Cuma, Nisan 23, 2021

Faşizme Karşı Mücadele

Faşizm Nedir - Ana sayfa

PDF Olarak Tamamını  İndir 

Faşizme Karşı Mücadele

“Somut bir Marksist-Leninist analiz olmadan, faşizm sorununu, proleter birleşik cephenin ve Halk Cephesinin sorunlarını, burjuva demokrasisine karşı tutumumuz sorununu, devam eden süreçlerin sorununu birleşik cephe hükümeti sorununu, asla doğru bir şekilde sunamayacak ve çözemeyeceğiz -işçi sınıfı içinde, özellikle Sosyal Demokrat işçiler arasında ya da yaşamın kendisinin ve sınıf mücadelesinin gelişiminin karşı karşıya kaldığı sayısız diğer yeni ve karmaşık sorunlardan herhangi biri şimdi ve gelecekte de karşımıza çıkacaktır.” G.D

Nasıl ki çürüyen kapitalizm -emekçi halkların sokaklara yansıyan pratiği olmadan- kendi kendine seçimle, sırf parlamenter mücadele ile ortadan kalkmayacaksa, bir özgülde kapitalizmin en gerici iktidar biçimlerinden birisi olan Faşizm de sokaklara dökülen aktif bir emekçi mücadelesi olmadan, ne işlevsiz hale getirilmiş parlamento yoluyla, ne de işlevinde hiçbir kontrol olmayan “sandık”- seçimler yoluyla yıkılamaz.

Faşizmin gelişmesi- güçlenmesi sadece parlamenter süreçlerle engellenemeyeceği ve yok edilemeyeceği, tarihte kanlı anti-faşist mücadele örnekleriyle zaten kendisini kanıtlamıştır. Bu “sokaktan” kopuk seçim-parlamenter yanılgıyı, bu hayalciliği oportünist liderliklerin sistematik olarak savunması, nihai sonuçta anti-faşist savaşçıların öncüsü olmak değil, faşist demagoglara ve onların tekelci kapitalist destekçilerine yardım etmek olur. Bu yaklaşımın reformist özü asgari amacı azami amaçtan soyutlayan, yani devrimi dışlayan, emekçi halkların mücadelesinin önderliğini, köşeye sıkışan “aldatıcı reformlar uygulayarak  “tehlikeyi durduracak” burjuvazinin bir diğer kesimine terk edecek olan niteliktedir.

Önderliği tamamen tekelci kapitalizmin reformist yatıştırıcılarının ve sözcülerinin eline terkedildiği bir "anti-faşist” birlik, reformist karakteri nedeniyle, işçi sınıfı çoğunluğunun ekonomik ve siyasi kaybı pahasına taviz vermeye kendini adamış bir "birlik",  zaferin değil yenilginin temelini atar.

“Faşizmin kuruluşunun koşulları burjuva "demokrasisi" kabuğunun içinde egemen sınıf tarafından yaratılır, faşizme karşı mücadele, işçi sınıfının faşizme karşı bir savunma olarak burjuva "demokrasisine" güvenerek verilemez. Bu mücadele, ancak birleşik ve kararlı bir işçi sınıfı tarafından, ekonomik ve siyasi alandaki mali sermayenin tüm saldırılarına karşı başarılı bir şekilde yürütülebilir”. (6)

Komintern Üçüncü Kongre’de, faşizme karşı yürütülmesi ön görülen önemli mücadele şekillerinden bir diğer de “birleşik cephe” taktiği üzerine yapılan değerlendirmeler olmuştur. Kongre’de komünist partilerin, Sosyalist devrimin ve işçi sınıfı diktatörlüğünün vurgulanması ön koşuluyla, asgari güncel acil taleplerin savunulması ve sosyal demokrasinin ihanetinin pratikte kitlelere gösterilmesi yoluyla temel olarak alttan kurulacak bir “Cephe’nin oluşturulmasının taktiksel önemi vurgulanmıştı.

Birleşik Cephenin Önemiyle ve sözü geçen “ihanet-teşhir” ile ilgili olarak Almanya örneğini ele alırsak; “Tüm yüksek oranda teşvik edilen ve şiddetle desteklenen Nazi ajitasyonuna rağmen, birleşik işçi sınıfı güçleri, eğer birleşmiş olsalardı, Faşist güçlerden ölçülemez ölçüde üstün durumdaydı. Seçim oylarının salt sayısal karşılaştırmasında bile, bir istisna dışında, baştan sona üstündüler. Sosyal Demokrat ve Komünist oylarını, potansiyel birleşik işçi sınıfı oylarının bir göstergesi olarak bir araya getirirsek (eğer bir Cephe, kapitalist diktatörlüğe karşı birleşik bir mücadelenin muazzam uyarıcısı-canlandırıcı olsaydı, anında çok daha yüksek olurdu), bu toplam, Temmuz 1932 hariç her seferinde Nazi oyları toplamını aştı. Dolayısıyla belirleyici sorun, birleşik işçi sınıfı mücadelesi sorunuydu. Komünist Parti tüm çabalarını buna adadı. Sorun gittikçe daha acil hale geldikçe, Komünist Parti, hem işçi kitlesine hem de özellikle Sosyal Demokrat Parti'ye ve Genel Sendika Federasyonu'na, Faşizme ve kapitalist saldırıya karşı birleşik işçi sınıfı cephesi için durmadan çağrı yaptı... Komünist Parti, doğrudan Sosyal Demokrat Parti ve Genel Sendika Federasyonu Yöneticilerine başvurarak, olağanüstü hâl kararnamelerinin yürürlükten kaldırılması ve “Fırtına Birliklerinin” dağıtılması için ortak bir genel grev Örgütlenmesini önerdi. . Sosyal Demokrat liderlik, bu birleşik cephe çağrısını reddetti, herhangi bir genel grev çağrısını provokasyon olarak damgaladı ve Faşizme karşı çıkmanın tek yolunun oy pusulası olduğunu ilan etti.” (2)

Almanya da Cephenin Kurulamaması örneği

“Komünist Parti, birleşik cepheye doğrudan çağrıda bulunarak, Almanya'nın her yerinde Sosyal Demokrat, sendika ve örgütsüz işçilerle aşağıdan birleşik cepheyi inşa etmek için gücünün sonuna kadar çabaladı. Bu, artan kitlesel gösterilerde ve kısmi grevlerde ve eylemlerde görüldüğü gibi geniş bir tepki kazandı; ancak birleşik cephede yer alan tüm aktif üyeleri ve örgütleri dışlayan Sosyal Demokrat ve sendika liderliğinin resmi olarak yasaklanmasıyla etkin güce ulaşma konusunda ağır bir engelle karşılaşmıştı.

Bu tarihi gerçek karşısında, tarafsız bir yargıcın, Hitler'i tek başına yenebilecek birleşik işçi sınıfı cephesinin, yalnızca Sosyal Demokratların ve sendika liderliğinin resmi olarak yasaklanmasıyla imkânsız hale getirilmesinden başka bir karara varması imkansızdır.

Almanya'da Faşizmin zaferini mümkün kılan belirleyici koşul buydu.”

Cephe ve Devrimci durum mu gelişiyor yoksa karşı-devrimci durum mu gelişiyor tartışmaları?

“Halk, yalnızca faşistlerin ellerinden aldıkları özgürlükleri yeniden kazanmak için değil, aynı zamanda emperyalistlerin ve gerici kliklerin demokrasi kisvesi altında onlara dayattığı boyunduruktan kurtulmak için silaha sarıldı. Bu nedenle savaş basit bir mesele değildi, çünkü müttefik anti-faşist kamp içinde tüm güçlerini gerçek özgürlüklerini ve demokrasilerini ve diğer köleleştirilmiş uluslarınkini savunmak için mücadeleye koyan devletler vardı, ama aynı zamanda faşizme karşı savaşını farklı bir şekilde yorumlayan ve yürüten devletler da vardı.

Her yerde olduğu gibi ülkemizde de tepki faşizm tarafından silahlandırıldı.”  (11)

Stalin Ekim Devriminin Uluslararası Karakteri yazısında şöyle bir değerlendirme yapmıştı;

Kapitalizm kısmen istikrara kavuşabilir, üretimini rasyonelleştirebilir, ülke yönetimini faşizme devredebilir, işçi sınıfını geçici olarak durdurabilir; ama daha önce sergilediği "sükuneti", "güvenceyi", "dengeyi" ve "istikrarı" asla geri kazanamayacak; çünkü dünya kapitalizminin krizi, devrimin alevlerinin kaçınılmaz olarak, şimdi emperyalizmin merkezlerinde, şimdi de çevresinde, kapitalist yama işini boşa çıkararak ve kapitalizmin çöküşünü her gün daha da yaklaştırarak patlak vermesi gereken gelişme aşamasına ulaştı. . Tıpkı meşhur masalda olduğu gibi, "kuyruğunu çamurdan çıkardığında gagası sıkıştı; gagasını çıkardığında kuyruğu sıkıştı. "(10)

Herhangi bir özgülde Devrimci durumun gelişiyor olması, kaçınılmaz olarak kısa vadede karşı-devrimci durumu da geliştirecektir. Ancak bu paralel olarak, Karşı-devrimci durumun kesinlikle ve kısa vadede kaçınılmaz bir devrimci durumu geliştireceğini öngörmez. Kapitalizmin varlığının genelde devrimci durumun varlığına işaret etmesi, özgülde herhangi bir ülkede devrimci durumun varlığını göstermez.

Güçler dengesindeki değişim ve buna bağımlı olarak devrimci ve karşı devrimci durum verili andaki somut şartlara, durumlara bağımlı olarak birbirini karşılıklı etkiler ve belirler. Zaferle değişen güçler dengesi,  devrimci durumları etkileyerek yeni zaferlere yol açabilir.

CPSU Merkez Komitesinin "1941-1945 Büyük Vatanseverlik Savaşında Sovyet Halkının Zaferinin 30. Yıldönümü Üzerine" Kararı kısmen şöyle diyordu:

"Faşizme karşı kazanılan zafer, kapitalist ülkelerde işçi sınıfı hareketinin daha da gelişmesi, işçi sınıfı davasının ve tüm emekçi insanların davasının en aktif savunucuları olan komünist ve işçi partilerinin büyümesi ve sağlamlaşması için elverişli koşullar yarattı. Uluslararası komünist hareket, günümüzün en etkili siyasi gücü haline geldi. "

Ancak “yeni zaferler”, güçler dengesindeki değişim, karşı devrimci durumu ortadan kaldırmaz. Yani “denge” – son kapitalist ülke yıkılana kadar - durağan değil, değişkendir

“Günümüzde bile, İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen özgül koşulların ardından eşi görülmemiş bir ekonomik genişleme ve refah dönemine bağlı olarak ciddi devrimci ayaklanmalar tarafından tehdit edilmeyen ve baskı ve şiddetin yurtdışına ihracatı, demokratik yönetim biçimleri hâlâ sürdürülüyor, emperyalizmin derinleşen krizi, egemen tekelci kapitalist sınıfı, bu demokratik biçimleri yeni diktatörlük ve baskıcı yöntemlerle tamamlamaya giderek daha fazla zorluyor.

Bu henüz faşizm değil, ancak tüm kapitalist ülkelerde faşist yönetim biçimleri yönünde açık bir eğilim.

Marks Kapital de, “Toplumsal emeğin üretim güçlerinin gelişimi, sermayenin tarihsel görevi ve ayrıcalığıdır. Bilinçsiz olarak daha yüksek bir üretim tarzının maddi gereksinimlerini yaratır ” demişti.

Kapitalizmin bu ilerici tarihsel rolünü kabul ederken, Marks bir asırdan fazla bir süre önce işaret ettiği kapitalist gelişmenin iç yasalarını ortaya koymaya devam etti. Kapitalizmin üretici güçleri örgütleyip geliştirebilmekten çok uzak olduğunu, yalnızca proletarya tarafından kurtarılabilecek şiddet içeren krizler, durgunluk ve çürümenin giderek daha kısır döngüsüne sürükleyeceği bir aşamaya ulaşacağını ön görmüştü. “          (6)

Faşizm Nedir - Sonuç