Pazartesi, Ocak 08, 2018

“Maoist Komünist Partisi” 3. Kongresi Üzerine - Ulusal Sorun

MKP ve Ulusal Sorun

MKP, “ulusal sorunda geniş bölgesel özerlik ile kendi kendini yönetimi savun”(46) duğunu belirtiyor. Bölgesel özerkliğin “burjuva medeniyetçi-cumhuriyetçi paradigmadan en ileri kopuşu temsil”(47) ettiğini belirten MKP “Türkiye-Kuzey Kürdistan’da birden fazla ulus ve On’un üzerinde azınlık milliyet”in(48) yaşadığını söylemektedir. Kuzey Kürdistan-Türkiye’de birden fazla ulusun yaşadığı söyleniyor ama Kürt ulusu dışındaki ulusların hangileri olduğu konusunda tek laf edilmiyor.

MKP’nin sosyalist iktidarında, ulusal sorunun çözümü bölgesel özerkliktir. Bu plan kendi başına ele alındığında yanlış bir plan da değildir. İbrahim yoldaş da demokratik halk diktatörlüğü sisteminde bölgesel özerkliği savunuyordu. Ama ulusal sorunun çözümünde Marksist-leninistlerin sadece bölgesel özerklik planı yoktur. Rusya’da Bolşevikler, ulusal sorunun çözümünde programatik olarak 1917’ye dek bölgesel özerkliği savunuyorlardı. Bolşevikler, 1917 öncesinde federasyon biçimindeki bir çözüme karşı çıkmalarına rağmen, merkezi iktidarı ele geçirdikten sonra, Sovyetler Birliği’nin kurulması aşamasında federatif bir devlet yapılanmasına gittiler. Çünkü onlar ezilen ulusların özgürlüğü ilkesine uygun davranıyorlardı ve somut olarak da bölgesel özerkliğin tüm durumlara cevap verecek bir çözüm olmadığını görüyorlardı.

Ulusların özgür birliğini, giderek kaynaşmasını ve evet, sonuç olarak ulusların ortadan kalkacağı hedefe yürümek için değişik yollara başvurmaktan kaçınmadılar.

Bölgesel özerklikten birlik cumhuriyetlerine kadar değişik çözüm yollarını denediler,uyguladılar. Rusya Bolşevikleri, devrim öncesinde bölgesel özerkliği savunup federasyona karşı çıktıklarında da esas düşünce olarak, federasyonun iki eşit güç tarafında mümkün olacağı, eşitsizler arasında olamayacağını savunuyorlardı.

Sözkonusu eşitsizlik ortadan kalktığında federasyonu savundular ve uyguladılar.

MKP’nin ise önünde, Dünya Komünist Hareketi’nin geçmişteki deneyleri var. Bu deneylere rağmen MKP devrimden sonrası için bölgesel özerkliği tek çözüm yolu olarak savunmaktadır. Bunu savunan MKP devrim öncesi için bu görüşünün gerekliliklerini yerine getirmemektedir. MKP, Kuzey Kürdistan’ın yerel özelliklerini dikkate alan bir örgütlenmeyi savunmuyor. Kuzey Kürdistan’a özgün örgütlenme milliyet değil, sınıfsal temelde olacaktır. Kuzey Kürdistan’da yaşayan Kürt, Arap ulusundan insanlar ve diğer azınlık milliyetlerden olanlar bu örgütlenme içerisinde yer alacaktır. MKP Kuzey Kürdistan’da ortak örgütlenme adına Türkiye partisi olarak örgütlenmeyi savunuyor. Türk milliyetçisi, sosyal şovenizm, Türkiye bakış açısı olarak adlandırdığımız tavır tam da budur. Bilimsel olarak mesele incelendiğinde, Kürdistan’ın iç sömürge olduğunu görmemek için insanın siyasi kör olması gerekiyor.

Türkiye merkezli bakış açısı, sosyal şovenizmin etkileri, ulusal sorunda doğruları görmeyi engelliyor. MKP soruna Türkiye penceresinden bakıyor!

MKP, Sovyetler Birliği’nde ki ulusal sorun hakkında şöyle diyor:
“Mesela Lenin‘in Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği planı, Stalin’in Rusya eksenli birleşme planından temelden farklıydı. Lenin, eşit-özgür cumhuriyetlerin yeni bir birliğini savunuyordu. Rus merkezli cumhuriyet biçimindeki federasyona karşıydı. Merkezi, Rus tekeline vermeye karşıydı. Bu konuda Politbüro‘ya nota verdi. ‘Yaptığınız Rus şovenizmidir‘dedi. Gürcü meselesindeki tartışmalar da bu açıkça ortaya konuldu. Ancak gerek Rusya, gerekse Çin pratiklerinde Han ve Rus eksenli eski burjuva üniter ulus devlet anlayışından muzdarip hatalar süregitti. Bu, sosyalist demokrasi değildir. Bu, yöre ve bölgelerde halkın inisiyatifinin karar ve yürütmeye katılımının önünü kesme girişimidir. Bu, bürokratik merkeziyetçi anlayıştan kopamayan bir yaklaşımdır. Ölüm döşeğindeki vasiyetlerini içeren mektuplarında Lenin’de bu problemleri gündeme getirmişti. Bugün yaşanmış deneyler ışığında çok daha ileri bir tecrübeye sahibiz.“(49) 

MKP açıkça iftira yoluna başvuruyor. Öne sürdüğü iddiaları ispatlama gereği duymuyor.

İddia: Lenin‘in Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği planı, Stalin’in Rusya eksenli birleşme planından temelden farklıydı.”

Gerçek: Ekim devriminden sonra 1919’ta toplanan RKP/B’nin VIII. Parti Kongresi’nde, Ulusal Sorunda SBKP(B)’nin Programı karara bağlanır. Bu kararın 3. maddesi şöyledir:

“2) Aynı amaçla Parti, tam birliğe giden yoldaki geçiş biçimlerinden biri olarak, Sovyet tipine göre örgütlenmiş devletlerin federal birliğini önerir.”(50) MKP’nin Lenin ile Stalin arasında bir çelişki arayışına girmesi boş bir çabadır. SSCB 1922’de kuruldu. 1919’da yapılan VIII. Parti Kongresi’nde, Bolşeviklerin planının “federal birlik” olduğu karar altına alındı. SSCB deneyimi birkez daha kanıtlamıştır ki tam birliğe giden yolda, Sovyet tipine göre örgütlenmiş devletlerin federal birliği geçiş biçimi olarak en uygun biçimdir. Gerçek budur.

İddia: Lenin “Rus merkezli cumhuriyet biçimindeki federasyona karşıydı. Merkezi, Rus tekeline vermeye karşıydı. Bu konuda Politbüro‘ya nota verdi. ‘Yaptığınız Rus şovenizmidir‘dedi.”

Gerçek: Lenin, Ekim 1922’de yapılan MK Siyasi Bürosu için bir not kaleme alır. Lenin’in hastalığı nedeniyle katılamadığı bu toplantının gündem maddesi SSCB’nin kurulması sorunudur. Not’un metni şöyledir:

“Büyük Rus şovenizmine karşı bir ölüm-kalım savaşı ilan ediyorum. Kahrolası dişten kurtulur kurtulmaz, bütün sağlıklı dişlerimle onun üzerine çullanacağım.

Birliğin Merkez Yürütme Komitesi’nde mutlaka sırasıyla 
Bir Rus
Bir Ukraynalı
Bir Gürcistanlı’nın vs.
Başkanlığı yürütmesinde ısrarlı olunmalıdır.
Mutlaka!”(51)

MK siyasi Büro toplantısı, birliğin kuruluşunu hazırlamak için bir komisyon oluşturur. Bu komisyonun hazırladığı “SSCB’nin Kurulması İçin Anlaşma Metni Taslağı” 18 Aralık 1922’de yapılan MK toplantısında kabul edilir. Anlaşma metni taslağında Lenin’in önerisi doğrultusunda, Birliğin Merkez Yürütme Kurulu’na dört cumhuriyetten birer olmak üzere dört başkan seçilir. Gerçek budur. 

Ne diyor MKP? Lenin federasyona karşıymış! Lenin’in federasyona karşı olmadığını yukarda açıkladık. Lenin, Polit Büro’ya nota vermiş! Siyasi Büro’ya gönderilen nota değil, öneridir. Lenin, “yaptığınız Rus şovenizmidir” demiş! Lenin’in Siyasi Büro’ya yazdığı Not’u aktardık. MKP, Lenin’e ait olduğunu iddia ettiği bir cümleyi tırnak içerisine alıyor ama kaynağını vermiyor.

Bu açıkça Lenin’i çarpıtmadır.

Ulusal Sorunda, Stalin’in Bolşevik Partisi ve Lenin ile herhangi bir görüş ayrılığı olmamıştır. Lenin, XII. Parti Kongresinden önce Stalin’in, Gürcü yarı-milliyetçilerine karşı, aşırı sert örgütsel siyaset izlediği gerekçesiyle uyarmıştır. Bu uyarı dışında Lenin’in ulusal sorunda Stalin’e yönelttiği herhangi bir eleştiri yoktur. Ulusal sorunda,Lenin ile Stalin arasında görüş ayrılığı olduğu safsatası Troçki ve takipçilerine aittir.


Öyle anlaşılıyor ki; MKP bu konuda Troçkistlerin silahını devralmıştır. Ulusal sorunda, Stalin hem Büyük Rus şovenizmine, hem de yerel milliyetçiliğe karşı mücadele etmiştir. Stalin önderliğindeki SBKP(B)’in izlediği milliyetler siyaseti gerçekten örnek Leninist bir siyaset olmuştur. Olgu budur.

İdam Cezası, Halk Adaleti ve MKP

MKP, “Sosyalizm, bir ceza yöntemi olarak idamları savunamaz.“ diyor.(52) Doğru. Sosyalist iktidar koşullarında, işkence, kötü muamele ve idam cezası ilkesel olarak reddedilmelidir. MKP’nin bu noktaya gelmesi olumludur. Olumludur ama MKP, şimdiye kadar cezalandırdığı ve öldürdüğü insanlar bağlamında doğru dürüst bir özeleştiri yapmamıştır MKP’nin sicili temiz değildir. MKP’nin bugüne kadarki siyaseti gelecekte uygulayacağı siyasetin teminatıdır. MKP şöyle yazıyor:

“Parti tarihimizde yapılan yargılamalarda uygulanan yöntemler, komünistlerin adaletini, önemli oranda tartışmalı hale getirmiştir. Özellikle 1. Kongre sürecinden sonra adalet anlayışında atılan olumlu adımlar ve 2. Kongrede merkezileştirilen adalet anlayışı çerçevesinde, partimizin yönelimini gören insanlar, kendilerine ya da yakın çevrelerine yönelik geçmiş parti örgütlerimizin uyguladığı yaptırım ve cezalandırmalara ilişkin itirazlarda bulunmakta, kararların iptal edilmesini talep etmekte veya cezalandırmaların daha doyurucu açıklamalarını beklemektedir. Oldukça fazla sayıda olan bu talepleri dikkate alan kongre irademiz; parti tarihimizin herhangi bir kesitinde partimizin adalet anlayışı çerçevesinde yaptırıma maruz kalan insanlardan gelen başvuruların, MDK tarafından koşul ve olanaklar çerçevesinde araştırılıp, incelenerek ulaşılan sonuçlar iradeye sunulup, sonuçları muhataplarına iletilmesi kararlaştırmıştır.“ (53)

“Kardelen yargılamalarında irade tarafından uygulanan işkence suçuna ilişkin parti 1.Kongremizde ve muhasebe belgemizde dünya halklarına öz eleştiri verilerek işkencenin mahkûm edilmesi olumlu bir tutum olmakla beraber; karar önemli eksiklikleri de taşımaktaydı. İşkencenin mahkûm edilmesine karşın, işkence altında alınan ifadelerin geçersiz sayılmaması önemli bir eksikliktir. Burjuva adalet açısından bile bakıldığında, bu durum oldukça geri bir yaklaşımı içermektedir. Buna bağlı olarak 3. Kongre irademiz işkence altında alınan bütün ifadeleri geçersiz sayarak iptal etmiştir. Ama bu durum
96 yargılamalarında cezalandırılan insanların ajan-işbirlikçi olmadıkları ve iddiaların geçersiz olduğu anlamına gelmemektedir.“ (54)

Okuyucuların söylenenleri bütünlük içerisinde kavramaları için uzun alıntı yapmayı gerekli gördük. Yapılan yargılamalar ve uygulanan yöntemler, MKP’nin adalet anlayışının tartışmalı hale getirdiği söyleniyor! 33 yıldan beri Bolşevik Parti, diğer devrimci grupların yanında TKP/ML ve 2002’de MKP adını alan grupların eylem biçimlerini eleştirdi. “Ajan ve provakatör“lere karşı uygulanan çizginin yanlış olduğunu ve doğru çizginin ne olması gerektiğini ortaya koydu. Bolşevik Partizan sayı 148’i olduğu gibi MKP’nin Dersim’de öldürdüğü kişiler ve PKK ile yaşanan sürtüşmelere ayırdık. 

Bu sayımızda sadece gelişmeleri anlatmakla yetinmedik. Doğru çizginin ne olması gerektiğini de anlattık. Eleştirilerimize rağmen MKP yanlışlıklarını derinleştirerek sürdürme yoluna gitti.

MKP III. Kongresi, MKP’nin adalet anlayışına yönelen tepkileri dindirmek için frene basmayı gerekli görmüştür. Yapılan gerçek anlamda marksist-leninist bir özeleştiri değildir. MKP şimdiye kadar cezalandırdığı ve öldürdüğü kişilerle ilgili olarak doğru dürüst özeleştiri vermelidir. MKP diyor ki; parti örgütlerimizin uyguladığı yaptırım ve cezalandırmalara ilişkin itirazlar geliyor. Alınan kararların iptal edilmesi veya cezalandırmalara ilişkin daha doyurucu açıklama talep ediliyor! Merkezi Denetim Komisyonu, gelen talepleri değerlendirip, sonuçlarını muhataplarına iletecekmiş!

“Kardelen harekâtı“ sırasında yapılan işkencelerden dolayı, 1. Kongrede güya özeleştiri yapılmış! Özeleştiri yapılmış ama işkence sonucu alınan ifadeler geçerli sayılmaya devam edilmiş! III. Kongre, işkence altında alınan ifadelerin artık delil sayılamayacağı belirtiltikten sonra, “ama bu durum 96 yargılamalarında cezalandırılan insanların ajan-işbirlikçi olmadıkları ve iddiaların geçersiz olduğu anlamına gelmemektedir“ diyor.

MKP’nin III. Kongresinde yapılan adaletlerini sorgulama, şimdiye kadar yapılanlar bağlamında özeleştiri değildir. MKP’ye çağrımız, ‚halk adaleti‘ konusunda yanlış bir çizgi uyguladıkları konusunda özeleştiri vermeleridir. MKP’nin ‚halk adaleti‘ anlayışını eleştirdiğimiz yazımızda şöyle demiştik:

“‘Halk adaleti‘ konusunda yanlış bir anlayış, yanlış bir çizgi…

MKP yaptığı eylemleri diğer şeylerin yanında “halkın adaleti”nin uygulanması olarak adlandırıp, savunuyor. Bu bağlamda “halkın adaleti” konusunda çok vahim bir tavırla karşı karşıyayız. Olan nedir? Halk içinde andaki gerçek desteği sıfıra yakın oranlarda dolaşan bir örgüt, devrimci durumun olmadığı, adına konuştuğu “halkın” hareket içinde olmadığı bir ortamda, halk hareketinden bağımsız, kendi kendine halk adına sorgulama-yargılama ve infaz etme yetkisi veriyor. Ve bunu kullanıyor. Buna da “halkın  adaleti” diyor. Böyleı“halk adaleti” olmaz.

“Halk adaleti” en baştan halkın en geniş katılımını içeren, mümkün olduğunca “suçlanan kişi” nin, suçunu işlediği alanda, bütün halkın katılımı ve oyunu öngören bir adalettir. Açıklık ve en geniş katılım “halkın adaleti” ni burjuvazinin adaletinden ayıran temel kıstaslardır. Halkın adaleti suçlanan kişiye, kendini en geniş biçimde savunma hakkı tanır. Suçlanan kişi hakkında en geniş katılımlı ve açık yargılama sonucu yargı kesinleşene kadar, suçlamaların haks›z olabileceği de varsayılır. “Halk adaleti” en geniş katılımı ve en büyük açıklığı öngördüğü için, onun gerçek anlamda uygulanmasının ön şartı aslında halkın iktidarıdır. Bunun olmadığı yerde, “halkın adaleti”nden sözedip, bunu uyguladıklarını söyleyenler, gerçekte bu tavırlarıyla halkın adaletinin ne kadar uzağında olduklarını gösteriyorlar.

Kuşkusuz belli bir ortamda gerçekten halk desteğine sahip, fakat illegal çalışmak durumunda olan bir örgüt, özellikle de savaş içinde halk adaletinin “halkın en geniş katılımı ve en büyük açıklık” ilkelerini uygulayamayabilir. “Halk adına” oluşturduğu önderliğindeki oldukça dar kurumlar üzerinden yargılama yapıp, ceza verip, cezayı “halk adına” infaz edebilir. Bunu örneğin ikinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline karşı direniş içinde gördük. Böyle bir durumda “örgüt” hem savcı, hem yargıç, hem infazcı işlevlerini üzerlenmek durumunda kalabilir. Fakat böyle bir durumda da bu “yetki”lerin sorumluluğunun bilincinde, halka “halk adına” yaptığı her işin hesabını verebilecek şekilde davranmak, her durumda mümkün olduğunca örgütsüz halktan danışılabilecek en geniş kesime danışarak karar almak zorundadır.

Özellikle “idam kararı” gibi dönüşü, düzeltmesi olmayacak kararlar alınırken, bu kararı alan örgüt bu kararın ciddiyetinin, ağırlığının bilincinde davranmak zorundadır.

Bunun olmadığı şartlarda, elinde silah olanların, silahın gücüne dayanarak, “halk adına” kendilerine sorgucu-yargıç-infazcı görevlerini verip uygulaması, bu “halk adaleti”adına da yapılsa, gerçekte hiç de devrimci olmayan yöntemlerin kullanılmasıdır. Burada“hak”, “adalet”… “güçlü” olan –bu somutta silahlı gurup– tarafından belirlenmektedir.

Bırakalım“halk adaleti”ni bir yana, MKP’nin bu somutta yaptığı, en azından kâğıt üzerinde suçlanan kişiye savunma hakkı tanıyan ve suçlanan kişinin suçlulu¤u ispatlanana kadar suçsuz kabul edilmesi gerektiği ilkesini savunan burjuva adaletinde bile yoktur.

Resmi ve devletlerin uyguladığı “adalet” dışında fakat burjuvazinin egemen olduğu sistemlerde paralel toplumlar ve paralel adalet sistemleri de vardır. Bunlardan en yaygını silahlı özel örgütlü grupların –ki bunların bir bölümü devlet gücüdür veya devletle iç içedir– çeşitli isimler altında yürüttüğü “adalet”tir. Burada örgütlü silahlı bir güç, silahın ve örgütün gücüne dayanarak, bireyleri ve kurumları terörize etme yoluyla isteklerini yaptırır. Örgütün taleplerini yerine getirmeyenleri cezalandırır. MKP’nin şu anda “halk adaleti” adına uyguladığı şey aslında bu tip bir adalettir. Bu adaletin temel ilkesi “gücü gücü yetene” ilkesidir. Ne yazık ki, bu tip bir adalet anlayışı yalnızca MKP ile sınırlı değil.

Devrim adına yola çıkan birçok silahlı grup bu anlayışı uyguladı, uyguluyor.
Bu bağlamda geçmişe yönelik olarak da bir iki şey söyleyelim:

MKP bilindiği gibi İbrahim Kaypakkaya tarafından kurulmuş olan, Bolşevik Parti’nin de öncülü olan TKP/ML kökenli bir örgüt. Yine bilindiği gibi İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki TKP/ML’nin ilk silahlı eylemlerinden biri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ihbarcısı olarak bilinen kişinin öldürülmesidir. Biz bu eylemi o gün de, bugün de doğru bir eylem olarak değerlendirdik, değerlendiriyoruz. Denebilir ki, bu eylemin “halk adaleti”nin ilkeleri açısından, MKP’nin bugün eleştirdiğimiz eylemlerinden ne farkı var?

Aslında soru “Ne benzerliği var?” diye sorulmak zorunda…
Sözkonusu kişinin Denizlerin ihbarcısı olduğu konusunda en küçük bir kuşku yoktur. Bütün çevre halkı olduğu gibi, bütün sol örgütler için ihbarcının öldürülen kişi olduğu nettir. ihbarcının sözkonusu kişi olduğu soruşturma ve mahkeme sürecinde belgelenmiştir. Sözkonusu kişi kitle tarafından ihbarcı olarak bilinen ve tecrit olmuş bir kişidir. Aslında bütün solcuların yaptığı ihbarcılık nedeniyle nefret ettiği ve cezalandırılmasını istediği ve beklediği bir kişidir. Böyle birinin cezalandırlması, bir örgütün keyfi olarak, halktan bağımsız, halkın “kendinden biri” olarak gördüğü bir kişinin cezalandırılması gerektiği konusunda kendisinin yalnız başına karar alıp uyguladığı bir eylemden gece ile gündüz kadar farklıdır.

Birincisi o somut ortamda halk adaletinin uygulanması iken, diğeri halk adına halka rağmen bir “örgüt adaleti” uygulamasıdır. (...)

İbrahim yoldaşın eylemi, bir bütün olarak devrime, devrimcilere halkın sempatisini arttıran, halk yığınlarının “Oh olsun!” dediği bir eylemdir. MKP’nin eylemleri ise, geniş halk yığınlarının devrimci şiddetten, devrimcilerden uzaklaştıran bir eylemdir.” (55)

Sınıfların Tahlili Ve MKP

MKP ülkelerimizdeki sınıfların tahlilini şöyle yapıyor:


“Orta burjuvazi karakteri gereği, devrimin ilerleyen süreçlerinde ayrışarak, bir bölümü devrimden yana tavır takınırken, diğer bölümü karşı devrim safında yer alır. Bu duruma göre coğrafyamızda halk sınıf ve tabakaları içinde yer alan kesim proletarya, yarı proletarya, kır ve kent küçük burjuvazisinden oluşmaktadır. Devrimin düşmanlarını ise, çok uluslu tekel sahipleri, komprador tekelci kır kent büyük burjuvazisi, bu sınıflara yedeklenmiş az sayıdaki orta burjuvazi ve tali duruma düşen az sayıdaki toprak ağaları sınıfı oluşturmaktadır. Gelişen kapitalizmin günümüz koşullarında devrimin önder ve temel gücü olan proletarya ve dostlarının önemli bir güç haline geldiği çok açık görülmektedir.(56)

MKP, şimdiye kadar milli burjuvazi ile ittifakın stratejik bir ittifak olduğunu söylüyordu.(57) MKP III. Kongresi, milli burjuvazinin bir bölümünün devrimin ilerleyen süreçlerinde devrimden yana tavır takınabileceğini söyleyerek, orta burjuvazi ile ittifakı stratejik bir ittifak olmaktan çıkarıyor. MKP III: Kongresi büyük burjuvaziye yedeklenmiş az sayıda orta burjuvazinin varlığından söz etmektedir. Orta burjuvazi ücretli işçi çalıştıran varlığı ücretli işçi sömürüsüne dayanan bir sınıftır. Orta burjuvazi
kendi içerisinde alt ve üst kesime ayrılmaktadır. Alt kesim küçük burjuvazinin üst kesimine daha yakındır. Bu kesimin antiemperyalist demokratik devrimde çıkarı vardır. Ülkelerimizde orta burjuvazi kategorisi içerisinde yer alanların toplam sayısı altı milyona yakındır.

Emperyalist ülkelerle, emperyalizme bağımlı ülkelerdeki sınıf mücadelesinin koşulları birbirinden farklıdır. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Emperyalist ülkelerdeki sorunlar ve talepler ile emperyalizme bağımlı ülkelerdeki sorun ve talepler arasında benzerlikler kadar farklılıklar da vardır. Bu farklılıklar, devrimin niteliği ve sınıfların rolünün belirlenmesinde dikkate alınmayı gerektirir. Ezen ülkelerle ezilen ülkeler arasındaki ayrımın yapılması aynı zamanda her ikisindeki devrim tiplerinin de farklılığı sorununu gündeme getirmektedir. Bunun nedeni; başka halkları ezen ülkelerde burjuvazi, devrimin bütün aşamalarında karşıdevrimci bir rol oynar. Bu yüzden burjuvaziyle bu noktada bir ittifakın da temeli yoktur. Emperyalizme bağımlı yarı-sömürge ve bağımlı “ezilen ülke“lerde ulusal sorun devrimin bir momenti olarak gündeme gelmekte; emperyalizm, ulusal burjuvaziyi de baskı altında tutmaktadır.

Bu durum ulusal burjuvazinin bir bölümünün belirli bir dönem, belirli koşullar altında emperyalizme karşı mücadelenin içine girebilmesinin koşullarını yaratmaktadır. Kapitalist emperyalist ülkelerde burjuvazi devrimci barutunu tümden tüketmiştir. Emperyalizme bağımlı ezilen ülkelerde ise burjuvazi milli devrim bağlamında belirli bir süre olumlu, devrimci bir rol oynayabilir. Emperyalist, ezen ülke burjuvazileriyle; ezilen ülke burjuvazileri arasında fark vardır.

MKP Proletaryanın Önderlerine Saldırıyor!

MKP III. Kongresi, Kürt isyanları bağlamında Komintern ve TKP’nin takındığı tavrı eleştiriyor. Komintern, Kürt isyanları bağlamında evet, yanlış tavır takınmıştır. Komintern’in Kürt isyanları bağlamında yanlış tavır takınması, toptancı bir şekilde ulusal ve sömürgeler sorununda yanlış bir çizgi savunduğu anlamına gelmiyor. MKP soruna toptancı yaklaşıyor ve proletaryanın önderlerini hedef tahtasına yerleştiriyor ve şöyle diyor:
“Ermeni, Dersim gibi soykırımlar feodalizme karşı bir uygarlık ve hızla demokratikleşme girişimleri ve eylemi olarak değerlendiriliyordu. Tüm bu yanlışlar son derece önemli düzeylerde 3. Enternasyonal (Komintern)’de de mevcuttu. Ve hatta proletarya biliminin büyük ustaları Lenin, Stalin ve Mao yoldaşlarda da bu olumsuzluklardan köklü bir kopuş yoktu. Marks ve Engels yoldaşlarda da Doğu ve Hindistan sorununu ele alışta sömürge siyasetlerinin objektif ilerici görülmesi yanlışları mevcuttu. Yukarıdaki bahsi geçen bütün ezilenlere yönelik baskı ve katliamlara ilişkin Uluslararası Komünist Hareket(UKH) içerisinde özellikle Komintern’ in ve o dönemin büyük ustalarının pragmatik ve oportünist politika eksenli yönelimleri görülmelidir.“(58)
Bu, geçmişe yönelik bir eleştirinin nasıl yapılamayacağına bir örnek. Kendi hataları konusunda özeleştiride kendine karşı gayet anlayışlı olan Maoist KP, Marks, Engels, Lenin, Stalin’e mal ettiği hatalarda gayet acımasız ve genellemeci! “pragmatik ve oportunist politika eksenli“ imiş onların yönelimleri! Biz yalnızca ispatlayın bunu diyoruz. Yoksa iftiracısınız! Marks ve Engels’in Doğu ve Hindistan sorununu ele alışlarında, sömürge siyasetlerini objektif olarak ilerici gördükleri iddiası ise açık iftiradır.

“Hindistan’da İngiliz Egemenliği” ve “Hindistan’da İngiliz Egemenliğinin Gelecekteki Sonuçları” başlıklı makaleler Marks’ın ulusal-sömürge sorunu konusundaki en iyi yapıtlarıdır. Marks, çok zengin doğal kaynaklara ve eski bir uygarlığa sahip bir ülke olan Hindistan’daki İngiliz egemenliğini anlatmaktadır. Marks, kapitalist devletlerin Doğunun iktisaden geri ülkeleri üzerinde kurdukları sömürgeci egemenlik sisteminin kendine özgü niteliklerini açığa çıkarmaktadır. Marks, Hindistan’ın İngiltere tarafından işgali ve köleleştirilmesinin bellibaşlı aşamalarını incelemekte ve İngilizlerin Hindistan’da giriştikleri yağmanın gene İngiltere’deki büyük toprak sahipleri ve sermayenin zenginleşme ve güçlenme kaynağı olduğunu göstermektedir. Marks, Hindistan’ın ancak ya metropollerdeki bir proleter devrim sonucu, ya da Hindistan halkının kendi sömürgecilerine karşı verecekleri bir kurtuluş savaşı sonucu kurtulabileceği sonucuna ulaşmaktadır. Karl Marx ve Friedrich
Engels tarafından 1852-56 yılları arsında “Kırım savaşı ve bu savaşa öngelen olaylar dolayısıyla” yazılan ve büyük kısmı New York Daily Tribüne’de yayımlanmış yazılar, yaklaşık “Doğu Sorunu (Türkiye)” adı altında Türkçeye çevrilmiştir. Yazılarda “Doğu” diye nitelendirilen asıl olarak “Osmanlı Sorunu”dur. MKP’ye önerimiz toptancı genel değerlendirmeler yerine somut konuşmalarıdır.

Marks ve Engels Komünist Parti Manifestosu’nu “Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz” şiarı ile bitirmişlerdi. Marks ve Engels’in yaşadığı dönem kapitalizmin serbest rekabetçi dönemi idi. Bu dönemde emperyalizm olgusundan sözedilemezdi. Kapitalizm, 19. yüzyılın sonlarında, tekelci aşamaya yani emperyalizm aşamasına ulaştı. Birinci emperyalist paylaşım savaşı ertesinde, doğunun ezilen ve sömürülen halkları ayağa kalktı. Olgu budur. Eğer inkârcılığa bürüneceksek bu olguları göremeyiz. Bu halklar emperyalizme darbe vurmakla yetinmiyor aynı zamanda objektif olarak proleter dünya devriminin dolaysız bir desteğini, proletaryanın sosyalist devrim mücadelesinin bir müttefikini oluşturuyordu. Ulusal sorun ve sömürge sorununun proleter devrimle birleştirilmesi ve kaynaştırılması sorunu Lenin, Stalin ve Komintern tarafından teorik planda çözümlendi ve buna uygun bir siyaset geliştirildi.

Emperyalizm ve proleter devrimleri çağında ulusal sorun, sömürgeler genel sorunu haline geldi. Sömürge ve emperyalizme bağımlı ülkelerde, emperyalizm karşıtı hareketler artmaya başladı. Emperyalizm, bir dizi şey yanında, aynı zamanda bir avuç “uygar” ülkenin dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan ezilen halkların sömürülmesi ve baskı altına alınması sistemidir. Emperyalizme karşı dünya çapında başarılı bir devrim savaşımı için, ezen ülkelerin proleterleri ile ezilen ve bağımlı ülkelerin halklarının sağlam bir ittifakı temel şarttır. “Bütün ülkelerin işçilerinin birliği” siyaseti, emperyalizm koşullarındaki değişime göre (sömürge ve bağımlı ülkelerdeki hareketlerin gelişme eğilimi göstermesi, emperyalizme darbe vurması vb.) “Bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halkların birliği” siyasetine dönüşmüştür. Bu siyaset çok açık olarak gelişmiş ülkelerdeki proletarya hareketi ile sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin emperyalizme karşı ortak bir cephede birliğini sağlama siyasetidir. Bu siyaset uygulanmadığı sürece ne gelişmiş ülkelerdeki proletaryanın, ne de sömürge ve bağımlı ülkelerin ezilen halklarının emperyalizmden kopuşu gerçekleşecektir. Olgular bunlardır. Troçkist kervana katılmak için MKP adaylığını ilan etmiştir. Bu yüzden MKP, internet sitesine “Bütün ülkelerin İşçileri Birleşiniz“ şiarını yerleştirmiştir. Güya Maoist Parti “ Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen Halklar birleşin“ şiarını unutmuştur nasılsa! Mao ne derdi buna acaba?

Sonuç

Önemli gördüğümüz sorunlarda tavır takındık. Kuşkusuz MKP III. Kongre Belgelerinde eleştirilmesi gerekli olan daha birçok sorun var. Bu sorunlar hakkında geçmişte detaylı tavır takındık. MKP, Çin Devrimi’ni özgüllüğünden kopararak KKT’de şabloncu bir şekilde uygulamaya çalışması ile bilinen bir örgüttü. MKP, İbrahim Kaypakkaya ve Mao Zedung’un doğrularını değil, yanlışlarını sistemleştirerek bir çizgi geliştirdi. Önemli ölçüde Lin Biao’nun tezlerinden etkilendi. Şimdiye kadar
savunulan çizgi revizyonist bir çizgi idi. MKP 3. Kongresi hep daha geriye giderek revizyonizmde konaklamakla yetinmeyerek şimdi ek olarak yer yer yeni moda sivil toplumcu, küreselci ve Troçkist pozisyonları da savunma noktasına gelmiştir.

MKP III. Kongresi, kimi tavırlarında açıkça Marksizm-Leninizme karşı ve bizzat isim vererek saldırıya geçmiştir! MKP III. Kongresine yön veren Marksizm-Leninizm bilimi değil, yeni moda küreselci, sivil toplumcu ve Troçkist görüşlerle de bulamaç haline getirilmiş revizyonizmdir. III. Kongre ilk bakışta ileriye doğru bir adım olarak görünse de - nihayet Türkiye’ de kapitalizmin egemen olduğunu kabul etttiler - gerçekte revizyonist bataklığa daha fazla gömülmenin bir ifadesi.

Ocak 2014
DIPNOTLAR

1) 3. Kongre Belgeleri, sf.38

2) Age, sf. 38


3) Age, sf. 141


4) Age, sf. 141


5) Age, sf. 4


6) Age, sf.5


7) Age, sf. 145


8) Age, sf.18


9) Age, sf.19


10) Age, sf.22


11) Age, sf.22


12) Age, sf.24


13) Lenin, Seçme Eserler, Cilt V, sf. 85, İnter Yayınları


14) Lenin, Seçme Eserler, Cilt V, sf.91, İnter Yayınları


15) 111. Kongre Belgeleri, sf. 28


16) Age, sf.28


17) Age, sf.245


18) Age, sf.7


19) Age, sf.8-9


20) Age, sf.10


21) Age, sf.204


22) Age, sf.214


23) Age, sf.5


24) Age, sf.9


25) Age, sf.29


26) Age, sf.94


27) Bolşevik Partizan, Sayı 157, sf.57


28) III. Kongre Belgeleri sf.91


29) Age. sf. 267


30) Nereden Nereye Türkiye, Sosyo Ekonomik Yapı


Araştırması, H. Yeşil, Çağrı Yayınları, sf.242-243


31) III. Kongre Belgeleri sf.32


32) Age, sf. 89


33) Age, sf.91


34) Age, sf.94


35) Lenin Seçme Eserler, Cilt VII, sf.204,


İnter Yayınları


36) Lenin Seçme Eserler, Cilt VII, sf. 208,


İnter Yayınları


37) Lenin Seçme Eserler, Cilt VII, sf.215,


İntern Yayınları


38) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.243


39) Lenin Seçme Eserler, Cilt VIII, sf. 24-25, 26-27


İnter Yayınları


40) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.247


41) Age, sf.261


42) Age, sf.276


43) Age, sf.96


44) Age, sf.161


45) Lenin, Seçme Eserler, Cilt 1, sf.494-495,


İnter Yayınları


46) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.93


47) Age, sf.143


48) Age, sf.253


49) Age, sf.112-113


50) Ulusal Sorun Ve Sömürge Sorunu,


Leninizm Dizisi, 6. Defter sf.200, İnter Yayınları


51) Lenin, Ulusal Ve Sömürgesel Ulusal Sorun


Üzerine, sf. 607, İnter Yayınları


52) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.107


53) Age, sf.222


54) Age, sf.223


55) Bolşevik Partizan, Sayı 148, sf.21-23


56) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.88


57) MKP I. Kongre Belgeleri, sf.36


58) MKP III. Kongre Belgeleri, sf.268