Pazar, Mayıs 17, 2020

Kaypakkaya, Çayan, Deniz ve diğer 71 Devrimcilerini "karşı karşıya" koyma sinsi pratiği üzerine

Devrimciler geçmişi, eksiklikleri, hataları bulup düzeltmek, ileri adımlar atmak için geçmişten ders çıkarmak zorundadılar. Ancak bu "ders çıkarım" daha kiminin "teorik olgunlaşma" dönemine girmediği, kiminin yeni adım attığı, sıcak mücadelenin devam ettiği şartları ve durumu göz ardı ederek, daha yaşları erken 20 lerde olan inançlı, kararlı, tutarlı devrimcileri "karşı karşıya" getirerek hangisinin "daha devrimci" olduğu küçük burjuva, öznel ve sinsi yaklaşımlarla yapılmaz. Bu tür yaklaşım burjuva milliyetçilerinin tabanı kendi saflarında, milliyetçi ideolojik temelde oportunistçe toplama küçük burjuva yaklaşımıdır. Ya da - ki büyük oranda- bu mücadelelerinde boyun eğmemiş kararlı devrimcilerin ve hareketlerin sempatizanları arasında sekter, küçük burjuva yarışçı tavırlar oluşturup, tabanı bölme ve hareketleri parçalama peşinde koşan Troçkist varyasyonların taktiğidir.

Devrimciler içlerinde bulundukları tarihi dönemden, şartlardan ve en önemlisi böylesine bir dönem içinde "teorik olgunlaşma" olasılık ve derecelerinden kopuk bir şekilde  ele alınamazlar. Hepsi daha genç yaşlarda olan bu devrimcilerin, sıcak mücadele içinde, teorik eğitimlerini gerçekleştirme ve teorilerini geliştirme yönünde farklı zaman ve olanakları olması, kaçınılmaz olarak "erken" farklı yaklaşımları olmasını da beraberinde getirecektir. Bu "erken", "olgunlaşmamış" farklılıklar,  onlardan birinin, devrimci mücadelede diğerlerinden "üstün", "daha devrimci" olduğunun bir göstergesi olarak ele alınamaz. "Teorik olgunluğun" oluşumuna ilk adım döneminde - ki sözü geçenlerin hiç birisi bu dönemi aşacak kadar yaşamamıştır - onları "teorik olgunluk" temelinde karşılaştırmaya çalışmak nesnel olmaz, öznel, küçük burjuva bir yaklaşımdır. Bu "erken dönem" içinde, kimisi Kemalizmden etkilenmiştir, kimisi onu yanlış değerlendirmiştir, kimisi de içinde bazı doğrular olmasına rağmen, gene yanlış değerlendirmiştir. Yanlışlıklar ve hatalarla birinin diğerinden şu ve ya bu konuda "teorik" olarak diğerinden ileri olması, bütünlüklü bir "üstünlük" sağlamaz. Yani bu, içinde bulundukları dönemde yapılan yanlış değerlendirmeler temelinde onların hangisinin daha devrimci olduğunun bir ölçeği değildir, olamaz. Onların hepsi, inançları, kararlılıkları, yoldaşlıkları ve aktif mücadeleleriyle Leninin tanımlamasını kullanırsak birer "kartal"dı. 

Onların, günümüz Küçük burjuvasının internet gibi ve  pahalı otellerde "teorik geceler" düzenleme olanağı ve zamanı yoktu, çünkü aktif mücadele içindeydiler, ve teorik çalışmalarını," olmayan"dan yarattıkları olanaklar ve  gizlilik içinde sürdürebiliyorlardı.

Onların başlattığı hareketler tüm eksiklikleri ve hatalarıyla geçmişte ve günümüzde bir ölçekte  de olsa geniş kitle tabanına sahipler, ve yetersiz de olsa bir "mücadele" içindeler. 

Onları birbirlerine "karşı karşıya  getiren" ve "hangisinin daha devrimci olduğu" tartışması için "gece düzenleyenler" (örneğin KÖZ), 1970 lerin sonlarında ne sayıda idilerse, günümüzde de benzer sayıdalar. Neden? Çünkü onların "devrim" diye, "parti" diye, "mücadele" diye bir sorunları hiç bir zaman olmadı. Çünkü bu sorunlar, örgütlenmeyi, partileşmeyi, kitlelerle bağ kurmayı, aktif mücadeleyi gerektirir. Onların amacı ise, oldukları gibi kalmak, diğer örgütlenmeleri engellemek, partileri bölüp parçalamak, küçük burjuva ve tekkeler hariç kitlelerle bağ kurmayı küçümsemek, yani, tüm bu "gereklilikleri" engellemek.  Bunu yaparken de var olan tüm belirleyici olmayan "faklılıkları", sekter, uzlaşmaz çelişkilere dönüştürmek için olası her fırsatı ve konuyu oportünist bir şekilde, ayrıcalıklar yaratıp birini diğerine karşı kullanmak. Bunda oldukça deneyimli ve tecrübeliler, bazen birini diğerine, bazen de diğerini bir öncekine karşı savunma oportünist pratiğinden kaçınmazlar. Bunu yaparken de, alışılagelmiş eklektik taktikleri kullanmaktan çekinmezler. 

Troçkistlerin ve Burjuva Milliyetçi öznel "sol" cuların "karşı karşıya getirme " amacında, Çayanın ve Denizin sözleri bağlamında,  verdikleri şu örnek çarpıcı ve Kaypakkayayı savunma adına  onların sinsilikleri açısından  bir örnektir.

Kaypakkaya, yazısının "Kemalist Devrime Önderlik Eden Sınıflar, Türk Büyük Burjuvazisi ve Toprak Ağaları Sınıflarıdır"  bölümünde şunları söylüyordu;
""Lenin, Stalin ve Şnurov yoldaşlar, Kemalist devrimden bahsederken “milli burjuva” kavramını, Türk olan burjuva anlamında kullanmaktadırlar. Milli burjuva-komprador burjuva ayrımı, onlarda henüz yoktur. Bu kavramı daha sonra, yeni anlamıyla Mao Zedung yoldaşta görmekteyiz. Lenin, Stalin ve Şnurov yoldaşlar, Kemalist devrime, “milli burjuva devrimi” derken, kastettikleri “komprodar olmayan burjuvazinin devrimi” değildir; kastettikleri “Türk olan burjuvazinin devrimi”dir. 
Bu sınıflar, bugün kullandığımız anlamıyla “milli” miydi, komprador muydu, bunun üzerinde duralım:  
Stalin yoldaş, Yeni Demokrasi kitabında Mao Zedung yoldaşın yaptığı alıntıda “Kemalist devrim, üst tabakanın, milli ticaret burjuvazisinin bir devrimidir” demektedir (abç). 
“Üst tabaka”, İttihat ve Terakki içinde palazlanmış olan, önce Alman emperyalizmine uşaklık eden, Birinci Dünya Savaşı’nda Alman emperyalizminin yenilgisinden sonra da, İngiliz- Fransız emperyalizmine yaklaşan, “Türk komprador büyük burjuvazisinin ta kendisidir." 
Muhakkak ki sıcak mücadele içinde olan Kaypakkayanın tamamıyla okuyamadığı ve referans gösterdiği Stalin in yazısında Stalin şunları söylüyordu; 
İlkönce şunu tespit etmeliyim ki, Komintern tarafından Aralık 1926'da.. yapılan Kuomintang içindeki gerçek durumun değerlendirilmesi, "soru"nuzda doğru yansıtılmamış, tam orada olduğu gibi yansıtılmamış. "Soru"da, "büyük burjuvazi de dahil" deniyor. Ama kompradorlar da büyük burjuvaziye dahildir. Bu, Komintern'in Aralık 1926'da komprador burjuvaziyi Kuomintang içindeki blokun üyesi olarak gördüğü anlamına mı gelir? Bu anlama gelmediği açıktır, çünkü komprador burjuvazi Kuomintang'ın amansız bir düşmanıydı, düşmanıdır. Komintern kararında bir bütün olarak büyük burjuvaziden değil, "kapitalist burjuvazinin bir bölümü"nden söz edilmektedir. Yani burada söz konusu olan herhangi bir büyük burjuvazi değil, komprador burjuvazi tipine dahil olmayan ulusal burjuvazidir."  Sun Yat-Sen Üniversitesi Öğrencileriyle Bir Konuşma,  13 Mayıs 1927
Şimdi açıktır ki Kaypakkaya "Milli burjuva-komprador burjuva ayrımı, onlarda henüz yoktur. " derken bir yanılsama içindeydi. Bunu içinde bulunduğu şartları ve okuma olanakları göz önüne alındığında, "teorik olgunlaşmış" bir devrimcinin "yanılsamasıyla" aynı sepet içinde değerlendiremeyiz. Stalin açıkça " burada söz konusu olan herhangi bir büyük burjuvazi değil, komprador burjuvazi tipine dahil olmayan ulusal burjuvazidir"  diyor.

Ayni şekilde Stalin "Çin devrimi sorunları üzerine" yazısında, üzerine basa basa ve Koprador burjuvazinin ne olduğunu açıklayarak şunları söylüyordu;
""Çin Devrimi'nin birinci döneminde, ulusal ordunun Yangtse'ye yaklaştığı ve zafer üstüne zafer kazandığı, işçilerin ve köylülerin güçlü bir hareketinin ise henüz gelişmemiş olduğu birinci Kuzey seferi sırasında, ulusal burjuvazi (kompradorlar* değil) devrimle birlikte gidiyordu. Bu, tüm ulusun birleşik cephesinin bir devrimiydi.
* Kompradorlar — sömürge ve bağımlı ülkelerde yerli büyük ticaret burjuvazisinin bir kısmını oluşturan, yabancı sermaye ile pazar arasındaki aracılar." Pravda 21 Nisan 1927
Yani "Komprador burjuvazi" terimi göründüğü gibi 1927 lerde vardı ve Stalin , Türkiyedeki burjuvaziyi Komprador değil, "komprador olmayan" Milli Burjuvazi olarak değerlendiriyordu.
Stalin ayni yazısında şunları söylüyordu ;
"Kemalist bir devrim, en üst tabakanın bir devrimi, Milli tüccar burjuvazisinin, yabancı emperyalistlere karşı bir mücadelede ortaya çıkan ve daha sonraki gelişimi esasen köylülere ve işçilere karşı tarımsal bir devrim olasılığına karşı yönlendirilen bir devrimdir."
Stalinin devamındaki değerlendirmesi, aslında Türkiyede Troçkist varyasyon ve burjuva milliyetçi değerlendirmelerini teşhir eden niteliktedir.
"Türkiyede emperyalizme karşı mücadele, Kemalistler açısından kısıtlı bir anti-emperyalist devrim ile sona erebilir.....Muhalefetin en büyük hatalarından biri (Zinoviev, Radek, Troçki) Türkiye ile Çin arasındaki bu derin farkı algılayamamaları, Kemalist devrimi tarım devrimiyle karıştırmaları ve her şeyi gelişigüzel bir yığın içinde toparlamaları - ayni sepet içine koymaları.
Görüldüğü gibi zamanın genç devrimcileri içinde bulundukları şartlar, durumlar ve kısa yaşamları nedeniyle, "teorik olgunluğa" erişme olanağı ve fırsatını bulamadıkları için hepsinin teorik hataları olması kaçınılmaz diyalektik bir gerçektir. Onların bu hata ve eksiklikleri, oportünist bir şekilde "onları karşı karşıya getirerek" parsa toplama ve taraftarları arasında küçük burjuva sekterlik ve ayırımcılık yaratma çabaları, sadece burjuva milliyetçilerin ve hareketleri küçük parçalara bölüp devrimci mücadeleyi baltalama peşinde koşan Troçkist varyasyon tekkelerin işi olabilir. 

Temel alınması gereken onların, her birinin ve beraber gösterdikleri inançlı, kararlı, uzlaşmayan aktif mücadeleleri ve mücadele ruhudur. Türkiyede dini gerici faşizmin varlığı ve kaçınılmaz tüm gücüyle saldırı olasılığının kaçınılmaz olduğu bir dönemde, bu Türkiye Devrimci Mücadele Tarihine damga vurmuş devrimcileri, Avrupanın bir köşesinde whisky yudumlayarak, ya da TR de lüks bir otelde "hızlı" görünen sözlerle gevezelik yaparak, onları "birbirine karşı" küçük burjuva bir "terazi " içinde değerlendirmeye kalkmak, sol lafazanlık arkasına saklanarak  pasifliklerini ve karşı devrimci yüzlerini saklamaya çalışan küçük burjuva ve karşı devrimcilerin işi olabilir. 

Geçmişten ders çıkartmak öznel, oportünist, kılıfçı bir yaklaşımla değil,  nesnel, şartları, durumu ve dönemi göz önünde bulundurarak doğru bir şekilde yapılabilir. Onlar o dönemde "oldukları" nesnel içerikte ele alınabilirler; teorik olarak olgunlaşmış, ve hatta Leninin Stalinin üstünde "peygamber" bir konumda ele alınamazlar. Özellikle pasifliğin, yenilgiciliğin, teslimiyetçiliğin, seyirciliğin ve her şeyi başkasından bekleme pratiksizliğinin hakim olduğu içinde bulunduğumuz dönemde, Onların inançlılıkları, kararlılıkları, mücadele ruhu temel  alınmalı ve bu kitlesel mücadeleye kanalize edilmelidir. 


Garbisin sözleriyle*; "günümüzde; Kaypakkaya, Çayan, Gezmiş gibi tarihsel devrimci figürler etrafında oluşturulan devrimci mitolojinin olumlu bir yanının olduğu yadsınamaz. Kapitalizmin gençliği; bireyciliğin, boşvermişliğin, hedonizmin, maddi ve manevi uyuşturucuların ve sahte mutlulukların girdabına sürüklediği bir ortamda tutarlı devrimciler böylesi olumlu örneklerin öne çıkarılmasından rahatsızlık duyamazlar. ...Tutarlı devrimciler, olduğu kadarıyla bu türden bir etkilenmeyi olumlu bir doğrultuda geliştirmek, ona devrimci bir içerik kazandırmak ve onu gerçek bir devrimci eğitimle birleştirmek için çaba harcarlar; yani bu İbo ve Mahir, Deniz hayranı gençlere ve işçilere geleceğin kapitalizmde değil komünizmde olduğunu, 1971 çıkışının kahramanlarının mesajına kulak vermenin emperyalizme, faşizme ve militarizme karşı savaşımı gerektirdiğini, gerçek kahramanın kitleler olduğunu, kendi örgütüne sahip olmayan işçi sınıfının ve diğer sömürülen emekçilerin bir hiç derekesinde olduğunu ve asıl önemli olanın kitlelerin kahramanlığıyla öncü devrimcilerin kahramanlığını bir potada birleştirebilecek bir komünist örgüt yaratmak olduğunu vb. anlatırlar."..... "Proleter kahramanlığının böyle değerli örnekleri halka mal edilmeli, saflarımızda ve işçi sınıfı içinde korkaklığın, burjuvalığın ve her türlü çürümüşlüğün karşısına konulmalıdır. İşçi hareketinin kadrolarını eğitmek için, bu örnekler yaygın bir şekilde kullanılmalıdır."Dimitrov, Savaşa ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe,

Onları oportünist ve sinsi karşı-devrimci amaçlar uğruna "karşı karşıya getirme" yerine, kitlelerdeki yenilgici, teslimiyetçi, intiharcı ruhu, mücadeleci, aktif ruha aktarmak için, onların bu özelliklerini  "birleşik" bir şekilde sunmak doğru pratiktir.


E.A
17 Mayıs 2020


* İbrahim Kaypakkaya Adının Anımsattıkları, Garbis Altinoglu