Cuma, Temmuz 26, 2019

Sosyalist Devrim ve Darbe anlayışı üzerine

Bir önceki yazıda "her türlü "darbe" lere karşı olma"yaklaşım ve sloganını ele alarak iki temel konuya değinmiştim.

Bunların birincisi Marksist Leninistlerin hiç bir zaman bir olguyu içinde bulunduğu dönem ve şartlardan kopuk bir şekilde, ve emekçi halkların ve onların mücadelesi çıkarları temel ilkesi yönünde değerlendirme yapmadan ele almayacakları gerçeğiydi. Yani olgulara yaklaşımın " ya siyah ya beyaz" olmadığı, içinde bulunduğu döneme, güçler dengesine, sınıflar arası ilişkilere ve somut değerlendirmeler bağımlı olarak yaklaşılması gerekliliği.

İkincisi ise, eğer bir olgu  özgülünden ve diyalektiğinden kopuk, kitlelerin anlayamayacağı, daha doğrusu, yanlış algılayacağı "ezberci" bir şekilde öne sürülürse, bunun "istenen sonuca ", yani devrimci içerikli bir algılama değil, tam tersi, var olan sisteme karşı "yasal! yollardan olmayan"her "yıkma", ya da "değiştirme" hareketini reddeden, reformist içerikli bir  algılama sonucunu yaratacağı idi. 

Kapitalist sistem altında genel olarak her "darbe" özünde" sermayenin şu veya bu hakim kesiminin egemenliğini güçlendiren bir niteliğe sahip olacaktır. Ve -bazı istisnalar hariç- çoğunluğu gelişen kitle muhalefeti ve hareketinin daha tehlikeli nicelik ve niteliğe ulaşmadan yavaşlatılması, durdurulması ve ya da tamamen bastırılması pratiğidir. Ancak bu, sistemi faşist biçime büründüren bir darbeyle, faşist biçime karşı bir darbe, emperyalistlerin direk hakimiyeti  için bir darbeyle, emperyalist hakimiyete karşı yapılan darbelerin, o özgülde emekçi kitleler açısından hiç farkı yoktur anlamına gelmez. Böyle bir şey iddia etmek , gerçekçilikten uzak, özelde Türkiye, genelde Afrika ve dünya tarihini çöpe atan, anarşist bir yaklaşım olur.

Marksist Leninistler feodalizme karşı kapitalizmi, geriye adımlara karşı ileri adımları, faşist devlet biçimine karşı burjuva demokrat devlet biçimini vs yani "emekçi halkların ve onların mücadelelerinin çıkarına olan gelişmeleri desteklerler, ya da en azından bu gelişmelere karşı çıkmazlar ve bunun sosyalist devrimci bir kurtuluş olmadığını da aynı şekilde vurgularlar.

Konuya "Sosyalist Devrim" ve "darbe" anlayışına değinerek biraz daha açıklık getirmeye çalışalım.

"Darbe" genellikle "yukarıdan aşağı", var olan devletin düzenli ordusunda üst kademe subaylar - genellikle generaller- tarafından, kimi zaman, toplumun sınıfsal katmanlarının bir kısmının da desteğini alarak, "yani bir ölçüde aşağıdan yukarı" ile birleşik olarak, var olan sistemde "değişikliği" hedef alan, kısa zaman içinde yapılan bir tür "ayaklanma" dır. 

1909 da ki bir yazısında "Gerçek anlamıyla bir devrim, Devletin kontrolü için bir mücadeledir." diyen Troçki, söylemine şöyle devam ediyor, " Bu doğrudan orduya dayanıyor. Bu nedenle tarihte bütün devrimler bu soruyu keskin bir şekilde gündeme getirdi: ordu KİMİN TARAFINDA?" 

Troçkinin " devrimin doğrudan orduya dayandığı" ve "ordunun kimin tarafında olduğuna bağımlı olduğu" sözleri, tartışma götürmeksizin onun "devrimi"n başarısını var olan ordu nun TARAF değiştirmesine bağladığını gösteriyor. "TARAF DEĞİŞTİRME" söylemi ve "taraf değiştirme" pratiği , açıkça var olandan bahsedildiğini tartışma götürmez bir şekilde kanıtlıyor.

Ordu nedir? Lenin Devlet ve Devrim de şöyle açıklıyor; "düzenli ordu ve polis devlet iktidarının ana araçlarıdır. ..iki kurum bu devlet mekanizmasının en önemli karakteristiğidir; bürokrasi ve düzenli ordu.."

Troçki, "Devrimimiz" yazısında, sadece "ordu ile işbirliğini " önermekle kalmıyor, onu "yeniden yapılandırma" yı öneriyor.

Marks ve Lenin ise var olan "düzenli ordunun " ortadan kaldırılması ve halkın silahlandırılmasını savunuyor. Ordu ve Halk yazısında  ""Askerler," diyor Lenin " açıkça halktan izole olan kast ordusunun kaldırılmasını ve onun yerine özgür ve eşit vatandaşların ordusuyla değiştirilmesi talebini öne sürüyorlar. Şimdi bu, tam da var olan  ordunun kaldırılması ve halkın silahlandırılması ile aynı şeydir." Ve devamında "Komünün ilk kararı...var olan düzenli ordunun bastırılması, ve onun yerine silahlanmış halkın geçirilmesiydi" diyor..

Marksist Leninistlerin ve Troçkistlerin "düzenli orduya" ve onun devrim" deki rolüne bakış açıları orduya bel bağlayan  " darbe" anlayışı" ile silahlandırılmış halktan oluşan orduyla "devrim" anlayışı arasındaki zıtlığı ortaya koyuyor.  Yani Marksist Leninistler "sosyalist bir devrim" için Troçkist askeri " darbe" anlayışına karşıdırlar. 

Lenin, Haziran 1916 daki "Kendi kaderini tayin Hakkını üzerine tartışmanın özeti"nde , “Darbe” terimi, " diyor, "bilimsel anlamda, isyan girişiminin bir komplocu gruptan, ya da aptal manyaklardan başka hiçbir şeyi açığa vurmadığı ve kitleler arasında hiçbir sempatiye yol açmadığı zaman kullanılabilir."

Troçkistlerin ve Burjuva liberallerin tersine, Marksist Leninistler, feodalizme, gericiliğe, emperyalizme karşı kitlesel tabanı ve desteği olan "isyan" ları  liberal anlamda "darbe" olarak tanımlamazlar. İsyanları "darbe " olarak değerlendirenler, ya katıksız gericilerdir, ya da sosyal gelişim ve devrimin "canlılığını"görebilmekten aciz dogmacılardır.   İrlandadaki isyanı "darbe den başka bir şey değil" diye değerlendiren Kulışner in yaklaşımını Lenin " dogmacı ve ukela" olarak değerlendiriyordu. ( Lenin, A. G. Shlyapnikov a) 

Dünya tarihine baktığımızda, "darbe" lerin genellikle Troçkinin devrim için "saf değiştirmesi"nin gerekliliğini savunduğu ordunun en üst düzeyindeki subaylar tarafından, bir ortaklık içinde  ve genellikle hiç bir kitle desteğine gerek duymadan, ya da  olmadan gerçekleştiğini görürüz.  Bunlar genellikle gerici, faşist, emperyalist çıkarlar yönünde gerçekleştirilen "darbe"lerdir. Bunun dışında, "alt düzeydeki subaylar" ın, genellikle ya işçi, köylü, ya ulusal burjuvazi, ya entellektüeller ve talebeler vb, ya da kombinasyonunun desteği ve kimi yerde aktif katılımı ile, ve kimi yerde bunların destekçisi olarak ortaya çıkıp  gerçekleştirilen "darbe" ler, genellikle monarşiye, soylulara, feodal aşiretlere, emperyalist kuklalara vb. karşı olan "isyan-ayaklanma" niteliğindedir. 

Gambiya da, burjuvazi tarafından "taksi şoförlerı darbesi" olarak nitelendirilen, fakir halkın, ilerici kitlelerin, taksi şoförlerinin ve ordudaki alt subayların,  isyanına bir ölçüde önderliği yapan "Gambiya Devrimci Sosyalist Partisi"  idi. Aynı şekilde, o dönemde  Afrika da yaygınlaşmakta olan  "Afrikada Adalet Hareketi" Gambiya da isyanlarda  önderliği olan hareketlerdendi. Bu alt subayların "darbe"si, Gambiya da, yıllarca süren bir "demokratikleşme" sürecini yarattı.

Burkino Faso da işçi grevlerini ve gelişmeleri önlemek için önce bir üst subay tarafından darbe oldu, devamında 1983 de tamamıyle  alt genç subaylardan oluşan bir grubun, Thomas Sankara önderliğinde, köylülüğü arkasına alan ve hareket geçiren  "darbe"ye  şahit oldu. 

Sierra Lion dan Liberya ya kadar bir sürü Afrika ülkesinde  alt subaylar "darbe" gerçekleştirmişlerdi. Bunların gerçekleştirdikleri "darbe" ler, ilerici nitelikte darbelerdi. 

Bunların arasında, 1952 Nasır dan başka,  en "aşina" olduğumuz, 1969 da Libya da "özgür Subaylar" adıyla örgütlenen genç subayların "darbe" sidir. Türkiyede "iyi destekli Troçkizmin" "iyi çalışmaları" sonucu  entellektüellerin ve  kimi solun kafasınında burjuva propogandalarla doldurulması sonucu, Libya nın yıkılmadan önce  Afrika da en gelişmiş, eğitimin, sağlığın bedava olduğu, yaşam standardlarının en yüksek olduğu,  yıllarca dünyanın her tarafından devrimcilere kapısını açmış ve askeri eğitimine yardım etmiş olduğu vb . gerçekleri hafızalardan silinmiştir. 

Kısacası, Marksist Leninistler "askeri darbe" yi "sosyalist devrim için" bir yöntem olarak görmezler, ama kapitalist sistem içinde, özellikle güçler dengesinde devrimci gücün ciddi olabilecek hiç bir ağırlık taşımadığı bir özgülde,   her "askeri" darbeyi de, burjuva  reformist bir bakış açısıyla "gerici olarak " görüp, "her darbeye karşıyız" gibi mekanik bir yaklaşıma da sahip olamazlar. Ve dahası, sadece  parlamentonun dışında olan, yani  "yasal sınırlar içinde" olmayan "isyan", "ihtilal" vb. hareketlerine karşı kitlelerde "olumsuz" ve "karşı gelinmesi" gerekir" algısı yaratacak bu tür söylemlerden kaçınırlar. Söylemler kitlelerin anlayabileceği, ayırım yapabileceği, açık ve net bir şekilde, yanlış anlaşılmaya yer bırakmamak için mümkün olan en kısa detayları  ile yapılmalıdır. 

Marksist Leninistler, emekçi halkları ve onların mücadelesini hedef alan her "darbe" ye karşıdırlar,  "Sosyalist Devrimi Savunurlar" , ama - istisnai de olsa- emekçi halkarın ve onların mücadelesinin, yani sosyalist devrimin yararına olacak "darbe" lere karşı çıkmazlar. 

Erdoğan A