Cumartesi, Mayıs 29, 2021

Lenin - Rus Devriminin Aynası Olarak Leo Tolstoy

Proletary No. 35, September 11 (24), 1908
Collected Works, Volume 15, pages 202-209.

Büyük sanatçıyı, belli ki anlamayı beceremediği ve belirgin bir şekilde uzak durduğu devrimle özdeşleştirmek ilk bakışta tuhaf ve yapay görünebilir. Bir şeyleri doğru bir şekilde yansıtmayan bir aynayı ayna diye isimlendirmek zordur. Her halükarda, devrimimiz son derece karmaşık bir şey. Devrimi doğrudan yapan ve ona katılan kitleler arasında, ne olup bittiğini de açıkça anlamamış ve aynı zamanda olayların gidişatının karşı karşıya kaldığı gerçek tarihsel görevlerden uzak duran bir sürü sosyal unsurlar vardır. Ve eğer önümüzde gerçekten büyük bir sanatçı varsa, o sanatçı çalışmalarına devrimin en azından bazı temel yönlerini yansıtmış olması gerekir.

Yasal Rus basını, sayfalarında Tolstoy’un sekseninci doğum günüyle ilgili makaleler, mektuplar ve yorumlarla dolu olsa da, en azından onun eserlerini Rus devriminin karakteri ve itici güçleri açısından analiz etmeye ilgisi var. Bu basının tamamı, ikiyüzlülükle, çifte ikiyüzlülük - resmi ve liberal- içinde mide bulantısına batmış durumda. Bunlardan ilki, daha dün Leo Tolstoy'u avlaması emri verilen hain saldırının, bugün Tolstoy'un bir vatansever olduğunu göstermeye ve ahlakı Avrupa'nın gözü önünde savunmaya çalışması kaba iki yüzlülüğü dür. Bu tür hilebazların uzun gevezelikleri için ödendiği herkesçe bilinen bir bilgidir ve kimseyi kandıramazlar.

Liberal ikiyüzlülük çok daha inceltilmiş ve bu nedenle çok daha zararlı ve tehlikeli. Rech'in Cadet Balalaikin'lerini dinlemek için, Tolstoy'a olan sempatilerinin en eksiksiz ve ateşli türden olduğu düşünülebilir. Rech'in Cadet Balalaikin'lerini dinleyen, onların Tolstoy'a olan sempatilerinin en eksiksiz ve ateşli türden olduğunu zannedebilir. Gerçekte, "Tanrı'nın en büyük arayışçısı" hakkındaki hesaplı beyanları ve gösterişli ifadeleri baştan sona yanlıştır, çünkü hiçbir Rus liberal Tolstoy'un Tanrısına inanmaz , ya da Tolstoy’un mevcut sosyal düzene yönelik eleştirisine sempati duymaz, ülke çapındaki muhalefetin lideri olarak görünmek, siyasi sermayesini artırmak için kendisini popüler bir isimle ilişkilendirir; alkışların gürültü ve gümbürtüsüyle, şu soruya açık ve net bir cevap talebini boğmaya çalışır: “Tolstoyizm” in neden olduğu göze çarpan çelişkiler nelerdir ve bunlar devrimimizin hangi eksikliklerini ve zayıflıklarını ifade ederler?

Tolstoy’un yapıtlarındaki, görüşlerindeki, doktrinlerindeki, ekolindeki çelişkiler, gerçekten de göze çarpıcıdır. Bir yanda, Rus yaşamının eşsiz resimlerini çizmekle kalmayıp dünya edebiyatına birinci sınıf katkılarda bulunmuş olan büyük bir sanatçı, bir dahi var. Öte yanda ise, Mesih'e kafasını takmış bir toprak sahibi. 

Bir yanda, sosyal yalan ve ikiyüzlülüğe karşı  son derecede güçlü, açıksözlü ve samimi bir protesto, ve diğer yanda “Tolstoyculuk”, yani alenen göğsünü döven ve “Ben kötü, günahkar bir adamım, ama ahlaki mükemmelleşmeyi uyguluyorum; artık et yemiyorum, şimdi pirinç, pirzola yiyorum” diye feryat eden, Rus aydını denen yorgun, histerik, ağlayıp sızlayan kişi.

Bir yanda, kapitalist sömürünün acımasız eleştirisi, hükümetin  zorbalığının, göstermelik mahkemelerin ve devlet idaresinin teşhir edilmesi ve gönenç ve zenginliğin büyümesi ve uygarlığın başarıları ile çalışan kitleler arasında artan yoksulluk, bozulma ve sefalet arasındaki derin çelişkilerin ortaya serilmesi. Öte yanda,ilginç boyun eğmeyi öneren, “kötülüğe” karşı şiddet ile “direnme” vaizi.

Bir yanda, en ölçülü gerçekçilik ve her türlü maskelerin yırtılıp atılması; öte yanda, yeryüzündeki en iğrenç şeylerden birisinin, yani dinin vaaz edilmesi, resmi  olarak atanmış rahipleri, ahlaki inançla hizmet verecek rahiplerle değiştirmeye yani en inceltilmiş ve bu yüzden de özellikle en iğrenç Ruhbanlığı yetiştirme yönünde çabalar.

Tolstoy'un bu çelişkiler nedeniyle ne işçi sınıfı hareketini ve onun sosyalizm mücadelesindeki rolünü ne de Rus devrimini anlamasının olanaksız olduğunu söylemeye gerek bile yok. Ancak Tolstoy'un görüş ve öğretilerindeki çelişkiler tesadüfi değildir; bunlar on dokuzuncu yüzyılın son üçte birinde Rus yaşamının çelişkili koşullarını ifade ediyorlar.  Serflikten  daha yakın zamanlarda kurtarılan ataerkil kırsal bölge, soyulmak ve yağmalanmak için kelimenin tam anlamıyla kapitaliste ve vergi tahsildarına devredildi. Asırlardır varlığını sürdüren köylü ekonomisinin ve köylü yaşamının eski temelleri, olağanüstü bir hızla hurdaya ayrıldı. Ve Tolstoy’un görüşlerindeki çelişkiler, günümüz işçi sınıfı hareketi ve günümüz sosyalizmi açısından değerlendirilmemelidir (böyle bir değerlendirmeye elbette ihtiyaç vardır, ancak yeterli değildir), ama ilerleyen kapitalizme, topraklarından mülksüzleştirilen kitlelerin yıkılmasına karşı protesto bakış açısından - ataerkil Rusya kırsalından ortaya çıkması gereken bir protesto  açısından değerlendirilmelidir. Tolstoy, insanlığın kurtuluşu için her derde deva keşfeden bir peygamber olarak saçmadır - ve bu nedenle onun doktrininin en zayıf yönünü bir dogmaya dönüştürmeye çalışan yabancı ve Rus "Tolstoyanlar" hakkında konuşmaya değmez bile.

Tolstoy, Rusya'da burjuva devrimi yaklaşırken milyonlarca Rus köylü arasında ortaya çıkan fikirlerin ve duyguların sözcüsü olarak büyüktür. Tolstoy orijinaldir, çünkü bir bütün olarak ele alındığında görüşlerinin toplamı, bir köylü burjuva devrimi olarak devrimimizin belirli özelliklerini ifade eder.
Bu bakış açısından, Tolstoy’un görüşlerindeki çelişkiler gerçekten de köylülüğün devrimimizdeki tarihsel rolünü oynamak zorunda kaldığı çelişkili koşulların bir aynasıdır. Diğer taraftan,bu yüzyıllardır süren feodal baskı ve onlarca yıllık hızlanan reform sonrası yoksullaşma, dağlar kadar nefret, kızgınlık ve çaresiz kararlılık biriktirdi. Resmi kiliseyi, toprak ağalarını ve toprak ağası hükümetini tamamen ortadan kaldırmaya, toprak sahipliğinin tüm eski biçimlerini ve yollarını yok etmeye, toprağı boşaltmaya, polis sınıfı devleti özgür ve eşit küçük köylülerden oluşan bir toplulukla değiştirmeye çabalamak- işte bu çaba, köylülüğün devrimimizde attığı her tarihsel adımın temelidir; ve kuşkusuz, Tolstoy’un yazılarının mesajı, onun görüş "sisteminin" bazen değerlendirildiği gibi, "Hıristiyan Anarşizmi" ni soyutlamaktan çok daha fazla çaba sarf eden bu köylüye uyuyor.

Öte yandan, yeni yaşam biçimleri peşinde koşan köylülük, bunun nasıl bir yaşam olması gerektiği, özgürlüğün hangi mücadeleyle kazanılabileceği, bu mücadelede hangi liderlere sahip olabileceği, burjuvazinin ve burjuva entelijansiyanın köylü devriminin çıkarlarına karşı tutumu neydi, toprak ağalığını ortadan kaldırmak için neden çarlık yönetiminin zorla yıkılmasına ihtiyaç duyulduğu konusunda çok kaba, ataerkil, yarı dinsel bir fikre sahipti..

Köylülüğün tüm geçmiş yaşamı ona toprak ağalarından ve memurdan nefret etmeyi öğretmişti, ama ona bütün bu soruların yanıtını nerede arayacağını öğretmedi ve öğretemezdi. Devrimimizde köylülüğün küçük bir bölümü gerçekten bu amaç için savaştı, bu amaç için bir ölçüde örgütlendi; ve çok küçük bir kısmı gerçekten de düşmanlarını yok etmek, çarın hizmetkarlarını ve toprak ağalarının koruyucularını yok etmek için silahlandı.

Köylülüğün çoğu aynı Leo Tolstoyun damarındakine benzer şekilde ağladı ve dua etti, ahlaki değer kazandı ve hayal kurdu, dilekçeler yazdı ve "yalvarışlar" gönderdi. Ve her zaman bu tür durumlarda olduğu gibi, çoğunluk - askeri bir botla tekmeyi yeyip kovulana kadar - Kadetler adı altında bir Trudovik toplantısından Stolypin'in ön odasına koşturan ve yalvaran, pazarlık eden, uzlaşan ve uzlaşmaya söz veren ilkesiz, köle, burjuva entelektüellerinin avı olurken, Tolstoyan'ın siyasetten uzak durmasının, bu Tolstoyan'ın siyasetten vazgeçmesinin, siyasete ilgisizliğin ve siyasetin anlaşılmamasının etkisi ile, sınıf bilinçli devrimci proletaryanın önderliğini yalnızca bir azınlığın izlemesine neden oldu.

Tolstoy’un fikirlerinin zayıflığı, köylü isyanımızın eksikliklerinin bir aynası, ataerkil kırsal kesimin gevşekliğinin ve "girişimci Rus köylüsünün" gizli korkaklığının bir yansımasıdır.

1905-06'daki askerlerin ayaklanmalarını ele alalım. Toplumsal bileşimde devrimimizde savaşan bu adamlar kısmen köylüler ve kısmen proleterlerdi. Proleterler azınlıktaydı; bu nedenle, silahlı kuvvetlerdeki hareket, sanki bir el hareketiyle sosyal-demokrat hale gelen proletaryanın sergilediği kadar, aynı ulus çapında dayanışmayı, aynı parti bilincini yaklaşık olarak bile göstermez. Yine de, silahlı kuvvetlerdeki ayaklanmaların, bu ayaklanmaları yönetenler arasında  hiçbir subay olmadığı  için başarısız olduğu görüşünden daha yanlış bir görüş olamaz. 

Tersine, Narodnaya Volya zamanından bu yana devrimin kaydettiği muazzam ilerleme, “gri sürünün” üst subaylarına karşı silahlanarak yükselmesi gerçeğiyle tam olarak gösterildi ve  liberal toprak ağaları ve liberal subayları bu kadar korkutan da askerlerin bu özgüveniydi. Sıradan asker, topraktan söz edildiğinde gözleri parlıyordu, köylülerin davasına tamamen sempati duyuyordu.

Silahlı kuvvetlerdeki otoritenin taban askeri kitlesine geçtiği birden fazla durum vardı, ancak bu otoritenin kararlı kullanımı neredeyse hiç yapılmadı; askerler tereddüt etti; birkaç gün sonra, bazı durumlarda birkaç saat sonra, nefret edilen bir subayı öldürdükten sonra tutuklanan diğerlerini serbest bıraktılar, yetkililerle görüştüler ve sonra idam mangasıyla yüzleştiler, ya da falaka-sopa için sırtlarını açtılar,  ya da yeniden boyunduruğu taktılar - tam da Leo Tolstoy'un damarına uygun!

Tolstoy, bastırılmış nefreti, daha iyi bir şey için olgunlaşan çabayı, geçmişten kurtulma arzusunu ve aynı zamanda olgunlaşmamış hayalleri, siyasi deneyimsizliği, devrimci gevşekliği yansıtıyordu.

Tarihsel ve ekonomik koşullar, hem kitlelerin devrimci mücadelesinin kaçınılmaz başlangıcını hem de mücadeleye hazırlıksızlıklarını, ilk devrimci kampanyanın yenilgisinin en ciddi nedeni olan Tolstoyan'ın kötülüğe direnmemesini açıklıyor.

Yenilen orduların iyi öğrendiği söylenir. Elbette devrimci sınıflar, ordularla ancak çok sınırlı bir anlamda karşılaştırılabilir. Kapitalizmin gelişimi, devrimci-demokratik mücadele için - feodal toprak ağalarına ve hükümete duydukları nefretle birleşen - milyonlarca köylüyü uyandıran koşulları saat başı değiştiriyor ve yoğunlaştırıyor. Köylülüğün kendileri arasındaki alışverişin, pazarın egemenliğinin ve paranın gücünün büyümesi, eski moda ataerkilliği ve ataerkil Tolstoyan ideolojisini sürekli olarak yerinden ediyor.

Ancak devrimin ilk yıllarından ve kitlesel devrimci mücadeledeki ilk tersine dönmelerden şüphe duyulamayacak bir kazanç vardır. Bu, kitlelerin eski yumuşaklığına ve iradesizliğine vurulan ölümcül darbedir. Sınır çizgileri daha belirgin hale geldi. Sınıfların ve partilerin bölünmesi gerçekleşti. 

Stolypin tarafından çekiç darbeleri altında öğretilen  derslerin ve devrimci Sosyal-Demokratların değişmez ve tutarlı ajitasyonuyla, yalnızca sosyalist proletaryanın değil, aynı zamanda köylülüğün demokratik kitleleri de kaçınılmaz olarak, Tolstoyizm'in tarihsel günahına daha az düşecek olan, daha çelik savaşçılarının arasından çıkacaklar.

Lenin

Çeviri; Erdogan A, 
Mayıs 2021