Çarşamba, Kasım 11, 2020

Arif Koşar’ın “Solda üç eğilim ve cumhuriyet tartışmaları” yazısı üzerine

Arif in "Solda üç eğilim ve cumhuriyet tartışmaları" başlıklı yazısına genel olarak katılıyorum, ancak özelde bir konuya yaklaşımı üzerine değinmekte zorunluluk olduğuna inanıyorum. Bazı konularda Arifin “sol” derken Marksist Leninist sol mu, yoksa genel olarak liberal, reformist soldan mı bahsettiğini anlamakta zorluk çektim. Şüphesiz ki bahsedeceğim “sol” Marksist Leninist sol içeriğindedir.

Arif Koşar şöyle diyor;

“Solda, cumhuriyet tartışmasına ilişkin eğilimlerden birincisinde, temel argüman AKP’nin ya da sermayenin cumhuriyeti ortadan kaldırdığı, cumhuriyetin gerçek savunucusunun solcular, devrimciler ya da sosyalistler olduğudur. Buna göre cumhuriyet elden gidiyor ve onu savunmalıyız.”

Hiç bir Marksist Leninist özgül deki bir  “Cumhuriyet “ sorununa, Cumhuriyet in genel anlamı ile yaklaşıp o şekilde karşılaştırıp değerlendirme yapmaz. Bir ML eğer biçimlerle ilgili bir karşılaştırma da “cumhuriyet” diyorsa, o genel “Cumhuriyet'in” özgül biçimlerinden birisi  olan “burjuva-demokratik cumhuriyetinden bahsediyordur. Yani özgülde karşılaştırılan ve  bahsedilen Cumhuriyetin iki biçimi (kapitalizm altında olabileceği kadar) demokratik bir cumhuriyet ile (monarşiye doğru  ileri adımlar atmış olan) otokratik cumhuriyettir. Arif in hangi nedenlerle, hangi bakış açısıyla konuya bu şekilde yaklaşmaya gerek duyduğunu bilemem, ancak özgülü ele alış biçimi, somuttaki durumu yansıtmayan, genel bir “cumhuriyet” kavramını “özgülle” hiç bir bağlantısı olmayan, cumhuriyetin biçimlerinin önemli olmadığı anarşist, anarcho-Troçkist görüşe çanak açan,  bu konu üzerine yanlış anlaşılmaya kapıyı sonuna kadar açmış olan bir yaklaşım ve karşılaştırma. Özellikle böylesine, gündemde ve acil olan konuları ele alırken hiç bir hayale ve ya yanlış anlaşılmaya yer bırakmamak Marksist Leninist bir yazarın sorumluluğudur.

Arif Koşar şöyle diyor;

“"AKP’nin yok ettiği cumhuriyeti savunma" iddiasını politik bir hat haline getiren ve bunu giderek teorize eden sol muhalefetin bu noktaya nasıl geldiği, belki daha önemli ve güncel bir sorundur.””

Burada soru, ya da gerçek sorun, yapılan karşılaştırma  acaba “AKP'nin yok ettiği Cumhuriyet” mi , yoksa var olan demokratik hak ve hürriyetlerin  elden alınmış olması mı? Ya da bir ölçüye kadar işlevi olan bir parlamentonun varlığından, işlevsiz, tek adamlı “sözde” bir demokratik cumhuriyet arasındaki karşılaştırmamı? Yani cumhuriyetin “biçimlerinin" karşılaştırılması mı?

Arif devam ediyor;

“Peki, tek adam rejimi ile adım adım faşizm inşa ediliyor, hak ve özgürlükler askıya alınıyor, laikliğin tabutuna çiviler çakılıyorsa bütün bunlar cumhuriyetin bitmiş olduğunu göstermez mi? Göstermez.”

Şimdi “faşizmin” (güçlendirildiği değil) hala inşa!! edildiği  söylem ve konusunu bir yana bırakalım, Arif yazısında konuyu somut demokratik hakların elden alındığı özgül “cumhuriyet biçimi” çerçevesinde değil, “genel” cumhuriyet kavramı çerçevesinde ele alıyor. “Cumhuriyeti bitirecek” olan sosyalist devrimdir, ama onun biçimsel değişikleri sadece emekçi halkların mücadelesi ve çıkarları açısından büyük öneme sahiptir. Özgüldeki konu “genel olarak cumhuriyet mi yoksa “otokratik biçimine karşı demokratik biçimi mi? Hepimizin bildiği gibi nüfusunun % 99 unun hala parlamentodan ve seçimler umut beklediği, devrimci durumun olmadığı Türkiye de  gündemde olan sorun “genel “olarak “Cumhuriyete karşı sosyalizm” değil, bu mücadelenin daha kolay ve yaygın bir ortamda yapılmasını hedef alan, Otokrasiye karşı, “demokratik cumhuriyet” sorunudur.  Yani gündemde olan otokrasinin yıkılması sorunudur. Sanmıyorum ama eğer Arif anarcho-Troçkistler ve onlardan etkilenenler gibi, devrimci durumun var olduğunu (bura da da genel olarak olması ile özelde var olması arasındaki farkı hatırlamakta yarar var) ve gündemde olanın “cumhuriyete karşı sosyalizm” olduğunu savunuyorsa, haklı. Ama eğer bu görüşte değilse, var olan somut şartlar altında, gündemdeki sorunun demokratik haklar, otokrasinin yıkılması, ve burjuvaziye karşı "daha geniş ve daha özgür bir savaşım" ortamı yaratma sorunu olduğunun bilincinde olması gerekir. Yani sorun sınıf mücadelesi sürecinin hızlandırılması, bu şartların oluşmasını sağlayacak ortamın yaratılması sorunudur, bu da, otokrasinin yıkılıp yerine – eğer sosyalist bir cumhuriyet kurmaya gücümüz yoksa- cumhuriyetin burjuva demokratik biçimini getirmeye bağımlıdır. Yani var olan somut şartlarda karşılaştırılan genel olarak “cumhuriyet” e karşı “sosyalizm” değil, bu şartların olmadığı bir özgülde, “cumhuriyetin” iki biçimleri – otokrasiye karşı burjuva demokratik cumhuriyettir. Bu somut gerçeği “genelleştirip” saptırmak  Marksist Leninist bir yaklaşım olamaz.

Lenin “cumhuriyet” in biçimleri ve bu yönde mücadele konusunda da açık ve net şunları söylüyor;

“Proletarya için, burjuva toplumunda, siyasal özgürlük ve demokratik bir cumhuriyet için mücadele, burjuva sistemini devirecek olan toplumsal devrim mücadelesinde gerekli aşamalardan sadece biridir. Temel olarak farklı olan aşamalar arasında kesin bir ayrım yapmak, kendilerini ortaya çıkaran koşulları ciddi bir şekilde incelemek, kişinin nihai amacını süresiz olarak ertelemesi, ya da ilerlemeyi yavaşlatması anlamına gelmez. Tam tersine, bu, ilerlemeyi hızlandırmak ve nihai amaca ulaşmayı en hızlı ve en güvenli şekilde gerçekleştirmek amacındadır.”   (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği)

Özellikle “cumhuriyet” in “otokratik” biçiminin hakim olduğu dönemlere örnek olarak Lenin'in şu sözleri önemlidir;

“… RSDİP önüne acil siyasi görev olarak çarlık otokrasisinin devrilmesini, ve yerine demokratik cumhuriyetin getirilmesini koyar.... İnsan bunun yanlış anlaşılmasının imkansız olduğunu düşünür; “acil” görev otokrasinin devrilmesi, ve onun yerine, özgürlükleri güvence altına alan cumhuriyetin getirilmesidir." (Lenin, Reformistlerin Platformu ve Devrimci Sosyal-Demokratların Platformu)

Şimdi burada Lenin “yıkılan Cumhuriyetten” mi bahsediyor, yoksa otokrasiye karşı cumhuriyetin demokratik biçiminden mi? Sorun zaten “cumhuriyetin yıkılıp yıkılmaması değil” bu sosyalist devrimin görevidir, sorun özgül biçiminde, atılan adımların ileriye mi geriye mi dönük olduğudur.

Stalin, sadece genel değil, özgülde Türkiye şartlarına uygun olarak şunları söylüyordu;

""Siyasi özgürlük, en iyi ve en tam haliyle bir demokratik cumhuriyette sağlanır, elbette ki, kapitalizm koşullarında ne kadar sağlanabilirse. Bu nedenle, proleter sosyalizmin bütün savunucuları, sosyalizme [geçişte] en iyi "köprü" olarak, bir demokratik cumhuriyetin kurulması için mutlaka çaba gösterirler. 

İşte bunun için, bugünkü koşullarda, Marksist program iki bölüme ayrılmıştır: hedefi sosyalizm olan azami program, hedefi demokratik cumhuriyet aracılığıyla sosyalizme giden yolu açmak olan asgari program." (Stalin, Anarşizm mi Sosyalizm mi)

Arif kardeş, sanki Marksist Leninistler  genel anlamıyla “cumhuriyet” kavramını onun biçimlerine önem vermediği, “burjuva-demokratik cumhuriyetten” bahsetmedikleri gibi bir yanılsamaya kapıyı ardına kadar açmış.

Marksist Leninistlerin azami programı her türlü cumhuriyete karşı Sosyalizmdir, asgari demokratik mücadele ve görevlerinde, cumhuriyetin biçimleri arasında tercih yapmak zorunda kaldıkları şartlarda, o da , demokratik cumhuriyettir.

Engels in "Partimizin ve işçi sınıfının, egemenliğe ancak demokratik bir cumhuriyet biçimi altında ulaşabileceği son derece açık bir şeydir. Demokratik cumhuriyet.., proletarya diktatoryasının da özgül biçimidir..." sözlerini ele alan Lenin şöyle devam ediyor;

“Engels burada, Marks'ın bütün yapıtlarını kırmızı bir çizgi gibi işaretleyen o temel düşünü, yani demokratik cumhuriyetin proletarya diktatörlüğüne götüren en kısa yol olduğu düşününü özellikle belirgin bir duruma koyarak, yeniden ele alır." (Lenin, Devlet ve Devrim, Anarşistlerle polemik)

Lenin, Emperyalist Ekonomizm yazısında “Cumhuriyet, kapitalist toplumun siyasal üstyapısının olası biçimlerinden biridir, üstelik bugünkü koşullar altında en demokratik biçimidir” derken, sosyalizm le Cumhuriyeti değil, feodalizme, gericiliğe ve burjuva iktidarlarının diğer biçimlerini karşılaştırıyordu. Bu biçimler arasında karşılaştırmayı ve bunun önemini Lenin en çarpıcı ve net bir biçimde şöyle açıklıyordu;

"Kapitalizmden kapitalizme (onların siyasal üst yapısı olarak cumhuriyetten cumhuriyete) fark vardır. Kara - Yüz (100) - Oktobrist (gerici, otokratik, faşist) kapitalizmi ve Na­rodnik (gerçekçi, demokratik , faaliyet dolu) kapitalizmi var. Biz kapitalizmin "aç gözlülüğünü ve zalimliği" ni işçilere ne kadar fazla teşhir edersek, birinci tür kapitalizmin ayakta kalması o kadar güç olur ve kapitalizm o kadar ikinci tür kapitalizme dönüşmek zorunda kalır. Bu tam bize (istediğimize) uygun düşer, tam proletaryanın (istediğine) uygun düşer...  (Lenin, Maksim Gorki'ye Mektup) 

Yani “cumhuriyet” soyut, özgül koşul ve durumlardan, biçimlerinden kopuk bir şekilde genel olarak ele alınamaz. “Biçimler” sosyalist mücadelenin olmazsa olmaz demokratik mücadelesinin ve demokratik görevleri açısından -gerek kitlelerin eğitimi, örgütlenmesi, harekete geçirilmesi ve gerekse öznel koşulların yaratılması açısından - hayati önem taşır, bu nedenle ayaklarımızın genelden, “gerçek yere”,  “özele” basması gerekir.

Marksist Leninistlerin ciddi bir şekilde ders çıkarması gereken Lenin'in şu sözleri, Türkiye'deki “sözde cumhuriyet” özgül durumuna uygunluğu açısından oldukça önemlidir;

"kurucu meclisli bir burjuva cumhuriyetinin, kurucu meclissiz bir burjuva cumhuriyetinden daha iyi olduğunu; ama "işçi ve köylülerin" cumhuriyetinin, Sovyet cumhuriyetinin her türlü burjuva demokratik parlamenter cumhuriyetten daha iyi olacağını söyledikEğer böylesine detaylı-eksiksiz, dikkatli-tedbirli ve uzun süreli hazırlığımız olmasaydı, Ekim 1917 de, ne zaferi kazanabilir, ne de zaferi sağlamlaştırabilirdik." (Lenin, Rus Devrimi - 1917 Şubatından Ekime).

Arifin şu sözleri genel olarak doğru olsa da , otokrasinin – daha doğrusu faşizmin ciddiyetini küçümseyen, bu nedenle de faşizme karşı mücadelenin – bir anti faşist cephenin oluşmasının - önüne engeller koyan nitelikte.

Mevcut cumhuriyet ne demokratik ne gerçek anlamda laik ne de emekçi olmuştur. Tamam, bugünkü durum daha beter olabilir. Ama bu, ulusalcı bir çizgiye doğru adım atarak “cumhuriyete biz sahip çıkıyoruz” demeyi gerektirmez. Rota oldukça tehlikelidir ve varacağı yerin somut örnekleri mevcuttur. Sorun sosyalist bir cumhuriyeti savunmak değil, bu haklıdır ve doğrudur, sorun AKP ile mücadele adına geçmiş rejimi idealize edip savunma noktasına düşmektir.”

Arifin bu biçimsel farklılığı “bugünkü durum daha beter olabilir” sözleriyle ve ““Mevcut cumhuriyet ne demokratik ne gerçek anlamda laik ne de emekçi olmuştur” sözleri, “zaten demokratik haklar kısıtlı, şimdi biraz daha kısıtlı” gibi, yukarda özetlenen Lenin'in ve Stalin'in görüşleriyle büyük bir uyumsuzluk içerisinde. Ve bu yaklaşım, emekçi halklar ve onları mücadelesi açısından biçimler arasında hiç fark olmadığı gibi Anarşist, anarcho-Troçkist bir anlayışa, yani "hepsi meyve, o zaman elma ile armut arasında hiç bir fark yok" gibi mekanik bir anlayışa kapıyı açıyor.

Ayni şekilde Arif  “sorun AKP ile mücadele adına geçmiş rejimi idealize edip savunma noktasına düşmektir” diyerek, gene mekanik bir şekilde “otokrasiye karşı mücadeleyi” “geçmiş rejimi idealize edip savunmaya indirgiyor, onunla eşleştiriyor. Bu yaklaşıma göre “"O (Sosyalist)burjuva demokratik rejimi, burjuva feodal otokratik rejimine oranla onayladığını söylemekten hiçbir zaman korkmamıştır ve hiçbir zaman korkmayacaktır. Ama o, burjuva cumhuriyeti, sadece sınıf egemenliğinin son biçimi olarak, sadece proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımına en elverişli alan olarak "onaylar"; o, onu hapishaneleri ve polisi, mülkiyeti ve fuhuşu nedeniyle değil, ama bu sevimli kurumlara karşı geniş ve özgür bir savaşım ereğiyle onaylar"" diyen Lenin, bir burjuva demokratı oluyor.

Sonuç olarak, Arifin genel içeriğine katıldığım yazısında, yanlış anlaşılmaya açık söylemlerin olması yanında, cumhuriyet in özelden ve somuttan çok genel olarak ele alınması ve karşılaştırılması, ve bu nedenle “biçimler”in Marksist Leninistler açısından önemi olmadığı yanlış anlayışına da kapılar sonuna kadar açıyor. Geriye dönük adımları, güçler dengesine bağımlı olarak, ileriye, en azından önceki duruma getirmek için mücadele, öncekini idealize etmek anlamına gelmez. Tam tersine bu, kitleleri kısa zamanda eğitebilmek, örgütlemek,  asgari ve azami mücadele yönünde harekete geçirmek için, demokratik görevler açısından en verimli şartları akıllıca kullanmak ve mücadeleyi daha özgür şartlara ve yaygın hale getirmek anlamına gelir.

Türkiye de en yaygın hata, somut durumda değil de,  genel olarak neyin neyle karşılaştırıldığı konusu. Devrimci durumun olduğu dönemlerde cumhuriyetle sosyalizmi karşı karşıya getirmek zorunludur, ama olmadığı dönemde bunu yapmak hayalciliktir. Karşılaştırılması gereken var olan Otokrasi ye karşı, olası en geniş burjuva demokrasisidir. Ancak bunu yaparken de” "işçi ve köylülerin" cumhuriyetinin, Sovyet cumhuriyetinin her türlü burjuva demokratik parlamenter cumhuriyetten daha iyi olacağını” vurgulamayı hiç bir zaman unutmamak gerekir. Marksist Leninistler ayağı yere basan “gerçeklerden” yola çıkar, bu gerçekler temelinde değerlendirme yapıp tavır alırlar, genellemelerden ve hayallerden değil.

 

Erdogan A

11 Kasım 2020