Pazartesi, Kasım 12, 2018

Fırat ın Staline sinsi saldırısı, TDH nın durumu ve geleceği üzerine kısa not 1993 - 94?

Aşağıdaki 1993 ya da 94 de yazılan yazı, bir "yazışma" olduğundan, doğal olarak, okuyanın konu üzerine bilgisi temelinde detaylandırmaya gerek görülmeden yazılmıştı. Yazıyı her okuyanın anlayabilmesi için "detaylar " ve ilaveler italik olarak ilave edilmiştir.

----------------------
xxx, yyy
Fırat ın yazısı hakkında ne düşünüyorum? Sanırım buna cevabı Fıratın bir konuşmasında "Stalin in tek ülkede komünizm kurulacağını iddia ettiğini " söyleyen ve buna şok olduğunu  belirten, yoldaş ın sorusuna cevapla, diyalektik bağlantılı olarak vermekte yarar var. 

Fırat ın yazısı  hakkında düşünceyi belirtmek için, her şeyden önce Fırat ın Marksist Leninist bilgisi olup olmadığı konusundaki bir fikir birliği,  temel ve çıkış noktası  olarak ele alınırsa, yazısının neden ve sonuçlarını daha doğru ve somut değerlendirmemizi sağlayacaktır.

Fırat Marksizm Leninizmi bilmiyormu?  Tam tersine, kitapları yutmuş, neyin doğru, neyin yanlış, neyin çarpıtma olup olmadığını çok iyi bilecek bilgi ve birikime sahip birisi. Bu nedenle, eğer yanlışsa, Fırat ın öne sürdüğü "yanlışlar" ve "sapmalar" bilinçsizce değil, bilinçli  olarak ele alınmak zorundadır. Hepimizin doğru teorilerden yola çıkarak yanlış sonuçlara ulaştığı durumlar olmuştur. Ancak Fırat ın bu yazısındaki durumu bu değil. Fırat bir sürü doğruları sıraladıktan sonra, bir yanlışa sıçrayarak, o yanlış temelinde yanlış sonuçlara ulaşıyor. Bu bilinçsiz olamaz, çünkü "sıçradığı" ve temel olarak çarpıttığı çıkış konusu "sosyalizm ve komünizm" arasındaki fark . 

Fırat, Stalin in Sunday Times ın "tek ülkede komünizm mümkünmü" sorusuna, tabiki mümkün, özellikle Sovyet Birliği gibi bir ülkede" diye verdiği cevabı temel alarak, Stalin e yükleniyor.

Oysa, Stalinin benzer bir başka soruya cevabı aynı içerikte ve aradaki farkın bilindiğini varsayarak veriyor. Bu arada ustaların bu iki kavramı bu şekilde kullanmaları çok kafa karıştırıyor ve bu revizyonistler tarafından sürekli malzeme olarak kullanılacak.
Stalin şöyle cevap veriyor ; "Yarattığımız sosyal örgütlenme Sovyet sosyalist örgütlenmesi olarak adlandırılabilir, bütünüyle tamamlanmamış, ancak,  temel olarak toplumun sosyalist örgütlenmesi."
"Evet, haklısınız henüz komünist bir toplum kurmadık. Böylesine bir toplumu inşa etmek kolay değildir. Sosyalist ve komünist toplumlar arasındaki farkı muhtemelen biliyorsunuz" Stalin  Interview with Roy Howard March 1, 1936

Fırat, Stalin in "komünizmin inşası" derken "komünizmin ilk aşaması olarak sosyalizmin inşasından bahsettiğini bilmiyor mu? Bal gibi biliyor.

Lenin Devlet ve Devrimde sosyalizm ve Komunizm arasındaki farkı şöyle anlatıyor;
"" komünizmin ilk evresi, adalet ve eşitliği gerçekleştiremez; zenginlik bakımından insanlar arasındaki farklılıklar, hem de haksız farklılıklar sürecektir; ama insanın insan tarafından sömürülmesi de olanaksız olacaktır, çünkü üretim araçları, yani fabrikalar, makineler, toprak vb. üzerinde, özel mülkiyet olarak, egemenlik kurulamayacaktır. 
Marks, yalnızca insanlar arasındaki kaçınılmaz eşitsizliği değil, üretim araçlarının tüm toplumun ortak mülkü haline dönüşümünün (sözcüğün alışılmış anlamında "sosyalizm"in), tekbaşına bölüşümdeki kusurları, ve, ürünler "emeğe göre" dağıtıldığına göre, egemen olmakta devam eden "burjuva hukuku"nun eşitsizliğini ortadan kaldırmayacağı gerçeğini de, sıkısıkıya hesaba katar. "... Ama, diye sürdürür Marks, bu kusurlar, uzun ve sancılı bir doğum döneminden sonra, kapitalist toplumdan henüz çıkmış, bulunduğu biçimiyle, komünist toplumun birinci evresinde kaçınılmaz şeylerdir.
Marks, devam eder: "... Komünist toplumun yüksek bir evresinde, bireylerin işbölümüne köleleştirici bağımlılığı ve, onunla birlikte, kol ve kafa emeği arasındaki karşıtlık yokolacağı zaman, çalışmanın yalnızca bir yaşama aracı olmaktan çıkıp, bir ilk dirimsel gereksinim durumuna geleceği zaman; bireylerin çok-yönlü gelişmesi ile birlikte, üretim güçlerinin de artacağı ve bütün kollektif zenginlik kaynaklarının bollukla fışkıracağı zaman; ancak o zaman burjuva hukuğunun sınırli ufku kesin olarak aşılabilecek ve toplum, bayrakları üstüne 'herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre!' diye yazabilecektir..." Acımasız alaylarıyla "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri arasındaki o saçma birleşmeyi toz eden Engels'in düşüncelerinin tüm doğruluğunu ancak şimdi değerlendirebiliriz. Devlet varoldukça, özgürlük yoktur. Özgürlük olacağı zaman, devlet olmayacaktır.  
...bu gelişmenin hızı ne olacak, iş bölümünün son bulmasına, kafa ve kol emeği arasındaki karşıtlığın ortadan kalkmasına, çalışmanın "ilk dirimsel gereksinim" durumuna dönüşümüne ne zaman ulaşacak; işte bunu bilmiyoruz ve bilemeyiz de.  
Bundan ötürü, bu sürecin süresini, komünizmin üst evresinin gelişme hızına bağlılığını belirterek, ve bu sönmenin mühlet ya da somut biçimleri sorununu tamamen askıda bırakarak, devletin kaçınılmaz sönmesinden başka bir şeyden sözetme hakkına sahip bulunmuyoruz. Çünkü bu tür sorunları çözmemizi sağlayabilecek veriler yoktur. 
... çünkü, komünizmin üst evresinin gerçekleşeceğini "vaat etmek" hiçbir sosyalistin aklına gelmemiştir; 
sosyalizm ile komünizm arasındaki bilimsel ayrım sorununa geliyoruz. Siyasal açıdan komünizmin ilk ya da alt evresiyle üst evresi arasındaki ayrım, elbette zamanla önem kazanacaktır; ama bugün, kapitalist rejimde, bunu sorun yapmak gülünç bir şey olur; ve belki yalnızca birkaç anarşist bunu birinci plana koyabilir. 
Ama sosyalizm ile komünizm arasındaki bilimsel ayrım açıktır. Genel olarak sosyalizm diye adlandırılan şeyi, Marks, komünist toplumun "birinci" ya da alt evresi olarak adlandırmıştır. ""

Şimdi
Fırat, sosyalizm ve komünizm arasındaki farkı bilmiyormu? Eminim en ince detayına kadar biliyor.

Yani Fırat, ya Stalin in bu sözlerinin, söylenilenin, söylenmek istenilenin ne olduğunu biliyor, ama bunu ideolojik çıkarları yönünde çarpıtıyor ve teorik bilgisi yetersiz olan gençliği açıkça kandırma yolunu seçiyor, ya da Stalin in Sosyalizm ve Komünizm arasındaki farkı bilmediğini iddia ediyor. Gençlerin kafalarında oluşturduğu "sorular" anlamında, her iki sonuçta da sinsi amacına ulaşmış oluyor. 

Fırat "sosyalizm ve komünizm" kavramlarını ve içeriklerini bir birine karıştırma temelinde "tek ülkede sosyalizmin başarılamıyacağı" teorisine sinsi bir çıkış temeli hazırlıyor. Yani doğrudan yanlış sonuca değil, sonucu kaçınılmaz olan, yanlıştan (çarpıtmadan)  başlayarak  yanlış sonuca ulaşmayı tercih ediyor
Şöyle diyor ;""tek ülkede sosyalizmin nihai zafere ulaşabileceği, tüm toplumsal ve siyasal sonuçlarına varabileceği “teori”siyle bir ilgisi yoktur. Bu ikincisi teorik olarak gerici ve milliyetçi bir ütopyadır. Bugüne kadarki tarihsel deneyimler de buna ilişkin inançları fazlasıyla boşa çıkarmıştır. Mevcut tarihsel deneyim, daha şimdiden, sosyalizmin yerel düzeylerde gündeme gelebileceğini, dahası, tarihin işleyiş diyalektiğinin de normalde böyle seyrettiğini, fakat öte yandan, onun ancak evrensel bir çerçeve içinde tüm sonuçlarına ulaşabileceğini ve böylece kesin zafer kazanabileceğini göstermiş bulunmaktadır." H.Fırat
Fırat Stalin in yanlış olduğunu göstermek için demogojik ve elastik  kelime oyunlarına başvuruyor.
Lenin devlet devrim de şunları söylüyor; "Komünizm, ilk evresinde, ilk aşamasında, ekonomik bakımdan, henüz adamakıllı olgun, geleneklerin ya da kapitalizmin kalıntılarından henüz büsbütün kurtulmuş olamaz. Bu yüzden, komünist rejimde, bu rejimin ilk evresinde, "burjuva hukukunun sınırlı ufku" korunur; bu ilginç olayın nedeni budur. Kuşkusuz, burjuva hukuku, tüketim nesnelerinin bölüşümü bakımından, zorunlu olarak bir burjuva devlet'e dayanır; çünkü, koyduğu kurallara uymaya zorlamaya yetenekli bir aygıt olmaksızın, hukuk hiçbir şey değildir.  
Bundan şu sonuç çıkar ki, komünist rejimde, belirli bir zaman boyunca, yalnızca burjuva hukuk değil, burjuva devlet de sürer —ama burjuvazisiz burjuva devlet! " 
Komünist toplumun birinci evresinden üst evresine, ve, sonuç olarak, devletin tamamen sönmesine geçişi sağlayacak kapı, o zaman ardına dek açılacaktır. ""
Fırat, ustaların sosyalizmin özgülle ilgili olarak  nihai başarısı derken "burjuvazisiz burjuva devlet" in inşasının tamamlanması döneminden bahsettiklerini bilmiyormu? Şüphesizki biliyor.
Lenin den, aynı yazıdan; ""Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında —diye sürdürür Marks,— kapitalist toplumdan komünist topluma devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Bu döneme, devletin proletaryanın devrimci diktatorasından başka bir şey olamayacağı bir siyasal geçiş dönemi karşılık düşer..." Bu sonuç, Marks'ta, proletaryanın bugünkü kapitalist toplumda oynadığı rolün çözümlemesine, bu toplumun gelişmesiyle ilgili verilere ve proletaryayla burjuvazinin karşıt çıkarları arasındaki uzlaşmazlığa dayanır .  
Eskiden, sorun şöyle konuyordu: proletarya, kurtuluşunu sağlamak için, burjuvaziyi alaşağı etmek, siyasal iktidarı fethetmek, devrimci diktatorasını kurmak zorundadır. 
Şimdi, sorun biraz başka türlü konuyor: komünizme doğru giden kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş, "siyasal bir geçiş dönemi" olmaksızın olanaksızdır; ve bu dönemin devleti de, proletaryanın devrimci diktatorasından başka birşey olamaz.""
Fırat, özelde (bir ya da bir kaç ülkede) kapitalistlere karşı sosyalist mücadelenin nihai başarısı, yani özelde (bir ya da bir kaç ülkede) burjuva sınıfının yenilgiye uğratılması ile, genelde (dünya çapında) kapitalizme karşı mücadelenin nihai başarısı, yani kapitalistlerin genelde (dünya çapında) yenilgisi ve komünizme geçiş arasındaki farkı bilmiyormu? Tabiki biliyor.
Stalin şunları söylüyordu bir başka röportajında; 
""dünya kapitalizminin nihai yenilgisi, Sosyalizmin dünya ekonomisi alanında zaferi demektir. ""  Interview With The First American Labor Delegation in Russia 1927
Ama Fırat bunları gözardı ediyor, kelime oyunlarıyla Stalin in bunu bilmediğini, ya da sosyalizmin genelde nihai amacına ulaştığı, yani "Komunizmi" inşa ettiğini söylediğini ima ediyor ve aynı zamanda dolaylı olarak Sovyetler örneğinden, "Sosyalizmin tek ülkede başarılı olamıyacağı" tezini savunuyor.

Tek ülkede sosyalizmin inşası konusu, devrim ile karşı devrim arasındaki inceltilmiş çizgiyi oluşturur. Bu çizgiyi "inşa edilemez" yönünde aşan, karşı devrim saflarına adımını atmış demektir. Ne kadar "hızlı sol" sloganlar ve teoriler arkasına saklanırsa saklansın, ulaştığı saf, reformizmin, "dünya devrimi " ni bekleme pasifistliğinin, devrimci hareketlere ve olası devrime kösteğin, yani karşı devrimin safıdır. Fırat ın attığı adım bu safa geçmenin adımı, ve yazısı da bunun kanıtıdır.

Yaklaşımlarına, taktiklerine ve yazılarına bakarsak, Fırat ın Türkiye devrim tarihinin en yetenekli ve etkili  "sızma" sı olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız.

Sızma Troçkistler tarafından diğer parti ve örgütlere Troçkist olduğunu belirtmeden girme faaliyetine verilen isimdir. Troçkinin 4üncü enternasyonali kurma  faaliyeti ile ilgili olarak başlayan ve günümüze kadar devam eden taktiktir. 
1963 kongresinde Troçkistler, "sızma" politikasının nasıl yürütüleceği konusunda genel bir sonuca vardılar: "…ulusal, kültürel ya da siyasal karakterdeki büyük kitle örgütlerine sızacaklar, bu örgütlerin üyeleri arasında Troçkizmin programını ve fikirlerini ellerinden geldiğince yayacaklar ve onları kendi düzeylerine ulaştırmaya çalışacaklar."
Ancak Türkiyedeki devrimci hareketin içinde bulunduğu durumu ve hızla yönlendiği uçurumu sadece böylesine etken "sızma" lara bağlamak, dargörüşlülük olur. Hareket, daha teorik olgunlaşmanın yeni canlandığı 70 li dönem sonlarını hemen takiben çok büyük bir darbe yedi. Devamında gelişen ve kaçınılmaz olarak güçlenen (Kürt) burjuva milliyetci hareket, sol hareket önderliklerinde "oportunizme" çanak açtı. Buna bağımlı olarak gelişmelerde temel üç öğe görüyorum; birincisi önderliklerin çoğunun Avrupa da olması ve "burjuva demokrasisi" ile tanışması, "Burjuva Demokrasisi" tecrübesi, bunun sonucunda doğan  kafa karışıklığı ve bunun ideolojik yaklaşımlara etkisi. İkincisi etniksel subjektif eğilimin etkisi. Üçüncüsü bunlardan yararlanma oportunist eğilimi.

Her üçünün de ortak olduğu tek yan, yaklaşımlarını ve tavırlarını Marksist Leninist teoriler temelinde belirleme değil - ki bu durumda Marksizm Leninizmle çeliştiklerini görüyorlar-, tam tersine oportunist yaklaşımlarına ve tavırlarına uygun "teoriler", yani "kılıflar"  arayışı içine girmeleri. İşte bu aramada, Troçkizmin değişik varyasyonlarının onların imdadına yetişecek nitelikte teorilere sahip olduğunu keşfettiler, edemeyenler de zamanla keşfedecekler. 

Oluşan ve kıpırdanan  hizipleşmeler bu üç temel öğeye bağımlı olarak gelişecek, parçalanmalar temel olarak bu nedenler in biri ya da diğeri, yada hepsinin bir bütünü biçiminde kendisini "teorik" kılıflayacaktır.

Yani sorun  sadece Troçkist sızma değil. Reformizme, sözde Marksist Leninist bir milliyetciliğe ve oportunizme kılıf geçirmek için gereksinim duyulan  en "göz kamaştırıcı "teorilerin biçimlerinin Troçkist ideoloji fabrikasında üretildiği ve yaygınlaştırıldığı gerçeğidir. 

Kabul edilmesi gereken gerçek Türkiyedeki Devrimci hareketin "yenilmiş" olmasıdır.  Ve Türkiyede ekonomik ve siyasi anlamda sarsıcı bir  değişiklik olmadığı sürece , eğer böyle bir değişim olmazsa, bu yenilgi bir kaç nesil devam edecek, Troçkist sızmaların artık maskelerine gerek duymadığı, ideolojik varyasyonlarının hakim olduğu, parçalanmaların yoğunlaştığı, ortam gelişecektir. 

Sağlıcakla
A. Dağlı