Header Ads

Header ADS

Troçkizmin Baltası - Mahir Sayın, Savran

8 EYLÜL 2021 

BİRİNCİ BÖLÜM

I

SYKP'ye ait ''Siyasi Haber'' sitesinde ''Troçki Cinayeti Dosyası''  

yayınlandı. Yazılan yazılar kapsamlı bir tarzda değerlendirilebilir ama biz, belli bir çerçevede sorunu ele almakla yetineceğiz. Dosyanın başlığı her ne kadar ''Troçki Cinayeti'' olarak atılmışssa da gerçekte, doğal ve kaçınılmaz olarak, bir bütün olarak Marksizm-Leninizm, Ekim Devrimi, sosyalist inşa ve dünya devriminin teorik ve politik perspektifleri tartışılıyor. Dosyanın temel içeriğini belirleyen şey, Marksizm-Leninizm'in, Lenin ve Stalin'in SSCB'sinin, sosyalist inşanın reddidir. Dosya, fırsattan istifade Stalin üzerinden Bolşevizm'in baştan aşağı çarpıtılması üzerinde şekillenmiş. Dünya burjuvazisinin ve yedeğindeki akımların bilinen ideolojik saldırısı, demagoji ve manipülasyonu ''Dosya'' aracılığıyla güncelleniyor. Kuşkusuz ki ''Dosya''ya yazılarıyla katılan her yazar aynı kagegoriye koyulamaz. Ancak biz bununla ilgili değiliz. Beynini, yüreğini, belkemiğini Troçkizm'in oluşturduğu teori ve propagda ve manipülasyonla ilgiliyiz.

Şöyle yazmıştık;

''Revizyonist/kapitalist sistem ve kampın çözülerek dağılmasıyla birlikte, Troçkistler, tarihin Troçki’yi ve teorisini haklı çıkardığını gürültülü bir biçimde ilan ettiler. Onlara göre, revizyonist/kapitalist kampın dağılışıyla, 'Stalinizm' iflas ederek çökmüş, Stalin, tarih tarafından tartışmasız bir şekilde mahkum edilmiştir. 'Marksizm’in dogmatikleştirilmesi de olan Stalinizm'’in bu yenilgisi , 'yaratıcı Marksizm’in önündeki barikat'ları kaldırmıştır. Artık arena Troçkizm için temizlenmiştir. Şimdi gün, Troçkizm’in günüdür…'' (SSCB'de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler, s. 345, Troçkizm ve IV. Enternasyonal'in Eleştirisi, 1911, Akademi/Kuram, Akademi Yayın)

Ancak Troçkistler umduğunu bulamadı, ideolojik etki alanı özellikle de dolaylı, yarı-dolaylı gelişse de kendileri de çöken kapitalist/revizyonist sistemin altında kaldılar.

''Çöküş''ten sonra Anti-Stalinist kampanya doruk yaptı. Anti-komünist, anti-Stalinist fırtına hala esmeye devam etmektedir.

Bu kampanyanın dün olduğu gibi bugün de merkezinde dünya burjuvazisi, sosyal-demokrasi ve Troçkizm bulunmaktadır. Post-modern, post-Marksist liberal akım geliştirilen propagandanın versiyonları olarak süreçle iç içe.  

Marksizm-Leninizm'e karşı mücadele, hala, ezici bir oranda ''Anti-Stalinizm'' bayrağı altında sürdürülüyor; burjuvazi ve yedeğindeki akımlar ''Anti-Stalinizm'' adı altında yürütülen ideolojik, politik, psikolojik hareketin daha etkili olacağını düşünüyor. Uluslararası Troçkizm, ''Stalinizm'in ölümü''nü ilan ettiği, ''Troçkizm kazandı''  iddiasına karşın hala Lenin'i doğrudan karşısına almaya cüret edememektedir (en azından büyük çoğunluğu ve en etkili olan Troçkist çevreler). Hala Lenin savunucusu gözükmeye, Troçki'yi ''Leninist-Bolşevik'' olarak lanse etmeye devam etmektedir. Savran gibiler zaten öteden beri bu kervanda.

II

Troçki Ekim Devrimi'nden önce Marksizm'den etkilenmiş bir devrimcidir.  

Marks'ı anlayamadığı gibi Lenin'i de hiçbir zaman anlamamış tarihsel bir figürdür. Ekim Devrimi'nde önce olduğu gibi Ekim'den sonra da Marksizm-Leninizm'le mücadele etmek onun ideolojik-siyasi karakteri olmuştur.

O, Ekim Devrimi'ne katıldıktan sonra partinin önderliğinde, parti çizgisi ve direktifleri ekseninde iş yaptığı oranda proletar devrimin zaferine önemli katkılar yapmış bir figürdir de. Fakat siz bakmayın Troçki'nin ve yandaşlarının ''Leninist-Bolşevik'' olduğu iddiası ve propagandasına. Daha önce herhangi bir biçimde kendisini Leninist, Bolşevik olarak tanımlamayan, dahası buna açıkça karşı çıkan Troçki, ''Stalinizme karşı mücadele''  silahını kuşanınca, kendisini sahtekarca Lenin'in halefi, Leninist-Bolşevik olarak lanse etme gereksinimi duymuştur. Bu manevra Makyavelist karaktere sahip, duruma göre manevra yapma, durumun teorisini yapma yeteneğine sahip Troçki ve Troçkizm'in karakteristik özelliklerindendir.

Dolayısıyla Troçkist Sungur Savran'ın, ''Trotskiy, Stalin’in öldürttüğü son Bolşeviktir. Ondan önce hepsini temizlemiş bulunuyordu. Bunu anlamak çok önemli. Trotskiy cinayetinin anlamı ancak böyle kavranabilir.'' (Troçki Dosyası, Savran, ''Trotskiy suikastı: Bolşevizme son darbe'') derken yaşamını Bolşevizm'e karşı mücadeleye adamış, Bolşevizm'e ve Bolşevizm'in önderliğinde kurulan sosyalizme, sosyalist inşaya karşı savaşmış, Bolşevizm karşısında her girdiği mücadeleden yenilgiye uğrayarak çıkmış, giderek dünya burjuvazisinin saflarına iltihak ederek proletarya diktatörlüğünü ve sosyalizmi yıkmak için savaşmış Troçki'yi aklamak peşindedir. Troçki geçtik Bolşevik olmayı, Ekim öncesi de Ekim sonrası da yaşamını Bolşevizm'e karşı mücadeleye adamış birisidir.

Mahir Sayın da şunları yazmış;

''Uzun yıllar Bolşeviklerle çatışmasına rağmen Ekim Devrimi’nin en parlak yıldızlarından biri olmayı başaran, Lenin’in Stalin’e karşı duruş için vekalet verdiği Troçki’nin katli sorununu sosyalizm mücadelesinin bütününden ayrı olarak değerlendirmek mümkün değildir. Zira onun başını yaran balta ile sosyalist kuruluşun başını yaran balta aynı şeydir.  

Meselenin özü de, cinayetin kasıt unsurunu oluşturan sosyalizmin kuruluşu konusudur. Bu açıdan bu cinayet üzerine söz ederken cinayetin işleniş mekanizmasını da sosyalizmin kuruluşu konusundaki bakış açılarının somut ifadelerinden biri çerçevesinde görmek gerekir.'' (Troçki Dosyası, Sayın, ''Sosyalizmin kafasına inen balta ve Troçki’nin katli'', bba.)

Sayın belli ki, ya Lenin'in Troçki'ye ''Stalin'e karşı duruş için vekalet''  verdiğine inanıyor ya da ideolojik etkisine kapıldığı Troçkizm'in demagojisine inanır hale gelmiş. Bu sözleri büyük bir rahatlık içinde yazan Sayın, Lenin'in Stalin'e karşı vekalet verdiğini gösteren bir belge sunamıyor. Sayın'ın Troçki'nin sahte propagandasının hiçbir belgeye dayanmadığını bilmediğini düşünmek ise saflık olur. Keza Troçki'nin ''başını yaran baltanın'' ''sosyalist kuruluşun başını yaran balta'' ile aynı balta olduğu iftirası ile, proletarya diktatörlüğünü ve sosyalizmi yıkan Kruşçevci kızıl maskeli karşı devrimi, yeni tip burjuvaziyi ve kapitalizmin restorasyonunu aklamaktadır. Sayın küçük burjuva kurnazı bir tutumla faturayı Stalin'e keserek, böylece bir de buradan Troçkizm'e kan taşımaya çalışmaktadır. Bu, onun nesnel gerçeğidir.

Troçki bir Bolşevik mi? Savran'ın iddia ettiği gibi ''balta'' Bolşeviklerin ve Bolşevik Troçki'nin başına mı inmiş? Birlikte bakalım;

Troçki Lenin'in Ekim Devrimi ile Troçkistleştiğini savunuyor. Troçki kendisini Ekim Devrimin'in lideri olarak lanse ediyor. Troçki, Lenin ölmeden önce kendisini halefi ilan ettiğini ancak bunu partiye ilan etme olanağı bulamadan öldüğünü iddia ediyor. Kuşkusuz ki hepsi birbirinden büyük yalanlar. Kanıt yok, belge yok. Troçkizm'in karakteristik özelliklerinden birisi de bir yalanı bir kez değil, milyon kez tekrarla o gerçek kabul edilir özelliğidir. Bu Troçkist demagojinin ustalaştığı bir yetenektir.

Kitabımızda şöyle yazmıştık;

''1917 burjuva demokratik devriminin patlak verip zafere erişmesinden sonra, Nisan‘a doğru, Troçki, parti program ve disiplinini kabul ettiğini açıklayarak, partiye katılmak için başvurur. Stalin’in önerisiyle, Troçki ve dar aydın çevresi parti tüzüğünün gereklerine bağlı olarak RSDİP (B)’e kabul edilir. Lenin ve Parti, Partiye katılan Troçki’ye MK’da görev verir.  

Özel bir rol oynamamakla birlikte, Troçki, burjuva demokratik devrimin sosyalist devrime dönüşmesi ve sonrasında devrime önemli hizmetler sunar.  

Ama O, gerçekte Bolşevizm’i ve Partiyi biçimsel bakımdan benimsemiştir.  

Devrimciliği, maceracı ruhu, kariyerizm hastalığı, ordusuz general olması, devrim yıllarında Partiye katılmasını getirmiştir. Tarihsel deneyim, Troçki’nin Bolşevizm’i ve Bolşevik Parti’yi sadece biçimsel olarak kabul ettiğini olanca açıklığı ile (daha sonraki yıllarda) berrak bir tarzda kanıtlayacaktı. Ayrıca vurgulamak ve hatırlatmak gerekir:  

Lenin 'Vasiyet'inde, Troçki’nin bir Bolşevik olmadığını açık ve kesin bir tarzda belirtir. Lenin’in ölümünden sonra kendisini Lenin’in temsilcisi ve doğal mirasçısı, giderek hakkı yenmiş mazlumu oynayan ve kendisini de böyle lanse eden ve yandaşları tarafından da böyle lanse edilen Troçki’nin ve Troçkizm’in bu sahtekarlığını görmek bakımından Lenin’in 'Vasiyet'i daima anımsanmalıdır.''

''Troçki’ye, IV. Enternasyonal’e ve Troçkistlere göre, gerçekte çağımızda Marksizmini geliştiren Lenin değil, Troçki’dir. Lenin bir dehadır ama Troçki kadar da değil! Çağımızın Marksizm’i Leninizm değil, Troçkizm’dir.  

Troçki, kendisinin örgütlenme sorunlarında vb. yanıldığını ama Lenin’in de devrim teorisinde yanıldığını ileri sürer. Troçki, 1905 yılında yayınlanmış olan 'Sonuçlar ve Olasılıklar' broşürünün 1919 yılında yayınlanması dolayısıyla yazdığı 'Yeni Baskısına Önsöz'de, Ekim Devrimi’nin 'sürekli devrim' teorisini kanıtladığını,' temel çizgileriyle '15 yıl' öncesinden Ekimle pratik olarak kanıtlanan teoriyi ortaya koyduğunu ileri sürer.  (Rusya’da Sürekli Devrim Sonuçlar ve Olasılıklar, s.13)

Troçki ve Troçkistler, Leninizm’i ikiye ayırırlar: Ekim Devrimi’nden önceki Leninizm ve Ekim Devrimi’nden sonraki Leninizm. Yine bu ayrıma bağlı olarak, Ekim’den önceki Leninizm’i oportünizm ve Menşevizmin bir biçimi olarak ilan ederken, Ekim’den sonraki Leninizm’i Troçkizm olarak lanse ederler. Bunu da Troçkizm’e özgü revizyonist tahrifat ve demagoji eşliğinde yaparlar. Yani Troçki ve Troçkizm her dönemde, Leninizm’e-Bolşevizm’e-Marksizm’e karşı sınır tanımayan bir burjuva saldırganlıkla şekillenmiştir; hem Ekim öncesi hem de Ekim sonrası. Ekim öncesi Lenin’e, Leninizm’e karşı açıkça ve küstahça mücadele ederken, Ekim’den sonra bu mücadeleyi, doğrudan Lenin’e ve partiye karşı o gün öne çıkan sorunlar üzerinden açıktan geliştirirken, Lenin’in ölümünden sonra, bu savaşımını, 'Leninist-Bolşevik' kamuflajına bürünerek, 'Stalinizme', 'tek ülkede sosyalizm gerici teorisine', 'bürokrasiye' karşı mücadele sloganları, demagojisi ve manipülasyonu eşliğinde yürütmüştür ve geliştirmiştir.

Troçki, 'Rus Devriminin Üç Kavranışı' başlıklı makalesinde ise, şöyle yazar:

'Farklılıklar devrimin genel perspektifine ve oradan çıkan stratejiye ilişkindi. Menşevizmin perspektifi iliğine kadar yanlıştı: Proletaryaya büsbütün değişik bir yol izliyordu. Bolşevizmin perspektifi tam değildi:  

Mücadelenin genel yönünü doğru olarak gösteriyor ama aşamalarını yanlış karakterize ediyordu. Bolşevizmin perspektifinin yetersizliği 1905’te ortaya çıkmadıysa, bu, yalnızca devrimin daha ileri gelişim göstermemesindendi. Ama 1917 başında Lenin, partinin eski kadrolarına karşı doğrudan bir mücadele içinde, perspektifini değiştirmeye zorlandı.” (age, s. 137)''

Troçki budur işte.

''Sahtekar Troçki’ye ve ardıllarına inanacak olursak, Ekim Devrimi, Troçki’nin 15 yıl öncesinde ortaya koyduğu teoriyi doğruladığı gibi, Lenin de 15 yıl sonra, Partiye ve eski Bolşevik kadrolara karşı mücadele içinde, eski fikirlerini değiştirerek, Troçki’nin 'sürekli devrim' teorisini benimsemiş(tir). Yani böylece Lenin’in eski fikirlerini terk ederek Troçkistleştiğini dillendirir. Doğal olarak bu durumda, en büyük olan Lenin değil, Troçki’dir, Troçkizm’dir ve Ekim Sosyalist Devrimi’nin lideri de Troçki’dir. Kendisine ve yardakçılarına inanacak olursak, zaten Ekim Ayaklanması’nın mimarı da Troçki’ydi… Bu değerlendirmeye göre Lenin, 15 yıl sonra Troçki’nin teorisini, Troçkizm’i benimseyerek kendisine gelmiş!  

Üstelik Lenin’nin, kendi 'Vasiyeti'nde, net sözlerle, Troçki’nin bir Bolşevik olmadığını açık ve kesin bir tarzda vurgulayarak Partiyi özellikle uyarma gereksinimi duyduğu halde!!! Fakat bu gerçeğe karşın Troçki, Lenin’in ölümünün ardından kendisini, Lenin sadık izleyicisi, doğal mirasçısı, hakkı kötü adam Stalin ve 'Stalinistler' tarafından yenmiş, mağdur edilmiş mazlum rolünü, üstelik sınırsız bir iki yüzlülükle kendisini 'Leninist-Bolşevik' olarak lanse ederek, oynamaya devam etmiştir.  

Şu yüzsüzlüğe, şu demagoji ve manipülasyona bakın siz hele! Ama Troçkizm aynı zamanda bu demektir zaten.

İlkesizlik, demagoji, gerçeklerin aşırı çarpıtılması, siyasal sahtekarlık vb. Troçkizm’in tipik özelliklerinin bir kısmıdır sadece. Okuyucunun bir an için bile olsun bu gerçeği unutmaması gerekir. Tahrifatçılığın ve demagojinin üstadı Troçki ve Troçkistler Lenin’in Şubat Devrimi ile, Nisan Tezleriyle, Uzaktan Mektuplar’la, Ekimle kendisini aşarak Troçkistleştiği sahte iddiasını Lenin yaşarken değil, Lenin’in ölümünden sonra ileri sürmüştür. Bunun tesadüfi olmadığı ve olmayacağı ise son derece açıktır… Stalin, eski Troçkizm ile yeni Troçkizm arasındaki ayrımları ortaya koyarken şunları söylerken tümüyle haklıdır: '…Yeni troçkizm leninizme karşı militan bir kuvvet olarak çıkmayı göze almıyor, leninizmin ortak sancağı altında çalışmayı ve leninizmi yorumlamak ve iyileştirmek sloganı altında ortaya çıkmayı yeğ tutuyor. Bu, onun zayıflığındandır. Yeni troçkizmin Lenin’in ölümü ile zamandaşlığı, rastlantı sayılamaz. Lenin’in sağlığında bu cüretli adımı atmaya karar vermemişti.' (Troçkizm mi?  Leninizm mi?, s. 33, Sol Yay.)

Troçki,  'sürekli devrim anlayışının' Ekim Devrimi ile doğrulandığını,'Sovyet düzeninin ilk yıllarında bunu hiç kimse inkar etmiyordu; tersine bu gerçek bir dizi resmi yayında kabul gör'üyordu, 'Ama Sovyet toplumunun durgun ve kemikleşmiş doruklarında Ekim’e karşı bürokratik gericilik baş gösterdiğinde, daha baştan yöneldiği şey, tarihte ilk proleter devrimini ötekilerden daha tam olarak yansıtan ve aynı zamanda onun eksik, sınırlı ve kısmi karakterini açıkça ortaya koyan bu teori oldu.  Böylece tepki yoluyla, Stalinizmin temel dogması olan tek ülkede sosyalizm teorisi ortaya çıktı.' (age, s. 137) iddiasını ileri sürüyor.

Sözde ''Bolşevik-Leninist'' Troçki budur işte.

''Troçki, kendisinin örgütlenme sorunlarında, Lenin’in ise devrimin karakteri, itici güçleri, stratejisi, iktidarın karakteri, perspektifleri konusunda yanıldığını; Lenin’in Şubat ve Ekim devrimlerinin deneyleri sayesinde ancak Troçki’yi kavrayabildiğini; böylece Lenin’in 1917 ile birlikte 'sürekli devrim teorisi'ni benimseyerek yenilendiğini saptar.  

Yani, Lenin büyük adamdır ama, Troçki kadar da değil kuşkusuz! Ki bu Troçki’nin 'klasik' bir taktiğidir. Örneğin 'Lenin' üzerine yazdığı kitaba bakınız; laf ola beri gele 'niyeti'yle yazılmış, Lenin’i vermekten uzak mı uzak bir kitap; aslında düpedüz kötü niyetle yazılmış bir 'yapıt'. (Bkz.  Troçki, Lenin, Suda Yayınları, Birinci Baskı: Ekim 1975; internetten PDF olarak indirebilirsiniz.) 'Lenin' adını taşıyan bu kitapta görünüşte Lenin anlatılıyor gerçekte ise Troçki’nin ne denli büyük adam olduğu, Lenin’in bile ulaşamadığı sözde büyüklüğü anlatılıyor iğrenç bir üslupla.

Bu demagojiyi, manipülasyonu, yalan fırtınasını ve taktiğini Troçki’nin 'Hayatım' adlı kitabında da görebilirsiniz, hem de son derece tiksinti verici bir tarzda! Sözde de olsa Lenin’i över göründüğü yerlerde bile kendini yüceltir, Lenin’den daha üstün büyük adam olduğunu anlatır sürekli. Troçki ve Troçkistler bu konuda Lenin’e dayanarak tek bir kanıt gösterememektedirler ve gösterememişlerdir de; üstüne üslük, tam aksi yöndeki sayısız açık seçik kanıtı da yok saymışlardır paşa keyiflerince.  

Ama pardon, bir kanıtları var. Nerde mi? Troçki’nin 'Hayatım' kitabında.  

Nasıl mı? Anlatalım: Yoffe, Troçki’nin yakın bir dostudur. Yoffe, intihar eder. İntihar etmeden önce Japonya’da büyük elçidir. Ardından, ülkeye döndükten sonra, 'imtiyazlar komitesi'nde Troçki’nin yardımcısı olarak görev yapar. 'Partideki bunalım' ona çok dokunur. 'En dayanamadığı şey kalleşlikti'r. 'Yoffe’yi en çileden çıkaran şey, sürekli devrim teorisine yöneltilen kampanyaydı.' 'Yoffe bana (yani Troçki’ye-bn.) Lenin’le, galiba 1919’da sürekli devrim teması üzerine yaptığı bir konuşmayı anlatmıştı.  

Lenin, '' ‘Evet, Troçki haklıydı demişti.’” (Hayatım, s. 563) İyi kanıt değil mi! Ve Yoffe, Troçki’nin açıklamasına göre, intihar ederken kendisine bıraktığı mektupta demiş ki, 'Tuttuğunuz yolun doğruluğunda bir an bile şüphe etmedim ve bilirsiniz ki yirmi yıldan beri, ‘sürekli devrim’  zamanından bu yana sizinle beraber yürüdüm…. 1905’den beri politikada her zaman siz haklı çıktınız ve size kendi kulaklarımla duyduğum şeyi kaç kere söyledim: Lenin, 1905’te bile haklı olanın kendisi değil siz olduğunu söylemiştir. Ölüm halindeyken yalan söylenmez, işte size bunu bir defa daha söylüyorum.” (Hayatım, s. 566, italikler mektupta var)

Alın size işte kapı gibi kanıt, daha belanızı mı arıyorsunuz!!! Troçki efendi bu keyfi yöntemi her ihtiyaç duyduğunda kullanır, çünkü bundan öte herhangi bir kanıtı yoktur. Her şeyi çarpıtacak, demagoji yapacak, şunu bunu tanık gösterecek; onların ağzından işte Lenin, şuna Troçki haklı çıktı, ben yanıldım, çok geç de olsa, sayın yüce Troçki sayesinde doğru yolu bularak kendime geldim vs. vs. dedirtecek. Anlaşılan o ki, şu Lenin profesyonel üç kağıtçı, Troçki’nin haklı olduğunu başkalarına söylüyor ama nedense sadece Troçki’ye bunu itiraf edemiyor; herhangi bir açıklamasında ya da kitabında da Troçki haklıydı, ben ve biz Bolşevikler yanıldık diyemiyor. İşte size Troçki’nin Lenin’i teşhir etme, yıpratma operasyonunun bir diğer yöntemi; makyavelist Troçki, Lenin düşmanlığında sınır tanımıyor, adına da 'Stalinizm' vs. diyor. Troçki, Ekim Devrimi’nden önce Lenin’e sayısız biçimde 'sürekli' hakaret eder; örneğin, kendisi de bir Troçkist olan ve üç ciltlik Troçki biyografisinin yazarı Isaac Deutscher, şöyleder: 

'Hiçbir Menşevik Lenin’e bu kadar sert bir şekilde çatmamıştır. Lenin ‘korkunç’, ‘ahlaksız’, ‘demagog’, ‘şapşal avukat’dır. ‘Kötü niyetli ve ahlak bakımından iğrençtir.’” (Troçki, C. I, s. 120) Ekim’de Parti’ye katıldıktan sonra Troçki, yöntem değiştirmiştir, ama yukarıda verdiğimiz örnekten de görüleceği gibi, huylu huyundan vazgeçmiyor.

Peki, Lenin, 'Vasiyet'inde (kendisini Lenin’in doğal varisçisi gören ve kendisini 'Bolşevik-Leninist' olarak tanımlayan) Troçki’nin bir Bolşevik olmadığını söylüyor? Ya buna ne demeli? Troçkistleşen Lenin’in, Troçkizm adına kendini yenilemiş(!), Troçkizm’i kavramış Lenin’in bu nankörlüğüne ne demeli peki? Yok canım, Lenin Troçki’ye halefim sensin demiş, zaten ölmeden önce Troçki’yi kendi yerine geçirmek için harekete geçmişmiş, bunu yalnızca bir Lenin bir de bay Troçki biliyormuş; ama ömrü el vermemişmiş; dahası, belki de bunu önlemek için Stalin, Lenin’i zehirlemişmiş; zaten Lenin’in 'Vasiyet'i şeytan Stalin ve Stalinist kötü adamlar tarafından partiden gizlemişmiş ve üstelik tahrif edilmişmiş! Evet, iyi bir kanıt!  

Troçki ve tayfasına yakışır bir kanıtlama yöntemi. Lenin, devrimden uzun yıllar önce, Troçki’nin 'temel hatası devrimin burjuva karakterini inkar etmesi ve bu devrimden sosyalist devrime geçişe ilişkin hiçbir açık düşünceye sahip olmamasıdır.' diyerek eleştirirken, Troçki’nin Şubat ve Ekim devrimlerine yaklaşımlarında çok çarpıcı bir şekilde kanıtlandığı gibi, daha baştan Troçki’nin geleceğini okumuş ve aydınlatmıştır. Lenin boşu boşuna ya da durup dururken Troçki’nin 'hiçbir zaman Marksizm’in herhangi bir önemli sorunu üzerine sağlam bir görüş'e sahip olmadığını vurgulamamıştır. Kimse, Troçki’nin, Troçkizm’in Marksizm/Bolşevizm düşmanı karakterini Lenin’den daha derin anlayamamıştır,''

Bakın ''Lenin'in halefi'', Mahir Sayın'ın ise ''Lenin’in Stalin’e karşı duruş için vekalet verdiği''ni söylediği Troçki neler söylemiş bu konuda;

“Aynı dönemde, ikinci nöbetten birkaç hafta önce, Lenin benimle ilerde göreceğim işler üzerine uzun bir konuşma yaptı.”, “Konuyu yeniden ele almayı kararlaştırdık”, “…Stalinci fraksiyonu yıkmak ve Lenin’den sonra yerine benim geçmemi sağlayacak koşulları yaratmak” için Lenin’le anlaştık.  

“Lenin-Troçki Blok’u kafasıyla davransaydım, hiç şüphem yoktur ki zafere ulaşırdım, hem Lenin’in yardımı olmadan.” “‘Lenin ve Troçki’ blokunu Lenin’le benden başka bilen yoktu.” (Hayatım, s. 504, 505, 507, 508, bba.)

Bu açıklamanın hiçbir kanıtı olmadığını, tek ''kanıt''ın yalnızca Troçki'nin kendi açıklaması olduğu açıktır. Savran da Sayın da bu gerçeği iyi bilir fakat Leninizm karşıtlığı onları bu noktada da birleştirmektedir.  

Sorunun özü ve özeti buradadır.

Açık ki, Stalin'in, yukarıda aktardığımız analizinin, eski Troçkizm ile yeni Troçkizm arasındaki ayrımları ortaya koyarken yaptığı analizin ne denli doğru olduğunu görmemek için insanın kör ve sağır ya da Bolşevizm/Leninizm düşmanı olması gerekir.

''Lenin’in ölümü üzerine anılarını yazan Gorki, Lenin’le bir görüşmesinde geçen şu sözleri boşu boşuna tarihe kaydetmiyor: “Sustu ve sonra kısık sesle ve keyifsizce devam etti: ‘Fakat buna rağmen bizimkilerden biri değil! Gerçi bizimle birlik, fakat, bizimkilerden değil. Haris biri. Onda kötü bir şeyler var’...” Lenin Troçki’yi elbette ki çok iyi tanıyordu…

1917 Şubat Devrimi’nden sonra, (o da yalpalaya yalpalaya, kendini ağırdan satma da içinde olmak üzere bir dizi faktörün ve dar çıkarcılığın, kişisel ikbal avcılığının hesapları da dâhil, ardından) kayıtsız şartsız partinin program ve tüzüğünü kabul ederek Bolşevik Parti’ye katılmasına rağmen, daha sonra açığa çıktığı gibi, O bu teorisini ve eski düşüncelerini Bolşevik Parti’ye katıldıktan sonra da partiye ve sosyalizme karşı yürüttüğü yıkıcı mücadeleler eşliğinde ısrarla sürdürmüştür.

Temel tarihsel gerçek şudur: Troçki, hiçbir zaman bir Bolşevik olmamıştır, partiye katılırken de Bolşevizm’i-Leninizm’i özümseyerek değil, olağanüstü koşullarda, biçimsel kabulle katılmıştır. Lenin bu gerçeği yeni dönemin öz deneyimlerinden bir kez daha görmüştür. Troçki’nin kişiliğini de herkesten çok daha iyi bildiği içindir ki, kendisini “Bolşevik/Leninist” olarak ve Lenin’in hakkı yenmiş halefi olarak pazarlayan Troçki’nin bu saçma iddiasının aksine, bir Bolşevik olmadığını “Vasiyet”inde özellikle dillendirme ve vurgulama gereksinimi duymuştur. Lenin’in özellikle de “Vasiyet”inde bu gerçeği dile getirmesinin ne anlama geldiğini, partide ne gibi sonuçlara yol açacağını göremediğini iddia etmek, tam bir saçmalıktan ve Marksizm-Leninizm düşmanlığından ibaret bir propagandadır.

Okur, daha sonra sahtekârca kendisini Bolşevik-Leninist olarak pazarlamaya çalışan Troçki’nin Şubat Devrimi’nden sonra Ekim’e doğru Lenin’in partisine katılmasının öyküsünü bir de (gerçeği büyük bir oranda yansıtmamakla, dahası oldukça kötü bir şekilde çarpıtmakla birlikte)  I. Deutscher’den de okuyabilir. Burada bu öyküye başlı başına girecek değiliz. Ancak kısaca da olsa, şu Troçki’nin “Bolşeviklik” iddiası bakımından I. Deutscher’in kitabında verdiği bazı bilgileri aktarmakta ve özetlemekte yarar görüyoruz.

Hikâyesini geçiyoruz; I. Deutscher’in anlatımına göre Troçki’ye partiye katılması önerilir. Ancak Troçki teklife hemen yanıt vermez. “Troçki bir süre bağımsız bir politikacı olarak kal”ır. İnanacak olursak, Lenin Troçki’ye “verdiği cevapta, Bolşevik Partisindeki değişim üzerinde durdu.  

Bolşevik Partisinin ‘enternasyonalist’ bir görüş kazandığını ve ‘Bolşeviklikten çıktığını’ söyledi. (Yani Lenin ve Partisi Troçkizm’i kabul ederek Troçkistleşmiş; kuşkusuz ki okkalı bir yalan! bn.) Böylelikle, siyasal bakımdan Lenin ile tamamıyla anlaşmış durumdaydılar; Lenin’in hemen işbirliği için öne sürdüğü teknik teklifleri de kabul etmektedirler; ancak, Bolşevik Partisi bu kadar büyük bir değişikliğe uğradıktan sonra hem kendisinden hem de arkadaşlarından kendilerine Bolşevik demeleri istenemezdi. ‘Ben kendime Bolşevik diyemem. Eski kalıplara bağlı kalmak doğru değil.’ Örgütlerin yapacakları ortak bir kongrede yeni bir ad taşıyacak olan yeni bir parti halinde birleşmek daha doğru olurdu.”  (Troçki, Silahlı Sosyalist C. I, s. 308, bba.)

Demek ki Troçki’nin Lenin’in ölümüyle birlikte ileri sürdüğü “Bolşevik/Leninist” iddiası tam bir sahtekârlıkmış, sahtekârlıktır.

Ekim Devrimi öncesi Troçkizm, Rusya proletaryasının tarihinde ciddi bir yer tutmaz. Kural olarak da (kendine özgü bukalemun oportünist kıvraklığıyla) Menşevizm’in safında yer alır. Menşevizme en uzak göründüğü nokta da bile bu böyledir. Ekim öncesi, politik mücadele tarihinde ciddi bir yer tutmamakla birlikte Troçki(zm), Bolşevizm’in (Leninizm’in) amansız bir düşmanıdır; her cephede olduğu gibi, Leninist proleter devrim teorisine ve bu teorinin Rusya koşullarına uyarlanması olan kesintisiz devrim çizgisine karşı da saldırıya geçer.

Ekim öngününde, Troçki'nin partiye, yani Bolşevik Parti'ye katılmadan önce yaşanan süreci ve gelişmeleri biraz daha yakından inceleyelim.

Lenin, enternasyonalistlerle birleşme sorununu, “Enternasyonalistlerin Birleşmesi Sorunu Üzerine” makalesinde işler. Makale,  Mayıs 1917’de Pravda’da yayınlanır. Lenin makalesinde, “Partimizin ulusal konferansı, şu kararı aldı: gerçekten enternasyonalizm zemininde duran grup ve akımlarla yakınlaşma ve birleşme, bunların sosyalizme küçük burjuva ihanet politikasından kopmaları koşuluyla (iba.) gereklidir.” Lenin ve partisi, böyle bir birleşmenin zorunlu ve mutlak ön koşulu olarak sosyalizme küçük burjuva ihanetten başka bir şey olmayan sosyal yurtseverlikten, merkezci oportünizmden ilkeli ve bütünlüklü kopuşu şart koşmaktaydı. Çünkü birleşmenin muhatabı konumunda olan Enternasyonalistler (Troçki, Martov

vb.) hala “orta yolcu sapmalar gösteriyorlardı.” Lenin, makalesinde, alınan parti kararına bağlı olarak “Mejrayonzi” çevresiyle de birleşmeye istekli olduklarını vurgular. Birleşme için önerilerini de açıklar. Lenin, aynı makalesinde, “Martov’un yandaşı Menşevikler ‘Anavatan savunucuları’ndan kopma”sı koşuluyla birleşmekten yana olduğunu ilan eder. Birleşmeden önce, “Tartışmalı sorunlar üzerine tartışma özgürlüğü” bağlamında “sorunların” “ ‘Prosveşçeniya’ dergisinde özgür tartışmayla” sağlanmasını ister. (Bkz.  Lenin, S. E., C. 6, s. 131, İnter Yayınları) Okuyucuya Lenin’in makalesini incelemesini öneririz.

Kendine tapınan, kendisini doğanın, toplumun, tanrının benzersiz ve asla da aşılamayacak mucizesi olarak, dahası Tanrı’nın ta kendisi olarak gören ve lanse eden megaloman histoyik narsist Troçki, tarihin her döneminde ve dönemecinde “ulaşılmaz”, “efsane” insanı oynamış, tipik bir bireyci aydın olarak manevralarını da kendi bireysel konumunu güçlendirmeye göre düzenlemiştir. Ekim Devrimi’ne kısa bir süre kala partiye katılırken de aynı şey, geçerlidir. Ortacı, merkezci oportünist Troçki’nin şu Bolşeviklik iddiası bakımından tutumunu yukarıda, Deutscher’den aktarmıştık. Bu konuda, Lenin’in yukarıda üzerinde durduğumuz makalesinin notunda (Not 35) şu yazılanları hep birlikte okumak da ayrıca aydınlatıcı olacaktır.

“Bolşeviklerle birlik sorunu, bu örgütün 23 (10) Mayıs 1917’de yaptığı ve Bolşevik Parti MK’sından Lenin, Zinovyev ve Kamenev’in katıldığı bir konferansta ele alındı. Lenin tarafından Konferans’a sunulan birlik üzerine karar, kısa bir süre önce yurtdışından Rusya’ya gelmiş ve bu örgüte (Orta Yol Örgütü-bn.) katılmış olan Troçki karşı çıktı. Troçki’nin bu konferans’ta yapmış olduğu konuşmaların önemli noktaları üzerine Lenin’in notları, bugüne kadar korunmuştur. Bu notlardan, Troçki’nin birleşme için, Bolşevikler,  ‘Mejrayonzi’ ve Menşevik Enternasyonalistlerin (Martov Grubu, Bkz. Not 36) birlikte ‘geniş temelde bir parti kongresi’ toplamaları koşulunu ileri sürdüğü anlaşılıyor. Troçki, birleşmeye Bolşeviklerin Mayıs

(Nisan) 1917 Parti Konferansı’nda alınan kararların esas oluşturmasını kabul ediyor, fakat Bolşevikler birleşirken ‘Bizden, (yani Troçki ve

‘Mejrayonzi’den) Bolşevizmin kabul edilmesini beklememelidirler’ diyordu, zira o Bolşevik kararları ‘Bolşevizm enternasyonalleştiği ölçüde’, sadece bu ‘ölçüde’ kabul etmekteydi. ‘Bolşevikler –diye haykırıyordu- kendilerinin Bolşevikliğine son verdiler ve ben kendimi Bolşevik olarak adlandıramam.’”

Demek ki Troçki, partiye girerken, daha baştan Bolşevikliği zaten kabul etmemiştir, hiçbir zaman da Bolşevik olmamıştır. Partiye katılırken savunduğu eski görüşlerini sadece görünüşte “kapının eşiğinde bırak”mıştır.  

Zaten “Bolşevizm”, “Leninizm” ifadeleri, teori ve pratiği Troçki’nin, Troçkizm’in dilinde daima aşağılama, horlama, küfür amacıyla kullanılmıştır. Troçki’nin Lenin’in ölümünün ardından bu kavramların ardına gizlenmesi, kendini ısrarla Bolşevik/Leninist olarak sunması ise, Troçkizm’in güçsüzlüğünün, hiçliğinin, sınır tanımayan burjuva ikiyüzlülüğünün, aşırı çürümesinin ifadesidir; Lenin’e, Stalin’e, Bolşeviklere, SBKP (B)’ye, SSCB’ye, III. Enternasyonal’e karşı gerici ve karşı-devrimci yıkıcı çalışmalarını örtülemek gereksiniminin ürünüdür.  

Troçki’nin bu yönelimi, “Stalinizme karşı mücadele” adı altında Leninizm’in yerine Troçkizm’i geçirme operasyonuyla bağlıdır. Azgın Leninizm düşmanlığı demek olan Troçkizm, bu gerici zehirli amacına ulaşmak ve gerçek yüzünü gizlemek için Stalin’i Lenin ve Leninizm düşmanı olarak göstermeye özellikle çalışmıştır. Troçki’nin, bir dönem küfür amacıyla kullandığı “Bolşevik”, “Leninist” kavramlarının ardına geçip kendisini “Bolşevik-Leninist” ilan etmesi tarihin bir ironisidir.

Birleşme görüşmeleri sırasında Lenin’in Troçki’ye verdiği söylenen ve bilakis Troçki ve Troçkistler tarafından imal edilmiş sahte mi sahte yanıt (“Bolşevik Partisinin ‘enternasyonalist’ bir görüş kazandığını ve ‘Bolşeviklikten çıktığını’”) bir yana, gerçek durum şudur: “Arkasında birazcık da olsa ciddi bir grup bulunmayan ve ordusu olmayan, kendi başına buyruk bir siyasi olarak Bolşeviklere gelen Trocki, böyle bir durumda safrasını dolaba tıkmaktan ve Bolşevikleri izlemekten başka bir şey yapabilir miydi? Elbette hiç bir şey yapamazdı!” (Stalin, Eserler C. 6, s,316)

Troçki’nin ordusuz bir general, pazarlık gücü olmayan bir şahsiyet olduğunu Deutscher’in verdiği şu bilgilerden de görebiliriz: Troçki, Şubat Devrimi’nin zaferinden sonra Amerika’dan Rusya’ya gelir. “Troçki’yi tam aradıkları şef sayarak tebrik eden siyasal grup, Orta-Yol Örgütü oldu.  

Rusça bu gruba kısa olarak Mezrayonka deniyordu.” (Ki bu örgütün resmi adı “Bölgeler Arası Birleşik Sosyal Demokratlar Örgütü”dür. Bu grup kendisini “fraksiyonlar dışı” olarak tanımlıyordu.) “…Bolşevik ve Menşevik olmayanlardan kurulu geçici bir topluluktu bu. Etkisi Petrogad’ın birkaç işçi bölgesinden öteye geçmiyordu. Bu bölgelerde bile Bolşevizmin hızla gelişmesi karşısında gerilemek zorunda kalmıştı.” “Ama örgütleri bağımsız bir hareket yaratamayacak kadar güçsüz ve dardı. Troçki yurda döndüğü sırada grup kendi geleceğini tartışıyor, Bolşevik ve öteki sol gruplara katılmayı düşünüyordu.” (Troçki, Silahlı Sosyalist, C. I, s. 304-305, iba.) “Troçki ve arkadaşları ise, ordusu olmayan büyük generaller durumundaydılar.” (age., s. 307)

İşte tablo bu.

Troçki’yi ABD dönüşü önderleri olarak karşılayan ve alkışlayan grup, 1913’te kurulmuş, Troçki’nin de destek verdiği Marksizm’den, Bolşevizm’den etkilenmekle birlikte ortacı oportünist küçük burjuva dar bir aydın çevresinden ibarettir. Troçki (ve Orta Yol çevresi), Bolşevik Parti’ye hemen katılmamıştır. Önce ortamı koklamış, acaba kime katılalım tartışması yapmıştır. Bu, ilginç bir durumdur. Yani Bolşevik Parti’yi sadece katılabilecekleri partilerden birisi olarak göz önünde tutmuşlardır.  

Bolşeviklerin dışında olan belli başlı etkin sol partiler ise, anarşistler, esas olarak da Menşevikler ve Sosyalist Devrimcilerdir. Demek ki Troçki ve çevresi bu partileri de (Menşevik ve S-D) hesaba katmaktaydılar; kuşkusuz ki öncelikle de Menşevikleri. “Troçki, Ekim Devriminden üç ay kadar önce, ancak Menşeviklerin kesin olarak yenilgiye uğradıklarından emin olduğu zaman, Menşevik kamptan Bolşevik kampa geçiverdi. Ayrıca devrimden hemen sonra meydana gelen olaylardan açıkça anlaşıldığı gibi, Troçki devrim sorunlarına yaklaşımını temelde zerrece değiştirmiş değildi. Yalnızca kendisine üstünlük sağlayacak alanı değiştirmişti.” (Jack T. Murphy, Stalin, s. 197, Üçüncü Baskı, Bilim ve Sosyalizm Yayınları)

Troçki, profesyonel bir kalpazandır. Ardılları da öyle!  

Marksizm-Leninizm’e, Lenin’e karşı mücadelelerini (megaloman Troçki’nin

izinde) sahte ve uydurma “Stalinizme karşı mücadele” kılıfı giydiren sözde “devrimci Marksist” vs. Troçkistler, bir yandan Troçki’nin bildik yalanlarını, tahrifatlarını, demagoji ve manipülasyonunu dizginsizce sürdürürken, öte yandan da dünya devrimine, devrim ve sosyalizm kavgasına karşı, Troçkizm çizgisi temelinde, aşırı devrimci laflarla örttükleri azgın burjuva gerici savaşımlarını yeniden ve yeniden üreterek yol almaya devam etmektedirler. Hala sözde Lenin’den bahsetseler de, bir 20’li, 30’lu vb.  

yıllarda olduğu gibi ateşli değiller bu konuda uzun yıllardır. Ama her halükarda Marks’ı, Lenin’i, Leninizm’i vurabilmek için Lenin adını ve “Stalinizm” düşmanlığını kullanmaya gereksinim duyuyorlar. Her zamanki gibi bu gerici çalışmalarını yürütebilmek için, büyük şeytan ilan ettikleri Stalin’e, “Stalinizm” dogmasına gereksinim duyuyorlar. Çünkü bu örtüyü yüzlerinden çekip attıklarında, yüzlerindeki kızıl şal kalkacak, dolaysız bir şekilde Leninizm düşmanı, Ekim Devrimi’nin kazanımlarının, Bilimsel Komünizmin nefret dolu muhalifleri oldukları, dünya burjuvazisiyle organik bağlı “sol”cu Truva atı oldukları çırılçıplak ortaya çıkacaktır. Bundan dolayıdır ki, dil ucuyla da olsa, Lenin’den bahsetmeye hala devam ediyorlar ve edeceklerdir.

Troçkistlerin burjuvaziye özgü sınır tanımaz ikiyüzlülüğünü, Troçki Lenin kıyaslamalarında da görmekteyiz.  Onlar, görünüşte Lenin’i yüceltirken, hile yüklü bir üslupla, Troçki’yi yücelerden yüce bir yere oturtmaktadırlar. Üstelik sözde yaptıkları Lenin yüceltmelerinde, gerçekte, profesyonel hilebazlar olarak, sürekli bir şekilde Lenin’in ne kadar yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Troçkist bataklığın dilini bilmeyen, çözemeyen, çözmemiş olan insanları, böylece karanlık dünyalarına çekebilmektedirler. Zaten onlara göre, çağımızın Marksizm’i olarak bir Leninizm’den bahsedilemez. 1956 modern revizyonist karşı devrim sürecinden bu yana, hele özellikle de revizyonist/kapitalist sistem ve kampın çözülerek dağılışından sonra, bu konuda da, daha cesur davranabilmekte, Lenin’in yerine Troçki’yi, Leninizm’in yerine Troçkizm’i geçirebilmekte; Leninizm tanımının Lenin’i Marks’tan, Marksizm’den kopardığı (!) için yanlış ve Lenin’e haksızlık (!) olacağını ileri sürebilmektedirler.  

Uluslararası Troçkist akımın gitgide artan oranda Troçki adına, Troçkizm adına ortaya çıkması, artan oranda Lenin, Leninizm “eleştirisi”  

yapabilmeleri, halkımızın deyişiyle, “hayırlı” bir gelişmedir. Fakat bilmeliyiz ki, Troçkizm, biçimsel de olsa, Lenin adının arkasına sığınmaya, Leninizm’e saldırılarını “Stalinizm” düşmanlığıyla maskelemeye devam edecektir. Belli tarihsel evrelerden geçerek uluslararası sermayeye, uluslararası karşı devrime iltihak etmiş Troçki’nin, Troçkizm’in başka bir şansı da yoktur. Onun varlık sebebi “Stalinizm” düşmanlığı üzerinde, “Stalinizm” düşmanlığı ile kamufle edilmiş sinsi bir Marksizm-Leninizm düşmanlığı üzerinde yükselmektedir. Günün 24 saati ve her saniye yaptıkları Stalin düşmanlığı, Lenin’e, çağımızın Marksizm’i olan Leninizm’e düşmanlıklarını, doğrudan ve bütünüyle Lenin’i karşılarına alamadıkları için  “Stalinizm”le örtüleme operasyonudur. Aksi durumda, takke düşecek, kel görünecektir! Troçki de, dünya burjuvazisi de, IV. Enternasyonal de, günümüzün Troçkistleri de bunun çok iyi bilincindedirler.

Geçmeden, Troçkist yazarların kitaplarını, broşürlerini, yazılarını okuyanlar bilir, Troçkist propaganda, gına getirecek denli Troçki’nin basit, ilkel düşüncelerinin, iğrenç iddia ve saldırılarının tekrarından ibarettir. Hiçbir yaratıcılıkları yok. Zaten Troçkizm’in en yaratıcı, en yetenekli, en zeki ve çok yönlü beyni Troçki’dir; onu aşabilen de yok; ki onun da yaratıcılığı, ilkel, basit, eklektik, gerici ve şirret bir yaratıcılıktan ibaretti. Ama bu bakımdan derin bir yaratıcılığa sahip olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Troçkizm’in “sol” yaygaracılığı, sinsi taktikleri, ideolojik etki yaratabilme ve sızma yeteneği asla küçümsenmemelidir. Bu alandaki yaratıcılıkları oldukça gelişkindir. (Bunu, örneğin, incelemekte olduğumuz kesintisiz devrim ve iktidar sorunundaki oportünist düşüncelerden de görebilmekteyiz.) Troçkizm’in hemen arkasında dünya sermayesinin kudretinin yattığı, her an hatırlanmalıdır. Sosyal emperyalist kampın çöküşünün yarattığı derin ideolojik ve siyasi kargaşadan da özel olarak beslendikleri; dünya burjuvazisinin, dünya emperyalizmini ve gericiliğini mezara gömecek Leninist, “Stalinist” bir devrimcilik yerine, bütün enerjisini dünya emperyalizmini yaşatmaya hasretmiş görüntüde “antikapitalist” Troçkist bir “sürekli devrim”cilik geliştirmeye özel olarak yoğunlaştığı asla unutulmamalıdır. Troçkizm’in özgün tarihsel evrimi, dünya sermayesiyle perde arkasındaki organik bağları, içerisinden geçtiğimiz özgün tarihsel konjonktürün tablosu, ona şimdilik bazı özel avantajlar sunmaktadır bir geleceği olmasa da. Bu gerçekler asla gözden yitirilmemelidir.

Lenin boşu boşuna ya da durup dururken Troçki’nin “hiçbir zaman Marksizm’in herhangi bir önemli sorunu üzerine sağlam bir görüş”e sahip olmadığını vurgulamamıştır. Kimse, Troçki’nin, Troçkizm’in Marksizm/Bolşevizm düşmanı karakterini Lenin’den daha derin anlayamamıştır.'' Ve kimse Lenin'den sonra Troçkizm'in gerçeğini Stalin kadar derinlemesine anlayamamıştır...

Lenin döneminde Leninizm'i, Stalin döneminde ''Stalinizm''i, 56 sonrası revizyonist/kapitalist kampı, daha sonra Küba, Kuzey Kore, Çin'i yıkma strateji ve taktikleri ''Batı emperyalizmi''nin çıkarları doğrultusunda yürüten Troçkizm'de devrimciliğin D'si, Leninizm'in L'si, Marksizm'in M'si bulunmamaktadır. Troçkist sol çığırtkanlık sadece bu gerçekleri örtüleme, manipüle etmek için yaşamakta ve savaşmaktadır. Troçkizm'in varlık koşulu budur.

''Sovyet insanı ne gördü? Cenneti ararken bin bir eziyet çekerek kapitalist olmayan yoldan cehenneme/kapitalizme nasıl gidileceğini! Bunun için bunları yaşamaya hiç gerek yoktu. Zaten cehennemdeydiler.'' (Mahir Sayın)

İKİNCİ BÖLÜM

Ellerinde bir balta var, baltayı hep birlikte sımsıkı kavramışlar. Baltayı hep birlikte Marksizm-Leninizm'in, proletarya diktatörlüğü ve sosyalist inşanın, Stalin'in beynine ve yüreğine indirmeye çalışıyorlar. Ama ellerindeki balta, kirli, kanlı, provokatif ve paslı bir balta ve bu balta aslında uluslararası sermayenin baltasıdır. Nesnel durum budur. ''Troçki Cinayeti'' adı altında Troçki'nin, Troçkizm'in propagandası yapılmaktadır. Troçki ve Troçkizm, Marksizm, Bolşevizm olarak pazarlanmaktadır. ''Troçki Cinayeti'' adı altında Troçki'nin, Troçkizm'in gerçek karakteri, suçları örtülmekte, Leninizm düşmanlığı bayraklaştırılmaktadır. ''Troçki Dosyası''na yazı yazan yazarlar arasında bazı önemli ayrılıklar olmasına karşın, gerçek budur. Bu ideolojik saldırı, tarih çarpıtıcılığı, psikolojik hareket ilk değil kuşkusuz. Bu bağlamda asıl sorun, sayısız biçime ve renge bürünen ve bürünmüş olan sistematik saldırılara gerçekler temelinde ideolojik saldırı üstünlüğüyle yanıt vermek ve verebilmektir...

I

Emperyalizm, uluslararası burjuvazi, sosyal demokrasi, Troçkizm, ''Frankfurt Okulu'', post-Marksizm vs. elbirliğiyle ''Stalinizm'' düşmanlığıyla Marks ve Lenin'e, Lenin ve Stalin'e, Ekim Devrimi'ne, III. Enternasyonal'e, görkemli sosyalist inşa deneyimine tek cepheden saldırmaktadır. Bu anti-komünist ve tasfiyeci küresel saldırının etkisiz kaldığı hiçbir biçimde söylenemez. Aksine, geçtik sıradan işçi ve emekçileri, devrimci ve komünist safları bile derinden etkileyebilmektedir...

Sosyalizmin tarihsel deneyimlerinin eleştirel incelenmesi yakıcı bir görev olmaya devam etmektedir. Geçmiş, bugün ve gelecek bağlamında deneyimlerin zamanında ve yeterli derinlikte incelenip aydınlatılamamasının emperyalizm ve bağlaşıklarına, anti-Stalinist kampanyaya güç taşıdığı, geniş alan açtığı da nettir. Keza söz konusu deneyimlerin incelenmesi adına burjuva saflara geçiş/kaçış, Marksizm-Leninizm'den kopuş son 30 yılın yalın gerçeğidir.

Öncülük, önderlik vs. adına bu görevin ve gerekli ideolojik mücadelenin politik maddi bir güçle birlikte geliştirilememesi ibret verici bir gerçeğimizi de ifade etmektedir. Doğa gibi, toplumsal ve politik yaşam da boşluk tanımaz, öyle ya da böyle boşluk dolar... Meydanı boş bulanlar özgürce at koşturur, teori ve tarih çarpıtıcılığı, ideolojik ve politik kuşatma, baskı, burjuva ve küçük burjuva ideolojik saldırılar her yerde yükselen değere dönüşür. Altı çizilerek vurgulanmalıdır ki, burada öncülük, önderlik falan yok, aksine çarpıcı bir artçılık ve artçı sürüklenme var. Komünist gelecek böyle kazanılamaz...

Troçkizm'in ve Troçkizm'in ideolojik yörüngesine giren aydınların, siyasi çevrelerin, partilerin ideolojik saldırısı aynı zamanda yukarıda işaret ettiğimiz zaaflarımızla, negatif tabloyla bağlıdır. Bu bağlamda da günahsız olduğumuzu iddia etmek saçmalıktan ibarettir.

Bu Tabloya işaret ettikten sonra ''Dosya''nın bazı gerçeklerini incelemeye devam edebiliriz.

II

Emperyalist, faşist, burjuva, Troçkist, Titosit, Kruşçevci, Avrupa-Komünizmi, Gorbaçovcu vb. propaganda aygıtı Marksizm-Leninizm'e, proletarya diktatörlüğü teorisine ve tarihsel deneyimine, sosyalist inşaya karşı küstahça saldırmaya devam etmektedir. Sosyalist inşanın, Hitler faşizminin ezilmesinin, sosyalist kampın kurulmasının önderi olan Stalin adı hep nefretle anılmaktadır. ''Stalinizm'' adı altında, Lenin ve Stalin SSCB'si, sosyalist inşa terörle, katliamlarla, ''Gulag''larla, on milyonların vahşice katledilmesiyle, soykırımlarla, Bolşevikleri de yok eden canavarlıkla aynılaşması/böyle düşünülmesi için tam bir seferberlik mevcuttur. Amaç bellidir; Marksizm-Leninizm demek, sosyalizm demek, proletarya diktatörlüğü demek, burjuva sistemi yıkmak, burjuvaziyi yok etmek, sosyalist inşayı geliştirmek demek, on milyonların yok edilmesi, kanlı bir diktatörlük, Hitler faşizminden daha vahşi bir diktatörlük ve toplum kurmak demektir... En iyisi akıllanın, emperyalist dünya sistemine boyun eğin, devrimi, sosyalizm ve komünizmi düşünmeyin, kapitalizm insanlık tarihinin en iyi, en son, en demokratik toplumsal sistemidir...

Bu iftira kampanyasına devrim ve komünizm davasına ihanet ederek katılanlar her zaman olmuştur. Kapitalist/revizyonist sistemin çöküşü ve aşırı çürümesinden dolayı kolayca yıkılışı da bu olguyu yaman besledi ve beslemeye de devam etmektedir... Revizyonist/kapitalist sistem ve kamp işçi sınıfına ve emekçilere o kadar yabancılaşmıştı ki sistemi savunmak için sınırlı bir direniş dışında sahiplenmediler. Lenin ve Stalin'in önderliğinde her türlü fedakarlığı yaparak sosyalizme sahip çıkan proletarya ve halklar, Kruşçevlerin, Brejnevlerin, Gorbaçevlerin (bu sonuncusu aynı sistemi tasfiye eden kişidir) ''sosyalist sistemi''ne sahip çıkmadılar... En büyük hayal kırıklıklarına uğrayanlar da yıkılışa kadar SSCB'yi ve önderliğindeki kampı sosyalist gören akımlar ve aydınlar oldu. Onlar, onlarca yıl, Kruşçev'le açılan ve Gorbaçov'la, yıkılışla sonlanan süreci de sosyalist olarak propaganda edegelmişlerdi. Modern revizyonist karşı-devrimi, yeni tip burjuvazinin egemenliğini kavrayamamış, kapitalizmin restorasyonuna gözlerini kapatmışlardı. Böylece küresel ölçekte Lenin ve Stalin'in SSCB'sini tasfiye eden modern revizyonist karşı-devrimi ve kapitalizmin restorasyonu gözlerden gizlediler. Tekelci bürokratik devlet kapitalizmine dayanan/dönüşen sistemi sosyalizm olarak sundular. Bu durum, yaygın ve etkin bir şekilde gerçek durumun geniş işçi ve emekçiler nezdinde açığa çıkarılmasını önledi. Bu olgu, söz konusu sürecin ve giderek çöküşün yıkıcı sonuçlarının daha da yıkıcı yaşanmasının nedenlerinden birisidir. Modern revizyonist burjuvazi revizyonist/kapitalist sistemi sosyalizm olarak propaganda ettti. Keza orta yolcu akımın bu sistemi sosyalizmin savunusu adına bayraklaştırması, Dünya Komünist Hareketi'ne, devrimcilere kesilen faturanın daha pahalı olmasına yol açtı. Bu bağlamda, Mahir Sayın'ın içerisinde yer aldığı orta yolculukla şekillenen devrimci akımın bu sorumluluğu hatırlatılmadan, eleştirilmeden geçilemez.

Emperyalizm ve Troçkizm'in vb. akımların kirli saldırısına karşın, devrim ve sosyalizm davasına, Stalin önderliğindeki sosyalist inşaya, sosyalist sisteme sahip çıkan ve ordan öğrenmeye çalışan ve savunan devrimci ve komünist güçler de daima var oldu. Aralarındaki hegemonya ve rekabet mücadelesine karşın, emperyalizm ve modern revizyonist burjuvazinin sosyalizmi tasfiye ve komünizm düşmanlığı üzerindeki stratejik birliği, geride kalan tarihsel sürecin karakteristiklerinden birisiydi. ''Stalinizm''e karşı birleşmeleri bu olgunun kanıtıdır. Fakat çok iyi biliyoruz ki, hiçbir iftira ve gerçeklerin tek yanlı çarpıtılması, manipülasyon tarihin genel doğrultusunu değiştiremez, olsa olsa süreci yavaşlatabilir, fakat gelişme kendi nesnel doğrultusunda akmaya devam eder. Dünya proletaryasının ve öncülerinin zayıfladığı, dünya devrim dalgasının gerilediği, hatta dibe vurduğu dönemler geçicidir. Yenilgiler yeni ve daha güçlü atılım ve zaferleri mayalar...

Kapitalizmi, burjuvaziyi yok eden sosyalist inşanın dev deneyimi, tarihten ve işçi sınıfının kolektif belleğinden silinemez. Ve o çok nefret edilen Stalin de daima gündemde kalmaya devam edecektir. Yeni Ekimlerin zaferi her seferinde Lenin ve Stalin'e başvurarak geleceği kuracaktır. Bugün de dünya proletaryasının mücadelesinin geçici yenilgisi bir son değil, aksine yeni ve daha güçlü atılım ve zaferlere giden yolları döşeyen bir uğraktır; proletarya, tarihsel deneyimlerden çıkaracağı derslerle daha güçlü ileri atılacaktır... Meselenin özü ve özeti bu olguda yatmaktadır. Tarihsel gerçeği reddeden, revize ederek kirli bir tarih yazıcılığı yapanların tarihte yeri olmayacaktır. Ve tarih, yaşadığımız, tanık olduğumuz süreçlerle, anlarla sınırlı değildir. An, süreç ve tanıklık, dev bir tarihsel akışın sadece küçücük bir bileşenidir. Tarih ne bizden ibarettir ne de bizlerle başlamıştır. Kendini tarihin başlangıcı ve sonu ya da tarihin mutlak yanılmaz aklı ve temsilcisi sayan zihniyetler, akımlar, önderler her zaman olmuştur ama onlar da tarihin çöp sepetine gitmiştir.

Bu bağlamda ''Stalinizm'' örtüsüne bürünmüş kirli savaş, ne uluslararası proleter devrimin zaferini önleyebilir ne de Stalin'in unutulmasını sağlayabilir. Stalin'in dediği gibi;

''Biliyorum, ölümümden sonra mezarımın üstüne yığınla pislik atacaklar. Ama tarihin rüzgarı onları temizleyecektir.''

Tarih düz bir çizgide gelişmiyor, Lenin;

''Devrimin zorlukları ve olası geçici başarısızlıkları ya da karşı-devrimin dalgaları ne kadar büyük olursa olsun, proletaryanın nihai zaferi kaçınılmazdır.'' der.

Şöyle yazmıştık;

''Kuşkusuz ki, söz konusu yenilgi, tarihin helezonik akışı içerisinde sadece geçici bir tarihsel gerilemeyi ifade etmektedir. Ve tarih, geçmişten geleceğe doğru akmaya devam etmektedir. Lenin’in dediği gibi, birkaç on yıl geriye gidiş olanaklıdır, 'çünkü tarihin bazen geriye doğru dev adımlar atmadan pürüzsüz ve biteviye ilerlediğine inanmak diyalektik değildir, bilimsel değildir, teorik açıdan yanlıştır.' Yine Lenin’in vurguladığı gibi, 'Bilim ise hatalar ve yenilgiler olmadan öğrenilemiyor.'''(SSCB'de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler, 2011, Akademi/Kuram, Ceylan Yayıncılık) Sosyalizmin tarihine ve deneyimlerine de bu perspektiften bakmak gerekir.

III

Yenilgi ve gericilik fırtınası, yenilginin ürünü tasfiyeci oportünizm ve burjuvazinin sürmekte olan dizginsiz saldırıları, hele de 90 sonrasının ortaya çıkardığı ağır tablo, sayısız devrimci ve komünist parti ve çevreyi devrim ve sosyalizm savaşımından kopardı. Doludizgin umutsuzluk kasırgası genelleşen bir olguya dönüştü. Bu olgu Mahir Sayın'ların gerçeğinde de yansıdı. Devrimci-demokratik bir tarihten ''Kuru Çeşme''ciliğe, ÖDP'lileşmeye, oradan kopuşarak legal partileşmeye, oradan parçalanmalarla dağılmaya, SYKP'in kuruluşuna... savruluş. Bu süreci karakterize eden olgu, devrimci çizgiden ve geleneklerden koparak tasfiyeci sosyal reformizme geçiştir. Bu tasfiyeci ideolojik ve politik savruluş, son derece istikrarsız zemin ve kayışlar küçük burjuvazinin sınıfsal karakterinin yansımasıydı. Mahir Sayın'ın ideolojik savrulması ve giderek Troçkizm'in de ideolojik rüzgarına kapılması, şu umutsuzluk, pişmanlık fışkıran ''analiz''den çok çarpıcı bir tarzda görülmektedir;

''Sovyet insanı ne gördü? Cenneti ararken bin bir eziyet çekerek kapitalist olmayan yoldan cehenneme/kapitalizme nasıl gidileceğini! (iM.S.a) Bunun için bunları yaşamaya hiç gerek yoktu. Zaten cehennemdeydiler. Çarlık yerinde kalsa da olurdu. Nasıl olsa başka ülkelerde olduğu gibi Rusya’da da kapitalizm gelişecek ve şimdi ulaşılan kapitalizm düzeyine çoktan ulaşılmış olacaktı. Çarlıktan çıkıp sosyalizmden geçip yeniden kapitalizme varmanın bedeli çekilen bunca acı olurken bir de bunların hepsi kapitalist zulmü ortadan kaldıracağını, insanın insan üzerindeki egemenliğine son vereceğini ilan eden sosyalizme fatura edilmiş oldu.'' (Troçki Dosyası, Sosyalizmin kafasına inen balta ve Troçki’nin katli, iba.)

Burada devrimci bir bakış açısının zerresi yok. Bu propaganda burjuvazinin ve Troçkizm'in yapageldiği berbat gerici propagandadır. Bu sözlerde, umudu yıkılmış, nedamet getirmiş küçük burjuva aydınların ruh hali şahlanmış olarak karşımızda durmaktadır. Sayın, keşke sosyalizm kurulmasıydı, başımıza bu belalar açılmasıydı vs. diyor. Ekim Devrimi'nin zaferi, proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesi (proletarya diktatörlüğü), III. Enternasyonal'in kuruluşu ve mücadelesi; iç savaşın kazanılması, devrimi ezmek için müdahale eden bir düzine emperyalist ve burjuva devletin yenilgiye uğratılması; Sovyet proletaryası ve halkının dev başarıları, sosyalist sanayinin kuruluşu, tarımın sosyalist dönüşümü, sosyalist aydınlanma, yüksek kültürel donanım, kent ve kır burjuvazisinin yok edilişi; Hitler faşizminin ezilmesi; dünya devrimine yapılan eşsiz katkı, sosyalist bir blokun doğuşu ve sosyalizmin inşasına girişilmesi... Geleceğe ışık tutacak olan eşsiz deneyim birikimi...

Olsun, Sayın bundan mutlu değil, açıkça itiraf ediyor, ''Sovyet insanı ne gördü?'', ''Bunun için bunları yaşamaya hiç gerek yoktu. Zaten cehennemdeydiler. Çarlık yerinde kalsa da olurdu. Nasıl olsa başka ülkelerde olduğu gibi Rusya’da da kapitalizm gelişecek ve şimdi ulaşılan kapitalizm düzeyine çoktan ulaşılmış olacaktı.''

Ah şu proletarya, Lenin, Stalin, Bolşevikler, Bolşevik parti, proletarya diktatörlüğü, sosyalist inşa... başımıza neler açtı neler! Eğer bunlar yaşanmasıydı ne rahat olacak ve zemzem suyundan çıkmış bir sosyalizm, cennet bir demokratik sosyalizm kuracaktık. Şu kapitalizm onların kurduğu sosyalizmden daha iyi. Yukarıdaki sözlerin başka bir anlamı yok. Nerden nereye!.. Devrimcilikten reformizme savruluş sürecinde pek çok devrimcinin yitirilmesinin, düzen içileşmesinin sorumluluğunu omuzlarında, belki de en önde taşıyan Mahir Sayın'ın vardığı yer burası. Ne acı!

Sayın şöyle yazmış;

''Böylesine bir kan deryasının üzerinde insanlığın geleceğinin yükseleceğini bekleyebilmek için ya dünyadan habersiz olmak ya da insanlık adına epeyce bir eksikliğe sahip olmak gerekir. Üstelik bütün bu çekilen acıların sonucunda ortaya sahiden bir zafer çıkmış olsa, insanlar geriye dönüp baktıklarında, 'çok kayıp verdik, çok eziyet çektik ama şu günleri de gördük!' diyebilselerdi bari!'' (Agm., iMSa.)

Sayın'ın gerçeği bu. Var mı bu sözde eleştiri de devrimcilik? Yok! Yenilgiye yenilmiş, tasfiyeciliğin batağına batmış, sosyalizmi ve yüksek başarılarını, tarihsel kazanımlarını hiçe sayarak düpedüz kapitalizm ve burjuvazi aklayan, Lenin-Stalin'e, SSCB'ye baktığında sadece kan deryası ve insanca yaşanamayacak bir dünya gören bir zihniyet, teori ve pratik, onu temsil eden bir siyasi çevrenin içler acısı halini göstermektedir. Sayın ve çevresi, umut ve irade kırılmasının abidesi haline gelmiş aynı yolun diğer yolcuları gibi. O buna da tarihten ders çıkarmak, sosyalizmin tarihsel deneyimlerinden öğrenmek falan diyor. Fakat bu durum yalnızca Sayın'a da özgü sayılamaz, coğrafyamızın ve küresel coğrafyanın bir gerçeğidir.

Bu ''garip'' değerlendirmelerden sonra, ''Elbette her şey boşuna olmuş değil. Belki Rusya halkları yaptıkları fedakarlıkların karşılığını yeniden kapitalizme dönmek olarak aldılar ama dünya halklarının bugün elde ettikleri özgürlüklerin de en önemli temelini oluşturdular. Burjuvazi sosyalizm korkusundan siyasal gericilik peşindeyken demokrasinin gelişmesinin önüne geçemedi.'' diye yazdığı bu sözler ise boş bir kubbede hoş bir seda olarak bile kalamamaktadır. Hem Lenin-Stalin'in SSCB'si hakkında yukarıdaki sözde eleştirileri yap, keşke olmaz olmasaydı bu sosyalizm, yaktı bizi çıra gibi, Çarlık kalsaydı... vs. de hem de eh bari 3-5 lafı da iyi söyleyelim mealinden yukarıdaki baştan savma lafları et. Hani kazanım adına aklına gelen de bu kadar!

Bu, Mahir Sayın ve siyasi çevresinin geldiği yerdir. Bu yer, tasfiyecilik, reformizm, burjuva demokrasisi hayranlığı ve Marksizm-Leninizm karşıtlığı ve anti-Stalinciliktir. Ancak hatırlatmak bile gereksiz ki, anti-Stalinizm'e, Troçkizm'e kapılmanın, payanda olmanın, Troçkizm'in propagandisti haline gelmenin Sayınlara da bir faydası olmayacaktır.

Sayınlar burjuva demokratik ön yargıların kurbanı haline gelmiştir. Kurtuluş hareketi, 70'li yıllarda, Dev-Yol'dan sonra en büyük devrimci siyasi gücü oluşturuyordu. Kurtuluş, 12 Eylül yenilgisi, ardından 89/91 çözülüş ve yenilgisi sürecinde devrimci-demokrasiden küçük burjuva liberalizmine geçerken ve geçtikten sonra, sayısız devrimciyi sosyal reformizme, kendi iç iktidar mücadelelerine kurban ettiler. Bu tasfiyeci sürece karşı devrimcilikte ısrar eden devrimciler ise, sosyal reformizme ve tasfiyeci bataklığa kaçışa karşı mücadelelerinde başarılı olamadılar. Mahir Sayın'ın başını çektiği siyasi çevre tarihe karşı sorumluluk, sosyalizmden ders çıkarıp yenilenme adına yaptığı şey, teoride revizyonizme, politikada reformizme, örgütlenmede legalizme kapaklanmak ve tasfiyeciliğin yıkımlarını yaymak oldu.

Sayın'ın, ''Üstelik bütün bu çekilen acıların sonucunda ortaya sahiden bir zafer çıkmış olsa, insanlar geriye dönüp baktıklarında, 'çok kayıp verdik, çok eziyet çektik ama şu günleri de gördük!' diyebilselerdi bari!'' sözleri de gerçekleri çarpıtmaktadır.

Rusya, Sovyet proletaryası ve halkı, 1917 devrimini yaparken, iç savaşı kazanırken, dış müdahaleyi ezerken, sosyalist sanayiyi kurarken, tarımın sosyalist temelde dönüşümünü başarırken, Hitler faşizmini ezip Kızıl bayrağı Berlin'de faşizmin burçlarına dikerken, her seferinde “çok kayıp verdik, çok eziyet çektik ama şu günleri de gördük!” demiştir. Bunları unutan, bu gerçeği inkar eden, kendi pişmanlığı ve üzüntüleri altında ezilen Mahir Sayın'dır. Yenilmiş, geçmişe reddiye yazan, ah ah, keşke o günler olmasaydı, keşke o günler yaşanmasıydı, keşke bu acı sonla karşılaşmasaydık, batsın bu dünya be, derken, bir daha o dehşet dolu günlere geriye dönmeyeceğiz, biz o devrimci tarihten koptuk vs. demektedir. Revizyonist/kapitalist sistem ve kampın çöküşü ve yarattığı yıkımlar ne kadar ağır olursa olsun, bu geçici bir olgudur. Ah vah çekmekle de hiçbir şey çözülmüyor, geçmişten gelecek için zorunlu, kalıcı, eleştirel devrimci, komünist dersler çıkararak yürüyeceğiz. Bu dersleri çıkarmanın tek yolu diyalektik materyalizme, Marksizm-Leninizm'e bağlı kalmaktan geçmektedir. Önsel olarak bu bağlamı yok saydığında, reddettiğinde geriye kalan şey, iliklerine dek çürümüş, kokuşmuş burjuva ve küçük burjuva liberalizmidir.

IV

Sayın şöyle yazmış;

''Bütün monolitik düşünce sahipleri gibi Stalin de sosyalizmin bu olduğuna ve bunu da en iyi kendisinin yapabileceğine o kadar emindir ki, buna karşı duran her anlayışı devrime ihanet olarak görür ve bütün günahlarını devrimi korumak, halka, işçi sınıfına hizmet etme yüce amacıyla kutsar ve ilk kez gerçekleşiyor olmasa da “amaç aracı kutsar” Makyavelizmi, ya da “son günahı ortadan kaldırmak için işlenen günah günahtan sayılmaz” teolojik anlayışı, pragmatizm üzerinden sosyalist anlayışa yerleşmiş olur. O buna o kadar inanmıştır ki, milyonların kurtulması için başka milyonların feda edilmesinde hiçbir mahzur görmez. Zira işi, kendisinin temsil ettiği yüce amaç devrimle karşı devrim arasındaki savaş gibi görmektedir ve bu “yüce amaç uğruna” bir savaşta yapılabilecek olan ne varsa onu yapmaktadır. İşçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesinin yerini almış olan yeni “yüce amaç”ın proletaryayı yönetilen sınıf konumuna yeniden sürüklemiş olmasının yanında, böyle sürekli bir iç savaş halinde olan ülkede de insanın insan olarak yaşamasına imkan verecek koşulların oluşması hiçbir zaman gerçekleşemez. 

Stalin bu zulüm yoluna içinde bulunulan savaşı kazanmak için her şeyi yapma adına girdi ve buna uygun bir aparat oluşturdu.'' (Agy., bba.)

Stalin ve Bolşevik parti mi, onlar milyonların kanını döken Makyavelistlerdir. Proletarya diktatörlüğü mü, Lenin ve Stalin'in proletarya diktatörlüğü zaten elit bir azınlık diktatörlüğüydü. İktidarı proletaryadan alan bürokrasinin diktatörlüğüydü. Azınlık çoğunluğa diktatörlük uyguladı, milyonları kesti. Stalin ve partisi Sovyet proletaryasına ve halkına bir cehennem yarattı; SSCB'de ''insanın insan olarak yaşamasına imkan verecek koşullar'' da yaratmadıkları* gibi bu zaten olanaklı da değildi vb.

Şirazeden çıkmak böyle bir şey işte!

Mahir Sayın'ın ana düşüncesi sosyal bir kapitalizm, burjuva demokrasisine dayanan bir devlettir. Azami sınırı ilerici, demokratik, halkçılıkla sınırlı ve sınıflararası barışa dayanan bir devlet. Sayın, Bernstein'in, Kautsky'in yolunda. Sayın'ın Marksizm-Leninizm'in devlet ve devrim teorisine ve sosyalizmin tarihsel deneyimine karşı gerici ideolojik saldırısı ve tarih çarpıtıcılığın teorik temeli ve çerçevesi budur. On yıllarca devrim yolu sarptır, çetindir, serttir, ağır bedeller ödenmeden zafer kazanılamaz; devrimin zaferi daha kolay ama iktidarda kalmak, sosyalizmi inşa etmek daha çetin, daha karmaşık, daha zordur; ve sınıf mücadelesi daha karmaşık ve yeni biçimler altında sürer vb. diyen Sayın, küçük burjuva dar kafalılığın ifadesi olan burjuva hümanist, reformist burjuva demokratik ön yargıların sözcüsü haline gelmiştir. ''Troçki Dosyası'' hikayesi de bu gerçekle bağlı.

, ''SSCB'de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler'' (1911, Akademi/Kuram, Akademi Yayın) ve ''Kesintisiz Devrim ve İktidar Sorunu'' (2014, Sınırsız Kitap ve Yayıncılık) başlıklı kitaplarımdan geniş aktarmaları içermektedir. Bu iki kitapta Troçkizm sorunu da kapsamlı incelenmiştir.

TROÇKİZM BALTASI, MAHİR SAYIN, SAVRAN... III. BÖLÜM

''Devletin, kendi karşıtıyla (kendisine karşıt olan sınıfla) uzlaşması olanaksız belirli bir sınıfın egemenlik organı olması, küçük-burjuva demokrasisinin hiçbir zaman anlayamadığı bir şeydir. Bizim Devrimci-Sosyalistlerimizle Menşeviklerimizin devlet karşısında takındıkları tutum, onların hiç de sosyalist değil (bunu biz Bolşevikler, hep tanıtladık), sözde-sosyalist laf ebeliği meraklısı küçük-burjuva demokratları olduklarını gösteren en açık kanıtlardan birisidir.'' (Lenin)

''Proletaryanın, sömürücülerin direncini bastırmak için olduğu kadar, nüfusun büyük yığınını —köylülük, küçük-burjuvazi, yarı-proleterler— sosyalist ekonominin "kurulması" işinde yönetmek için de devlet iktidarına, merkezi bir güç örgütüne, bir zor örgütüne gereksinimi vardır.'' (Lenin)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Gül bahçesinde yaşamıyoruz. Devrimden, proletarya diktatörlüğünden, burjuvaziyi yok eden ve dünya çapında yok edecek bir devrimden bahsediyoruz. Tarih boyunca proletarya ve halkların kanını dökmekte bir an olsun bile duraksamayan, tarih boyunca yüz milyonları yok etmiş ve eden ve etmeye devam edecek olan burjuvazi ve gericiliğe karşı mücadelede en büyük ve zorlu bedeller ödenmeden kapitalizm yıkılıp sosyalizm kurulamaz.

Tarih, sınıflı toplumdan bu yana sınıflar mücadelesi tarihidir. Ve sınıf mücadelesi, çağımızda, emperyalizm ve proleter devrimler çağında, en keskin, en derin, en kapsamlı düzeyine varmıştır. Rus kesintisiz devriminin zaferi, proletarya diktatörlüğü altında sosyalist inşanın deneyimi, Hitler faşizminin saldırısı, ''Soğuk savaş'' stratejisi vb. bu gerçeği yeterince kanıtlamıştır.

Hangi devrim kansız, bedelsiz zafere erişmiş ki! Şiddete dayanan devrim her devrimin temel ve genel yasasıdır. İktidarı ele geçiren her sınıf kendi egemenliğini aynı zamanda zora dayanarak elde tutar. Hele de kendi egemenliğine bir başkaldırısı varsa! Başkaldırı varsa, bu başkaldırının ezilmesi asla ''milyonların kanının dökülmesi'' anlamına gelmez.

Hatalardan, eksikliklerden, ağır zaaflardan azade çiçek bahçesinden geçerek, gönlünce gezinerek sosyalist inşanın gerçekleştirilmesinin olanaklı olmadığı kesindir. Her devrim ve diktatörlük kendi meşruiyetini ve yasallığını devrilmiş gericiliğe dayatacaktır. Bu SSCB için de geçerlidir. Proletarya diktatörlüğünün önderliğinde ilk sosyalist inşa sürecini yaşayan SSCB'de, Lenin ve Stalin'in önderlik ettiği SSCB'de dışardan emperyalizmin baskı, kuşatma, yıkma mücadelesi, içerde burjuvazi ve devrilmiş gericiliğin baş kaldırıları, sızma, sabotaj, imha, komplo, sosyalizmi yıkma mücadelesi olmasaydı, elbette ki ''milyonların kanı'' dökülmeyecekti. Komünistler, proletarya kan dökmeye meraklı değildir. Aşırılıklar mı var, başarılıksızlar mı var, çok güzel, sosyalizme reddiye yazmak ve bilmem kimin kanlı diktatörlüğü üzerine gericiliğin propagandasını yapmak yerine, tarihin deneyimlerini tartışalım, dersler çıkararak yürüyelim ama kuşkusuz ki bu bağlamda sorun bu değil, sorunun özü, burjuva saflara geçiştir... Proletarya ile burjuvazi arasında yalpalayan küçük burjuvazi, devrimin bayram günlerinde en hızlı devrimci, yenilgi ve gericilik yıllarında ise en büyük pişmanlığı sergiler. Tarihsel deneyimlerle bu olgu sabittir ve bu gerçek Mahir Sayın'ın geçirdiği evrim tarafından da kanıtlanmıştır.

Neymiş, Lenin'den başlayarak özellikle de Stalin döneminde propaganda, ajitasyon, örgütlenme ve eylem özgürlüğü yokmuş veya yok edilmişmiş.

Lenin ve Stalin, proletarya diktatörlüğünün meşruiyetine ve yasallığına karşı illegal, yasadışı gerici mücadeleye girilmedikçe hiçbir partiyi yasaklamamıştır. Menşevik ve Sosyalist Devrimci Parti, anarşist hareket, Ekim Devrimi'ne, proletaryanın egemenliğine karşı, devrilmiş gericilikle ve emperyalizmle birleşerek silahlı mücadeleye girdikleri için kendi kendilerini tasfiye etmişlerdir. Bu onların gerçeğiydi. 1918'de ''Sol Sosyalist Devrimci Parti'' iktidar ortağıydı. Devlet ve hükümette önemli görevler üstlenmeye devam etmişti. Sonra proletarya diktatörlüğünü yıkmak için başarısız bir darbe gerçekleştirdi (Bolşevik önderlere suikastler düzenleyen, Lenin'i ağır yaralayarak erken ölümüne yolaçan parti). Ne yapacaktı Bolşevikler, gül mü atacaktı? Öteki yanaklarını mı çevirecekti? İktidarı mı verecekti? Canınız sağ olsun, demokrasi var, haydi özgürce yapmak istediklerinizi yapmaya devam edin mi diyecekti? Onlar bu gerici, karşı devrimci saldırıyla kendi elleriyle kendi varlıklarına son verdiler. Tıpkı diğer küçük burjuva partiler gibi.

Bu gerçekleri gizleyip, çarpıtıp bu gericileşen, karşı devrime katılan partileri savunmak kuşkusuz ki, komünistlerin ve tutarlı devrimcilerin işi olamaz. Demokrasi, insan hakları, özgürlük adına silahlı karşı devrime demokrasinin D'si bile uygulanamaz; aksine devrimin zoruyla, proletarya diktatörlüğünün amansız gücüyle gericiliği, gericilikle birleşenleri ezmek tümüyle meşru ve tarihsel-politik haktır. Paris Komünü'nün tarihsel deneyiminden de bildiğimiz gibi, karşı-devrimci zora karşı ikircimsiz ve amansız devrimci zoru uygulamadan bir gün bile ayakta kalmak olanaklı değildir.

Sınıflara üstü, tarafsız bir demokrasi ve zordan bahsedilemez. Zor vardır zor vardır; ilerici, devrimci zor ile gerici, karşı devrimci zoru aynı kefeye koyup zor karşıtlığı yapamayız. Milyonların, on milyonların dökülen kanı demagojisi ile sosyalist zoru reddenler, sosyalist zoru vahşet ilan edenler, haklı haksız savaş, haklı ve devrimci ve haksız ve gerici zor arasındaki ayrımları muğlaklaştıranlar, dahası reddiye yazanlar eğer cehaletten değilse, ya burjuvazinin ve Troçkizm'in temsilcisidirler ya da burjuvazinin ve yedeğindeki gerici akımların dümen suyuna kapılmış demektir.

Tarihsel gelişmenin karşısına dikilen her zor gericidir, haksızdır. Tarihsel gelişmeyi hızlandıran, o arada proletaryayı ve halkları hedefleyen gerici zora karşı devrimci zor mutlak bir haktır ve zorunludur. Bu hakkın reddi; bu cürettin gösterilmemesi uluslararası proleter devrim sürecinde, giderek sosyalizmin inşası ve komünizme gidiş sürecinde devrimci sınıf zorunun reddi, tam da uluslararası burjuvazinin ve yedeğindeki ideolojik ve siyasi akımların tarihsel ve politik misyonları çerçevesinde proletarya ve halklara dayattıkları gerici bir teori ve pratiktir. Burjuva hümanizmiyle, sivil toplumcu düşlerle ise zaten bu mesele doğru konulamaz ve burjuva ideolojik saldırılar göğüslenemez.

Sınıflar üstü bir demokrasi ne dün, ne bugün ne de yarın olacaktır. Proletarya diktatörlüğü, adı üzerinde sınıfsal bir diktatörlüktür; egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın devrilmiş gericilik üzerindeki örgütlü sosyalist zorudur. Proleter devrimin zaferinden doğan proletarya diktatörlüğü sınıf mücadelesinin sonu değil, komünizme gidişte yeni bir başlangıçtır; bu yeni başlangıçtan başlayarak kapitalizmden komünizme gidiş sürecinde sınıf mücadelesi daha sert, karmaşık, zorlu biçimler alacaktır, ki bu süreç kesintisiz bir devrim sürecidir. SSCB deneyimi bu gerçeği yeterince açığa çıkarmıştır, hakeza, sınıf mücadelesinin yeni biçimler alacağını, önlenemezse yeni tip bir küçük burjuva katmanın ortaya çıkacağını, giderek kızıl maskeli bir karşı devrimi örgütleyerek iktidarı gaspedeceğini, kapitalizmi yeni tipte restore edeceğini de göstermiştir.

Ya proletarya diktatörlüğü ya da burjuva diktatörlüğü! Ortası yok! SSCB deneyimi bu gerçeği, yalın bir biçimde ortaya koymuştur. Proletarya diktatörlüğü, tüm burjuvazinin ve yedeğindeki anti-Stalinistlerin de en büyük korkusudur. Ve onlar biçimsel burjuva demokrasisinin ölçülerini öne sürerek ve dayatarak proletarya diktatörlüğü teori ve pratiğini, tarihsel deneyimini mahkum etmektedirler. Lenin ve Stalin ve partisi, fikirlerinden dolayı değil, proletarya diktatörlüğüne ve sosyalist inşaya karşı, illegal-yasadışı örgütlenerek, iç ve dış gericilikle birleşerek gerici, karşı devrimci bir mücadeleye giriştikleri için bu kategoriyi hedefleyen devrimci zora başvurmuştur. Bu ana tarihsel gerçeği gizleyerek yapılan Bolşevizm düşmanı propaganda, sınırsız bir iki yüzlülüğün de ifadesidir. Söz konusu olan proletarya ve halklar değil, söz konusu olan toplumun küçücük bir kesimidir; iç ve uluslararası gerici bağlaşıklarıyla her türlü yöntemi kullanarak proletarya diktatörlüğünü yıkma, sosyalizmi tasfiye etme mücadelesi veren çok küçük bir karşı devrimci kesimdir. Emperyalistler, Troçkistler, sosyal demokratlar vb. bu gerçeği yok sayarak, karşı-devrimci çetelere uygulanan devrimci zoru sanki Sovyet halklarına (o dönem 180 milyonluk kitleye) uygulanmış zor gibi lanse ederek kirli bir savaş yürütmektedir. Bu gerici propagandayı kılık değiştirmiş bir çizgide ''Marksizm'', ''sosyalizm'', ''demokrasi'', ''özgürlük'' vs. adına üstlenenler burjuvazinin, Troçkizm'in, Kruşçevciliğin safına geçerek, gerici propagandanın taşıyıcı kolonlarından birine dönüşerek, ideolojik gericiliğin yayılmasının aracı/aleti olmaktadırlar.

Komünistler eşitlikten biçimsel olan burjuva anayasal eşitliği, proletarya ve burjuvazinin yasal eşitliğini anlamazlar. Anayasal eşitlik bütün biçimselliğine ve sınıflararası uçurumu gizlemesine karşın, feodal gericiliğe karşı burjuvazinin devrimci mücadelesinin ürünü olan çok önemli tarihsel ve politik kazanımdır. Fakat komünistler anayasal eşitliğin temeline ekonomik eşitliği koyar ve dünyayı değiştirme devrimci eylemini bu temele ve hedefine oturturlar ve bunun mücadelesini verirler. Emek sermaye temel çelişkisinin sosyalist devrimle (ve sosyalist inşa yoluyla) çözülmediği koşullarda proletarya ve halkların sömürüden, zulümden ve toplumsal eşitsizliklerden kurtulabilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla, kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde proletarya diktatörlüğü, bu geçişin zorunlu politik ön koşuludur. Bunu yadsıyanlar, böylece Marksizm-Leninizm'e karşı savaşanlar burjuva demokrasisinin uzantıları olmaya mahkumdur. Gerek Lenin gerekse de Stalin döneminde bir proletarya diktatörlüğü vardı, uygulandı, iç ve dış düşmanlar ezildi. Bu gerçek kabul edilmeden sosyalist demokrasi üzerine yapılacak tartışmalar boş tartışmalardır. ''Neo-Liberalizm çağı''yla birlikte burjuva liberalizmiyle silahlanarak hidayete erişenlerin proletaryaya, proletarya diktatörlüğüne, sosyalist inşa ve sisteme karşı demokrasi, insan hakları, özgürlük vs. maskesi ile baş kaldırması ve baş kaldıranlar (ki bu eski bir numaradır) öyle ya da böyle uluslararası sermaye cephesine iltihak edenlerdir.

Marksizm-Leninizm'in diktatörlük ve demokrasi anlayışı her zaman geçerlidir. Marks ve Lenin'in devlet teorisi doğrudur. Somut şartların somut tahlili Marksizm-Leninizmin yaşayan ruhudur. Teori ancak yaşamla birleşerek pratikleşir. Teori, gri ama yaşam ağacı yeşildir. Marks ve Lenin Paris Komünü deneyiminden çıkardığı dersler son derece değerlidir ve sosyalist inşa sürecinin somut gelişim seyri içerisinde yaşama geçirilmelidir. Keza Ekim Devriminin, sosyalist inşanın dev tarihsel pratiği ve deneyimine dayanarak, ordan çıkarılacak derslerle daha gelişkin bir teoriye, devlet, parti, kitleler vb. gibi sorunlarda zenginleşmiş bir teoriye gereksinimimiz olduğu da açıktır. Ancak her halükarda bu sorun, sivil toplumcu, anarşist, Troçkist, postmodernist, post-Marksist vbg. teorilerle ele alınamaz, çözülemez. Sayın'ın yaptığı gibi somut tarihsel koşullardan kopuk, idealize edilmiş tablolar çizerek, burjuva demokrasisi, sivil toplumcu ve anarşizm sempatisiyle Marks ve Lenin'in devlet teorisinin ''berhava'' edildiğini ileri sürmek oportünizmdir. Bu zihniyet ve eleştiriler mekanik kafaların, inkarcılık üreten mükemelliyetçiğin ifadesi olabilir ancak. Uluslararası ölçekte emperyalist dünyanın/kampın zayıfladığı, sosyalist dünyanın/kampın açık ve kesin üstünlük sağladığı koşullar ile tek bir ülkede, SSCB'de kurulan, ölüm kalım mücadelesi veren ve emperyalist, faşist kuşatma altında yaşayan bir ülke gerçeğinin aynı şey olmadığını ve olmayacağını kavramamak, dahası yadsımak herhalde sosyalizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkarmak anlamına gelmez. Örneğin Kızıl Ordu kurulmasaydı devrilmiş gericiliğin ve Ekim Devrimi'ni ezmek için müdahale eden emperyalist devletlerin proletarya diktatörlüğünü yıkacağı gün gibi açık değil mi? Örneğin İkinci Emperyalist Dünya Savaşına güçlü bir ekonomik temel yaratarak yetkinleştirilen düzenli ordu olmasaydı, Hitler faşizminin, dünya emperyalizmi tarafından desteklenen faşist kampın SSCB'yi ezip geçeceği açık değil mi? 26 milyon evladını kaybeden SSCB, eğer o dev sosyalist ekonomiyi ve dev bir Kızıl Ordu'yu yaratıp yönlendirmeseydi, yerinde yeller esecekti. Evet profesyonel düzenli ordu kalkmalı ve yerine silahlanmış proletarya ve halkların gücü, tüm toplumu kapsayan milis örgütlenmesi geçirilmelidir. Fakat emperyalist kuşatma koşullarında milise dayanarak tepeden tırnağa silahlanmış, alabildiğine merkezileşmiş, profesyonel, ihtisaslaşarak yetkinleşmiş, yüksek teknolojiye dayanan sofistike silah sistemlerine sahip emperyalist düşman ve Hitler faşizminin yenilgisinin olanaklı olmayacağını bilakis SSCB deneyimi göstermiştir. Tüm halkın silahlanmasına dayanan milis, ancak sosyalist kampın emperyalist kamp karşısında üstünlük sağladığı koşullarda bir gerçeğe dönüşecektir. Böyle bir tablonun sunduğu elverişli koşullarda profesyonel ordu gereksinimi de ortadan kalkacaktır.

Burjuva, küçük burjuva dar kafalılığı elbette ki bunu anlayamaz, hele bir de 90'lı yıllardan sonra şaha kalkmış gericik fırtınası ve yenilgi koşullarında kendini yitirenlerin ise zaten anlayamayacağı bir tarihsel gerçektir. Ütopik yaklaşımlar tarihsel gerçeğin yerine geçirilemez. Dört duvar arasında oturup masa başında proletaryaya, proleter dünya devrimine, sosyalizmin tarihsel deneyimine karşı küçük burjuva aydınlara özgü sorumsuzlukla kalem sallayabilirsiniz. Hayal dünyanız ne kadar zenginse, işte o çerçevede en mükemmel şemaları çizerek, tozpempe koşullara dayanan sosyalist projecilik yapabilir ve sosyalizmi kan dökülmeden, profesyonel orduya da gerek olmadan kuracağınızı ya da kurulabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak tarihsel deneyim işlerin hiç de böyle gitmediğini ve gitmeyeceğini açığa çıkarmıştır. Küçük burjuva ütopik sosyalizme değil, Bilimsel Sosyalizm'e, Marksizm-Leninizm'e ihtiyacımız var. Bu yolu terkedenlerin hazin sonu dün olduğu gibi bugün de ortadır...

Sayın'ın yazısının 3. dipnotunda ''Karşı devrimin bastırılması için'', '' ille de profesyonel ordu'' gerekli değildi'', ''Bu konuda Alman istilasına karşı Ukrayna’daki direnişi örgütleyen Anarşist Mahno profesyonel bir ordu yerine milis ordusuyla bu işi'' başarmıştı, ondan öğrenmeliyiz (o durup duruken bu örneği vermiyor) diyor. Mahno'nun milis ordusunun hikayesi ayrı bir konu ama onun da sonu belli. Mahnocu bir askeri güçle karşı-devrimin, emperyalist müdahalenin ezilemeyeceği tarihsel açıdan açık bir konudur.

Proletarya diktatörlüğü teori ve pratiğini fütursuzca reddeden, Leninist devrim teorisi ve uygulamasına kinle saldıran ve proletarya diktatörlüğü kavramını ağzına alamayan, yerine ''sosyalist demokrasi'', ''işçi demokrasisi'' kavramını geçirerek ideolojik saldırılarını örgütleyen Troçkizm, dünya burjuvazisine çalışmaktadır. Onun ''sol'' çığırtkanlığı da kendi gerçek konum ve işlevini gizlemeye yöneliktir. Bugün kendilerini Troçkizm'e adayanların, Troçki'nin ideolojik yörüngesine girenlerin oynayacağı ya da oynadıkları rol de Troçkizm gibi emperyalist dünya sistemine hizmet etmektedir. Bu, nesnel bir durumdur, yoksa Troçkizm'den etkilenerek Troçkist saflara katılan pek çok devrimci insan bulunmaktadır. Burada sorun, Troçkizm'in nesnel karakteri, tarihsel ve politik işlevidir. Dolayısıyla bu sorun, iyi niyet ya da kötü niyet meselesi değildir. Her nesnellik, kendi nesnel karakterine uygun bir teori ve pratik yaratır ve geliştirir...

Saygılarımızla,

Hasan Ozan | hasan.ozan62@gmail.com


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.