Salı, Eylül 11, 2018

Kral dan fazla Kralcı olmak - Saldırgan emperyalizmi aklamak

Hıdır Karakuş kardeş, "Marksist Leninist olarak ve marksist leninist teoriler temelinde (saldırgan emperyalist saflarında olunurmu olunmazmı sorusuna cevap) çok NET.....Saldırgan bir emperyalist saflarında olunamaz.....ve özellikle onlarla beraber kendi toplumunun olmadığı yerler İşgal ve İlhak yapılmaz" sözlerime, ne yazıkki kraldan fazla kralcı olan, en küçük bir teorik temel , pratik örnek ve somut delil desteği vermeden; 
"""Görüyorum ki konular derinlemesine inceleyerek araştırarak değil kendi kanatlerinizle, yüzeysel değerlendirme alışkanlığı, özensizliği coğrafyadaki tüm muhaliflerin ortak özelliği gibi."" demiş.
Hıdır kardeşin söylemlerini yarım asıra yaklaşan Marksist eğitim ve 8 senelik gazetecilik ve araştırma eğitimi sonunda sonuçlandırarak anladığım ve öğrendiğim şu gerçek ışığında değerlendirelim, ve kimin "kanaatleri ve yüzeysel değerlendirme alışkanlığında" olduğunu, kimin "objektif " yaklaştığını ortaya koyalım ;

Marksist Leninist teoriler olayların "neden" lerini en objektif şekilde ortaya koyan teorilerdir. Olayları sınıfsal temelde, sınıflar arası, bir avuç ezen ulus ve çoğunluk ezilen uluslar arası , çıkarları peşinde koşan burjuva lar ve emperyalistler arası çelişki ve çatışmalar olarak anlamamız, değerlendirmemiz ve ortaya sermemiz için temel teorik "neden" leri sağlar. 

Tarihsel materyalizm ve buna bağımlı olarakda diyalektik yöntemin kullanımı, o özgülde gelişen olaylara, güçler dengesine , bu denge deki değişimlere bağlı olarak da olayların ne yönde gideceği konusunda değerlendirme yapmamızı sağlar. 

Somut da var olan, ve elde edilen deliller de teorinin , teorik temelde yapılan değerlendirmenin doğruluğunu kanıtlar... 

Yani olayların neden ve nereye doğru gidiyor sorularına cevap Marksist Leninist teoriler temelinde ve Marksizmin Diyalektik yönteminin somut duruma uygulanması ile objektif olabilir. Gerisi safsata dır, subjektifliktir. 

1-ISIS ABD nin bir "kontra" örgütlemesi olduğu üzerine "şüphe"
Objektif ve subjektiflik konusuna, bir anlamda konunun en önemli öğelerinden biri olduğu için, Hıdır ın şu sözlerini irdeleyerek bakalım.
"""IŞİD in ABD tarafında kurulduğu da ayrı bir tartışma..........IŞİD e TC üzerinde her türlü akışın yapıldığı, tabiki ABD ve diğer güçlerin bu çeteleri Suriye rejimine karşı kullanmak için azdırfığı, ama TC nininsiyatifine özellikle Kürtlere saldırmak için kullandığını yüzeysel bir bakışla bile görülebiliyor."""
Şimdi Hıdır kardeşin söylemine göre"ISIS in ABD tarafından kurulduğu ayrı bir tartışma"..Yani Hıdır ın bunda şüphesi var. Ve ona göre ABD "" bu çeteleri Suriye rejimine karşı kullanmak için azdır" ıyor. Hıdır ın bu söylemi, "kanıtlanan" , ABD senatosu tarafından bile ortaya serilen gerçeğe , Kral dan daha fazla Kralcı bir şekilde, sırtını dönmesi, ve onun subjektifliğinin bir kanıtı oluyor.

Şubat 5 2017 yılında yazdığım Kamp Bucca Hapishanesi ve Haçlıların Müslüman Şövalyelerinin yaratılması yazısında ISIS in Irakta hapishanede yaratıldığı konusuna değinmiştim. Gelinen yerde ISIS in, daha doğru bir şekilde söylemek gerekirse, ISIS önderliğinin , ABD nin Latin Amerikada uyguladığı "Kontra " örgütlenme ve pratiği nin Irakta "Araplaştırılması" ve Libya da denenerek, güçlendirilerek yaygınlaştırılması olduğu konusunda, bırakın dünya yı,  ABD nin Burjuva Liberallerinin bile kabullendiği bir gerçektir. Konu üzerine , araştırma yazılarının dışında, delilleri sunan kitaplar çıkmıştır. En gerici TV kanalı FOX bile ABD nin ISIS e karşı savaştığının bir "mit" olduğunu kabullenmiştir. (bir google araması yeter bu konuda gerekli veriler için)

Denilecektir ki , ABD bir sürü yerde ISIS i bombaladı, onlara karşı savaştı. Aslında bu, çok önemli , ve ders çıkartılması gereken içeriğe sahip. Kendi halkını bile emperyalist plan ve çıkarları için provokasyonlara kurban eden emperyalist ülkelerin, gene çıkarları için kullandıkları geçici ittifaklarını , haracanabilir "piyon"lar olarak gördüğü gerçeğini gün ışığına çıkarır. Aynı şekilde şu da kanıtlanmıştır ki ABD , yönetici, önemli  ve güçlü, "kontra" larını, bölgeden , gerek helikopterlerle, gerekse  karadan, çıkarmadan ISIS e karşı hiç bir harekete girişmemiştir. En yakında ortaya çıkan İdlib deki ABD ve diğer emperyalist ülkelerin "elemanları" bu bağlantının bir başka kanıtıdır. 

Konuyu sanki ISIS i kuran ve destekleyen ABD değil de Türkiyedeki gericilikmiş göstermeye çalışmak, başlangıçta ABD ve TR nin tamamıyle aynı saflarda olduğu nu unutup, bu günki çıkar çatışmasını göz ardı eden,  subjektif nedenlerdir. 

Devrimciler gerçekleri ama sadece gerçekleri olduğu gibi ortaya sererler. Bunu yaparken , "şuna ya da buna karşı , şuna ya da buna taraf " olarak algılanabileceği korkusuyla hareket edip, gerçekleri saklamazlar. "Cihadcılar ın kamplaşması ve Suriyedeki gelişmeler üzerine" yazısında şu değerlendirmeyi yapmıştım;
"Suriyede güçler dengesinin değişmesine bağımlı olarak , "muhalefet" adı altındaki onlarca cihadcı ve cihadcı olmayan hareketler , ayakta kalabilmek için yeni stratejik ortaklar - mali ve askeri destekciler- arayış süreci ve aktivitesi içine girdiler.

Güçler dengesindeki hızlı değişimler, özellikle İdlibdeki cihatcıların ve "dinci olmayan! " muhalif çetelerin karşılıklı çatışmaları ve gruplaşmalarıda beraberinde getirdi. Çünki çeteler arası kutuplaşmalarda "iplerin", başlangıçta olduğu gibi, artık sadece ABD nin elinde olmadığı bir güçler dengesi ortaya çıktı.
1- Bir zamanlar adı Jabhat al-Nusra olan, Al-Qaeda ile ilişkili  Ha’yat Tahrir al-Sham (HTS) 
2- Suqour Al-sham, Uzbek and Turkistan Cihadistleri  de son zamanlarda içine alan , 
Jabhat Tahrir Souriya  (JTS)
3- ve gene bir sürü küçük grupları içinde taşıyan, Free Syrian Army (FSA)- (ÖSO)
olarak üç ana hareketde kamplaştığını görebiliriz, yada olasılığından bahsedebiliriz.""

TR nin ISIS e yardımı , ABD ile çelişkileri sertleştiğinde kesilmiş, TR gericiliği bölgede kendi gücünü oluşturma amacıyla JTS e ve ÖSO ya yöneltmeye başlamıştı. Gelinen yer bu değerlendirmenin doğruluğunu kanıtlayan nitelikte. Bana göre, TR nin HTS e silahlarını bırakma ve, ya da JTS e katılmaları yolundaki çalışmalarında başarısızlığı!, Rusya ve Suriye nin güneyden sonra Rakka ve Der ElZor yerine İdlibi hedef almasının bir nedeni, ve TR gericiliği nin stratejik yaklaşımla  ikili oynamasının bir göstergesidir.

Kısacası Hıdır kardeşim, ISIS in ABD nin (ve tabiki İsrailin)  Araplaştırılmış bir "kontra" hareketi olduğu, gerçeği, ne kadar "Kral dan fazla Kral cı" olunup  reddedilse, şüphe uyandırılmaya çalışılsa da saklanabilecek bir olgu değil. 

2- Saldırgan Emperyalistden "yardım"

Hıdır kardeş şöyle diyor;
"Sorduğum soruya dolaylı cevap vermişsin. Yani Kürtler IŞİD tarafından yok edilme pahasına ABD yard8mını kabul etmemelidir, neden? ...
Aklı başında düşünebilen her insan Kürtlerin durumunda olan silah yada yardım nereden bulursa oradan alma hakkı ve mecbur olduklarını, kendi devlet yada özerklik Kerim, ulusal hakları için hangi emperyalistlerin ilişki kuracağını, ve ya hiç bir güçle ittifak kurmadan bu imkanı elde edemeyeceğini bilir.""
Subjektif yaklaşım kaçınılmaz olarak bazı gerçekleri atlamak, bazılarınıda saklamak zorunda bırakır insanı.

Hıdır ın söylemine göre; 

1) ABD den başka hiç kimse yardım talebinde bulunmadı, çaresizlik nedeniyle ABD nin yardım teklifi kabul edildi.

2) Alınan yardım sadece silah ve benzeri nitelikte.

Bunlar ne kadar gerçeği yansıtıyor?

Başlangıçta PYD , Geneva konuşmalarında PYD nin katılmasını öngören tek ülke, Rusya dan silah istihbarat ve diplomatik destek alıyordu. Bu muhakkaki ABD nin çıkarlarına uymayan bir gelişime doğru yönelebilirdi. ABD nin politika düşünürlerinin önerisiyle, ABD , SDF vasıtasıyla PYD ile yakınlığını geliştirdi, ve PYD nin ABD yi ittifak olarak seçmesini sağladı. yani PYD Rusya itifakı na karşı ABD ittifakını bir "tercih" olarak seçti, "zorunluluk" sonucu değil. 

DSG Sözcüsü Telal Silonun sözleriyle;
Rusya bizimle birlikte Rakka’ya operasyon düzenlemek istiyordu. Biz tercihimizi Uluslararası Koalisyon’dan yana kullandık. Koalisyon güçleriyle birlikte hareket ediyoruz. Rakka Operasyonu’nda Rusya ile herhangi bir birlikteliğimiz yok.
Yani Baş Düşmanla ittifak zorunluluktan doğan değil, bir tercih olmuştur.


Bu tercihin teorik ve tarihsel temellerini taa geriye Liderlerinin  yaptığı yorumlarında bulabiliriz;
“Şimdi anlaşılıyor ki ABD, bu olayla birlikte yeni bir konsept geliştiriyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde, bölgelerinde ve en temelinde Ortadoğu’da, Kafkasya’da yeni bir düzenleme geliştirmek istiyor. Bu sadece ABD değil, genel anlamda NATO politikasına dönüşebilir. Dolayısıyla yeni düzenlemede Kürtlerin bu yeni süreci hassasiyetle ele almaları ve kendilerine bir yer yapmaları gerekiyor. Bizim yaklaşımımız budur…
“Irak’a yönelik bir plan gelişirse, bu yeni süreç Güney’e çok yönlü olarak yansıyacaktır. Şimdi iki şey var: Irak’a yönelik mücadelede Güneyli Kürtler mi esas güç olarak görevlendirilecek, yoksa Türk ordusu mu?” Murat Karayılan, Ö. Politika, 2 Ekim 2001,
“ABD’nin müttefikleriyle birlikte Irak’a müdahale etmesi, bölge çapında yeni koşullar yaratacaktır. Kürt halkının mücadelesini başarıya götürme fırsatı ortaya çıkacaktır.” Cemil Bayık, (Aynı bağlantıdan)
ve  dönem içinde PYD eş başkanı Salih Muslim in "İsrail in PYD nin Orta Doğu demokratik Konfederasyonu vizyonunda İsrail in bir rol oynayabileceği"ni vurguladığı, ve" eğer israil Arap ve diğer uluslarla bir arada barış içinde yaşayabiliyorsa, Suriyede iç savaş gelişirken, İsrailin  PYD ile bağlantı geliştirebileceği"ni söylemesi, ABD ve İsrail le ittifak ın "zorunluluktan doğan değil, ideolojik ve  tercihsel bir seçenek olduğunu daha da netleştirir. 

"Yani ne yapacaktı, kimseden yardım almayacakmıydı" niteliğindeki söylemler, gerçekleri ve arkasında yatan ideolojiyi de perdeleyen, subjektif açıklamalardır.

Artık gelinen yerde, alınan yardımların sadece silah la sınırlı olduğu iddiasına "kargalar bile güler".  ABD nin PYD nin hakim olduğu bölgede  bir düzine askeri üs kurduğu, ABD Devlet bakanlığı delegelerinin ziyaretinin devamında "özerk" liğin ilan edildiği inkar edilemiyecek şekilde gözler önündeki gerçeklerdir.

3- Saldırgan emperyalistlerle ittifak la Kendi Kaderini Tayin Hakkı 

Hıdır kardeşim şunları söylüyor bu konuda;
""Kürtlerin devlet veya federasyon ne şekilde karar verirlerse ona saygı duymanın Marksistler in temel ilkesi olduğunu ve özünde her türlü eşitliği, özellikle konumuz ulusların eşitliği ve kendi kaderini kendilerinin tayin etmesi ilkesini koşulsuz savunmayı gerektirdiğini sindirememişsiniz.""
Subjektif yaklaşımla Marksist Leninist teorilerin genel ilkelerinin  ileri sürülmesi, özel le genel, parça ile bütün arasındaki ilişkileri tamamıyle göz ardı eden, sonuçta buluşacağı yrin anti- ML olacağı şüphesizdir. Konu "sindirememek" değil, Marksizm Leninizmin teorilerini somut duruma ön yargısız, etnik milliyetciliğinden sıyrılmış bir şekilde , yani bir Marksist Leninist olarak uygulamaktır.

Markist Leninistler her zaman emekci halkların ve onların çıkarları temelinden yola çıkarlar ve özel le genel bağlantısını kurarlar,  özel in çıkarlarını, genel in çıkarlarına  tabi kılarlar. 

"Marksizmin ruhuna çelişki içinde bir yaklaşımdan kaçınmak istiyorsak," der  Lenin "Eğer konuyu Marksist olarak, yani sınıf savaşımı açısından" alacaksak, "sloganları, "genel ilkeler"le değil,anlamsız beyanlarla, parlak sözlerle değil, sınıfların siyasal çıkarları ile karşılaştırarak " ele almamız gerekir.. (Lenin, Ulusal Kültür)

Lenin bu bağlantıyı, özel ve genel, parça ve bütün ilişkisini  şu sözleriyle çok net bir şekilde ortaya koyar; 
"Ama biz, belki de 10 ya da 20 milyonluk bir küçük ulusun özgürlüğe kavuşacağı umuduyla, iki büyük ulus arasında bir savaştan yana, 20 milyon insanıp öldürülmesinden yana olamayız"! Hayır, elbette ki olamayız. Ama, bu, programımızdan ulusların tam eşitliğini sildiğimiz için değil, bir tek ülkede demokrasinin çıkarlarının, birçok ülkede ve bütün ülkelerde demokrasınin çıkarlarına bağımlı kılınması gerektiği için böyledir. " ( Lenin, Marksizm mi, Prudonculukmu?)
ve devamında tavırı şöyle açıklar;
"""" Ulusların kaderlerini tayin hakkı dahil, demokrasinin çeşitli istemleri mutlak şeyler değildir, bunlar, dünya demokratik hareketinin (bugün sosyalist hareketinin) tümünün bir parçasıdır. Bazı somut durumlarda, parçanın, bütün ile çelişkiye düşmesi olasılığı vardır; o zaman parça atılır. Bir ülkedeki cumhuriyetçi hareket bir başka ülkenin entrikalarının aleti olabilir ve bu işe kilise, mali çevreler ya da kralcılar katılabilir; biz o zaman, bu somut hareketi desteklememekle görevliyiz, ama bu bahane ile uluslararası sosyal-demokrasinin programından cumhuriyet sloganını silmek gülünç olur." (Lenin Aynı yazı)
Kuyrukçuların bütününden kopartarak, ABD ile ittifaka kılıf geçirmede yazılarında sunduğu şu alıntı, baştan beri vurguladığımızı, yani ABD yerine Suriye ve hatta Rusya ile ittifak içinde, saldırgan emperyalizme karşı olsaydı , konunun tamamıyle farklı olacağını gösterir.
" bir emperyalist güce karşı verilen ulusal kurtuluş mücadelesi, belirli koşullar altında, başka bir “büyük” güç tarafından, kendi, aynı şekilde emperyalist amaçları için kullanılabilmesi gerçeği , cumhuriyetci sloganlarını mali yağmalama ve siyasi aldatmaca olarak, burjuvazini bir çok durumda kullanması, sosyal demokrasiyi ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımaktan alıkoyamaz. " (Lenin, Sosyalist Devrim ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı)
Bir teorinin genel ilkelerinden yola çıkarak, somut daki gelişmeleri ve doğacak sonuçları hesaba katmadan yapılan değerlendirmeler, ancak burjuva değerlendirmeleri olabilir. Teorinin dışında, ABD nin bırak geçmişini, yakın tarihine -Afganistan, Libya, Irak- bakarsak, onlara elini uzatanın kolunu bırak, vücudunu kurtaramadığı gerçeğini görebiliriz. 

PYD nin ABD ile ittifak halinde Kürt nüfusunun olmadığı Rakka ve Der Elzor da bulunması, buralarda geçenlerde sıkı yönetim ilan etmesi, ABD nin işgalci ve ilhakcı politikasının ortaklığıyla sonuçlanır. Her ne kadarda PYD Rusya ile "petrol anlaşmaları" yapıyorsa da, bu bölgeler ABD nin kontrolü altında olduğu, Suriye topraklarında ABD askeri ve askeri üsleri olduğu sürece savaşın sona ermiyeceği ve yaygınlaşma olasılığı, varlığını devam ettirecektir. Topun ağzında olan Kürt halkıdır ve çevresindeki tüm halklardır. Bu gerçek, sadece subjektifliği gözlerini karartmış olanlar tarafından görülemez. 

Aynı genel ve özel de yapılan kopukluk, "emperyalizm" genel teoris ile, özgüldeki "emperyalist saldırganlık" konusunu çorba yapmakta sonuçlandırmış Hıdır kardeşi...Bakın ne diyor;
""ABD saldırgan bir emperyalist. Peki hangi emperyalist veya askeri güç saldırgan değil? İran, Irak, TC bile fırsat bulduğunda, gücü yettiğince nasıl bir saldırganlık ve kıyıcılık sergilediğini özünde bilince çıkarmaşsınız, "
Devrimciler teoriler temelinde  somut gerçeklerden hareket ederler. ABD , İran, Irak Suriye, Türkiye, hepsini bir sepetin içine koyup karşılaştırma yapmak, çocukca bir yaklaşım olur. ABD, Suriyeye saldırmış, topraklarını işgal etmiş, enerji kaynaklarına el koymuş saldrıgan emperyalist bir güç tür. Türkiye , aynı şekilde Suriye toraklarını işgal eden, enerji kaynaklarından pay alma peşinde koşan palazlanmış kapitalist bir ülkedir. Suriye özelinde, nasıl ki TR nin saflarında olmak gericilkse, ABD saflarında olmak ta gericiliktir. Nasıl ki yarın bir gün Suriye kendi toraklarını geri almak için ABD ye karşı onun işgal ettiği bölgelere saldrımaya hakkı varsa, ayni şekilde Afrin i geri almak için Türkiyeye karşı saldırmaya hakkı vardır. 

Stalin in Saldırgan ı savunan, savunanı saldırgan olarak niteleyen yaklaşıma şu değerlendirmesi, her zaman olduğu gibi konuyu kalbinden vuruyor;
Çin toprağının parçası olan Tayvan Adasını ele geçiren ve Kore'yi Çin sınırlarına kadar işgal eden ABD'nin kendisini savunan taraf, buna karşılık sınırlarını savunan ve ABD tarafindan ele geçirilen Tayvan Adasını geri almaya ugraşan Çin Halk Cumhuriyeti'nin ise saldırgan taraf oldugunu iddia etmek için gerçekten de insanın vicdanının son kırıntılarını yitirmiş olması gerekiyor. (Stalin 18 Kongre ye rapordan)
PYD nin ABD ile ittifakı, zamanında da öngürdüğüm gibi bir İntihar Politikasıdır." Türkiyenin hangi tarafta olup olmadığı bu intihar ittifakını temel anlamda değiştirmeyecektir, ...ABD..kapalı kapılar ardındaki anlaşmalarla , dört bölgedeki Kürt halkını daha da zor durumda bırakacaktır. "

Stalin emperyalist saldırganlığa karşı tarafsız kalmanın gerçekte onunla işbirliği demek olduğunu söylerken, Lenin saldırgan emperyalistlerin işlerini kolaylaştıracak her türlü yaklaşım ve tavırlardan kaçınmak gerektiğini söylerken, saldırgan emperyalistle işbirliğine "teori" ve "duygu sömürüsü" cinsinden kılıflar aramak, bir Marksist Leninistin yaklaşımı olamaz.

ABD Suriye topraklarında askeri olarak kalmanın "yasal" kılıfları peşindeydi, bu kılıflar "hazırlanma"dan , "tamamlanma" süreci içerisine geçti. Savaş ın devamı için temel nedenlerden birisi olan Enerji kaynaklarının "kontrolü ve paylaşımı" nın masa altında yapılan anlaşmalarla çözümlenemesi halinde , bu bölgedede savaş kaçınılmazdır. TR deki gericiliğin bu paylaşımdan pay alamaması halinde, ABD ile uzlaşmaz noktalara varan çelişkisi, savaşın devamının bir başka nedeni olacaktır. her olasılıkta TOPUN AĞZINDA KÜRT HALKI olacaktır. Bu gerçeği görmeyip, hayalci, subjektif değerlendirmeler yapmak, hep kendini , hem de halkını aldatmaktır.. Bu Kraldan fazla Kralcılık" yaparak, "Kurta Kuzu postu giydirmek", emperyalizmin karakterini saklamaktır.

Erdoğan A
Eylül 11, 2018