik ağırlığını yitirdiği için, ticaret burjuvazisinin bir kısmı (Daha çok Türk olan lar) ön plana çıktı. Cumhuriyet Hükümeti, başlangıçta, kısmen mi ll7 nitelik taşıyan özel sektöre çeşitli imtiyazlar vererek, kapitalist yoldan kalkınma çabası içine girdi. Fakat sermaye birikiminin olmaması yabancı tekellerin milli olduğunu iddia eden ticaret burjuvazisine el atması ve 1929 yılına kadar gümrük duvarlarının çok alçak olması -0/o3 gümrük haddi- nedenleri ile, sermaye sahipleri milli işletmeler kuramadılar.
Bunun yerine , ithalat ve ihracata ağ ırlık vererek, yabancı tekellere aracı durumuna geldiler. Ve kolay yollardan zengin oldular. 1929 yılına kadar uygulanan bu politikan ın fayda vermemesi Cumhuriyet hükümetini devletçiliği denemeye zorlamı ştır. Devletçilik politikasına diğer bir sebep, antiemperyalist bir politika izleyen hükümetin Sovyeller Birliği ile iyi ilişkiler içinde olması ve etkisinde kalmas ıdır. 1930-38 yıl ları arası nda, Osmanlı Devletinden kalma yabancı şirketlerin çoğunluğu millileştirilmiş ve işbirlikçi burjuvazinin bir kısmı tasviye edilmiştir. Kalanlar ise devletçilik politikası karş ısıda ezilmemek ve aracılık, müteahhitlik gibi yollardan ekonomik güçlerini arttırmak için gayret etmişlerdir. il. Dünya savaşı döneminde karaborsa ve speklasyonlarla uğraşan bu sınıf palazlanma imkanı bulmuş ve devletçilikten rahatsız olduğu için ekonomik gücü kontrol altına alabilmek gayesiyle, reformist burjuvazinin politik ağırlığı ile birleşerek Demokrat partiyi kurmuşlar, 1950'de de politik gücü ellerine geçirmişlerdir.
1923-50 dönemini şöylece özetleyebiliriz; kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin hakim olduğu ticaret burjuvazisinin yabancı tekellerle bağlarını tamamen koparmadığı ve antiemperyalist politika içinde reformist burjuvazi ile ittifak kurarak, kapi talist yoldan kalkınmayı gerçekleştirmek için bocalama dönemidir. Kapitalist l
1950'den günümüze kadar olan dönem, eınperyalizmin sömürü politikasına bağlı olarak güdümlü kapitalizmin sanayi sektöründe hakim olduğu ve yabancı sermayenin imalat sanayii (tüketime dönük) ile montaj sanayii gelişimine hız vererek tüm yatırım ve sömürü alanlarını ele geçirdği dönemdir. Devletçilik politikası terkedilnıiş ve işbirlikçi burjuvaziye, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yabancı sermaye or taklığı içinde sömürme imkanı sağlayacak bütün tedbirler alınmış tır. Ağır sanayinin kurulması, emperyalist tekellerin hesabına gelmediği için, kontrolleri altında tuttukları ekonomik yapıda ağır sanayiye geçiş imkansızdır. Sanayi sektöründe tüketime imalat ve montaj sanayii temel iki sanayi kolu olmuştur. Yeraltı zenginlikleri ele geçirilmiştir. Mevcut sömürü çarkı, ağır sanayi bir yana, güdümlü kapitalizmin ön gördüğü yatırımlara dahi tamamen dönüşememektedir. Karın bir kısmı dışarıya transfer edilmektedir. Karın diğer kısmını ellerinde tutan sanayi ve ticaret burjuvazisine gelince, sanayi burjuvazisi eline geçen karın bir kısmını, yarınını garanti altına almak için dışarıya transfer etmekte ve geri kalanını da sanayiye yatırmaktadır. Sanayi mamullerinin dağıtımını kontrolü altında tutan ticaret burjuvazisi kredili satışlar ve karaborsa ile büyük karlar elde etmektedir. Ticaret burjuvazisi sermayesini sanayi yerine kolay ve fazla kar getiren inşaat ve benzeri alanlara yatırmaktadır. Son zamanlarda sanayi yatırımlarını hızlandırrnak için sermaye birikimini sağlayacak kooperatifler ve kurumlar örgütlenmesi (OYAK gibi) karın tekrar sanayiye dönüşebilmesi içindir. Fakat bu kooperatifler de fazla gelişmemiştir.
Sanayi sektöründe üretimin bir kısmı iktisadi devlet teşekkülleri tarafından yapılmaktadır. 1930-38 yıllarında kurulan ve işletmesini devletin üstlendiği bu kuruluşlar bu gün verimsiz ve keşmekeş içindedirler. Daha çok, tekstil, şeker, çimento ve cam sanayiinde işletmeleri olan iktisadi devlet teşekkülleri 1950'den sonra bozuk bir işleyiş içine girmişlerdir. İşletmelerin bir kısmına yabancı sermaye ortak olmuş ve rasyonelleştirmeye çalışılmış tır. Eski yapısını muafaza edenlerde ise, verim düşüktür. Politik nedenlerle, hatalı bir planlama içinde kapasitesinden fazla işçi istihdam edilmektedir ve geri tekniğin k_ullanıldığı bu işletmeler genellikle zarar etmektedir.
Ozellikle Anadolu'da yaygın olan küçük sanayinin IJ.nemli bir kesimi emperyalizmin girişi ile tasfiye edilmiştir. Uretim araçları ve üretim metodları ilkel olan küçük sanayide maliyet yüksek olmaktadır. Bu sanayii ellerinde tutan güçlerin bir kısmı DP'nin kredi politikası ile palazlanmış ve emperyalist şirketlere ortak olmuştur. Yurdumuzda tüketim mamüllerinin bir kısmı hala küçük sanayi tarafından üretilmektedir. Küçük sanayi yabancı tekellerin varlığın dan zarar görmektedir ve gelişme olanakları yok olmuştur.
Türkiye de milli burjuvazi ve onun kontrolünde milli sanayi yok denecek kadar azdır. Emperyalist sömürü tüm yatırım alanlarını kontrol altına aldığı için, bağımsız kapitalist işletmelerin yaşamaları çok zordur. bazı yerli endüstri kuruluşları varsa da bunlar gerek hammadde ve üretim araçlarının temininde gerekse üre_tilen malın pazarlanmasında emperyalizmle ilişki içindedir. Ote yandan böyle işletmelerin sahipleri çoğunlukla başka endüstri kollarında emperyalizmle ortaklık halindedir. Bu yüzden sınıf tahlilimizde milli burjuvaziden bahsetmeyeceğiz.
TARIM SEKTORU:•
Sanayide olduğu gibi, tarım sektöründe de üretim emperyalizmin kontrolü altındadır. Günümüzde tarım sektörü emperyalizmin . kontrolü altındaki sanayiinin yan sektörü durumundadır. . ünce tarım sektörünün Cumhuriyet dönemindeki gelişimine kısaca göz atalım: 1923-50 yılları arasında tarımda feodal ve yarı-feodal üretim ilişkileri hakimdi. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi çok zayıftı. Diğer taraftan sanayi de dahil yurdumuzda kapitalizmin öncesi üretim ilişkilerinin gelişimi çok zayıftı. Toprakları ellerinde tutan toprak ağaları, toprakları ilkel metodlarla ortakçılık ve kiracılıkla işletiyordu. Arazinin planlı kullan ılmaması ve makinalaşman ın azlığı üretimin düşüklüğüne sebep oluyordu . Kapitalist gelişmenin kısır olması ve geniş köylü kitlelerinin içinde bulunduğu sefalet ikinci dünya savaşında reformist-burjuvaziyi toprak reformu yapmaya zorlamıştır. Fakat toprak ağalarının politik yapıdaki gücü ve ticaret burjuvazisi, tefeci ve aracı takımı ile kurduğu ittifak toprak reformunu engellemiştir. Amerikan emperyalizminin girişi ile DP. tarım sektörünü geliştirerek kalkınmayı kendisine politika edinmiştir. Bu politika o zaman kalkınma için emperyalizmin gerici sınıflara kabul ettirdiği yoldur. Tarıma makina ve modern metodların girişi, toprakların genişletilmesi sonucu, belirli bölgelerde, sanayi ürünleri yetiştiren kapitalist çiftliklerle olmuştur. Toprak ağalarına tanınan geniş imkanlar, kredi yardımları sayesinde Akdeniz, Ege, Marmara bölgelerinde kapitalist ilişkiler yoğunlaşmıştır. 1955 yılına kadar önem verilen bu politikada, bu yıldan sonra gevşeme olmuştur. Bununönemli sebepleri; ik tidarın ağalara kredili yardımları kısması ve genişletecek toprakların azlığıdır. DP. devrindeki gelişme hızını kayıp eden tarımdaki kapitalist ilişkiler güdümlü kapitalizmin yan sektörü şeklinde devam etmektedir.
Emperyalizmin amacı, kredi ve yardımlarla kapitalist çiftlikleri k_endi işine yarayan hammaddeleri üretmeye zorlamaktadır. Uretilen bu ürünler tekellerin hammadde ihtiyacını karşılamaktadır. Dış pazarı kontrol eden tekeller fiyatları istedikleri gibi ayarlayarak etkinliklerini ayarlayarak kontrollerini devam ettirmektedirler. Tarımdaki kapi talist işletmeler üretimlerini belirli sanayi ürünlerine kaydırmışlardır. ihracatın önemli bir kısımını bu ürünler teşkil etmektedir. (Pamuk. Tü tün, Fındık, Zeytin, Şeker pancarı vs.)
Tarımda yoğun olan diğer bir üretim biçimi küçük köylü üretimidir. Esasında kendi tüketimleri için ürettikleri ürünler de tefeci ve tüccarın sömürüsü altındadır. Ürünlerini değerlendirme imkanından yoksundurlar. Kendilerine zor yetecek bir toprak parçası üzerinde, ilkel metodlarla üretim yapmaktadırlar. Küçük köylü üretimi orta Anadolu'da çok yaygındır. Diğer bölgelerde de önemli ölçüde mevcuttur.
Doğu ve güneydoğu Anadolu'da hakim olan ve diğer bölgelerde de kısmen bulunan feodal ve yarı-feodal üretim ilişkileri ekonomik yapıda önemli bir unsurdur. Toprak reformu yapılmadığı için tasfiye edilmeyen bu üretim ilişkileri kapitalist ilişkilerin gelişmesi ile bazı bölgelerde tasfiye olmuştur. Feodal ve yarı-feodal üretim ilişkilerinin tasfiyesi iki yolla olmaktadır. Birincisi sanayi ve tarımda gelişen kapitalist ilişkilerirı zorlaması ile olmaktadır. İkincisi ise, toprak ağaları ellerindeki topraklar üzerinde kapitalist çiftlikler kurmakta ve topraklarını satarak tefecilik, faizcilik, tüccarlık yapmakta ve şehirlere yerleşerek sermayelerini gayrımenkullere (inşaat sektörü) yatırmaktadırlar. Önemli oranda mevcut olan feodal kalıntılar içinde köylüler: serf, yarıcı, ortakçı veya kiracı durumundadırlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın olan bu üretim biçimi toprak reformu yapılmadıkça varlığını koruyacaktır. Çünkü,yurdumuzdaki kapitalist ilişkilerin gelişi ve toprak ağalarının gerici yapısı normal şartlarda feodal kalıntılarını muhafaza edecektir. Feodal üretim ilişkilerinin bulunduğu bölgelerde verimlilik oldukça düşüktür ve ilkel metodlarla üretim yapıl· maktadır.
TÜRKİYE TOPLUMUNDA SINIFLAR:

Hiç yorum yok