Salı, Nisan 06, 2021

Yeni Dünya İçin Çağrı’nın cevabı üzerine – Cımbızlama Nedir ve Emekli Amirallerin Bildirisi üzerine , Gericiliği görmemek, asıl konuları saptırmak.

Geniş Siyasi ve ekonomik özlü plan
Her şeyden önce şunu bildirmem gerekir; Marksizm Leninizm’in bir öğrencisi olarak önemsediğim, değer verdiğim, yani dost bildiğim parti veya grupların yazılarını eleştirir, düşman bildiklerimin yazılarını teşhir eder, ikisi arasında kalanları genellikle kendi haline bırakır, eleştiriye bile değmeyecek lerine inanırım.

Eleştiri eğer konu ciddi bir sapma, hata, yanlışla ilgili ise acımasız olması gerekir, başka türlü bu tür hatalar yazanlar tarafından ciddi bir şekilde tekrar irdelenip, üzerine düşünülüp düzeltilmez – özellikle bu hatalar küçük burjuva öznel yaklaşımlarında etkisi nedeniyle yapılıyorsa, gene küçük burjuva tavırla, demagoji lerle savrulmaya ve savunulmaya devam eder.

Amirallerin bildirisi ve Faşist İktidarın bu bildiriyi sinsi ve provokatif bir şekilde kullanma tavrına bazı “Sol” gruplardan gelen tepki tamamen asıl gündem ve asıl konudan – bu bildiri özgülünde Kanal projesi ve Montrö Sözleşmesi vb.,- soyutlanarak, tam da Faşist iktidarın konuyu saptırma yönünde, “Askeri Darbe” üzerinde odaklandı. Yani sol içindeki öznel, liberal yaklaşımlar öne çıkarak, iktidarın sevinçle,  gülümseyerek karşıladığı asıl konuların göz ardı edilmesine büyük ölçüde katkıda bulunulmuş oldu.

İlgili yazılarda eleştiri için temel aldığım, 1990lardan bu yana satın alınan, beslenen, liberal kalemşörlerin büyük katkısıyla hâkim kılınmış “darbe” üzerine, direk bu sözü geçen yazıdan alıntı yaptığım anti-Marksist Leninist somut tespitler oldu.

Yeni Dünya İçin Çağrı kısa ve öz yaptığım eleştiriye yazdığı demagojik cevapta hem yaptığım alıntıların “cımbızlama” olmadığını kanıtlamış oldu, hem de yaptığı “cımbızlama” suçlamasını kendi çürütmüş oldu.

Görünüşe güre önce “Cımbızlamanın” ne olduğu konusunu kafalarda netleştirmek gerekir.

Cımbızlama bir söylemin bütünlüğünden, cümleden, paragraftan kopartılarak, yani eksik alıntılayarak söylenen, ya da söylenmek istenen şeyi eksik ya da tamamıyla farklı bir anlama, içeriğe büründürme taktiğidir.

Bunun anlaşılması için en çok cımbızlama yapılan söylemlerden birkaç örnek verelim;

""Engels, tıpkı bir krallıkta olduğu "kadar", demokratik bir cumhuriyette de, devletin "bir sınıfın bir başka sınıfı baskı altında tutmasına yarayan bir makine"den başka bir şey olmadığını söylerken, bu sözleriyle hiçbir zaman, bazı anarşistlerin "iddia ettikleri" gibi, baskı biçiminin şöyle ya da böyle olmasının proletarya bakımından önem taşımadığını anlatmak istemez. Sınıf savaşımının ve sınıfları baskı altında tutmanın daha geniş, daha özgür, daha açık bir biçimi, proletaryanın genel olarak sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü savaşımı büyük ölçüde kolaylaştırır.""

Cümlede ya da paragrafta “Söyler” e kadar olan kesimi alıp italik olan kesimi- devamını atlamak ve bu temelde ezberci bir değerlendirme yapmanın adı “cımbızlama” dır.

Cımbızlamanın en çok kullanılan ve çarpıcı bir örneği Marks ın şu sözleri olmuştur;

 İşçilerin ana vatanı yoktur,  ancak işçi sınıfı , her şeyden önce, siyasal gücü ele geçirmek, ulusun önder sınıfı durumuna gelmek, bizzat ulusu oluşturmak zorunda olduğuna göre, kendisi, bu ölçüde, ulusaldır, ama sözcüğün burjuva anlamında değil”

Eleştiride kullandığım alıntılar yazının bütününden kopuk tespitler değil, tam tersine yazının bütününü oluşturmak için yola çıkılan, çıkış temeli olarak alınan tespitlerdir.

EMEP in yazısında eleştirdiğim tespit;

"Geçmişten bugüne yaşanan darbelerin ve onu çağrıştıracak en küçük bir girişimin bu ülkenin sömürülen ve ezilen halk kitlelerine hiçbir yararı olmamıştır. Bu bildirinin de halk yararına bir karşılığı yoktur. Bugün de ve gelecekte de olmayacağı açıktır." 

Benzer bir şekilde Yeni Dünya İçin Çağrıdan alıntıladığım ve “Cevaplarında “ tekrar ettikleri ve yeniden ısrarla savundukları tespitler;

"Türk ordusu darbeci bir geleneğe sahiptir. Darbecilik Türk Ordusunun genlerinde vardır. "" 
""Askeri darbelere, darbe girişimlerine karşıyız."

"Her ne kadar AKP ile birlikte Gülen cemaati ortak oldukları dönemde birlikte çalışarak asker vesayetini çok önemli oranda geriletmiş olsalar da, ordunun darbeci geleneği bir bütün olarak ortadan kalkmış değildir."

Bunlar “Cımbızlama” değil, yazılarının dayandığı, yola çıktıkları temel tespitleri, argümanlarının “alıntılaması”dır.

Kendi temel argümanlarının alıntılamasını “cımbızlama” olarak nitelendirmek, sadece küçük burjuvanın eleştiriye tahammülsüzlüğünü ve doğru dürüst, direk alıntılanan argümanlar üzerine tartışma yerine, ucuz suçlama ve demagoji yolunu tercih etmesinin göstergesi olabilir.

Eleştirilen tespitleri tekrar ve kısaca ele alırsak;

""Askeri darbelere, darbe girişimlerine karşıyız."

Bu söylemin Marksist Leninist yaklaşımla ne teorik olarak, ne de diyalektik olarak, ne de tarihi olarak uzaktan yakından bir ilişkisi olamaz.  Garbisin açık ve net bir şekilde vurguladığı gibi “tarihsel materyalizm bize, her toplumsal ve siyasal olguyu olduğu gibi her askerî darbeyi de kendisine ön gelen tarihsel süreçleri, meydana geldiği toplumsal koşulları, sınıfsal ve siyasal niteliklerini, siyasal hedeflerini ve yol açtığı sonuçları hesaba katarak ve duygusallıktan uzak durarak analiz etmeyi öğretir. “Bütün askerî darbelere karşı olma ya da aynı ölçüde uzak durma” tekerlemesi, olsa olsa burjuva sosyal biliminin sığlığını ve burjuva liberalizminin ve demokratizminin sahteliğini ve zavallılığını sergiler.” (1)

"Devrimci proletarya, tüm diğer siyasal gelişmelere ve toplumsal hareketlere karşı olduğu gibi askerî darbelere karşı tutumunu da, söz konusu askerî darbenin proletaryanın ve diğer sömürülen emekçilerin sonal kurtuluşları yolundaki savaşımlarına katkıda bulunup bulunmadığına, kitlelerin bağımsız siyasal inisiyatifini geliştirip geliştirmediğine ve emperyalizmi ve siyasal gericiliği zayıflatıp zayıflatmadığına bakarak belirler.

Hangi devrimci ve demokrat, 1952’de Mısır’da, başında Britanya emperyalizminin uşağı Kral Faruk’un bulunduğu monarşik rejimi yıkan, 1958’de Irak’ta, gene Londra’nın bir başka uşağı olan Faysal monarşisini ve Nuri Said hükümetini devirerek Irak’ı bağımsızlığına kavuşturan, 1969’da Libya’da, ABD uşağı Sunusi hanedanına son vererek bu ülkeyi Yanki emperyalizminin üssü olmaktan çıkaran, 1974’te Portekiz’de, ömrü yarım yüzyıla yaklaşan faşist Salazar diktatörlüğünü deviren ve hepsi de bir ölçüde geniş kitlelerin desteğini kazanan ya da bir ölçüde onların da katılımıyla gerçekleşen ilerici askerî darbeleri kınamaya ve onların yıktığı güçleri savunmaya kalkabilir?" (2)

"Türk ordusu darbeci bir geleneğe sahiptir. Darbecilik Türk Ordusunun genlerinde vardır ” argümanı, tespiti de   sınıfsal yapı, hâkim sınıflar ve onların devleti, o devletin en önemli kurumu olmanın dışındaki bir olguya, "genetiğe" dayanan bir "geleneğe" bağlanıyor.  Bu sanki  “laboratuvar analizi” ne dayandırılmış tespit söylemi aslında ciddiye bile alınmaması gereken nitelikte. Ancak yaşamda hiçbir şeyin durağan, ayni şekilde kalmadığı, sürekli değişim ve gelişim içinde olduğu Diyalektik Materyalizm gerçeğini arkadaşlara hatırlatırsak, onları hâkim sınıfların devletinin bürokrasisini oluşturan bu kesiminde diyalektik gerçeğin dışında, kendi başına, diğerlerinden bağımsız, gelişmelerden ve değişimlerden etkilenmeyen bir “genetik “ yapıya sahip olduğunu iddia etmenin Marksizm Leninizm ile bağdaşığı olamayacağı basit gerçeğini görmeye davet etmemiz gerekiyor.

Yeni Dünya İçin Çağrı demagojik cevapsız-cevabında benim 27 Mayıs ihtilalini “ilerici” olarak gördüğümü söyleyerek, “ifşa ettiğini”,  “eleştirdiğini” zannediyor ama özünde kendi “ya siyah ya beyaz” anti Marksist görüşünü “teşhir etmiş olduğunun farkında değil. Marksist Leninistlerin her konuda temel yaklaşımı emekçi halkların ve onların mücadelesinin çıkarlarından yola çıkar, bu nedenle ya siyah ya beyaz olamaz.

Sözü geçen konu gerek EMEP in “Geçmişten bugüne yaşanan darbelerin ve onu çağrıştıracak en küçük bir girişimin bu ülkenin sömürülen ve ezilen halk kitlelerine hiçbir yararı olmamıştır” söyleminin gerçeği yansıtmadığını ve gerekse genel olarak “darbelere karşıyız”,  her Darbeyi aynı kefeye koyma anlayışının yanlışlığını ortaya sermek için yapılan bir karşılaştırma ile ilgili.

Bu konuda da gene Garbis’ten şu alıntıyı yapmıştım; "12 Mart ve 12 Eylül askerî-faşist darbelerinden farklı olarak- hiyerarşi dışı bir eylem olan 27 Mayıs askerî darbesi, esas olarak işçi sınıfının, diğer emekçilerin ve Kürt ulusunun gelişen devrimci hareketine, sol ve devrimci güçlere karşı değil, iktidardaki DP kliğine karşı yapılmıştı. Bu askerî darbeyle açılan dönem, 1920’lerden bu yana ilk kez belirli bir düşünce özgürlüğü ortamının oluşmasına, devrimci ve sol düşüncelerin yaygınlaşmasına ve devrimci hareketin kitleselleşmesine tanıklık edecekti. Koyu anti-komünizmiyle ve ABD emperyalizmine kölece bağlılığıyla ün salmış Bayar-Menderes kliğine karşı yapılan darbenin ardından Türkiye’nin gelmiş geçmiş en liberal anayasası olan 1961 anayasası hazırlanmış ve onun ardından işçi sınıfı toplu iş sözleşmesi ve grev haklarını elde etmişti..." (2)

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra kazanılan sınırlı demokratik hak ve özgürlükler ortamında, -tali olarak devrim dalgasının dünya ölçeğinde yükselmekte olmasının da katkısıyla- henüz egemen sınıfların ideolojik hegemonyasından kurtulamamış olan kitlelerde ve aydınlarda giderek belirginleşen bir radikalleşme yaşandı. (3)

Burada yapılan genel olarak Türkiye’deki darbelerin karşılaştırılması, bu darbelerin farklı siyasi hedefi ve diğerlerinden farklı olarak 27 Mayısın sonuçta, sınırlıda olsa emekçi halkların çıkarına olan ilk ve temel yasalar getirmiş olması.  Bu farkı göremeyen ve bunları aynı gören bir kafa Marksist Leninist bir kafa olamaz, ancak liberal, gerici bir kafa olabilir.

Marksizm Leninizm’in teorilerine ve onun diyalektiğine ihanet etmeden, tarihi gerçeklere gözlerini kapatmadan bir ML nasıl ki “biz her savaşa karşıyız” diyemezse,   aynı şekilde “ Biz her Darbeye karşıyız” da diyemez. Hele hele, siyasi değerlendirmelerini “genetiğe” bağlayamaz ve değerlendirmesini yüz yıla aşkın bir “gelenek” temeline oturtmaz.

Marksist Leninistler genel olarak askeri darbeyi en büyük düşman olarak ilan edip, “Askeri Darbe karşıtlığı” yaygaracılığıyla, gündemde olan, var olan faşist “sivil gericiliği”  göz ardı etmez, “daha büyük tehlike- askeri darbe” imaj ve algılaması yaratarak, faşist sivil gericiliğin öneminin küçümsenmesi yoluna zemin hazırlamaz.

Eleştirilere Marksist Leninist yaklaşım temelinde açıklayıcı, netleştirici bir cevap yerine, demagojiyi tercih edenleri ve bunda ısrar edenleri bir daha muhatap almam, ama eleştirmeyi de bırakmam.

Emekli amirallerin bildirisine bağımlı olarak ele alınması gereken asıl konu “askeri darbe” değil, bildirinin içeriğinde vurgulanan Montrö Sözleşmesi ile ilgili Faşist Diktatörlüğün planlamış olduğu Kanal Projesi ve bu projenin gerek özelde Türkiye, gerekse genelde emperyalistler arası çıkar çatışmasında yaratacağı sonuçlardır. Tartışılması, üzerinde durulması, kitlelerin aydınlatılması gereken konu bu dur, “darbelere karşı olma” konusu değil. Bu gerek özeli ve gerekse geneli etkileyecek olan konuyu atlayıp, hemen “biz her türlü askeri darbeye karşıyız” yaygaraları, Faşist iktidara “aman bize dokunmayın, bak bizde askeri darbeye karşıyız” içeriğinde, iktidarın darbe propagandası ile baskılarını daha da arttırma ve asıl konulardan dikkatleri dağıtmasına destek veren reformist bir tepki olmayı aşamaz.

Erdogan A

6 Nisan 2021

 Notlar

(3) Garbis Altınoğlu, Ibrahim Kaypakkaya Değerlendirmesi