Perşembe, Ekim 01, 2020

“Bolşevik Mücadele” nin “kara çalma” suçlamasına cevap

“Bolşevik Mücadele” de yapılan bir yüklemenin içeriğine yaptığım " Kusura bakmayın ama bu sayfadan böylesine Marksizm Leninizm ile bağdaşmayan, Marksizm'in diyalektiğinden kopuk, demokratik mücadeleyi dışlayan, "ya hep ya hiç" ci, a dan z ye anti-Leninist , troçkist söylemler okumak üzücü.." yorumumun, “kara çalma” olarak nitelendirilmesine  cevap verip, hangi kitaptan, kimden okuyup yaptıkları belli olmayan yüklemenin içeriğinin Leninizm ile bağdaşığı olmadığını göstermeden önce belirtmem gereken önemli bir nokta var. 

Kendi adıma, ben Marksizm Leninizm'in temel değişmez ilkelerini savunan, kapitalizmin barışçıl yollarla yıkılamayacağı, İşçi Sınıfı partisi önderliğinde  (hemen bir gecede değil ama büyük ihtimalle – ayaklanmayı takip eden  bir kurucu meclis, kurucu meclisin yardımıyla yeniden ayaklanma yoluyla) devrim yapılarak siyasi iktidarın kazanılması gerektiğine ve sosyalizmin ülkesinde inşa edilmesi zorunluluğuna - yani tek ülkede sosyalizmin inşasına- samimi olarak  inanan ve bu yolda mücadele veren her Parti, hareket ve partisizlerin, zamanı ve anı geldiğinde devrimci saflarda olacaklarına kesinlikle inandığım için, ayırım göstermeksizin – ama eleştiri hakkını saklı tutarak – hepsini devrimci görürüm.  Yani eleştiri onları “karşı devrimci” olarak gördüğümden değil, tam tersine devrimci olarak gördüğüm nedeninden kaynaklanır. Tarihi olarak,  şimdi ve devrim anında da safları karşı devrimci olacak olan Troçkistler gibi düşmanlar  teşhir edilir, dost eleştirilir – çünkü dostun düşmanların siyasi etkisinden kurtulmasının başka yolu yoktur.

*****

"Siyasette hayalcilik, şimdi ya da sonra, gerçekleşemeyecek bir arzudur” diyor Lenin ve devam ediyor “Bir ülkede özgürlük ne kadar az ise, sınıf mücadelesinin kendini göstermesi o kadar daha az, kitlelerin eğitim seviyesi ne kadar düşükse, siyasi hayalcilik o kadar kolay yayılır ve daha  uzun sürer" (1)

Lenin in bu sözleri Türkiye'deki bazı grup ve kişilerde yaygın olan hayalciliği ve bunun önemli nedenlerinden ikisini oldukça açık bir şekilde anlatır.

Genellikle Marksist Leninist içerikte yükleme olan “Bolşevik Mücadele” sayfasında,  arada bir istisnalardan birisi olarak benzer şekilde yapılan yüklemelerden aşağıdaki alıntı, diyalektik olarak birbirine bağlı ama farklı konuları içerdiğinden, bunları teker teker, “ne ve nerden olduğu bilinmeyen kitaplar” dan değil, Lenin den alıntılarla inceleyeceğiz.

“Kemalistler hep bir ağızdan sesleniyor: “Laiklik elden gidiyor!” Laik demokratik cumhuriyet dedikleri Kemalist düzen. Kemalist düzende gerçekte laiklik de, demokratiklik de hak getire! Laiklik dedikleri, gerçekte Kemalist faşist devletin yorumladığı biçimiyle bir din devleti! Güya din ve devlet ayrı! Gerçekte ise din devletin kontrolünde! Bu bağlamda kavga, gerçekte AKP ile  "laiklik" arasında değil, İslam’la kendisi adeta din olan Kemalizm arasındaki bir kavga! İslamcı faşistler, İslam dinini Kemalizm’in elinden aldılar. Kavganın özü bu. Bu kavgada desteklenecek bir yan yoktur, iki taraf da birbirinden berbattır.””

Eleştirimize yüklemedeki “Eğer işçi sınıfı devrim yapacak bilince sahip değilse ki değil, o zaman günün acil görevi, o sınıfa bu bilincin taşınmasıdır!” sözlerinden başlayalım ve yukardaki  alıntıyla diyalektik bağlantı içinde inceleyelim.

İşçi sınıfı bilinci ve Demokratik Mücadele arasındaki kopmaz bağ

İşçi sınıfına bilinç nasıl taşınır? Bunu nasıl yapacağını anlatmamış, anlatamaz çünkü anlatırsa önceki söyledikleriyle çelişkiye düşer. İşçi sınıfına bilinç haksızlıklara, adaletsizliklere karşı ve demokratik haklar için kitlelerle birlikte mücadele vererek, onların kendi pratik deneyimleriyle kazandırılır. Demokratik görevlere yukardan bakanların istisnasız bir şekilde kitlelerin geride kalmış olacağı gerçeğiyle ilgili olarak, Lenin “eğer “ diyor, “bütün utanç verici haksızlıklara karşı yeteri kadar geniş, çarpıcı ve anında teşhirleri hâlâ örgütleyemiyorsak suç bizdedir, yığın hareketinin gerisinde kalışımızdadır. “”(2)

Bırakalım yığınların “gerisinde“ kalmayı bir yana, yığınların somut talebi olarak “laiklik” için mücadeleyi ciddiye almayıp, onunla dalga geçercesine küçümseme ve dışlama, ne yazık ki Devrimcilerin kitlelerden tecrit olmasını da beraberinde getiriyor. “Bilincin taşınması” soyut  söylemi, bunun nasıl gerçekleştirilebileceğine hiç bir somut örnek verememek, Leninizm'i bilmemekten kaynaklanıyor.

Lenin açık ve net olarak, "eğer " diyor  "işçilerhangi sınıfları etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, zor ve suiistimalin her türlüsüne karşı tepki göstermede eğitilmemişlerse, ve işçiler bunlara karşı, herhangi bir başka açıdan değil de, sosyal-demokrat açıdan tepki göstermede eğitilmemişlerse, işçi sınıfı bilinci, gerçek bir siyasal bilinç olamaz." (3)

Bilinç oluşmasında “teorinin geri kalmış kitleler üzerinde hiç bir etkisi olmayacaktır; onların pratik deneyime ihtiyacı vardır.” (4) "Çünkü" diyor Lenin, "kim, işçi sınıfının dikkatini, gözlemini ve bilincini, tamamıyla ya da hatta esas olarak işçi sınıfı üzerinde yoğunlaştırıyorsa, böylesi, sosyal-demokrat (sosyalist) değildir; çünkü, kendini iyi tanıyabilmesi için, işçi sınıfının, modern toplumun bütün sınıfları arasında karşılıklı ilişkiler konusunda tam bir bilgi, sadece teorik bilgisi değil, hatta daha doğru olarak ifade edelim; teorik olmaktan çok, siyasal yaşam deneyimine dayanan pratik bilgisi olması gerekir. “ (3)

İşçi sınıfı ve kitleler pratik deneyimi ve bilinci nasıl elde eder? İşte bu noktada Leninizm'i tüm geriye kalan Troçkizm ve anarşizmin varyasyonlarından  ayıran “demokratik haklar için mücadele” konusu gelir.

Marksist Leninistler ;

kapitalizm altında kadın haklarının tam anlamıyla kazanılmayacağının bilincindedirler, ama bu onların Kapitalist sistem sınırları içinde kadın hakları uğruna demokratik mücadele sürdürmelerini hiç bir zaman engellemedi, ve engellemez. 
isçi haklarının kapitalizm altında tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğinin bilincindedir, ama bu haklar için Kapitalist sistem içinde mücadeleyi terk etmezler.

adaletin, eşitliğin, tam anlamıyla kapitalizm altında gerçekleşmeyeceğinin bilincindedirler, ama bu haklar için mücadele etmeyi bırakmazlar.
ezilen halkların kurtuluşunun kapitalizm altında gerçekleşmeyeceğinin bilincindedirler, ama bu nedenle, bu hak için mücadeleyi terk etmezler.

Kapitalizm altında Laikliğin gerçekleşmeyeceğinin bilincindedirler, ama bu nedenle, bu hak için mücadeleyi terk etmezler.

Neden ? Çünkü  bırakalım “teorisyen” bir Marksist Leninist'i bir yana, Lenin'in sözleriyle ; "Sınıf bilinçli bir işçi, sosyalist mücadele uğruna demokratik mücadeleyi ya da demokratik mücadele uğruna sosyalist mücadeleyi unutabilir mi? Hayır, sınıf bilinçli bir işçi kendisine sosyal-demokrat adını verir, çünkü bu iki mücadele arasındaki ilişkiyi kavrar. Demokrasi yolundan, siyasal özgürlük yolundan geçmeksizin sosyalizme giden bir yol olmadığını bilir." (5)

Laiklik için mücadele de bu demokrasi yolundaki mücadelelerden , belki de en önemlilerinden birisidir.

Genelde ve TR özgülünde bu önemle bağlantılı olarak; "Dinsel “kuruntular” kitleler arasında böylesine yaygın olduğu için “ diyor Lenin, kitlelerin emeğiyle yaşayan tüm kapitalistlerimiz ..“huzur içinde uyumaktadır”. Ve eğitim halk arasında ne denli yaygınlaşırsa, dinsel önyargılar o denli yerlerini sosyalist bilince bırakacak, proletarya için zafer günü - tüm ezilen sınıfları modern toplumda sürmekte olan kölelikten kurtaracak ." (6)

Görünüşe göre “eğitim” den bahseden kardeşimiz, medreseler, imam hatipler, ilahiyat fakülteleri, dini kreşler, kuran kursları vb. olan , mali olarak desteklenen bir sistemdeki “eğitim” ile, kapitalist sistem içinde olabileceği kadar bir Laik sistemdeki eğitim arasında hiç fark görmüyor. Bu farkı biz 70ler de ki faşist sistem altında bile deneyimle görmüştük. Bunu görememek, anlayamamak için kör ve  kritik düşünemeyen “köle beyine “sahip olmak gerekir.

Bakın arkadaş ne diyor ;

“kavga, gerçekte AKP ile "laiklik" arasında değil, İslam’la kendisi adeta din olan Kemalizm arasındaki bir kavga! İslamcı faşistler, İslam dinini Kemalizm’in elinden aldılar. Kavganın özü bu. Bu kavgada desteklenecek bir yan yoktur, iki taraf da birbirinden berbattır.”

Şimdi bu söylemde Marksizm Leninizm'in, onun diyalektiğinin, eğitim anlayışının, gündemdeki acil görev anlayışının KIRINTISI var mı?

Eğitim açısından bakarsak; “OTOKRASİ” diyor Lenin, “burjuvaziye en vahşi sömürü biçimlerini uygulaması için fırsatlar verir,  eğitimin yaygınlaşmasının önüne binlerce engel koyar.."" (6)

Siyasi anlamda bakarsak bakın Lenin ne diyor;

“””Kendinden daha güçlü olan bir düşman, ancak en son dereceye varan bir kuvvet gerilimi pahasına ve düşmanlar arasındaki en küçük "yarığı",…. ülkenin içindeki burjuvazinin çeşitli grupları ve kategorileri arasında en küçük çıkar çelişkilerinden ve aynı zamanda geçici bir müttefik olsa da, sallantılı olsa da, koşula bağlı bulunsa da, pek o kadar sağlam ve güvenilir olmasa da, sayıca güçlü bir müttefiki kendi tarafına kazanmak için, en küçük olanaktan en büyük özen ve uyanıklıkla, en ustaca ve en akıllıca yararlanıldığı takdirde, yenilgiye uğratılabilir.

Bu gerçeği kim anlamadıysa, ne Marksizm'in, ne de genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin ZERRESİNİ ANLAMAMIŞTIR “”” (7)

Yani hangi kitaba dayandırdıysa, kardeşimizin söyleminin Marksizm Leninizm'le zerrece bağlantısı yok.

Lenin'den özetlersek, Marksist Leninistlerin “pratik faaliyetlerinin amacı proletaryanın sınıf mücadelesine önderlik etmek ve bu mücadeleyi kendisini gösterdiği  HER İKİ biçim içerisinde örgütlemektir: sosyalist (sınıf sistemini yıkmayı ve sosyalist toplumu örgütlemeyi hedefleyen, kapitalist sınıfa karşı mücadele) ve demokratik  (siyasal özgürlüğü kazanmayı ve siyasal ve toplumsal sistemi demokratikleştirmeyi hedefleyen, mutlakıyetçiliğe karşı mücadele). (8) 

Reformlar için Mücadele ve Sosyalizm mücadelesi arasındaki kopmaz bağ

Gelelim bir başka söyleme;

“Hiç kimse, "evet devrim gerekli ve doğru ve fakat bugün reformlar için bile doğru dürüst mücadele etmeyen bir sınıfla devrim nasıl olacak, onun için işçi sınıfını adım adım bilinçlendirmek lazım. Önce reformlar için mücadele. Sonra devrim için mücadele" vb. demesin!”

Hiç bir Marksist Leninist demokratik (yani reformlar için) mücadele ile sosyalizm mücadelesini birbirinden koparmaz, bunları karşı karşıya getirmez. Çünkü devrimci durumun olduğu dönemlerle, devrimci durumun olmadığı dönemlerde  gündemde olan değişir. Özellikle devrimci durumun olmadığı dönemlerde, Lenin'in sözleriyle "Bir reform dönemi. Devrimci bir durumun olmaması. Bu işin özüdür. " (9)

Hangi kitaplardan okuyorlarsa, ezberci kardeşlerimizin “kavramalarının” tersine, Lenin'in sözleriyle "Reform devrimi dışlamaz"(10), ancak reform devrim değil, zorlanan burjuva için devrimin alternatifidir.

“Reform” kavramı," diyor Lenin, " şüphesiz ki “devrim” kavramının tam tersidir. Bu karşıtlığı hatırlamamak, bu iki kavramı ayıran çizgiyi hatırlamamak, tüm tarihsel tartışmalarda sürekli olarak çok ciddi hatalara yol açmaktadır. Ancak bu karşıtlık mutlak bir şey değildir, bu çizgi ölü bir şey değildir, tam tersine, canlı ve değişen bir şeydir, ve birey bunu her özgül durumda tanımlayabilmelidir." (11)

Her türlü demokratik hakların elden alındığı, baskının, sömürünün şaha kalktığı Otokrasi altında, reformlar "reformistlerin" bir ürünü olamaz, emekçi halkların muhalefeti, tepkisi ve mücadelesinin, yani kendiliğinden de olsa demokratik  içeriği olan bir mücadelesi sonucunda sermayenin iktidarını zorlayarak kazandığı demokratik haklardır. Lenin'in deyimiyle "Reformlar devrimci mücadelenin bir yan ürünüdür"(12) “Reformlar, bağımsızlığı, kitle gücü ve kararlılığı nedeniyle, devrimci sınıf mücadelesinin bir sonucu olarak kazanılır."" (13)

“Hızlılıktan” reform ile reformizmi birbirine karıştırıp, her konuda olduğu gibi, Laiklik gibi bir konuda da demokratik mücadeleyi reddetmek Marksist Leninistlerin tavrı değildir.

"Anarşistlerin aksine" diyor Lenin " Marksistler, reformlar için mücadeleyi tanırlar, yani hakim sınıfın iktidarını yıkmadan, tüm işçi sınıfının (çalışma ve yaşam) koşullarını geliştiren önlemler için mücadeleyi tanırlar. "(14)

Reform için mücadelenin önemiyle ilgili olarak “burjuva iktidarının varlığı koşullarındadiyor Stalin, “devrimci bir taktikle reform, doğası gereği, bu iktidarı çökertmenin bir aracına, devrimi sağlamlaş­tırmanın bir aracına, devrimci hareketin daha da geliştirilmesi için bir üs noktasına dönüşür"". (15)

Özellikle içinde bulunduğumuz Otokrasi döneminde  reformlar  üzerine mücadele,  gerek kitlelerin siyasi bilincini arttırmada, gerekse burjuvazinin sıkışıp “küçük yem atmasını” engellemede, kitlelerin önderliğini kazanmada önemli rol oynar.” Lenin'in sözleriyle, "biz bağımsız bir politika izleriz ve proletaryanın bağımsızlığını, sınıf bilincini ve mücadele etkinliğini kesinlikle arttıran, kesin olarak devrimci mücadelenin çıkarlarına elverişli olan reformları öne süreriz. Sadece böylesine taktiklerle, her zaman yarı gönüllü, her zaman ikiyüzlü ve her zaman burjuva veya polisin bazı tuzaklarını gizleyen, yukarıdan yapılan reformlar zararsız hale getirebilir." (13) 

Yani reform için mücadele sadece kendisi içinde ve kendiyle sınırlı bir mücadele değil, ayni zamanda burjuvazinin "aldatmacasını" da engellemeyi içinde taşıyan bir mücadele. Bu nedenle Marksist Leninistler "reformlar uğruna mücadeleyi eylemine her zaman katmıştır ve şimdi de katmaktadır." ama reformistlerden farklı olarak  "bütünün bir parçası olarak reformlar uğruna mücadeleyi, özgürlük uğruna ve sosyalizm uğruna devrimci mücadeleye tabi kılarlar."(13) Aynı şekilde  "Marksistler .. reformların kazanılması ve reformların kullanılmasının hiç bir "olasılığını" kaçırmıyorlar, ve reformları kınamıyorlar, ama, propaganda, ajitasyon, kitlesel ekonomik mücadele ve benzerinde, reformları destekliyor, her adımda, reformizmin ötesine giderek özenle gelişiyorlar." (14)

Çünkü, “”siyasi mücadeleye ilişkin olarak “sınıf bakış açısı” diyor Lenin, "proletaryanın her demokratik harekete bir itici güç sağlamasını gerektirir. İşçi sınıfı demokrasisinin siyasi talepleri ilke olarak burjuva demokrasisininkilerden farklı değildir, fark nicelikseldir... siyasi kurtuluş mücadelesinde birçok müttefikimiz vardır ve onlara karşı kayıtsız kalmamalıyız.""(6)

Geriye dönüp alıntıdaki söyleme direk Lenin'den cevap verelim;

”ister soylulukla Ortodoks kilisenin polis rejimi, ister istatistikçilerle bürokratlar, köylülerle “Zemstvo” görevlileri, ya da dini hiziplerle jandarma ARASINDA  bir çelişki olsun, her türlü liberal ve demokratik isyanı proletaryaya açıklamak, bunu proletaryanın aktif katılımıyla genişletmek ve desteklemek bizim vazgeçilmez görevimizdir. Bu çelişkilerden bazılarının küçük önemine ya da bunları genel bir ayaklanmaya dönüştürmenin “umutsuzluğuna” kibirle burun kıvıranlar, çok yanlı siyasi ajitasyonun, proletaryanın siyasi eğitiminin hayati çıkarlarıyla, bir bütün olarak toplumsal gelişmenin, tüm halkın, yani halkın tüm demokratik unsurlarının hayati çıkarlarının çakıştığı bir odak noktası olduğunu anlamamaktadırlar. Her liberal sorunla ilgilenmek, ona karşı Sosyal-­Demokrat  tutumumuzu belirlemek, proletaryanın çözümde AKTİF bir rol oynamasına ve kendi proleter yolundan çözümü sağlamasına yardımcı olmak doğrudan GÖREVİMİZDİR. Bu yolda çaba göstermekten kaçınanlar, (niyetleri ne olursa olsun) gerçekte liberalleri egemen kılmakta, işçilerin siyasi eğitimini onların eline teslim etmekte ve siyasi mücadelede egemenliği, son tahlilde burjuva demokrasisinin önderleri olanlara TERKETMEKTEDİRLER.””” (6)

 "Eğer”, diyor Lenin "reformların” ve kısmi "gelişmelerin" kullanımını REDDEDEN bir grup olsaydı biz onlara katılmazdık, çünkü o Marksist OLMAYAN bir siyaset, işçilere ZARARLI olan bir siyaset olurdu.  " (16) 

Eğer bu yanlış yaklaşım çarpık bir şekilde “reformizme, revizyonizme karşı mücadele” anlayışından kaynaklanıyorsa, Lenin'in de dediği gibi revizyonizme karşı mücadelenin ÖZÜ, yasal mücadele ve reformlar için mücadelenin İNKARI DEĞİL, belirtilen çizgide devrimci pratiğin tanınması, olmalıdır. " (17) 

 “Taraf olma “ nın Mekanik anlayışı

Bu iki mücadelenin bağlantısından haberi olmayan, demokratik mücadeleyi açıkça reddeden kardeşimiz , hızlı söylemini yapmadan geçmiyor tabii ki.

“İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar, hâkim sınıfların iktidar dalaşında taraf olacak yerde, kendi iktidar mücadelelerini, hâkim sınıfların düzenini devrimle yıkarak, yerine kendi iktidarlarını kurma mücadelesini yürütmelidir!”

Kime yapılırsa yapılsın haksızlığa karşı çıkınca, haksızlığa uğrayanın “tarafı” olmayla özdeşleştirme mekanik kafa yapısı, aynı benzetmeyi burjuvazi arasındaki çelişkilerden yararlanmayı “taraf” olarak görmeyle sonuçlandırması doğaldır. Lenin'in de yukardaki alıntıda dediği gibi bunlar “ne Marksizmin, ne de genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin ZERRESİNİ ANLAMAMIŞ” lar.

Siyasal muhalefetin bütün unsurlarına verilen destek,“ der Lenin, sosyalistlerin “propagandasında, otokrasinin işçilerin davasına düşman olduğu gösterilirken,  aynı zamanda öteki çeşitli toplumsal gruplara karşı düşmanlığına da işaret ediliyor olması gerçeği ile ifade edilmiş olacaktır; işçi sınıfının bu gruplarla özgül bir sorunda, özgül bir görevde, vb. dayanışmasına işaret edilecektir…Sonuç olarak pratikte bu destek, Rus Sosyal-Demokratlarının  belirli ÖZGÜL HEDEFLERE ulaşmak amacıyla öteki eğilimlerden devrimcilerle ittifaklara girmeye hazır olmalarında ifadesini bulur .(8)

Yine, Sosyalistler “diyor Lenin “ ilerici toplumsal sınıfları gerici sınıflara karşı, burjuvaziyi ayrıcalıklı toprak sahibi zümrenin temsilcilerine ve bürokrasiye karşı, büyük burjuvaziyi küçük-burjuvazinin gerici çabalarına karşı desteklerler. Bu destek, Sosyal-Demokrat olmayan program ve ilkeler ile herhangi bir uzlaşmayı şart koşmadığı gibi, bunu gerektirmez de – bu özgül bir düşmana karşı bir müttefike verilen destektir… bu desteği ortak düşmanın düşüşünü kolaylaştırmak için verirler, fakat bu geçici müttefiklerden kendileri için hiçbir şey beklemezler ve onlara hiçbir şey bağışlamazlar, ..varolan toplumsal sisteme karşı her devrimci hareketi desteklerler, bütün ezilen ulusları, zulme uğrayan dinleri, baskı altında tutulan toplumsal zümreleri, vb., eşit haklar için verdikleri savaşta desteklerler.(8)

Demokratik hak ve hürriyetler için mücadele, sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Feodal dini gericiliğe, “Faşizme karşı mücadeleyi ciddi bir sorun olarak görmemek,” Dimitrov'un deyimiyle, “işçi sınıfını, en azılı düşmanına karşı mücadelesinde, yanıltmakla aynı anlama “gelir. (18)

Sosyalist mücadeleye bağımlı kılınan demokratik haklar için mücadele vermeden, kitleleri kucaklayan ve örgütleyen bir önderlik yaratılmadan, “böyle bir örgüt olmadan proletarya sınıf-bilinçli mücadelesine hiçbir zaman yükselmeyecektir; böyle bir ­örgüt olmadan işçi-sınıfı hareketi güçsüzlüğe mahkumdur.” Bu nedenle “ demokratik haklar için siyasi mücadelede yalnızca işçi-sınıfı hareketine her ayrı aşamasında pasif olarak hizmet etmek değil, fakat bir bütün olarak hareketin çıkarlarını temsil etmek, bu hareketin nihai hedefini ve siyasi görevlerini göstermek ve siyasi ve ideolojik bağımsızlığını korumaktır. “ (19)

“Demokrasi sorununun Marksist çözümü,“ diyor Lenin , “proletaryanın, burjuvazinin devrilmesini ve kendi zaferini hazırlamak üzere, bütün demokratik kurumları ve bütün DEMOKRATİK ÖZLEMLERİ kendi sınıf savaşımında SEFERBER etmesidir(20) Demokratik talepler için bir mücadeleyi “ Bu kavgada desteklenecek bir yan yoktur, iki taraf da birbirinden berbattır " gibi mekanik bir soruna indirgemek ve reddetmek, arkasından da “kendi iktidarlarını kurma mücadelesini yürütmelidir!” sözlerini etmek, bu iki mücadele arasındaki kopmaz bağı ve önemi anlamamak demektir. Lenin “demokrasi mücadelesinin proletaryayı sosyalist devrimden saptıracağını, sosyalist devrimi engelleyeceğini, geriye iteceğini düşünmek büyük bir yanlıştır" diyor, ve devam ediyor; "Aksine, eksiksiz demokrasi gerçekleştirilmeden sosyalizm kurulamaz. Proletarya çok yönlü, tutarlı ve devrimci bir demokrasi mücadelesi vermeden burjuvaziye karşı kazanılacak bir zafere hazır olamaz". (21)

Demokratik Mücadeleyi atlayıp, kendi iktidarını kurma mücadelesi hayalciliği

Gelelim yukardaki alıntının ikinci cümlesine, “kendi iktidar mücadelelerini, hâkim sınıfların düzenini devrimle yıkarak, yerine kendi iktidarlarını kurma mücadelesini yürütmelidir!” diyor.

Her şeyden önce, yukarda gerek reform ve gerekse demokratik mücadele konusunda vurgulananlar ışığında, kardeşimiz, “kendi iktidarlarını kurma mücadelesini “ tek başına, demokratik mücadeleden tamamen kopuk bir şekilde, sanki devrimci durumun öznel ve nesnel şartları varmış gibi getiriyor.

Bu yaklaşım “Hemen Devrim”, “ya hep ya hiç“ ci hayalcilik, soyut laflara dayanan küçük burjuva yaklaşımlardır. Çünkü ” bir Marksist, bir durumu değerlendirmek için, olabilecek olandan değil, gerçek olandan hareket eder.“ ”Bir Marksist, sınıflar arası ilişkilerin tahlilinde gerçek zemini terk etmemelidir.” (14)

Hiç bir şeyin durağan olmadığı, sürekli değiştiği, ekonominin eşitsiz gelişme yasasını unutan bu arkadaş-lar hala 1920ler de takılıp kaldıkları için 100 senedir TR de hep ayni sınıf ve ayni sistem olduğunu, gerek ekonomik yapının gerekse sistemin biçimsel olarak bile hiç değişmediğini düşünüyorlar. Onlara göre Otokrasi ile parlamenter sistem, şeriatçılığa varan devletle laik devlet  arasında hiç bir fark yok. Burjuva Diktatörlüğü eşittir Faşizm eşittir Otokrasi anlayışı. Bu yaklaşımın Marksizm Leninizm'le zerre kadar bağlantısı olmadığı gibi, TR deki özgül duruma bakarsak hem kör hem de zavallı bir niteliği var.

İçeriğinden, döneminden hatta cümlenin tamamından koparılmış, "Hızlı" alıntıları sık sık gördüğümüz "Sol sapma" anlayışın tersine, Marksistler açısından “biçim” lerin önemi vardır. Biçimleri “nasıl olsa hepsi aynı” gibi mekanik bir yaklaşımla, kendilerini oportünizm ve revizyonizmden ayırmaya çalışırken, aslında pratikte oportünizme teslim oluyorlar. Çünkü, bir ülkede “yönetim sistemi daha demokratik hale geldikçe işçiler, musibet kaynağının, hak eksikliği değil, kapitalizm olduğunu daha iyi anlayacaklardır.” (22)  Bu nedenle bunu reddetmekle “oportünizmden” sıyrılınamaz.  Lenin in deyimiyle; “ Marksizm bize, belli bir kapitalist ülkenin burjuvazisi tarafından yaratılan ve çarpıtılan demokratik kurumlardan  yararlanmayı reddederek "oportünizmle  savaşmanın, oportünizme tümden teslim olmak demek olduğunu öğretiyor” (6) diyor. Yani oportünizme karşı olma sloganı atarak oportünizme teslimiyetçilik.

“Biçimler” konusunda Lenin, ”evet Marksistler için, Engelsin vurguladığı gibi “”tıpkı bir krallıkta olduğu "kadar", demokratik bir cumhuriyette de, devletin "bir sınıfın bir başka sınıfı baskı altında tutmasına yarayan bir makine "den başka bir şey”” değildir" diyor ve hızlı alıntılarda ıska geçilen cümlenin geri kalanıyla devam ediyor, "Ancak Engels, bunu söylerken, “bu sözleriyle hiçbir zaman, bazı anarşistlerin "anlamlaştırdıkları" gibi,  baskı biçiminin şöyle ya da böyle olmasının proletarya bakımından önem taşımadığını anlatmak istemez. Sınıf savaşımının ve sınıfları baskı altında tutmanın daha geniş, daha özgür, daha açık bir biçimi, proletaryanın genel olarak sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü savaşımı büyük ölçüde kolaylaştırır."" (23)

Buna bağımlı olarak, Demokratik mücadelenin önemi konusunda bakın Engels (ve Lenin) ne diyor;

"Partimizin ve işçi sınıfının, egemenliğe ancak demokratik bir cumhuriyet biçimi altında ulaşabileceği son derece açık bir şeydir. Demokratik cumhuriyet.., proletarya diktatoryasının da özgül biçimidir..." Engels burada, Marks'ın bütün yapıtlarını kırmızı bir çizgi gibi işaretleyen o temel düşünü, yani demokratik cumhuriyetin proletarya diktatoryasına götüren en kısa yol olduğu düşününü özellikle belirgin bir duruma koyarak, yeniden ele alır. Çünkü böyle bir cumhuriyet, sermaye egemenliğini, dolayısıyla yığınların ezilmesini ve sınıflar savaşımını hiçbir zaman ortadan kaldırmadığı halde, kaçınılmaz bir biçimde, savaşımın genişlemesine, gelişmesine, depreşmesine, kızışmasına götürür; öyle ki, ezilen yığınların can alıcı çıkarlarını karşılama olanağı bir kez ortaya çıktıktan sonra, bu olanak, ancak ve yalnızca proletarya diktatoryasında, bu yığınların proletarya tarafından yönetiminde gerçekleşir. Tüm II. Enternasyonal için, bunlar da Marksizm'in "unutulmuş sözleri"dir.  (23)

Soyut “hemen sosyalizm” çağrılarıyla, değil, somut, özgül demokratik haklar uğruna mücadeleyle bütünleştirilerek, eğer işçi sınıfı demokratik kurumlar uğruna mücadelenin öncü savaşçısı olarak öne çıkarsa, bu, demokratik hareketi güçlendirecektir, siyasal özgürlük mücadelesini güçlendirecektir, çünkü işçi sınıfı bütün öteki demokratik ve siyasi muhalefet unsurlarını mahmuzlayacak, liberalleri siyasal radikallere doğru itecek, radikalleri de bugünkü toplumun bütün siyasal ve toplumsal yapısından geri dönülmez bir kopuşa sürükleyecektir.” (8)

Benzer şartlar altındaki bir durumu ele alan Lenin, "Siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesinden önce, emekçi kitlelerin siyasi eğitimi ve örgütlenmesi için,  burjuva demokrasisinin, özellikle parlamentarizmin kullanılması zorunluydu", diyor.  (24)

Lenin, "hemen devrim", "yarın devrim", ya "ihtilal ya hiç bir şey" vs. gibi sol çocukluk hastalığı lafazanlığının tam tersine, devrimin belirli süreçler gerektirdiğine, bu süreç içinde somut şartların değerlendirmesine bağımlı olarak stratejinin somut olarak belirlenmesi gerektiğine işaret ederek; "Sloganları ezbere öğrenmek yeterli değildir (devrimci) onları uygulayacak uygun ortamı değerlendirmeyi - tespit etmeyi öğrenmelidir" (25) somut gerçeğin önemini ve tecrübelerden yararlanma pratiği zorunluluğunu  ortaya koyuyor..

Otokrasi mi Demokratik Cumhuriyet mi?

Troçkistler ve onların kuyrukçusu sözde "Hızlı solcular" kitlelerin yüzde 99 unun parlamentodan umut beklediği, ve çoğunun gerici olduğu, güçlü bir önderliğin olmadığı şu somut durumda "Parlamentarizm değil Devrim" diyorlar. Kiminle devrim? Uzaydan düşecek kitleler ve Süpermenlerle mi, yoksa bu ülkenin emekçi kitleleri ile mi? Ne zaman devrim? Tüm demokratik mücadeleyi bir kenara iterek "Hemen yarın mı" yoksa, aktif demokratik mücadele vererek devrimin öznel şartlarını yaratma ve ve nesnel şartlarını hızlandırma yoluyla, ve devrimci durum olgunlaştığında mı?

İşçi sınıfının “eğitiminden” bahsedip, otokrasiye karşı her türlü olanakları kullanarak mücadeleyi reddetmek, kendi içinde çelişkiye düşmek demektir. "Otokrasi“ diyor Lenin,” burjuvaziye en vahşi sömürü biçimlerini uygulaması için fırsatlar verir, ama öte yandan üretici güçlerin yaygınlaşarak gelişmesi ve eğitimin yaygınlaşmasının önüne binlerce engel koyar, böylece yalnızca küçük burjuvaziyi değil, bazen büyük burjuvaziyi bile kendine karşı ayaklandırır.  " (6)

Burada Lenin'in, Devrimci Proletaryanın Demokratik Görevleri yazısından bir alıntıyı vermekte yarar var.

 “Modern burjuva toplumda üretici güçlerin tam gelişmesi, geniş, özgür ve açık sınıf mücadelesi ve proletaryanın kitlelerinin siyasi öğretimi, eğitimi ve örgütlenmesi, siyasi özgürlük olmadan düşünülemez. Bu nedenle  tam bir siyasi özgürlük ve demokratik devrim için kararlı bir mücadele yürütmek, sınıf bilincine sahip proletaryanın her zaman hedefi olmuştur.

Programımızın ana teması da, popüler bir Kurucu Meclis talebidir (hadi, kısa olsun diye, “popüler” kelimesini evrensel olan oy hakkı, vb. olarak kullanma olduğunda aynı fikirde olalım).

Ama bu slogan programımızdan izole edilmiş değildir. Bağlam ve addenda ve notlar , özgürlük mücadelesinde en az tutarlı olan ya da buna karşı mücadele edenlerin herhangi bir  yanlış yorumlamasını engeller. Bu Programımızda , aşağıdaki diğer sloganlarla bağlantılı olarak ortaya çıkmaktadır :

(1)  otokrasinin devrilmesi;

(2) demokratik cumhuriyet tarafından değiştirilmesi; 

(3) demokratik bir anayasa ile güvence altına alınan halkın egemenliği, yani, üst düzey devlet otoritesinin tamamen halkın temsilcilerinden oluştuğu ve tek bir meclisi oluşturan yasama meclisinin elinde toplanması.

Her tutarlı demokratın tüm bu sloganları kabul etmek zorunda olduğuna dair herhangi bir şüphe olabilir mi?... demokrasiden bahsetmek ve aynı zamanda bu sloganlardan bir tanesini bile reddetmek saçmadır.”  (26)

Lenin, Türkiye özgülüne ve gündemine  tam uyan şu çok önemli değerlendirmeyi yapıyor ;

"""kurucu meclisli bir burjuva cumhuriyetinin, kurucu meclissiz bir burjuva cumhuriyetinden daha iyi olduğunu; ama "işçi ve köylülerin" cumhuriyetinin, Sovyet cumhuriyetinin her türlü burjuva demokratik parlamenter cumhuriyetten daha iyi olacağını söyledik. Eğer böylesine detaylı-eksiksiz, dikkatli-tedbirli ve uzun süreli hazırlığımız olmasaydı, Ekim 1917 de, ne zaferi kazanabilir, ne de zaferi sağlamlaştırabilirdik.""

Tecrübe kanıtlamıştır ki, proleter devriminin çok önemli bazı sorunlarında, bütün ülkeler kaçınılmaz olarak Rusya'nın yaptığını yapmak zorunda kalacaklar." (27)

Lafazanlıklarla, çekici, küçük burjuva duygulara hitap eden sloganlarla devrimci mücadele olamaz. Bu yaklaşımlar devrimci mücadeleye zarar verdiği için, gericiliğin ekmeğine yağ sürer.  

"Geniş ve çeşitli işçi örgütleri olmadan ve onların devrimci Sosyal-Demokrasi ile bağlantısı kurulmadan, otokrasiye karşı başarılı bir mücadele yürütmek mümkün değildir" (28) diyen Lenin, laiklik ve benzeri özgül talepleri, bu yönde ajitasyon ve propaganda yürütmeyi reddetme yerine tam tersine “ genel siyasi ajitasyonu yönetme ya da otokrasiye karşı halkın gözü önünde bir teşhir kampanyası sürdürme görevini bizzat biz üstlenmeliyiz. Bu görev, özellikle siyasi altüst oluş dönemlerinde zorlayıcı bir öneme sahiptir. Akıldan çıkarmamalıyız ki, bir yıllık yoğun bir siyasi yaşantı içinde proletarya, siyasi açıdan sakin geçen birçok yıl içinde olduğundan daha fazla devrimci eğitim elde eder. Yukarıda sözü edilen sosyalistlerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak siyasi ajitasyonun konularını ve içeriğini sınırlama eğilimleri bu yüzden özellikle zararlıdır"  diyor. (6)  Yani bırakalım bizi ilgilendirmez tavrıyla "reddetmeyi" bir yana, bu nu sınırlamanın bile zararlı olduğunu söylüyor.

Lenin Otokrasi, faşizm vb., siyasi sistemlere karşı, burjuva parlamenter bir cumhuriyete tercihin nedenini Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü yazısında şöyle açıklıyor,

“O(Sosyalist), burjuva demokratik rejimi, burjuva feodal mutlakıyet rejimine oranla onayladığını söylemekten hiçbir zaman korkmamıştır ve hiçbir zaman korkmayacaktır. Ama o, burjuva cumhuriyeti, yalnızca sınıf egemenliğinin son biçimi olarak, yalnızca proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımına en elverişli alan olarak "onaylar"; o, onu hapishaneleri ve polisi, mülkiyeti ve fuhuşu nedeniyle değil, ama bu sevimli kurumlara karşı geniş ve özgür bir savaşım ereğiyle onaylar.”

""biz şöyle deriz: Demokratik cumhuriyet, feodal sistemi yıktığı ölçüde iyidir -ve biz onun uğruna savaşırız; ama burjuva sistemini güçlendirdiği ölçüde kötüdür- ve biz ona karşı savaşırız."  (29)

Burjuva diktatörlüğünün biçimlerinin önemli olup olmadığı sorusuna cevabı Lenin'e bırakalım; "Kapitalizmden kapitalizme fark vardır” diyor Lenin, “Kara - Yüz - Oktobrist (otokratik, faşist) kapitalizmi ve Na­rodnik (gerçekçi, demokratik, faaliyet dolu) kapitalizmi var. Biz kapitalizmin "aç gözlülüğünü ve zalimliği" ni işçilere ne kadar fazla teşhir edersek, birinci tür kapitalizmin ayakta kalması o kadar güç olur ve kapitalizm o kadar ikinci tür kapitalizme dönüşmek zorunda kalır. Bu tam bize (istediğimize) uygun düşer, tam proletaryanın (istediğine) uygun düşer... "" (30)

Önyargılı, ezberci olmayıp, Marksizm'i içten ve samimi olarak öğrenmek ve anlamak isteyenler için, Lenin'in bu sözleri konuyu nedeniyle birlikte açık ve net bir şekilde izah ediyor. Çünkü, sorun var olan özgül durumda Proletarya Diktatörlüğüne karşı Burjuva Cumhuriyeti seçme sorunu değil, sorun Proletarya Diktatörlüğünün gerçekleştirilemeyeceği şart ve durumlarda, onun gelişmesini sağlamak için, feodal, otokratik, faşist sistemlere karşı, parlamenter cumhuriyeti seçme sorunu. Yani karşılaştırma ve bu bağlamdaki seçim,  gerçeğe karşı hayalin değil, gerçeğe karşı gerçeğin karşılaştırılması ve bu temelde, nesnel bir şekilde seçimin yapılması sorunu.

Oportünizmden kendini ayırma” çabasında Oportünistçe Parlamenter mücadeleye mekanik karşı çıkmak

Türkiye'deki "Parlamentarizm karşıtlığı " ne Marksizm'in diyalektiğiyle, ne de Leninizm'le uyum içinde  olmayan, kaba Anarşist karşı çıkının üzerine geçmeyecek bir yaklaşım niteliğinde. " Marks için Devrimci diyalektik " diyor Lenin, "Plehanov, Kautsky ve diğerlerinin yaptığı gibi, hiç bir zaman içi boş bir terim değildi.. Marks, özellikle durumun bariz bir şekilde devrimci olmadığı dönemlerde, burjuva parlamentarizmin "domuz ahırını" bile kullanmayı beceremedikleri için Anarşistlerden nasıl kopacağını bildi; ama aynı zamanda parlamentarizmi gerçek devrimci proletarya eleştirisine hedef etmeyi bildi. ""(31)

"Marksizm, hiç bir koşul altında, sadece o anda olanaklı ve var olan mücadele biçimleriyle kendini  sınırlamaz, çünkü mevcut toplumsal durum değiştikçe, bu özgül döneme katılanlarca kaçınılmaz olarak bilinmeyen yeni mücadele biçimlerinin doğacağını kabul eder. Bu anlamda Marksizm, kitle pratiğinden- eğer şöyle ifade edebilirsek,- öğrenir ve  yığınlara "yöntem sistemleştiricileri" tarafından ortaya atılan mücadele biçimlerini öğretme iddiasında bulunmaz. " (33) 

"Taktik" diyor Lenin," sadece ezenlerin halkı aldatması olgusu üzerine kurulu olamaz; taktik, sınıfların karşılıklı ilişkisinin ve gerek parlamento-dışı gerekse de parlamenter mücadelenin gelişiminin genel tahliliyle belirlenmek zorundadır.""  (32) 

Çünkü " Marksizm, mücadele biçimleri sorununun kesinlikle bir tarihsel incelenmesini talep eder. Bu sorunu, somut tarihsel durumdan ayrı olarak ele almak, diyalektik materyalizmin  temel ilkelerine bir ihanet hatasıdır. Ekonomik  evrimin farklı aşamalarında, siyasal, ulusal-kültürel, yaşam ve öteki koşullardaki farklılığa bağlı olarak, farklı mücadele biçimleri öne geçer, ve mücadelenin temel biçimleri olur; ve bununla bağıntılı olarak, ikincil, yedek mücadele biçimleri de değişikliğe uğrar. Belirli bir hareketin, belirli bir aşamasındaki somut durumun ayrıntılı bir incelemesi yapılmadan, herhangi bir özel mücadele aracının kullanılıp kullanılmayacağı sorununa evet yada hayır biçiminde  bir yanıt vermek , Marksist yaklaşımı tamamıyla terk etmek anlamına gelir." (33) 

Enternasyonalin ikinci kongresinde Bordiga'nın hızlı sol yaklaşımını eleştiren Lenin bu ezberci parlamento karşıtlığı üzerine şunları söylüyordu;  " Bordiga diğer Marksistlerin parlamenter eylemler tarafında öne sürdükleri hiç bir argümana cevap veremedi....Bize mücadelenin başka bir alanda sürdürülmesi gerektiğini söyledi..Bordiga her devrimci krizin bir parlamenter krizle eşlikte olduğunun farkında değil mi? Parlamento tarihin bir gelişiminin ürünüdür, ve burjuva parlamentosunu dağıtacak güçte olamadığımız sürece onu yok edemeyiz. Özgül tarihi koşullar altında, burjuva topluma ve parlamentarizme karşı mücadele, sadece burjuva parlamentonun bir üyesi olarak verilebilir. ..Durumun bu olmadığını iddia edemezsin, eğer buna karşı çıkmak istiyorsan, bunu yaparak tüm dünyadaki devrimci gelişimin tecrübesini silmek zorunda kalacaksın. ""  (34) 

Türkiye özgülünde “hayalcilikten” değil, somut gerçekten, ayağı yere basan bir değerlendirme yapacaksak Lenin'in şu değerlendirmesini ıskalamamak gerekir. ""Eğer "milyonlarca" proleter, genel olarak parlamentarizmden yana olmalarının yanında, aynı zamanda açıkça "karşı-devrimci" iseler, parlamentarizmin siyasi bakımdan zamanını doldurmuş olduğunu" nasıl söyleyebiliriz!?... parlamentarizm, "siyasi bakımdan zamanını doldurmuştur"; ama, asıl sorun şu ki, bizim için zamanını doldurmuş olan bir şeyin, sınıf için zamanını doldurduğuna, yığınlar için zamanını doldurduğuna inanmamak gerekir...burjuva parlamentosunu dağıtacak güçte olmadığımız sürece onu yok edemeyiz. Özgül tarihsel koşullar altında, burjuva toplumuna ve parlamentarizme karşı bir mücadele, ancak burjuva parlamentosunun bir üyesi olarak verilebilir." (35) "Gerçekleri göz önünde bulundurmalıyız, parlamento sınıf mücadelesinin bir sahnesidir" (35)  diyen Lenin, “devrimin yeniden yükselişe geçmesi için parlamento-dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları neredeyse yok gibi ya da çok güçsüz olduğundan (“ahırın içinde bile) bir parlamenter üs ün (oluşturulması), çok büyük bir siyasi öneme sahipti” diyor.(32)

Bırakalım devrimci durumun olmadığı, kitlelerin % 99 unun parlamentarizm hayalciliği olduğu dönemleri bir yana, Devrimci dönemlerle ilgili olarak, öz eleştiriden kaçınmayan Lenin, "anladık ki-ortaya çıktı ki" diyor, "devrimci krizler döneminde Bolşevikler parlamentarizm konusunda yanlış yaklaşıma sahiptiler....Parlamentarizm özellikle devrimci dönemlerde, temsilciler de  neyin kokuşmuş olduğu üzerine zaman harcamak değil, neyin kokuşmuş olduğunu kitlelere öğretmek için kullanılması gerekir" (36)  “Devrimci bir dönemde "parlamenter hayalciliğin tehlikesini" detaylarla göstermelisin ...Parlamento için devrimci bir şekilde mücadele etmeliyiz, ama devrim için parlamenter yolla değil,  güçlü bir parlamento için devrimci bir şekilde savaşmalıyız, devrim için aciz bir parlamentoda değil."(37) 

Parlamentarizm konusunda bu çelişkili görünen yaklaşımın kafalarda net anlaşılamadığı ve özellikle revizyonistler tarafından sinsi bir şekilde kullanılıp kafa bulanıklığı yaratabildiği için, bu tecrübeyi ülkesinde yaşayan Lenin " Rusya'daki halka şimdi parlamentarizm ve devrim arasındaki ilişkinin taa başından detaylı olarak açıklanmasına ihtiyaç var" diyordu. (38)  Ve Lenin Parlamentarizm Hakkında Konuşmasında şunları söylüyordu;

“Tüm kapitalist ülkelerin işçi sınıfında halkın gerçek temsilcisinin parlamento olduğuna inanan ve orada uygulanan kirli yöntemleri göremeyen  gerici unsurlar var . Parlamentonun, burjuvazinin kitleleri aldatması için bir araç olarak yararlandığını söylüyorsunuz. Fakat bu iddia size karşı çevrilmelidir ve  bu iddia sizin tezlerinize ters düşer. Burjuvazi tarafından aldatılan gerçekten geri kitlelere parlamentonun gerçek karakterini nasıl teşhir edeceksiniz? Parlamentonun içinde olmadan onun dışında kalmış iseniz, parlamento içinde dönen çeşitli oyunları ya da çeşitli partilerin durumlarını (konular üzerine aldıkları siyasi tavırları)  nasıl teşhir edeceksiniz? 

Eğer Marksist'sen, kapitalist toplumda sınıflar arası ilişki ile partiler arası ilişki arasında sıkı bir bağ olduğunu kabul etmek zorundasın. Tekrarlıyorum, eğer parlamentonun üyesi değilseniz ve parlamenter çalışmayı reddediyorsanız, bütün bunları nasıl (teşhir edebileceksiniz) gösterebileceksiniz? Rus devrim tarihi bize emekçi halk kitleleri, köylüler, küçük memurlar, eğer kendi deneyimlerinden geçmemiş olsalardı, (parlamentonun iç yüzüyle ilgili) hiçbir iddianın onları ikna edemeyeceğini  açıkça göstermiştir.

“Burada, parlamenter mücadeleye katılmanın zaman kaybı olduğu iddia edilmiştir. Tüm sınıfların parlamentoya olduğu kadar ilgilendikleri başka hiç bir kurum düşünülebilir mi? Bu, yapmacık (suni) olarak yaratılamaz. Eğer bütün sınıflar parlamenter mücadele içine çekiliyorsa, bunun nedeni sınıf çıkarlarının ve düşmanlıklarının parlamentoda yansımasıdır.” (4)

Tek bir darbe de "hemen yarın" devrim hayallerinde olan,  ve bir  "dünya devrimi" bekledikleri için bu tür hayalleri bilinçlice  yayarak kitleleri demokratik mücadeleden uzak tutan anlayışın kuyrukçuları için Lenin, "Kapitalizmi tek bir darbede devirebilecek, örneğin, bir genel grevin her yerde ve hemen oluşturulması mümkün olsaydı, o zaman devrim bir sürü ülkede şimdiden gerçekleşmiş olurdu. Fakat gerçekleri göz önünde bulundurmalıyız, parlamento sınıf mücadelesinin bir sahnesidir." diyor ve konuşmasını, "Gerçekten devrimci işçilerin büyük bir çoğunluğunun bizi izleyeceğine ve sizin anti parlamenter tezlerinize karşı olacaklarına inanıyorum" diyerek bitiriyor. (35)

Devrim ve  ve Orta tabaka sorunu

Kitlelerin Büyük çoğunluğunun parlamentodan umut bekleyici olması, işçi sınıfının bilincinin olmaması yanında , devrim için gerekli olan bir başka “tabaka” da, sekter, itici, aşağılayıcı yaklaşımlar nedeniyle sürekli devrimcilerden tecrit edilip gericilerin kucağına itilen orta tabaka. "Orta tabakaların sorunu” diyor Stalin “ kuşkusuz ki işçi sınıfı devriminin temel sorunlarından biridir. Orta tabaka köylülük ve küçük kentsel çalışan insanlardır. Onda dokuzu orta sınıf olan Ezilen milliyetlerde bu kategoriye konulmalıdır. Gördüğünüz gibi, bunların ekonomik yapıları , onları proletarya ile kapitalistler arasında yarı yola koyar. Bu tabakaların ilgili önemi, iki durumda belirlenir: ilk olarak, bu tabakalar , belirli bir oranda, mevcut devletlerin nüfusunun büyük çoğunluğunu ya da nüfusun geniş bir azınlığını oluştururlar; ikincisi, onlar kapitalist sınıfların proletaryaya karşı ordusunu oluşturduğu önemli kaynakları oluşturmaktadır.

Eğer bu orta tabakalar en azından nötralize bile edilememişlerse, henüz onları kapitalist sınıftan ayırmayı becerememişlerse, ve eğer onların çoğunluğu hala sermayenin ordusu olarak hizmet veriyorsa PROLETARYA İKTİDARI ELE GEÇİRMEYİ CİDDİ BİR ŞEKİLDE DÜŞÜNEMEZ."  (39)

Sosyalistlerin düzene karşı her devrimci hareketi desteklemeleri konusunu hatırlatan Lenin "Bu sözler çoğunlukla çok dar olarak yorumlanır ve liberal muhalefetin desteklenmesi anlamında alınmaz. " der ve devam eder; " Ancak unutulmamalıdır ki, hükümetle ilerici toplumsal çıkarlar yüzünden doğan her çelişkinin, ne denli küçük olursa olsun, belirli koşullar altında (ki bizim desteğimiz bunlardan biridir) genel bir ayaklanmaya dönüşebileceği dönemler olur” diyor. (6)  Bu nedenle  “”unutmayacağız ki, eğer bir kişiyi ileri itmek istiyorsak, ellerimizi sürekli arkasında bulundurmalıyız. Proletaryanın partisi, her liberali tam bir santim ilerlemek üzereyken yakalamayı ve bir metre ilerlemesini sağlamayı öğrenmelidir." (6)

Sonuç

Yukarda adı sanı bilinmeyen uydurukçu ve hayali kitaplardan değil, Lenin'den yapılan alıntılar; “sosyalist mücadele uğruna demokratik mücadelenin, ya da demokratik mücadele uğruna sosyalist mücadelenin unutulamayacağını, siyasal özgürlük yolundan geçmeksizin sosyalizme giden bir yol olmadığını, demokrasi mücadelesinin proletaryayı sosyalist devrimden saptıracağını, sosyalist devrimi engelleyeceğini, geriye iteceğini düşünmenin büyük bir yanlış olduğunu, tam tersine eksiksiz demokrasi gerçekleştirilmeden sosyalizmin kurulamayacağını, Proletaryanın çok yönlü, tutarlı ve devrimci bir demokrasi mücadelesi vermeden burjuvaziye karşı kazanılacak bir zafere hazır olamayacağını “ ortaya seriyor.

Ayni şekilde  işçiler hangi sınıfları etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, zor ve suistimalin her türlüsüne karşı tepki göstermede eğitilmezlerse, ve işçiler bunlara karşı, herhangi bir başka açıdan değil de, sosyal-demokrat açıdan tepki göstermede eğitilmezler ise, işçi sınıfı bilincinin, gerçek bir siyasal bilinç olamayacağını,  reform ile reformizm'in aynı şey olmadığı, reform için mücadelenin reformizm olmadığını, reformizme ve revizyonizme karşı mücadelenin ÖZÜnün  reformlar için mücadelenin İNKARI DEĞİL, Marksist Leninist çizgide devrimci pratiğin tanınması olması gerektiğini gösteriyor.

Ayni şekilde  bir Marksist Leninist'inbir durumu değerlendirmek için, olabilecek olandan değil, gerçek olandan hareket etmesi ve  sınıflar arası ilişkilerin tahlilinde gerçek zemini terk etmemesi gerektiğini, yani “hemen iktidar”, “hemen devrim”, çağrılarının ayağının gerçek zemine basması gerektiğini, somut durumun ayrıntılı bir incelemesi yapılmadan, herhangi bir özel mücadele aracının  ya da biçiminin kullanılıp kullanılmayacağı sorununa evet yada hayır biçiminde  bir yanıt vermenin, Marksist yaklaşımı tamamıyla terk etmek anlamına geldiğini, yani gerekirse  “ahır”ın içinde bile bir parlamenter üs ün oluşturulması için mücadele edilebileceğini gösteriyor.

Son olarak, burjuvazi arasındaki çelişkilerin, burjuva iktidar biçimlerinin “bizi ilgilendirmediği” değil, tam tersine ilgilendirdiğini, düşmanlar arasındaki en küçük yarıktan, burjuvazinin çeşitli grupları ve kategorileri arasında en küçük çıkar çelişkilerinden   en ustaca ve en akıllıca yararlanıldığı takdirde burjuvazinin  yenilgiye uğratılabileceğini ve bu gerçeği anlamayanın  ne Marksizm'in, ne de genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin ZERRESİNİ ANLAMAMIŞ olduğunu, "Kapitalizmden kapitalizme fark” olduğunu, kapitalizmin "aç gözlülüğünü ve zalimliği" işçilere ne kadar fazla teşhir edilirse,  otokratik, faşist  tür kapitalizmin ayakta kalmasının o kadar güç olacağı ve kapitalizmin halkçı, özgürlük dolu türden kapitalizme dönüşmek zorunda kalacağı ve bununda, proletaryanın sınıf savaşımının daha geniş, daha özgür, daha açık bir şekilde sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü savaşımı büyük ölçüde kolaylaştıracağı için proletaryanın istediğine uygun düşeceğini ortaya seriyor.

Arkadaş sözlerini şöyle bitiriyor.

“Somut siyaset yapmak, pratik siyaset yapmak vb. adına bu görevlerden kıvırtanlar; sosyalizm, komünizm, devrimcilik sıfatlarını taşımaya layık değildir!”

Bu sözlere cevap zaten yukarda bütünlük içinde verilmiş olmasına ilave olarak, temel demokratik mücadeleden “kıvırtan” ların da kimler ve nasıl yaklaşım içinde olanlar olduğu  Lenin tarafından çok net bir şekilde ortaya konulmuş.

Kendinden veya grubundan başka hiç kimseyi “sosyalizm, komünizm, devrimcilik sıfatlarını taşımaya layık görmeyen” bir tavır, ABD ve  Batı Avrupa'nın burjuva liberallerinin sömürge olacak “diğerleri” ni yaratarak, sömürge olacakların “zıttı olan” kendilerini yaratıp kendilerini dev aynasında görme tavrına benzemiş. Laiklik gibi gerek eğitim ve gerekse demokratik mücadelenin kitlelerle kaynaşmasını sağlayacak olan bir demokratik talep, burjuvazi arasındaki çatışmaları göz önüne alıp bunlardan yararlanma, demokratik talepler  üzerine  mücadele verme gibi “görevlerden kıvırtanların” diğerlerini sosyalizm, komünizm, devrimcilik sıfatlarını taşımaya layık görme”mesi düşündürücü olsa gerek.

Arkadaş-ların yaklaşımı bilinçsiz bir şekilde Lenin in her ülkenin somut tarihsel gerçeklerine bağımlı olarak her devrimden kendi karakterine uygun bir iktidar doğacağı, aşamalı ama “kesintisiz “devrimi değil, Troçki'nin “sürekli devrim”, “illa da doğrudan sosyalist devrim” anlayışının şablonlanmasının bir örneğini sergilemekte. Evet Türkiye gelinen yerde kapitalizmin gelişmiş olduğu, tekelci ve pratikte emperyalist bir ülkedir – bir zamanlar feodal Rusya da emperyalistti. Ancak demokratik devrimin tamamlanmamış, hala feodal toprak ağalığı vb., yapıların, ilişkilerin  ve köylülüğün olduğu bu ülkede sorun henüz tamamıyla çözümlenmemiş, burjuva demokratik bir sorun olarak hala varlığını korumaktadır. Her şey bir yana, bu sorun olsun ya da olmasın, demokratik mücadele sosyalizm mücadelesinden koparılamayacak, ama ona tabi kılınacak gerek kitlelerin eğitimi, deneyimi, bilinçlenmesi ve İşçi Sınıfı partisi önderliği altında örgütlenmesi  mücadelesinde, gerekse devrimin öznel şartlarının yaratılmasında, siyasi iktidarın ele geçirilmesi mücadelesinde  olmazsa olmaz bir mücadeledir, göz ardı edilemez, reddedilemez, demokratik görevlerden “kıvırt" ılınamaz.

"Sol sapma" siyasi dar görüşlülük özel olarak faşizmin, genel olarak gericiliğin eline oynar, faşizme karşı pratik mücadele birliğinin önüne engeller koyar, sonuç gerçekte, onların kınadıkları "reformist" lerin de sağında saflarda buluşmasına neden olur. Kazanılmış bütün demokratik hakların yok edilmesi demek olan Faşizm, bu nedenle sadece işçi sınıfının azılı düşmanı değildir, Lenin'in deyimiyle  üretici güçlerin yaygınlaşarak gelişmesi ve eğitimin yaygınlaşmasının önüne binlerce engel koyarak, küçük burjuvaziyi ve hatta bazen büyük burjuvaziyi bile kendine karşı ayaklandırır." İşte bu nedenle  "ya siyah ya beyaz"  "kendi aralarındaki bir sorun, bizi ilgilendirmez" gibi dar görüşlü bir yaklaşım, bunların "ne Marksizm'in, ne de genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin ZERRESİNİ ANLAMAMIŞ" olduklarının pratiğe yansıması olur.

Erdoğan A

1 Ekim 2020

"Bolşevik Mücadele" nin, "Cevapsız Cevabı" üzerine

Notlar

(1) Lenin, Two Utopias -İki Ütopya

(2) Lenin, Siyasal teşhirler ve devrimci eylem eğitimi

(3) Lenin Ne yapmalı

(4) Lenin, Parlamentarizm Hakkında Konuşma

(5) Lenin, Küçük-Burjuva Sosyalizmi ve Proleter Sosyalizmi

(6) Lenin, Siyasi Ajitasyon ve Sınıf Bakış Açısı

(7) Lenin, Sol Komünizm

(8) Lenin, Rusya Sosyal Demokratların görevleri

(9) Lenin, May day and Wars - Mayıs günü ve Savaş

(10) Lenin, Bourgeois Pacifism and Socialist Pacifism - Burjuva Pasifizmi ve Sosyalist Pasifizm

(11) Lenin, Apropos of an Anniversary - Bir yıldönümüyle İlgili olarak

(12) Lenin, “The Peasant Reform” and the Proletarian-Peasant Revolution - Köylü Reformu ve Proleter- Köylü Devrimi

(13) Lenin, Once Again About the Duma Cabinet - Duma Kabinesi hakkında bir defa daha 

(14) Lenin, Marksizm ve Reformizm

(15) Stalin, Leninizmin Temelleri

(16) Lenin, Two Paths - İki Yol

(17) Lenin, Notebook Alpha, Our Struggle Against the “Marsh” - Bataklığa karşı mücadelemiz

(18) Dimitrov, Komintern Yedinci Kongre Konuşması, FaşizmeKarşı Birleşik Cephe

(19) Lenin, Hareketimizin acil görevleri

(20) Lenin, Kievskiye yanıt

(21) Lenin,  Collected Works V 22 P 133 - Toplu Eserler C22 S 133

(22) Lenin, Reformism in the Russian Social-Democratic Movement - Rus Sosyal- Demokrat hareketinde reformizm

(23) Lenin, Federatif Cumhuriyet, Merkezi Cumhuriyet

(24) Lenin, Draft Programme of the R.C.P.(B.) - Bolşevik Partinin Taslak Programı

(25) Lenin, Bolşevizmin Bir karikatürü

(26) Lenin, Devrimci Proletaryanın Demokratik Görevleri

(27) Lenin, The Principal Stages in the History of Bolshevism - Bolşevizmin Tarihini Temel Aşamaları

(28) Lenin, Otokrasi ve Proletarya

(29) Stalin, Anarşizmmi Sosyalizmmi

(30) Lenin, Maksim Gorkiye Mektup

(31) Lenin , Abolition of Parliamentarism - Parlamentonun Ortadan kaldırılması

(32) Lenin, The Mistakes Of Our Party - Partimizin Hataları

(33) Lenin, Guerrilla Warfare - Gerilla Savaşı

(34) Lenin, The Second Congress Of The Communist International - Kominternin 2inci Kongresi

(35) Lenin, Burjuva Parlamentolara Katılmak Gereklimi

(36) Lenin, Heroes of Fraud and the Mistakes of the Bolsheviks - Sahtekarlığın Kahramanları, Bolşeviklerin Hataları

(37) Lenin, To: A. V. Lunacharsky 156 - Lunacharskiye

(38) Lenin, A New Upswing - Yeni bir Yükseliş

(39)Stalin, Ekim Devrimi ve orta Tabaka sorunu

 

Sözü geçen Yükleme

Bolşevik Mücadele

AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE

Kemalistler hep bir ağızdan sesleniyor: “Laiklik elden gidiyor!” Laik demokratik cumhuriyet dedikleri Kemalist düzen. Kemalist düzende gerçekte laiklik de, demokratiklik de hak getire! Laiklik dedikleri, gerçekte kemalist faşist devletin yorumladığı biçimiyle bir din devleti! Güya din ve devlet ayrı! Gerçekte ise din devletin kontrolünde! Bu bağlamda kavga, gerçekte AKP ile  "laiklik" arasında değil, İslam’la kendisi adeta din olan Kemalizm arasındaki bir kavga! İslamcı faşistler, İslam dinini Kemalizm’in elinden aldılar. Kavganın özü bu. Bu kavgada desteklenecek bir yan yoktur, iki taraf da birbirinden berbattır.

Demokrasi bağlamında da durum benzerdir. İslamcı faşizmin demokrasiye karşı olduğu, onun tanrı adına konuşan bir zümrenin faşist diktatörlüğü olduğu ve olacağı açıktır. Peki, ama kemalist diktatörlüğün demokrasiyle ilgisi ne? Onu ayaklar altına almaktan gayrı? Onun adına faşizm uygulamaktan gayrı? Bu kavgada bunların birinde yer almak, işçi sınıfının ve emekçilerin işi olamaz.

GÖREV, BURJUVAZİDEN BAĞIMSIZ OLARAK, İŞÇİ SINIFININ VE EMEKÇİLERİN KENDİ KAVGASINI, DEVRİM KAVGASINI YÜRÜTMEKTİR!

Bu kavgada desteklenecek bir yan olmadığı temel düşüncesi, bugün üzerinde ısrarla durulması gereken bir düşüncedir. Çünkü egemen olan düşünce, ehven-i şer düşüncesidir. Yani kötülerin içinde iyi olan seçilip onun desteklenmesi, daha doğrusu kuyruğuna takınılması, siyaset yapmak olarak görülmekte, ehven-i şer siyasetinin reddiyse, pratik siyaset yapmanın reddi olarak tanıtılmaktadır.

Kötülerin içinde iyisinin seçilip bunun kuyruğuna takılma siyaseti, kesinlikle devrimci, sosyalist, komünist bir siyaset değildir. Bu siyasetle işçi sınıfı ve emekçi yığınlar hiçbir zaman burjuvazinin kuyruğu olmaktan kurtulamazlar. İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar, hâkim sınıfların iktidar dalaşında taraf olacak yerde, kendi iktidar mücadelelerini, hâkim sınıfların düzenini devrimle yıkarak, yerine kendi iktidarlarını kurma mücadelesini yürütmelidir!

Hiç kimse, "ama işçi sınıfı ve emekçiler bu bilince ve örgütlülüğe sahip değiller" demesin! Ve bu gerekçeyle kuyrukçuluk siyasetini, reformist bir siyaseti haklı çıkarmaya çalışmasın!

Hiç kimse, "evet devrim gerekli ve doğru ve fakat bugün reformlar için bile doğru dürüst mücadele etmeyen bir sınıfla devrim nasıl olacak, onun için işçi sınıfını adım adım bilinçlendirmek lazım. Önce reformlar için mücadele. Sonra devrim için mücadele" vb. demesin!

Bunlar reformizmin bilinen, çürümüş gerekçeleridir... Eğer işçi sınıfı devrim yapacak bilince sahip değilse ki değil, o zaman günün acil görevi, o sınıfa bu bilincin taşınmasıdır!

Eğer işçi sınıfı devrim yapacak örgütlülüğe sahip değilse ki değil, o zaman günün acil görevi, işçi sınıfını bu örgütlülüğe kavuşturmak için yapılabileceğin azamisini yapmaktır!

Somut siyaset yapmak, pratik siyaset yapmak vb. adına bu görevlerden kıvırtanlar; sosyalizm, komünizm, devrimcilik sıfatlarını taşımaya layık değildir!