Pazartesi, Eylül 10, 2018

Saldırgan Emperyalist ve ona karşı tarafsızlık üzerine

Stalinden bu çevirilen alıntılar , saldırgan emperyalistlerin saflarında olmaktan değil, saldırganlığa karşı  tarafsız olmak üzerine...ve diğer ülkelerin tarafsız! kalması üzerine. Buna bakarak, "taraflı" olunca ne olurdu yoruma gerek yok sanırım.

Savaş acımasızdır. Hiç bir kılıf altında gizlenemez......Savaş savaş olarak kalır, saldırganların savaş bloku, savaş bloku olarak, saldırganlar da saldırgan olarak,.

Emperyalist savaşın ayırdedici özelliklerinden biri, henüz genel bir savaşa , dünya savaşı dönüşmemiş olmasıdır.

Savaş, saldırgan olmayan devletler..çıkarlarına her biçimde zarar veren saldırgan devletler tarafından sürdürülmektedir; saldırgan olmayan devletler geri adım atıyorlar, geri çekiliyorlar, saldırganlara taviz üstüne taviz veriyorlar.

Bu şekilde, savunma için hiç bir çaba göstermeyen, hatta belli ölçüde göz yumarak suç ortaklığı yapan saldırgan olmayan devletlerin çıkarları pahasına dünyanın ve etki alanlarının açıkca yeniden paylaşılmasına şahit oluyoruz.

İnanılmaz, ama gerçek.

Yeni emperyalist savaşın bu tek yanlı ve garip özelliğini neye bağlayabiliriz?

Nasıl olurda böylesine geniş olanaklara sahip saldırgan olmayan devletlerin, mevzilerini kolayca ve herhangi bir direniş göstermeden ve saldırganları memnun etmek sorumluluklarını terkederler ?

Bu saldırgan olmayan devletlerin güçsüzlüğüne bağlanabilir mi? Elbette hayır! Saldırgan olmayan, demokratik devletler, birleşik olarak, gerek ekonomik, gerekse de askeri açıdan faşist devletlerden kuşkusuz daha güçlüdürler.

Peki öyleyse bu devletlerin saldırganlara sürekli taviz vermelerini neye bağlayabiliriz?

Bu durum, örneğin, saldırgan olmayan devletlerin savaşa girdiği ve savaşın dünya savaşı haline geldiği koşullarda patlak verebilecek bir devrimden korkulmasına bağlanabilir.  Ancak bu, şu an tek ve hatta asıl neden bile değildir. En önemli neden, saldırgan olmayan devletlerin çoğunun, .. tarafsız olma tavrını, "tarafsızlık" tavrını benimsemelerinde yatmaktadır.

Usulen konuşursak,  tarafsız olma politikası şöyle karakterize edilebilinir:
"Bırak her ülke saldırganlara karşı kendisini istediği ve yapabileceği en iyi bir şekilde savunsun. Bu  bizim sorunumuz değil.  Biz hem saldırganlarla, hem de (onların) kurbanlarıyla ticaret yapacağız." 
Fakat gerçekte konuşursak, tarafsızlık politikası gerçekte saldırganlığa savaşa dizgin vermeye, ve sonuçta da dünya savaşına dönüşmesine  işbirliği demektir. Tarafsızlık politikası, saldırganların alçak çalışmalarında onları engellememe arzu,  ve şevkini ortaya çıkarır .

Tarafsızlık politikasının ahlakı,, ihaneti konuşmak, kalleşlik ve benzerleri benden uzak dursun. İnsan ahlakı tanımayan insanlara ahlak vaazı vermek saflık olur. Eski kurnaz burjuva diplomatlarının dediği gibi politika politikadır. Buna rağmen,, tarafsızlık politikasının savunucularının başlattığı bu büyük ve tehlikeli politik oyunun kendileri için ciddi bir fiyaskoyla bitebileceğini belirtmek gerekir.

Tarafsızlık politikasının öne çıkan gerçek yüzü işte budur. 

Saldırının kurbanı olmuş ve vatanlarının bağımsızlığı için mücadele eden halkların desteklenmesinden yanayız.

Alıntı çevirileri
Erdoğan A
10 Eylül 2018

Kaynak
J. V. Stalin
REPORT TO THE EIGHTEENTH CONGRESS OF THE C.P.S.U.(B.) ON THE WORK OF THE CENTRAL COMMITTEE


Bu da Pravda Muhabiri ile Röportajından
17 Şubat 1951

Pravda: Çin Halk Cumhuriyeti'ni saldırgan olarak tantmlayan Birleşmiş Milletler Örgütünün (UNO) kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Stalin: Çirkin bir karar olarak degerlendiriyorum. Çin toprağının parçası olan Tayvan Adasını ele geçiren ve Kore'yi Çin sınırlarına kadar işgal eden ABD'nin kendisini savunan taraf, buna karşılık sınırlarını savunan ve ABD tarafindan ele geçirilen Tayvan Adasını geri almaya ugraşan Çin Halk Cumhuriyeti'nin ise saldırgan taraf oldugunu iddia etmek için gerçekten de insanın vicdanının son kırıntılarını yitirmiş olması gerekiyor. ............ Birleşmiş Milletler artık bir dünya örgütü olmaktan çok, Amerikalı saldırganların isteğine göre hareket eden Amerikanın örgütü durumundadır.

Saldırgan güçlerle barışsever güçlerin bu mücadelesi nasıl sonuçlanacak?

Halklar, barışın korunması işini kendi ellerine alıp sonuna kadar savunurlarsa, barış korunacak ve sağlamlaşacaktır. Eğer savaş kundakçıları halk kitlelerini yalanlarla kuşatmayı, onları aldatmayı ve yeni bir savaşa çekmeyi başarırlarsa savaş kaçınılmaz olacaktır.