Cumartesi, Temmuz 04, 2020

Düşmanı Üretmek: Küba'ya Karşı Medya Savaşı -2

Düşmanı Üretmek: Küba'ya Karşı Medya Savaşı -1

2017'de Küba'nın Havana'daki ABD diplomatlarına sözde sonik saldırılar düzenlediği ve yetkililer için ciddi sağlık sorunlarına neden olduğu iddia edildi, ve Trump'ın ABD ve Küba Büyükelçiliği personelinin sayısını azaltmak için kılıf hazırladı. Ancak Küba'ya yapılan dört turdan sonra, FBI'ın bu saldırı iddiasını destekleyecek hiçbir kanıt bulamadığı, neredeyse hiç bildirilmedi.

Kurumsal basın, Küba'nın vatandaşlarına internet erişimini kısıtladığını iddia ediyor. Gerçekte, 2018'in sonlarına kadar, 3G telefonu olan herkes çevrimiçi olabiliyor. Gerçekte ise, Küba kıyılarının yakınındaki fiber optik kablolara erişimi engelleyerek ABD Kübanın internet erişimini kısıtlıyor.

Bolender, “Medyanın en sevdiği konulardan birisi, Küba'nın karşı karşıya kaldığı ciddi ekonomik sorunların nasıl çözüleceği konusunda uzman görüşleri sunarken, Amerika'nın Kübanın yaşamını etkileyen ekonomik ambargosunu sürekli göz ardı etmektir.” (sf. 3) New York Times, Küba'nın ekonomik abluka altında olmasına hiç atıfta bulunulmadığı için, Kübanın “sürekli kriz içinde olan ekonomik açıdan sıkıntılı bir ülke” olduğunu iddia ediyor. Çünkü eğer, ekonomik ablukadan bahsedilirse, ablukanın acımasız doğası gizli kalır, ve böylece ABD ekonomik ablukasının Küba üzerinde hiçbir etkisi olmadığı kurgusu korunur.

Medya, Küba'yı "kötü"lemek için sürekli olarak “demokrasi” ve “insan hakları”nı kullandı. Obama'nın kendisi de Küba'nın “insan haklarını henüz gözlemlemediğini” ilan etti… gerçek şu ki  Küba… henüz demokrasiye geçmedi. Temel insan haklarını henüz gözlemlemedi ” diye ilan etti. Kendi-kendini  büyük ağabey  olarak tayin eden ABD, Kübalıların özgürlük kazanmasına ve ekonomilerini verimli bir şekilde işletmesine “yardım edebileceğini” varsayıyor. Küba için  “demokrasi” ve “insan hakları” çağrılarının temsili hükümet ya da insan hakları ile hiçbir ilgisi yok. Bu terimler, Washington'un yasa dışı müdahalesini haklı çıkararak, suçlayıcı olan kendisini üstün bir ahlaki duruma yükselten bir propaganda aracı olarak kullanılıyor.

Medya, Küba'da özgür seçim, demokratik işlev olmadığını iddia ediyor. Gerçekte, Arnold August'un "Küba ve Komşuları , Demokrasi işlevi"nde, Küba'nın ABD versiyonundan şaşırtıcı derecede daha demokratik bir seçim sistemine sahip olduğunu gösteriyor. Küba halkı, ABD deki durumun aksine, kendi temsilcilerinin kim olacağı konusunda hem teklif veriyor, hem de oy kullanıyor. Her seçim bölgesindeki halk, belediye hükümeti için delegelerinin kim olacağını teklif ediyor ve oy veriyor. Belediye hükümeti kurulduktan sonra, seçtikleri üyeler arasından seçim yapıyorlar ve il hükümetine delegelerinin kim olacağını oyluyorlar.  Ulusal parlamento için Eyalet hükümeti de aynı işlevi yapıyor. Ulusal parlamento, başkan, bakan ve Danıştay üyelerini kendi üyeleri arasından seçiyor. Bu, başkandan hükümetin her bir üyesine kadar herkesin, önce kendi yaşadığı toplumda ilk sırada aday gösterilmesi gerektiği anlamına gelir.

Sosyal medya sahte bilgi operasyonları için birçok yeni kapı açtı. Neo-con şirketi olan Twitter, Küba'da Zunzuneo adında bir sosyal medya ağı kurmak için USAID dan mali yardım aldı. Küba'da kitlesel bir "takipçi" gençlik ağı yaratmaya çalıştı ve daha sonra bu ağı gösterileri canlandırmak ve iç huzursuzluğa neden olmak için kullandı.

Sahte haberler yetersiz olunca, medya şizofrenik McCarthyism'e başvurdu: Küba, “tüm yarımküre için Komünist virüs salgınının bir enfeksiyon noktasıydı” (New York Times, 23 Nisan 1961 - başarısız Domuzlar Körfezi istilasından hemen sonra) .

Düşüncesinin değişmediğini kanıtlar gibi, Fidel Castro öldüğünde New York Times onu 'Soğuk Savaşı Batı Yarımküre'ye getirmek' ve “dünyayı nükleer savaşın eşiğine itmek” le suçladı. Aslında, ABD Soğuk Savaş'ı en azından ta 1954'te Guatemala'nın Arbenz'ine yaptığı darbeyle getirmişti. Tarihsel kayıt Küba'nın sadece ABD'nin Küba ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini büyük ölçüde kısıtlamasının ardından giderek Komünist dünyaya döndüğünü gösteriyor. Yukarıda belirtildiği gibi, dünya Kruşçev ya da Castro tarafından değil, John Kennedy'nin saldırgan eylemleri nedeniyle nükleer savaşın eşiğine itildi.

New York Times, Küba'yı aynı zamanda  “hanedan polis devleti” olarak tanımlıyor. (s151).

Fidel Castro'nun ölümü üzerine Washington Post, güya Hitler ile aynı lige sokan mantıksız bir açıklama yaparak, ona “modern tarihin en acımasız diktatörlerinden biri” adını verdi.

ABD'nin ortadan kaldırmak istediği her yabancı lideri tanımladığı gibi, Fidel Castro da zihinsel dengesiz bir çocuk olarak resimlendirildi. Bu, hem ABDnin rejim değişikliğini haklı çıkarmaya hem de ABD halkını 1898'den bu yana kübanın ABD ye karşı kızgınlığını, hemde Küba'ya yönelik tavırların nedenleri konusunda ABD kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınmasına yardımcı oldu. Herbert Matthews gibi gazeteciler, Küba deneyimini doğru bir şekilde bildirdiğinde, medya meslektaşları tarafından "Kastro'nun bir kuklası ve komünist bir sempatizan olarak dışlandı.”(s.79). Daha fazla saygı duyulan, Fidel'in “çok büyümüş bir çocuk” olduğunu söyleyen Tad Szulc gibileri oldu.  (s.80).

Bolender defalarca “Küba hakkında olumlu bir şey olduğunda, Medyanın, iddia ne kadar mantıksız olursa olsun, olumsuz yanlış bilgi enjekte etme pratiğini takip ettiğine dikkati çekiyor… Okuyucu tüketicisinin, olumlu şeyler okumalarına rağmen, Küba hakkında  olumsuz bir görüş sahib olmalarını sağlama hedeflerini garantiye almayı amaçlar. ”(s.171-172). Bir örnek: New York Times tarafından yeni Küba cumhurbaşkanına yönelik bir eleştiri, “Perşembe günü Küba'nın yeni cumhurbaşkanı olan Sayın  Diaz- Canel 58. doğum gününden bir gün önce, tüm yaşamını savaşmadığı bir devrime hizmet etmekle geçirdi. ”(s. 180).

Küba hakkında olumsuz şeyler rapor eden kurumsal medya, Obama'nın "açılılm"ından önce ve sonra, Küba sisteminin ABD'nin yardımseverliği yoluyla yönlendirilmesi gerektiği temel varsayımı ile, kabul edilebilir varsayılan tutumdur.

1959'dan önce ABD'nin Küba hakkında dezenformasyonu

Küba'ya karşı medya propagandası 1959 devrimci zaferinden çok daha önce başladı. Bolender bizi 1898 ABD işgali ve işgalin gerekçelerine geri götürüyor. Kübalılar, Anglo-Sakson  Sam Amca'nın onları İspanya'dan kurtarması ve daha sonra onların idari işlerini yöneterek, kendilerinin kendilerinden kurtulması gereken, kendi başlarına kendini idare edemeyecek olan, hırpani çocuklar olarak gösterildi.

İspanyol-Amerikan Savaşı, daha sonra yeniden piyasaya sürülecek, sahte haber hikayeleri yaydı.

Zamanın iki ana medya kuruluşu, ABD'nin savaş ve işgal desteğini artırmak için vahşi hikayeler üretmede yarıştı. “… milletimizin henüz görmediği Amerikan basınının bir kısmının en ahlaksız ve alaycı tavırları olmadan savaşın gerçekleşmesi...şüpheliydi” (s. 53). Aynı medya tavrı yüz yıl sonra Irak savaşına destek almak için tekrarlandı.

ABD Donanma gemisi Maine in infilak etmesinden , herhangi bir kanıt olmadan İspanya suçlandı.Akabinde, ertesi gün, Başkan Yardımcısı Theodore Roosevelt  asılsız iddiayı tekrar ederek bir istila başlatmak için bahaneyi verdi. Benzer şekilde, bu hikaye daha sonra Tonkin Körfezi'ndeki bir ABD muhribine Kuzey Vietnam saldırısı fabrikasyonu ile yeniden paketlendi ve sunuldu.

Kurumsal basın, ABD işgalinin savaşı kazandığını ve Küba'yı İspanya'dan kurtardığını iddia ederek Küba halkının İspanya'ya karşı 1895-98 bağımsızlık mücadelesi tarihini tamamen sildi.

Savaşın Amerikan isimlendirmesi olan "İspanyol-Amerikan Savaşı " bile, Kübalıların müdahelesini ortadan kaldırarak, Küba'nın bağımsızlık mücadelesine karşı bir ABD savaşı olduğunu gizleyen bir propaganda uygulamasıydı. Benzer şekilde, kurumsal medya bize ABD'nin Kore üzerine Savaşı'nı “Kore Savaşı” ve ABD'nin Vietnam üzerine Savaşı'nı “Vietnam Savaşı” olarak sattı.

Kübalılar, kurumsal medyanın yerli Amerikalılar ve Siyahlar da dahil olmak üzere diğer birçok Üçüncü Dünya halkına ve ülkesine tekrar tekrar uygulanan- sorumsuz, tembel, cahil, kendi-kendini yönetmekten aciz - ırkçı klişelerle resimlendirildi.Küba özellikle Amerikalı erkeklerde göze çarpan niteliklerden yoksun - erkeklik, inisiyatif, güç, azim, kadınlara saygı ve vicdan.” “Onlar çaresiz, boşta, kötü ahlaklara sahipler ve büyük ve özgür bir cumhuriyette vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getirme konusunda doğasal ve deneyimsel olarak uygun değiller. Onların erkeksi güç ve öz saygı eksikliği… ”ve benzeri Nazi tarzı propaganda haberleri.

Bu adamları öz-yönetimi idare etme sorumluluklarıyla giydirmek, onları en küçük kapasiteye bile sahip olmadıkları işlevlerin performansına çağırmak olacaktır ” ( alıntı, s.55-56). O zamanlar New York Times, o dönemde  “Biz Küba halkına , kendi kendimizi atadık, biz koruyucuyuz” diye açıklama yaptı. (s.61). Ve  “Melez lerin sorumsuz bir hükümeti” konusunda uyardı (s.62).

Üçüncü Dünya halklarının hala Amerikan beyaz adamın sağlam eline ihtiyaç duyması ve ebeveynlik yapması, sadece Küba'için değil, dünya (ülkeleri) için, ABD dış politika propagandasının merkezi bir unsuru olmaya devam ediyor.

Bariz Yankee kibirliliği, ABD'nin Küba'ya dayattığı özlü yeni-sömürgeci Platt yasa Değişikliği'nin bir maddesinde kendini gösteriyor: ABD dışındaki herhangi bir ülkeyle “Küba'nın bağımsızlığını bozacak” veya “herhangi bir yabancıya izin verecek”, " Küba'nın herhangi bir bölümünü elde etme veya kontrol etme gücü ya da yetkileri verecek ”bir anlaşma yapması, ABD dışında, Küba ya yasaklandı. Bunların hepsi tamamen ABD Platt yasa Değişikliği ile uygulanıyor.

İşgal tamamlandı, ABD fethedilen  Amerikan Yerli (Kızıl Derili) topraklarına uyguladığı tarihi politikasını takip ederek,  ABD vatandaşları için en iyi Küba topraklarını sağladı.

Kübalılar bu Platt Değişikliğini protesto ettiğinde, Chicago Tribune, “ABD, kamu düzenini korumak için müdahale etme hakkını saklı tuttu… Biz ebeveyniz, Küba da çocuktur ve çocuğa iyi bir şaplak-tokat atma zamanı gelmiştir ” diye yazıyordu (s. 67).  “ Anayasalarında yazılandığı gibi, Küba bağımsızlığı”, Kübalıların dış müdahale riski olmadan protesto etme hakkına sahip olmadığı anlamına geliyordu. Kurumsal medya için Küba, özgürlüğü ve bağımsızlığı için ABD'ye sonsuza dek minettar olacak ve ABD'nin hakimiyetini tehlikesiz ve ilerici olarak kabul edecekti.

Bolender , devrimden önce ABD'nin Küba'ya karşı tutumu hakkında Walter Cronkite'den alıntı yapıyor: “Küba Amerikalılar için bir tatil ülkesiydiAmerika'nın sadece bir parçasıydı, biz bunu ABD'nin bir parçası olarak kabul ettik …. Ülke küçük bir sömürgeydi”. (s. 74).

Daha sonra 1959 yılı geldi ve Fidel Castro ırkçı emperyalist büyüklük taslamaya basit bir gerçekle karşılık verdi: “Bu ülkenin, diğer ülkelerin kendilerini yönetme aynı hakkına sahip olduğuna inanıyorum” (s. 68). 1960 sonlarında Küba'nın medya haberleri bize Fidel Castro'nun deli olduğunu söyledi. Kurumsal medya dünyasında sahte haberlerde, ABD'nin emirlerine ve zorbalığa karşı çıkan veya onu eleştiren bütün liderlere deli denir. Medya Küba'yı misafirperver bir turist oyun alanından silahlı bir kampa, baskıcı bir Komünist devlete, Sovyetler Birliği sömürgesine dönüştürdü. Medyanın  “Küba Devrimi'yle ilgili yanlış bilgi ve düpedüz yalanlar söyleme kudurmuşluğuna başvurması,  bugü hala devam ediyor ” (s.75).

Küba'nın ABD imparatorluk standartlarına uyması gerekiyor, başka türlü olamaz politikası, 1898'den günümüze kadar hiç değişmeyen bir ABD politikası oldu.