Cuma, Nisan 23, 2021

FAŞİZM NEDİR

PDF İndir 

Faşizm nedir konusuna değinen bu broşür konu üzerine yapılan yorumlar, sorulan sorular, öneriler, eleştiriler ve katkılar temelinde hazırlanmış, bu anlamda, olası her soruya ve kafa karışıklığına– olabilecek en kısa özetlemelerle - cevap vermeyi amaç eden kolektif bir çalışmanın ürünüdür.

Marksizmin diyalektiği herhangi bir konuyu en detaylı bir şekilde kısa bir yazıda anlatmayı imkânsız kılar. Ayni şekilde ülkelerin farklı yapıları ve ülkeler içindeki özgül ekonomik değişimlerin yarattığı farklı durumlar ve şartlar nedeniyle gerek Faşizmin geliş - gelişme biçimleri ve gerekse pratiğe yansıma biçimleri bunları “mutlak doğru” bir “kalıp” olarak genelleştirmeyi de imkânsız kılar, ve “ayağı somut gerçek” yerine, “kalıplaştırmalara”  basan soyut, öznel değerlendirmeler de işçi sınıfının mücadelesine zararlı sonuçlama-lara götürür. Faşizmin genel ve mutlak olan tek doğrusu onun; “tekelci emperyalizme özgün”, “herhangi bir ekonomik-siyasi kriz karşısında onların -en azından bir kısmının- var olan sistem biçimiyle politikalarını devam ettiremeyip, daha da baskıcı olan yeni bir sistem biçimi getirmeye zorunlu kalmaları” sınıfsal değerlendirmesidir.

Broşür “kaynaklar ”da belirtilenler de dahil olmak üzere, ağırlıkla Palme Dutt’ün, Dimitrov’un,  ve eleştiri amacıyla Poulantzas’ın değerlendirmelerine dayanmaktadır.

İçindekiler

ÖNSÖZ- P2

Faşizm Nedir – Görüşler- P9

Sosyal Demokrasi ve Faşizm – P14

İtalya, Almanya ve Avusturya da Faşizm –farklılıklar- P24

Amaçlar, Nedenler – Faşizmin zaferi- P37

Faşizmin Belirli Durumlarda Kaçınılmazlığı- P40

Sınıfsal Güçler arasındaki dengelerde değişim – P44

Dengesiz Ekonomik Gelişme – tekelci sermaye ve sermaye birikimi- P45

Geçiş Örnekleri ve farklar- P50

Ekonomik Bunalım- P53

Egemenlik bunalımı - Sınıfsal Yapı -P55

Egemen Siyasi Biçimde bunalım – Yeni Sistemin Düzenlenmesi- P58

Egemen İdeolojide bunalım – P60

Geliş Şekilleri -P64

Yansıyan Pratikleri- P66

Sermaye ihracı– Saldırganlık ihtiyacı, Faşizm ve savaş – P68

Faşizme Karşı Mücadele- P69

Sonuç- P75

TÜRKİYE DE FAŞİZM – P81

Eleştiri, Yorum ve Sorular – Cevaplar P-87

Burjuvazinin her politikasının kesin bir şekilde belirlenmiş işlevsel önemi vardır. Mali kapitalizmin politikası, mali sermayenin üretim temelini daha geniş ölçekte yeniden üretmektir. Kişi kendini, bir politikanın kendini gösterdiği biçimlerin analiziyle sınırlayamaz; örneğin, bir politikayı "fetih", "genişleme", "şiddet" vb. olarak tanımlamakla yetinilemez. Kişi, o verili politikanın üzerinde yükseldiği ve genişletmeye hizmet ettiği temeli analiz etmelidir.” (1)

ÖNSÖZ

Bir ülkede faşist sistemin var oluşu ya da olmayışı tespiti Marksist Leninistler açısından gerek strateji ve gerekse taktiksel olarak hayati öneme sahiptir. Asgari mücadele ve azami birbirinden kopuk değil, birbirine sıkı sıkıya bağımlıdır. Herhangi bir özgüldeki somut bir “Faşizm” değerlendirmesi sadece o asgaride ki devrimci cephe, Halk Cephesi ve Burjuva demokrasisi ile ilgili tavrımız sorunu ile ilgili değil, aynı zamanda devamındaki olası bir devrime geçiş köprüsü olarak “birleşik cephe hükümeti” sorunu ile de yakından ilgilidir. Çünkü, Faşizm ve savaş durumlarında “güçler dengesinin” hızlı değişimler içinde olan “dengesiz “ bir niteliğe sahip olduğu tarihi örneklerle kanıtlanmıştır.

Böylesine önemli bir konuda “başlangıcından bu yana Türkiye de faşizm vardı” söylemi ne kadar yanlış ve devrimci mücadele açısından zararlıysa, Faşizmin somut olarak var olduğu bir dönemde “Türkiye’de faşizm yok “ demekte o kadar yanlış ve işçi sınıfının mücadelesine o kadar zararlıdır. Birisi “ezberci” sol sapmanın, diğeri kendi yasallığına dayanarak yapılan reformist “sağ sapmanın” göstergeleridir. Nihai sonuçta her ikisi de İşçi sınıfının mücadelesine zarar veren sapmalardır.

GİRİŞ

Faşizm bir hükümetin diğer bir hükümet tarafından değişmesi değildir. Egemen sınıfların her politikasının önceden belirlenmiş siyasi bir amacı vardır. Faşizmin gelişinin en önemli, ve onu diğer tüm Burjuva Demokrasi biçimlerinden ayıran en temel ve belirgin NEDENİ, burjuvazinin önceden belirlenmiş politikalarını var olan sistem biçimiyle yaşama uygulayamayacakları gerçeğidir. Var olan (toplumsal) egemen ideolojinin de bu amaca uygun olmaması durumu ve “yeni” bir egemen ideoloji yaratma ZORUNLULUĞU da en önemli göstergelerinden birisidir.

Burjuva demokrasisi ile Faşizm arasındaki politikaların pratik sonuç benzerlikleri – pratiğe yansımaları konu üzerine kafa karışıklığını oluşturan nedenlerdir. Her ikisinde de ekonomik - politik kriz sonucu baskıcı yöntemler kullanılır. Her ikisi de işçi sınıfının mücadelesinin bastırılması için baskıcı, yıldırıcı önlemler alır. Ancak sadece Faşizm de -güçler dengesine bağımlı olarak- parlamento ya ortadan kaldırılır, ya da büyük ölçüde işlevsiz hale getirilir, sistemin biçiminde, anayasada kökten değişiklikler yapılır, devletin bütün kurumları planlanan politikaların yaşama uygulanabilmesi için ele geçirilir, ve gerekli olan YENİ egemen ideolojinin oluşturulması için seferber edilir.

Kamu sektörlerinin özelleştirilmesi -ya da İtalya da olduğu gibi -  kimisinin önce kamulaştırılıp sonra sermayenin belirli kesimlerine devredilmesi her ne kadar da Burjuva Demokrasilerinde de bir ölçüye kadar görülse de, Faşizmde bu en yaygın pratik haline gelir.

Faşizmin diğer bir özgünlüğü onun askeri-leşme ve SAVAŞ eğilimidir.

İleride tarihi örneklemelerle görebileceğimiz gibi, ikisi arasındaki belirgin fark Faşizmin, aldatmanın yanı sıra temel olarak BASKI   ve ZOR yöntemiyle çalışması. Burjuva Demokrasinin ise, zorlamanın yanı sıra öncelikle ALDATMA yöntemiyle çalışmasında kendisini gösterir.

Faşizmin tanımlanmasındaki kafa karışıklığı genel olarak faşizmin ortaya çıkışının ekonomik, toplumsal,  ve ideolojik etkenlerin diyalektik bağlantılarından koparılarak analiz edilmesi ve-ya da sadece toplumsal yaşama yansıyan pratikleri temelinde değerlendirme yapılmaya kalkılmasındandır. Kimi yerde ise Faşizmin genel “felsefi”, “akademik” açıklamalarına dayanarak faşizmin tanımlaması yapılmaya çalışılmakta ve herhangi bir özgülde faşizmin var ya da yok olduğuna karar verilmeye çalışılmaktadır. Gerçekte ise sınıfsal ilişkilerden, özgülde ve - veya geneldeki krizden, güçler dengesinden kopuk tüm bu analizler, faşizmin yükseliş nedenlerine ilişkin somut hiçbir bilgi vermez. Çünkü, faşizmi tanımlamaya ve özgülde varlığı ya da yokluğu üzerine temel alınmaya çalışılan tüm bu dayanaklar Faşizmin oluşmasının “sebepleri” ile ilgili değil, “sonuçları” ile ilgilidir; yani Faşizmin kendisini değil, onun geliş şekli, geliş sürecini belirleyen etkenlerdir. Faşizm onun genelde ve özgüldeki ekonomik gelişmelere, krizlere direk bağımlı olarak, sınıfsal oluşumu, ve sınıfsal işlevi temelinde bir bütün olarak ele alınması gerekir.

Özgüldeki “güçler dengesi” – işçi sınıfı hareketinin güçlülüğü, güçsüzlüğü,  tavanda değil, tabanda, “toplumda egemen olan ideoloji” sadece Faşizmin geliş biçimi ve geliş süresini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda devamında topluma yansıyan pratiklerinin şekillerini de belirler. Her ülke yapısı aynı olmadığından, her ülkedeki geliş biçim ve süresi, yansıyan pratikleri belirli ölçüde farklılıklar gösterecektir. Yani Faşizm “her ülkeye uyan bir reçete” temelinde oluşmaz, pratik yansımaları da “şablon” gibi aynı şekilde olamaz.

Üçüncü Komintern’in kongresi sürecince ve devamında Faşizm üzerine yapılan tartışmalar ve ortaya koyduğu çeşitli tespitler genel olarak faşizmin özünü, sınıfsal niteliğini belirlemesine rağmen,  geliş şekli ve topluma yansımaları, temel olarak o özgüldeki gelişmiş kapitalist ülkeleri ele almıştır. Komintern de ki tartışmalardan da anlaşılabileceği gibi Faşizm, öncelinde ortaya çıkmış olan tüm baskı rejimlerinin özelliklerden farklı olarak, “yeni bir ideolojiyi”  egemen kılarak toplumun çeşitli katmanlarını peşine takma ve onları kendi siyasal hedeflere yönlendirerek, toplumsal yaşamın her alanını kuşatan, tekelci kapitalizme özgün “yeni bir otoriter” sistemdir.

Komintern ’deki tartışmalar, genellikle birbirinden farklılıklar taşıyan İtalya, Almanya, Avusturya da ki faşizmi temel alarak, özgül dönemine uygun olarak Faşizmin işçi sınıfının yükselen devrimci mücadelesine karşı burjuvazinin başvurduğu bir baskı ve terör sistemi olarak tanımlamış, var olan devrimci koşulların işçi sınıfı tarafından avantaja dönüştürülememesi ve bu eksiklikte “sosyal demokrasinin” reformist eğilimlerinin rolü eleştirilmiştir.

Marksist Leninistler, Komintern’in  Faşizmin işçi sınıfının yükselen devrimci mücadelesine karşı burjuvazinin başvurduğu bir baskı ve terör sistemi” olarak tanımlamasını Marksizm’in Diyalektiğinden kopuk, mekanik bir şekilde ele alarak “işçi sınıfının devrimci mücadelesi zayıfsa, tekelci sermayenin Faşizme başvurmasının bir gereği yok” gibi sonuçlara ulaşmazlar.  Faşizm, gerek herhangi bir ülkede ekonominin dengesiz gelişmesi sonucu ortaya çıkan krizler (Brezilya ve Türkiye örneği), gerekse genelde ekonomik krizlerin yaşandığı herhangi bir özgülde, burjuvazinin gerekli gördüğü “yeni politikaları “ uygulamayı, “yeni ideolojiyi” egemen-leştirmeyi ve var olan  “demokratik” yöntem ve “araçlarla” yönetmeyi imkânsız gördüğünde uygulamaya koyduğu bir sistem biçimidir.

İşçi sınıfının devrimci mücadelesinin yüksek ya da zayıf olması – güçler dengesi – Burjuvazinin Faşizmi yaşama geçirmesi için bir engel değildir, o sadece onun geliş biçimini ve geliş sürecini etkileyen, sonucunda pratik yansımalarda kendini gösteren önemli bir etkendir.

Burjuva akademik, felsefi! yaklaşımlarla, ya da sadece yansıyan sonuçlara bakarak Faşizm teorisi üretmek ve bu temelde herhangi bir özgülde faşizmin var olup olmadığı konusunda tespit yapıp sonuçlandırmak, bir Marksist Leninist’in değil, bilinçli (reformist ve Troçkist varyasyon) ya da bilinçsiz (bu tür eğilimler ya da kendi-kendini sansürleme oportünizmi) bir şekilde var olan “yeni tip otoriter” yani Faşist sistemin çıkarlarına hizmet etmekle sonuçlanmıştır ve sonuçlanacaktır.

Dimitrov “Birçok ülkede faşizme karşı geliştirilmesi zorunlu olan kitle mücadelesi, yerini, faşizmin, “genel” niteliği üzerine içi boş tartışmalarla ve partinin acil siyasi görevlerini belirleme ve çözmede dar sekter bir tavır ’a bıraktı ...Saflarımızda, affedilmez bir şekilde, henüz hala her yerde üstesinden gelinememiş olan faşizm tehlikesini KÜÇÜMSEME vardı…. BÖYLE GÖRÜŞLER, faşizm tehlikesine karşı UYANIKLIĞIN gevşemesine ve proletaryanın faşizme karşı mücadele için seferber edilmesinin daha da GÜÇLEŞMESİNE hizmet etmiştir. "” diyordu. (7)

Burada konu üzerine kafa karışıklığını biraz olsun ortadan kaldırmaya hizmet etmek için, Faşizmin Marksist Leninist bakış açısı ve tarihi tecrübeleri ve bu özgül değerlendirmeleri temelinde konuya mümkün olduğu kadar özetlenmiş ve kısa bir şekilde değinmeye çalışacağım.

Her şeyden önce faşizmin her ülkeye ve duruma uygun tek tip bir dünya görüşü olmadığı, var olan şartlara ve duruma uydurulabilecek eklektik bir niteliğe sahip olduğu gerçeğini kavramak gerekir. Palme Dutt ün vurguladığı gibi “Faşist görüşün muğlaklığı ve belirsizliği tesadüfi değil, içsel ve kaçınılmazdır.”

“.. tüm abartılı iddialara ve aksi yöndeki girişimlere rağmen, farklı, bilimsel bir doktrinler ve dünya görüşü sistemi anlamında Faşizmin ayırt edici bir "teorisi" yoktur. Yalnızca bir uygulama vardır: ve bu uygulamayı perdelemek için, o özgülün amacına hizmet edebilecek,  genellikle bir faşizm ve diğeri arasında en büyük teorik çelişkili sonucu ortaya çıkaran (örneğin ırk teorilerinde) her türlü teori, ilke veya kurumdan ödünç alınan “tüylerle süslenmiş” bir karışımdır. Ödünç alınan tüyleri kuşla karıştırmak, Faşizmin özünü anlamamak demektir. Ya da metaforu değiştirirsek, Faşizmin "teorik temelinin" son derece "ideal" ve "ruhsal" açıklamalarını araştırmak isteyenlere koyun postunu kurtla karıştırmak kendini gerçekte bir koyun ve kurt için uygun bir av olarak ortaya çıkarmak anlamında uyarıda bulunula bilinir.

Faşizm, tarihsel gerçekte teorisiz bir hareket olarak büyüdü - yani gerçekte proleter devrimine karşı negatif bir hareket olarak (karışık ulusal-şovenist ve sözde devrimci sloganlar kullanarak) büyüdü ve temel olarak proleter harekete karşı şiddet içeren ve hukuk dışı yöntemlerin kullanımıyla kendini ayırt etti.

Faşizmde özgün veya yaratıcı hiçbir şey yoktur. Faşizm de bir tane bile yaratıcı fikir ya da başarının izi bulunamaz. “ (2)

Yani Palme Dutt ün özetlediği gibi, Faşist muğlak ve oradan buradan ödünç alınmış, burjuvazinin özgüldeki çıkarlarına uyarlanmış ideolojisi, ve bu yöndeki propagandasının özü ve niteliği, çürüyen bir sistemin egemenliğini sürdürme konusunda Faşizmin sınıfsal rolünün kaçınılmaz bir ifadesidir.

Bu nedenle, faşizm üzerine onun sınıfsal özü, niteliği ve bu rolünden kopuk bir şekilde yapılan tanımlama ve değerlendirmeler, faşizmin bu özelliğini perdelemeyi hedefleyen, ya da bilinçsizce perdeleyen, son tahlilde faşizme hizmet eden burjuva, reformist, Troçkist -yani karşı devrimci tanımlama ve değerlendirme olmanın üzerini geçemez.

Bunu söyledikten sonra, faşizm konusundaki farklı görüşlere, geliş nedenleri,  biçimleri, süreçleri ve yansımaları gibi konulara değinerek konunun detaylarına mümkün olduğu kadar kısa ve özet bir şekilde değinelim. Özet içinde tekrarlamaların olması kaçınılmaz ama konunun anlaşılması için zorunludur.

--- FaşizmNedir - Görüşler