Salı, Mayıs 15, 2018

Filistin ve İslami direniş

Garbis Altınoğlu,
Mayis 15, 2018

Bugün pek çok insan Filistin direnişinde Al Fatah, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin zayıflaması ve buna paralel olarak HAMAS, İslami Cihat gibi İslami renkli örgütlerin öne çıkmasına yanlış anlamlar yüklüyor ve bu İslami renkli direniş örgütlerinin öne çıkmasından hareketle Filistin direnişinin kendisini gayrımeşru ilan etme noktasına geliyor ya da yaklaşıyor. Burada, emperyalist devletlerin ve tekelci medyanın yaygınlaştırmaya çalıştığı şöyle bir manipülasyonla da karşı karşıya bulunuyoruz: Bunlar; ABD-İsrail-Batı Avrupa-Suudi Arabistan-Katar-Türkiye-Ürdün destekli IŞİD, El Nusra Cephesi gibi örgütlerin Suriye, Irak, Yemen, Afganistan gibi ülkelerde yaptığı terör eylemlerine karşı duyulan haklı öfkeyi, dünya halklarının Filistin davasına duyduğu haklı öfkeyi etkisizleştirmek ve söndürmek için kullanıyor ve bunda belli ölçülerde başarılı da oluyorlar. Burada dayatılan tabloya göre, "çağdaş", "uygar", "demokrat" ve "laik" İsrail, "fanatik", "terörist" ve "barbar" Filistinli İslami terör örgütlerine karşı kendini savunmaktadır. Bu tablonun gerçeği yansıtmadığı ortadadır.

Herşeyden önce böylesi bir tablo çizenler Filistin halkının Siyonist kolonizasyona karşı direnişinin 20. yüzyılın ilk onyıllarına kadar uzandığını unutuyor ya da bilmezden geliyorlar. Özellikle 1948'de İsrail'in kuruluşundan ve 1965'te Al Fatah'ın İsrail'e karşı silahlı eylemlere başlamasından bu yana daha da güçlenen Filistin direnişi başından itibaren laik ve demokratik bir niteliğe sahipti. HAMAS ve İslami Cihat gibi İslami renkli direniş örgütleri ancak 1980'lerde kuruldular. O tarihe kadar Filistin direnişi İslami bir renk taşımıyordu. Bu örgütler ancak 1990'lardan itibaren İsrail'e karşı silahlı eylemlere giriştiler. Bu örgütlerin güç kazanmalarının esas nedeni onların Filistin'de bir İslami devlet kurma tezini savunmaları ve Filistin halkının da İslami bir rejimde yaşama isteği değildir; bunun nedeni laik karakterli direniş örgütlerinin başarısızlığı ve özellikle de başında Yaser Arafat'ın bulunduğu Al Fatah'ın zamanla sağcı ve bürokratik bir nitelik kazanması ve 1990'ların başından itibaren de uzlaşmacı ve teslimiyetçi bir çizgiye yönelmesidir. Bunda elbette, sosyalizmin dünya ölçeğinde gerilemesi, İran'da 1979'da İslam "devrimi"nin patlak vermesi gibi gelişmelerin de önemli bir payı vardır. 25 Ocak 2006 seçimlerinin sonuçlarının da gösterdiği gibi Filistin halkının çoğunluğu HAMAS'tan yana olmayı sürdürmektedir. Hiçbir ilerici-devrimci konumu olmayan ve Batı Şeria'nın bir bölümünü hiçbir meşruiyet temeli olmaksızın yöneten Fatah lideri Mahmut Abbas ise Arafat'ın çizgisini sürdürmüş ve bu çizgiyi işbirlikçilik düzeyine indirmiştir.

Son yıllarda özellikle Gazze Şeridi'nde IŞİD gibi grupların da örgütlenmeye çalıştığını duyuyoruz. Ama bu tip örgütlerin çalışma tarzı, ideolojik duruşları ve tarihsel sicilleri göz önüne alındığında onların Filistin halkı içinde ciddi bir destek bulamayacağını ve Siyonist işgale karşı direnişte sadece olumsuz ve provokatif bir rol oynayacağını söyleyebiliriz.

Tam da burada şunu belirtmek gerek: HAMAS ve İslami Cihat gibi örgütler, İslami bir renk taşımakla birlikte Filistin halkının bağrından çıkan ve ulusal kurtuluşçu nitelik taşıyan örgütlerdir. Esas itibariyle ABD ve Batı ve bölge gericiliği destekli El Kaide türünden örgütleri bu İslami direniş örgütleriyle karıştırmak son derece yanlış bir tutum olur. Hem birincilerin ve hem de ikincilerin İslamı referans almaları ve İslami devlet söylemini kullanmalarından hareketle her ikisini aynı kefeye koymak, eğer kasıtlı bir propaganda eylemi değilse, uç boyutlara varan bir siyasal saflıktır.

Devrimci-demokrat ve enternasyonalistler ideolojik planda hem İslam'a ve hem de tüm dinlere karşı durur ve sömürülen yığınları arasında bilimsel, materyalist ve laik bir dünya görüşünü ve kültürü yayınlaştırmaya çalışırlar. Dolayısıyla onlar, HAMAS ve İslami Cihat ve hatta Lübnan Hizbullahı gibi örgütlerin toplumu İslami kurallara ve ölçütlere göre düzenleme anlayışına karşı çıkarlar. Ancak bu bizim ezilen ve işgal altındaki halkların İslami ya da dinsel renkli direniş örgütlerinin önderliği altında emperyalizme ve siyasal gericiliğe karşı savaşımlarına kayıtsız kalabileceğimiz ya da kalmamız ve bu savaşımlara destek vermememiz gerektiği anlamına gelmez. Nasıl Şeyh Sait'in başını çektiği 1925 Kürt direnişi, liderlerinin dinsel yönelimlerine rağmen ilerici ve yurtsever bir nitelik taşıyor idiyse, Filistin'deki İslami renkli direniş örgütlerinin ABD destekli Siyonist teröre ve saldırganlığa karşı direnişi d aynı biçimde ilerici ve yurtsever bir nitelik taşımaktadır.