Cuma, Ocak 03, 2020

Kasem Süleyman'a suikast ve sözde solcu ların gericilerle uyuşan yaklaşımı..

"eğer işçiler, hangi sınıfları etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, zor ve suistimalin her türlüsüne karşı tepki göstermede eğitilmemişlerse, ve işçiler bunlara karşı, herhangi bir başka açıdan değil de, sosyal-demokrat açıdan tepki göstermede eğitilmemişlerse, işçi sınıfı bilinci, gerçek bir siyasal bilinç olamaz." ( Lenin Ne yapmalı)
İranlı general Kasem Süleyman'ın Bağdat Uluslararası Sivil hava alanından çıktıktan sonra ABD tarafından suikasta uğrayarak öldürülmesinin arkasından "sol" adına yapılan bazı yorumlar, Cübbeli Ahmet gibi gericilerin yaptığı " "gebermiş bir zındık" seviyesinde, diğerleri de, "bir katil diğerini öldürmüş bize ne" gibi Marksizm Leninizmle ve onun diyalektiği ile bağdaşmayan mekanik, öznel bir değerlendirme niteliğinde olmayı aşmamakta. Bunun yanında, az da olsa bir kaç - uluslararası dahil- Marksist Leninist Parti ve örgütlerin olayı " ABD konsolosluğunun Şii militanlar tarafından saldırıya uğramasına bir karşılık verme" ye indirgemesi de olayı oluşturan bütün geçmiş tarihi ve emperyalist planları göz ardı eden ciddi bir hatadır.

Her şeyden önce, kime karşı olursa olsun haksızlıklara karşı çıkmak, Marksist Leninist bir ilkedir. Emperyalizmin, Burjuvazinin  kime karşı olursa olsun yaptıkları haksızlıklara karşı çıkmak, Leninin sözleriyle "onları " suçüstü yakalamak ve onu hemen bütün halkın önünde ve her yerde teşhir etmek, bir sürü "çağrılar" kaleme almaktan çok daha etkilidir. " 

Bir an için bırakalım bu ilkeyi bir yana ve  önce tarafları ve devamında olayı irdeleyelim.

Her tarihsel örgüt ya da birey, içinde bulunduğu söz konusu dönem ve şartlar içinde, hangi sınıfların çıkarlarına  ve bu dönem içinde "haklı" "haksız" hangi saflarda yer aldığına bağımlı olarak değerlendirilmesi gerekir.

ABD nin sadece Orta Doğu da değil, tüm dünyada "saldırgan emperyalist" niteliğini irdelemenin gerekli olduğunu savunamayacağımız için, ve bu yazı ABD yi emperyalist olarak görmeyenlere hitap etmediği için, geçelim Kasem Süleyman'a. 

Kasem Süleyman ABD'nin Irak'ın İşgal ettiği 2003-2010 yılları boyunca  ABD Silahlı Kuvvetleri ve müttefiklerinin Irak'ta planlarını zorlaştıran, işgale karşı Şii liderlerle ve gruplarla çalışan en önemli liderlerden birisiydi. Kasem Süleyman 2006'da İsrail'in Lübnan'ı işgaline karşı savaşında Hizbullah Genel Sekreteri Hassan Nasrallah ve o zamanki askeri komutanı Imad Moughniyeh ile doğrudan çalışırken savaş boyunca Lübnan'da kaldı ve  Hizbullah ın  İsrail Savunma Kuvvetleri'ni (IDF) yenmesinde önemli rol oynadı. Kasem Süleyman, aynı şekilde, savaş planlarıyla Hizbullah ve Iraklı müttefik kuvvetleri harekete geçirerek ABD'nin  Suriye deki proksi savaşında dengeleri değiştirmede  önemli rol oynadı. Irak ve Suriye sınırını kontrol eden ABD ve İsrail destekli ISIS e karşı savaşta stratejik önder rolünü oynadı. Yani Kasem Süleyman bu bölgelerde ve Irakta ABD ve İsrail'in proksisi ISIS in yenilmesinde belirleyici rol oynayan, emperyalistlerin hedefi olan bir kişi idi.

Yani Kasem Süleyman'ın suikastı "ABD konsolosluğunun Şii militanlar tarafından saldırıya uğramasına bir karşılık verme" gibi özgül bir reaksiyon değil, yıllar süren bir geçmişin hesaplaşmasıdır.

Bir Marksist Leninist bakış açısından, ABD nin Irakı işgalinde, Irak iktidarının niteliğine bakmazsızın, Irak devleti ve halkının Emperyalist saldırı ve işgale karşı savaşı "HAKLI" savaş niteliğindedir. "Haklı" ya da "haksız" saflarda yer almış olmanın ölçütü, ABD nin mi yoksa ona karşı savaşanların mı saflarında yer alındığıdır. 

Aynı ölçüt  Lübnan ve devamında Suriye için de geçerlidir. Saldırgan savaşlar (saldıran taraf açısından) haklı olamaz, haksız ve gericidir, ve haksız savaşlar emekçi halkların ve onların mücadelesi çıkarına değil, burjuvazinin çıkarınadır. Saldırıya karşı savunma savaşları HAKLI savaşlardır ve ilerici niteliği vardır.

Lenin Sosyalizm ve Savaş yazısında bunu açık ve net olarak şöyle ortaya koyuyor;
"Savunma" savaşı sözü ile sosyalistler, her zaman bu anlamda "haklı" bir savaşı kastetmişlerdir ……Sosyalistler, yalnızca bu anlamda, "anayurdun savunulması için" verilen savaşlara ya da "savunma" savaşlarına, meşru, ilerici ve haklı savaşlar gözü ile bakmışlar ve bakmaktadırlar. Örneğin, yarın, Fas Fransa'ya, Hindistan İngiltere'ye, İran ya da Çin, Rusya'ya... savaş açsalar, ilk saldıran kim olursa olsun, bu savaşlar, "haklı" savaşlar, "savunma" savaşları sayılırlar; ve her sosyalist, ezilen, bağımlı, eşit olmayan devletin, ezen, köleci, soyguncu "büyük"devlete karşı kazanacağı zaferi sevgi ile karşılar. “””
Kısacası, Suriye'nin, Irak'ın verdiği mücadele anti-emperyalist bir mücadeledir, haklı bir mücadeledir, bu nedenle ilerici niteliği vardır. Bu, dönemsel de olsa, "haklı" saflarda yer alan, özellikle önderlik pozisyonundaki bireyleri de içerir. 

Bir Marksist Leninist, somut durumun ve somut olayın diyalektik değerlendirmesini yapar. Birine "üzülmemeliyiz," diğerini "alkışlamamalıyız" gibi mekanik bir tavır içinde olamaz. Olayın ve olaydaki tarafların "özgül "tarihi durumunu, gelişmelerdeki özel ve geneldeki sınıfsal, siyasi rollerinin ne olduğu konusunda somuta dayanan değerlendirme yapar ve bu değerlendirme temelinde somut olay üzerine alınacak tavrı belirler. Aksinde  etnik "solculuğun", Marksizm Leninizmin burjuva milliyetçi salatasının, Troçkizmin "anti emperyalist" mücadele kavram ve içeriğini sözlüklerinden çıkarmış olmalarının bir başka yansıması olan; "Suriye deki rejime de "ağlanılmaz", Suriyede ABD emperyalizminin işgali ve proksi savaşı da "alkışlanmaz " deyip, "oradaki olaylara ve gelişmelere karşı tavır alma diye bir sorunumuz olmaması gerekir" sonucuna ulaşmamız gerekir. 

Bütün ML teoriler bir yana, bir haksızlığa karşı çıkmak, haksızlığa uğrayanın "tarafını" tutmak, onun geçmişini ya da ideolojisini savunmak anlamına gelir gibi mekanik bir anlayış içinde olabilmek için, gerçekte yapılan haksızlığı gizlice savunmak ve alkışlıyor olmak gerekir. Bu nesnel olmayan, şu veya bu nedenle duygusal dürtülerin ağır bastığı bir yaklaşım biçimidir. 

Bir "devrimcinin" en basit ve temel bakış açısı, bir emperyalist ülkenin diğer küçük bir ülkenin bağımsızlığını çiğneyerek, o ülkede -"kime olup olmadığına bakmaksızın"- "suikast düzenlemesi" nin "doğru", "haklı", "kabullenilebilir" bir pratik olup olmadığı, ve böylesine emperyalist pratiklere karşı çıkılması gerekip gerekmediğidir. Böylesine emperyalist suikastlere bu gün karşı çıkmayanların, yarın kendi ülkelerinde ilerici, solcu liderlere karşı emperyalistlerin uygulayacağı suikastlere karşı çıkmaya hakkı olamaz. Yani, en azından karşı gelinmesi gereken "uygulanan pratiktir".  Bu pratiğe karşı gelmeyenler, her ne kadarda demagojilerle saklamaya kalksalar da, özünde emperyalist saldırgan pratiği desteklediklerini gösteriyorlar.

Kişiler, "kime olursa olsun, özellikle emperyalistler tarafından yapılan" haksızlıklara karşı çıkmadan (sosyalist) devrimci olamazlar. Devrimciler değerlendirmelerini şu ve ya bu etniksel ya da kişisel "duyguları" temelinde değil, Marksist Leninist teoriler  temelinde nesnel durum ve güçler ilişkisi bağlamında yaparlar. 

Erdoğan A
3 Ocak 2020