Cumartesi, Mart 31, 2018

Cihatcıları serbest bırakma politikası ve Rakkada PYD nin geleceği üzerine


Teslim olan cihatcıların İdlibe transferi
Rusya ve Suriyenin her kurtardıkları bölgelerden, anlaşma yaparak teslim olan cihatcıları aileleri  ve silahları ile İdlibe, Afrine ve son zamanlarda idlibin doğusundaki çeşitli bölgelere göndermelerinin "nedeni" konusunda , ABD deki think-thank uzmanlardan, bir sürü batılı yazarlar tarafından , farklı değerlendirmeler öne sürüldü. 22 Haziran 2017 tarihli Rusya nın Suriyedeki gerçekçi politikası - Suriyeli Kürt önderliğin İntihar Politikası yazısında Rusya ve Suriyenin ABD nin provokasyonlarına karşı aktif  cevap vermemesi ve saldırı yapmaması nedenini ;"ISIS in ve diğer besleme grupların henüz temizlenmiş olmaması, ABD nin daha da aktif ve fiziksel olarak karada katılması, Suriyenin kazanımlarını geriletecektir. Görünüşe göre Rusyanın sabırlılığı Suriyede ISIS in gücünü ciddi bir güç olmayacak şekilde ortadan kaldırmak, Suriyenin bütünlüğünü sağlamak taktik ve zamanlaması ile ilgili. Çünki şu anda provokasyona gelip cevap vermek Rusyanın, ya da Suriyenin çıkarına değil. " diyerek değerlendirmiştim.

Rusya nın  bu "savunma " temelinde"gerçekçi" politikası, hızla, "saldırı" yönünde taktiksel planlı  , çok yakın gelecekte ABD yi dolaylı  hedef alacak bir politikaya dönüşdü.

Görünüşe göre, Rusya, Sovyetlerin birinci Dünya Savaşında uyguladığı taktiği, günün şartlarına uygun bir şekilde uygulamaya koydu. Lenin ve Stalin , İngilizlere karşı savunma savaşlarında esir edilen , özellikle Balkan  ülkeleri askerlerini serbest bırakıp ülkelerine dönmelerine müsade etmişti. Tarihe baktığımızda bu dönen askerlerin Balkanlarda ki anti-emperyalist, demokrasi mücadelesinde oynadıkları rolü açık bir şekilde görebiliriz. Şüphesizki Rusyanın amacının ve beklentilerinin , ideolojik olarak Sovyetlerinki ile aynı olabileceğini düşünemeyiz, ama taktiksel olarak benzerliği tartışılamaz bir gerçek.


Temel öğeleri ve amaçları ne olabilir bu taktiksel yaklaşımın?

Savaşta propogandanın büyük önemini göz önünde bulundurursak, geçmişle karşılaştırdığımızda , İçinde yaşadığımız teknolojik dönemde internet ve medya , propoganda aracı olarak belirleyici rol oynamakta. Her tarafın kendi çıkarları doğrultusunda yaydığı sahte haberlerle, savaştaki gerçek gelişmeler ve güçler dengesindeki değişmeler , uzak bölgelerdeki "taraf"lar ca doğru bir şekilde algılanamamakta. İdlibde, Rakka ve DerElZorda, Irak sınırına yakın olan bölgelerde, Güney Suriyede , Rusya ve Suriye ordusunun Cihatcı gruplara karşı başarıları, ABD ve İsrail kaynakları tarafından , büyük ölçüde "propoganda" olarak yansıtılmakta

En etken propoganda, yaşanarak, yenilgiyi ya da zaferi bizzat yaşayanlardan dinleyerek, kendi gözüyle şahit edilerek yapılan propogandadır. 

Suriyede "yenilen" ve "yenilgiyi kabul eden" cihatcıların,  otobüslerle , hala kontrol altında olmayan, çatışmaların devam ettiği cihatcıların ve muhalefetin olduğu bölgelere yerleşim için gönderilmesi taktiğinin temel amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz;

1 - ABD ve İsrail kaynaklı aksi yönde yapılan propogandaları etkisiz hale getirmek
2 - Rusya ve Suriyenin kazanmakta olduğunu somut olarak en geniş kitlelere  göstermek
3 - Cihatcılarda "yenilgi" psikolojisini yaymak, "kazanım " umutlarını yok etmek
4 - Cihatcılar arasındaki parçalanmaları hızlandırmak, pasifleştirmek
5 - Diğer kitlelere cesaret verip onlarında silahlanmasını ve Cihatcılara karşı savaşmasını sağlamak.

Havadan cihatcı bölgelere atılan bildirilerden
Havadan bölgelere atılan "bildiri"lere ilave olarak, bu  propogandanın hedefi, "Yenilgi" psikolojisi ve gerçeğini yaymak, sadece İdlib e yönelik değil, son hedef  olarak Rakka, Der ElZor, ve Güney de İsrail sınırına kadar uzanmakta.

Mart 2018 Cihadcılar ın kamplaşması ve Suriyedeki gelişmeler üzerine yazısında şu değerlendirmeyi yapmıştım;
""Suriyede güçler dengesinin değişmesine bağımlı olarak , "muhalefet" adı altındaki onlarca cihadcı ve cihadcı olmayan hareketler , ayakta kalabilmek için yeni stratejik ortaklar - mali ve askeri destekciler- arayış süreci ve aktivitesi içine girdiler. 
Güçler dengesindeki hızlı değişimler, özellikle İdlibdeki cihatcıların ve "dinci olmayan! " muhalif çetelerin karşılıklı çatışmaları ve gruplaşmalarıda beraberinde getirdi.  Çünki çeteler arası kutuplaşmalarda "iplerin", başlangıçta olduğu gibi, artık sadece ABD nin elinde olmadığı bir güçler dengesi ortaya çıktı . 
Geçen bu dönem içerisinde İdlib deki "muhalefet !" içi çatışmalar yeni kamplaşmaları ortaya çıkarmakta. ""
İdlibe 100 bine yakın "yenilmiş" cihatcıların gönderilmesi, ABD ve İsrail destekli cihatcılar arasında kaçınılmaz bir "yenilgi" psikolojisi yaratacaktır.  Bu Cihatcı!! grupların hepsinin gerçekten "dini" ideolojik inanç temelinde olmadığını,  niteliklerinin, diğer bir yazıda vurguladığım gibi , aynı zamanda paralı çete olduklarını hesaba katarsak,  "Parayı veren düdüğü çalar" ve "güçlünün, güçlü bir devletin yanında olma" belirleyici etkenleri göz önünde bulundurursak, homojen olmayan, onlarca küçük gruplardan oluşan bu büyük çetelerin içlerinde "güçlünün" yanına doğru kayma "çatırdamalarına" , çok yakında, şahit olabiliriz"". Bu sürekli şahit olduğumuz saf değiştirmeler, yenilgi korku ve psikolojisi ile , daha da yaygınlaşacak tır.

Rakka da Arap Aşiretlerin Toplantısı
Rakka ve DerElzordaki Arap aşiretlerin ve Arapların nüfusunun çoğunluğunu oluşturduğu, ve Kürt nüfusunun olmadığı bir bölgede, PYD nin askeri olarak ABD ile bu bölgedeki kontrol ve hakimiyetini göz önünde bulundurursak, bu bölgede çoğunluk ya da , bir grup Arapların ayağa kalkması için şartların olgunlaşmasını beklediği olasılığından bahsetmek , yanılgı olmaz. Suriye ordusunun Doğu Ghoutadan sonra yükleneceği hedefe ve orda başarısına bağımlı olarak, Rakka bölgesinde yaygınlaşan Arap ayaklanmalarına kısa zamanda şahit olabiliriz. 

PYD nin Rakka genelinde ve özelde bu ayaklanmalara karşı  alacağı tavır, TR ile ABD arasındaki çelişkilerin , ve savaşın yaygınlaşmasının belirleyici unsurlarından birisi  olacaktır.

Rusyanın (ve Çinin) çıkarları, TR ile ABD arasındaki çelişkilerin devamında yatıyor. Rusya için, ortaklığı sağladığı ve güçlendirdiği sürece, kendi ortağı TR nin ABD ye karşı , ABD kontrolünden transferle  oluşturulan, ve yaygın olan paralı bir İslam Ordusuna hakimiyeti, onların çıkarlarına ters değil, tam tersine , özgülde, Çinden Afrikaya kadar,  onların çıkarlarıyla uyuşan bir gelişimdir.  

Yenilgiye uğrayan, ABD den umut kesen cihadcılarında bölgeye yerleşimiyle,  İdlibde ki gelişmeler , cihatcılar arasındaki bölünmeler, saf değiştirmeler, Rusya ve Suriyenin Rakka ya yönelik planlarına yardımcı olması yanında,  TR nin İslam Ordusu saflarını güçlendiren yöndedir. 

İçinde bulunduğumuz dönem, ABD emperyalizminin  Sovyetlerin yıkılmasından sonra tek başına at oynattığı dönem değil. Çin ve ABD arasındaki çıkar çatışması, hemen her ülkenin "yeni stratejik ortaklıklar" arayışı içine girdiği bir dönem. Bu  "stratejik ortaklık" belirleme süreci , küçük ya da büyük iç ve dış savaşlara, rejim değişikliklerine, önceden olası görülmeyen yeni " stratejik ortaklık" ların oluşmasına gebe bir dönem.

Bu nedenle , ABD emperyalizminin dönemsel strateji ve taktiğini belirlemede temel aldığı  "kültürler arası çatışma" teorisi (*), pratikte, çatışmakta oldukları diğer emperyalist ülkeler tarafından, tersine dönderilip , bu teorinin doğruluğunu kanıtlamak için kendi yarattıkları canavarları kendilerine karşı dönüştürülebilirler. 

Bu anlamda, Rusyanın TR ye gerek Afrin işgaline göz yumması, gerekse İdlibde askeri üsler kurmasını sağlaması, TRnin İslami Çetelere hakimiyet sağlamasına göz yummanın da ötesinde, yardımcı olması,  sadece Suriye deki kısa vadeli çıkarları değil, uzun vadeli çıkarları da içinde taşımakta olan taktiksel bir yaklaşımdır ve bu taktiksel yaklaşım TR ile ortaklığını muhafaza etme ve güçlendirmeyi , tavizler verme pahasına, zorunlu kılar.. 

Bu nedenle, PYD nin Rakka da, kısa zamanda  alacağı tavır, özelde Kürt halkının, genelde bölge halklarının geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. 

31 Mart 2017
Erdoğan A



(*) Sovyetlerin parçalanması, ve dağılması üzerine artık gereği kalmayan soğuk savaş ve “muhafaza” politikasının yerine, yeni bir stratejiyi , yeni taktikleri, yeni bir düşünce ve tavır üretimine geçmesini, yeni bir politikanın hayata  geçirilmesi gerekliliğinide beraberinde getirdi.

Bu yeni politikanın ,önceki dönemde yaratılan ve kullanılan “Özgürlük”, “demokrasi”, “insan hakları koruyucusu”, “medeni batı”, kılıflarına uygun olması gerekiyordu.
Ayni şekilde bu yeni politika sovyetlerin dağılması ile ortaya çıkan yeni pazarların ele geçirilmesi yolunda alınacak her türlü pratiğin, ve bu pratiğin getireceği sonuçlarıni “haklı gösterebilecek” ve “haklılığın onaylanabileceği” kılıfı içermesi gerekiyordu.

Ve en önemlisi, uluslarası şirketlerin hayali olan merkezi tek bir hükümetin, ve tek bir askeri gücün olduğu, diger herkesin silahsızlandırıldığı ya da güçsüzlendirildiği yeni bir dünya düzeni kavramını satabilecek, ve bunun kılıflarını hazırlayabilecek bir politika olması da gerekiyordu.

İşte burda , dış politika uzmanı Samuel P. Huntington ortaya çıktı. İngiliz ( Israilli) Bernard Lewis, Fransız Laurent Murawiec in de katkılarıyla oluşturulan ve 1993 de basılan "The Clash of Civilizations," “kültürlerin çatışması” başlıklı yazı, George Kennanın soğuk savaş dönemindeki politikasının geçerliliğini kaybetmesi üzerine, bu yukarda sıraladığım gereklilikleri cevaplayan, yeni dönemde politikanın ne olması gerektiğine cevap veren teorik temel oldu.

Teoriye göre batılı olmayan hemen hemen bütün ülkeler, zaten bu doğmakta olan yeni dünya düzeni içinde ya muhafaza edilmiş, ya onunla bütünleşmiş, yada onun bir parçası haline gelmiş durumda . Sovyetlerin dağılması ile ortaya çıkanlar ülkeler hariç bunların dışında kalan “Çin ve müslüman ülkeler” bu yeni dünya düzeni dışında kalmışlar. Ve Huntington a göre bunlar hiç bir zaman bu düzene katılmayacakları olasılığının büyük olduğu gibi, batı medeniyetlerine karşı güçlerini birleştirme olasılığı da var. Bu yüzden teoriye göre “medeni batı ve hristiyanlık” bir tarafta,  “İslam ve tanrısızlar Çin’ ,diğer tarafta, Kültürlerin çatışması nı oluşturmakta.

Lübnanlaştırma teorisinin orijini 1990 yılında Bernard Lewis in yazısına dayanır. İslam ın iyi olan hiç bir şeyi olmadığını, batıya öfkeli olduğunu söyleyen Lewis devamında; “ Herşeye rağmen bütün Orta Doğunun Lübnanlaştırılması , israilin güçlenmesi ve zafer garantidir. “ der. 

Lübnanlaştırmanın pratiğini de;

“Eğer ( bir ülkede) merkezi güç yeteri kadar zayıflatılırsa, ne politik kimliği bir arada tutabilecek sivil bir toplum, ne GERCEK ANLAMDA BİR MİLLİ NİTELIK , nede MİLLİ-DEVLET NITELİĞİNİ OLUŞTURABİLECEK bir güç kalacaktır. Devlet, o zaman, Lübnandaki gibi dağılır, , birbiriyle savaşan dini ayırımlar, kabileler, bölgeler , partiler ve kaos oluşur.””” Olarak özetler.

Yani, Emperyalistler İslama savaş açarak onu “medenileştirme” hedefini değil, tam tersine onu fanatikleştirmeyi hedefliyen bir taktik içine girmişlerdir.