Pazar, Aralık 31, 2017

Türkiye’ de Troçkist Örgütler- UİD-DER , SSS

UİD-DER 2006 yılında kuruldu. Marksist Tutum dergisi ile benzer görüşler savunuyor. İşçi sınıfı içinde çalışan ve belli bir tabanı olan bir grup. “İşçi Dayanışması ” adlı bir gazete çıkarıyorlar.

Amaçlarını “sömürü düzenini yıkarak, çocuklarımıza ve tüm insanlığa sınıfsız, sömürüsüz, barış ve mutluluk dolu bir dünya bırakmak isteyenlerin yolu ” olarak açıklıyorlar. İşçi Dayanışma Demeği’nin oluşumundan önce on yıllık bir geçmişleri var. Sendikalarda İşçi Öz-Eğitim gruplarını oluşturduklarını, çalışmalarının karşılığını aldıklarını ve Uluslararası İşçi Dayanışma Demeği’ni kurmaya karar verdiklerini anlatıyorlar. İnternet siteleri: http://www.uidder.org/

SSS (SINIRSIZ, SINIFSIZ, SÖMÜRÜSÜZ)- SOSYALİZM DERGİSİ

SSS-Sosyalizm çevresi, köklerinin 1980 askeri faşist darbesi sonrası sürece kadar gittiğini, ancak 1987 yılındaki milletvekili seçimlerinde örgütlenen “bağımsız sosyalist adaylar ’ ” kampanyası sonrasında farklı eğilimlerden “troçkistler ” ile yaşanan ortak pratik içinde biçimlendiklerini belirtiyorlar. SSS-Sosyalizm çevresi, farklı Pablocu eğilimlerle, 2002 yılına kadar birlikte hareket eder. Pablocu eğilimlerle birlikte hareket etmenin nedeni olarak, IV. Enternasyonal tarihine ilişkin olarak “bilgisiz "liklerinin önemli rol oynadığını belirtiyorlar.

1987 yılında “İşçi Sözü ” gazetesi yayınlanmaya başlanır. Bir süre sonra parti ve partileşme konusunda yaşanan tartışmalar sonucunda bölünme meydana gelir. SSS-Sosyalizm çevresi 1989’da “İşçi Sözü” gazetesinden ayrılır ve Pablocularla birlikte “Patronsuz Generalsiz Bürokratsız Sosyalizm ” (PGBS) gazetesini çıkarmaya başlar. 1990’da parti kurma girişimleri sürecinde “Stalinist”lerle siyasi işbirliği konusunda tartışmalar yaşanır.

SSS-Sosyalizm çevresi 1992’de, PGBS’den ayrılır. Daha sonraki süreci “SSS Sosyalizm ”den okuyalım:
“1993 yılında, bizden sonra PGBS’den ayrılmış olan ve Morenocuların ağırlıklı olduğu bir ekip ile bir süre tartışma yürüttükten sonra birlikte Enternasyonal Bülten (EB) dergisini çıkartmaya başladı. Dergi, ilk sayısından itibaren LİT’e (Uluslararası İşçi Birliği) ve Nahuel Moreno’ya sempatisini ifade ediyordu. Ancak bu durum, özümsenmiş bir programatik yaklaşımın ya da bütünsel bir eğilimin ürünü değildi. EB içinde, Ernest Mandel ’in Birleşik Sekreterliğine ‘karşı duran ’ Moreno ’ya genel bir sempati vardı ama bu sempatinin ardında herhangi bir bilgi birikimi yatmıyordu. Biz EB içerisinde LİT’çilerin varlığını bir zenginlik sayar ve onlardan öğrenmeye çalışırken,LİT’ciler başka hesaplar içindeydi. Birlikte başlattığımız EB süreci, LİT’in içimizdeki Morenocular ile birlikte 1995 yılında gerçekleştirdiği bir darbe ile sona erdi. Biz, EB ’yi, yalanlar ve düzmece bilgiler üzerine kurulu bir uluslararası ilişkinin parçası olmayı kabul edenlere bırakarak ayrıldık. ” (http://www.
sosyalizm.eu/?page_id=2)
SSS-Sosyalizm çevresi Enternasyonal Bülten’den ayrıldıktan sonra yeni kurulmuş olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ni (ÖDP) çalışma alanlarından birisi olarak belirler. ÖDP’nin sosyalist bir işçi partisine dönüşemeyeceği saptamasını yapan SSS-Sosyalizm çevresi, ÖDP içerisinde kendi programları doğrultusunda çalışma yaparak yeni alanlar açmak ve zamanı geldiğinde ÖDP’den ayrılmayı hedefler. ÖDP içerisinde PGBS (Patronsuz Generalsiz Bürokratsız Sosyalizm) çevresi ile 1998’de yeniden birleşme sağlanır. Ama bu birlik de fazla uzun sürmez.

1999’da PGBS’de ayrılık yaşanır ve ayrılanlar “İşçi Mücadelesi / DİP Girişimi”ni oluştururlar. PGBS içinde 2002 ’de yeniden bir ayrışma yaşanır ve ayrılanlar sonradan “İşçi Kardeşliği Partisi” ni kurarlar. Ayrılanlar PGBS gazetesinin yasallığını SSSSosyalizm çevresine vermezler. Bu yüzden 200 2 ’de “Sınıfsız Sınırsız Sömürüşüz Sosyalizm” dergisi yayınlanmaya başlar.

Toplam dokuz sayı çıkar. Ocak 2 0 0 6 ’da Sendikal Sol Muhalefet Bülteni yayınlanmaya başlanır. SSS-Sosyalizm çevresi uzunca bir süredir, politik görüşlerini internet yayıncılığını kullanarak www.sss-sosyalizm.org üzerinden yapmaktadır.

SSS-Sosyalizm, Troçki önderliğindeki 4. Enternasyonal’in kuruluş belgelerine sahip çıkar, sonrasındaki önderlikleri (Pabloculuk-Morenoculuk-Mandelcilik vs.) revizyonist olarak tanımlar.

4. Enternasyonal’in yeniden inşasını savunur. “İşçi Mücadelesi Dergisi”ni (DİP) Pabloculukla suçlar. Bu anlamda “Ortodoks Troçkizm ”in AA-KK/T’de ki temsilcisi, SSS- Sosyalizm çevresidir.

Diğer troçkist örgütler gibi SSS-Sosyalizm de, Lenin’i savunur gözüküp Lenin’i ve tarihsel gerçekleri çarpıtmaktadır. Şöyle diyor SSS-Sosyalizm:
“1917’de Rus işçi sınıfı iktidarı ele geçirmiş ve Sovyetler üzerinde yükselen bir işçi devleti kurmuştu. ” (http://www.sosyalizm.eu/?p=3166)

troçkistler, işçi sınıfı dışındaki sınıfların konumunu anlayamadıkları için çokça işçici kesiliyorlar. Köylülüğün özellikle de yoksul köylülüğün devrimde oynayabileceği rol gözardı ediliyor. Kurulacak iktidarlar hep “işçi devleti ” olarak adlandırılıyor. Bilindiği gibi 1920’de sendikalar bağlamında bir tartışma yürütülür. Lenin sendikalar meselesinde Troçki’nin görüşlerini amansızca eleştirir. Lenin şöyle der: 
“Fakat böyle gayri ciddi şeylerle uğraşan Troçki yoldaş hemen bir hataya düşüyor. Ona göre, işçi sınıfının maddi ve manevi çıkarlarını savunmak işçi devletinde sendikaların görevi değildir. Bu bir hatadır. Troçki yoldaş ‘işçi devleti’nden söz ediyor. İzninizle bu bir soyutlamadır. 1917’de işçi devleti diye yazmamız anlaşılır bir şeydi; fakat bugün birisi gelip bize ‘burjuvazinin olmadığı, devletin işçi devleti olduğu bir ortamda işçi sınıfını niçin, kime karşı savunmak gerekiyor ’ derse eğer, apaçık bir hataya düşmüş olur. O tam bir işçi devleti değildir, mesele de bu ya zaten. Troçki yoldaşın temel hatalarından biri buradadır. Şimdi genel ilkelerden amaca uygun müzakereye ve kararnamelere geçtik, fakat pratik ve amaca uygun olana girişmekten alıkonulmak isteniyoruz. Bu olmaz. Gerçekte bir işçi devleti değil, bir işçi-köylü devletimiz var. ” (a.b.ç.) (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, Inter Yayınları, s. 32-33) 
Troçki’nin proletarya diktatörlüğü ve sosyalizm kavramları konusunda savunduğu görüşler Marksizm-Leninizm’e aykırıdır. Troçki’nin köylülük konusundaki görüşlerini biliyoruz. Troçki’ye göre; proletarya diktatörlüğü sosyalist önlemler almaya başladığında köylülükle tamamıyla çatışmaya girmelidir. Troçki, kır proletaryası ve yoksul köylülüğün de sosyalizm mücadelesine kazanılmasına karşı çıkar ve şöyle der: 
“Böyle yapmakla proletarya, yalnızca, devrimci mücadelesinin ilk aşamaları boyunca kendisini destekleyen tüm burjuva gruplarla değil, kendisiyle işbirliği yaparak iktidara geldiği köylülüğün geniş kitleleriyle de düşmanca bir çatışmaya girecekti. ” (Troçki, 1905, Önsöz, Tarih Bilinci Yayınları) 
Troçki’ye
göre proletarya diktatörlüğü, köylülüğün yoksul tabakası kazanılmadan, küçük burjuvazinin etkisi kırılmadan “aşamasız ve sürekli” olarak proleter devrim gerçekleştirilmelidir. Troçki’nin söyledikleri açık. Bu yüzden Troçki ve takipçilerinin “işçi devleti”nden bahsetmelerinin nedeni yoksul köylülük ve kır proletaryasının önemini, işçi sınıfının bu sınıflarla ittifak yapabileceği olgusunu görmemelerinden dolayıdır. İşçi devleti kavramının içeriği böyle doldurulduğu için yanlıştır. Lenin’in
dediği gibi “bir işçi devleti değil, bir işçi-köylü devletimiz var. ”

Lenin’i dillerine pelesenk edenlerin Lenin’den öğrenmeleri gerekir. Tabi öğrenme diye bir dertleri varsa.

Bürokrasi Meselesi:

SSS-Sosyalizm şöyle diyor: 
“1920’lerin başlarında Sovyetler Birliği’nde bürokrasi hızla güçlenmeye başladı. Sovyet bürokrasisinin Marksizm ’e açtığı savaş, ‘tek ülkede sosyalizm ’ sözde kuramı altında özetlendi. Bürokrasinin Stalin önderliğindeki ulusalcı kanadı karşısında Marksizmin - Leninizmin bayrağını taşıyanlar Troçki ve Sol Muhalefet oldu. SSCB 'deki Sol Muhalefet, Stalinist bürokrasiye karşı mücadelede binlerce kadrosunu kaybetti ve yenilgiye uğradı. Stalin ’in elindeki devasa baskı ve infaz aygıtı, Ekim Devrimi ’ni gerçekleştiren Merkez Komite ’nin neredeyse tamamının da aralarında yer aldığı bütün bir Bolşevik devrimciler kuşağını, kabaca 1924-1936yılları arasında ortadan kaldırdı. Stalinist bürokrasi, işçi devletinin gerçek organları olarak Sovyetlerin varlığına son veren ve işçi sınıfını iktidardan bütünüyle uzaklaştıran 1936 Anayasası ile birlikte, gerçekte işçi devletinin sonunu ilan etmişti. ” (http://www.sosyalizm.eu/?p=3166)
Tek ülkede sosyalizm meselesinde daha önce tavır takındığımız için burada bir kez daha üzerinde durmayı gerekli görmüyoruz.
Ama 1920’lerin başlarında ne olduğuna bakalım.
İç savaş döneminde Savaş Komünizmi uygulanmıştı. İç savaş sona erdikten sonra, ülke barışçıl iktisadi inşaya geçmiş, savaşın ve emperyalist ablukanın ürünü olan katı Savaş Komünizmi’ni sürdürmek için bir neden kalmamıştı. Tersine bu siyasetin sürdürülmesi, proletarya diktatörlüğünün sürdürülmesi için elzem olan orta köylülüğün müttefik olarak kazanılması siyasetini imkânsız kılacaktı. Troçki ve hempaları ise, Savaş Komünizmi’ni gevşetmeye gerek olmadığını, tam tersine vidaların daha da sıkıştırılması gerektiğini savunuyorlardı. Troçki, Lenin ve Bolşevik Parti Merkez Komitesi üyelerinin çoğunluğuna karşı mücadeleyi başlattı. Troçki, 1920 Kasım’inin başlarında toplanan V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı Komünist Fraksiyonu’nun oturumunda, “vidaları sıkıştırma” ve “sendikaları sarsma” gibi şiarlarla ortaya çıktı. Parti içerisinde yürüyen tartışmada Troçki ve yandaşlarının tezleri mahkûm edildi. 8 Mart 1921’de toplanan X. Parti Kongresi’nde, sendikalar üzerine tartışmanın sonuçları toparlandı ve Troçki’nin görüşleri ezici bir çoğunlukla mahkûm edildi.

Troçki’nin bürokrasiye karşı savaşıp savaşmadığı konusuna, Troçki’nin sendikalar konusundaki tavrı ile başlayalım. Lenin, Rusya’da iç savaşın sona ermesi ile birlikte kitlelerin yönetilmesinde yeni yöntemlere geçişi, kitlelere emir vermekten vazgeçilmesi gerektiğini savunuyor ve sendikaları komünizmin okulu olarak değerlendiriyordu. Troçki, sendikalar konusunda bürokratik tavır takınarak, sendikaların rolünü gözardı ederek sendikalarda askeri yöntemlerin uygulanmasını savunuyordu.

Sendikalarda örgütlenmiş işçi sınıfının “z o r ” yoluyla sosyalizmin inşasına katılması mümkün değildi. İşçi sınıfı ancak bilinçli bir mücadele ile sosyalizmin inşasına katılabilirdi. Troçki, Savaş Komünizmi döneminde uygulanmak zorunda olunan askeri yöntemleri egemen kılmak istiyordu.

Lenin, Troçki’nin bu çabasını şöyle mahkûm eder:
“Değerli bir askeri deneyim mevcut: Kahramanlık, uygulamada titizlik vs. Askeriye içinde en kötü unsurların deneyiminde kötü bir şey var: Bürokratizm, kendini beğenmişlik. Troçki’nin tezlerinin, onun bilgisi ve isteği dışında, askeri deneyimin en iyilerinin değil, en kötülerinin destekçisi olduğu görülmüştür, (abç) Siyasi yöneticinin sadece kendi politikasından değil, yönettiklerinin yaptıklarından da sorumlu olduğunu unutmayın. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, İnter Yayınları, s. 46)
Troçki, Savaş Komünizmi dönemindeki yöntemlerin sürdürülmesinden yana tavır takınıyordu. O bunu yaparken askeri deneyimin en kötülerine (bürokratizm, kendini beğenmişlik) dayanıyordu. 

Troçki, sendikaların ordu tarzında, “z o r ” ilişkisi içerisinde yönetilmesini, Savaş Komünizmi döneminde zorunlu olarak kurulan sendikal organların ayrıcalıklarının devam ettirilmesini savunuyordu. Oysa iç savaşın bitmesi ile sendikalarda normal yaşama dönülmesi gerekiyordu. Sendikalarda ikna, eğitim ve sosyalist inşaya bilinçli katılım temel yöntemdi. 

Lenin, “Sendikalar, Mevcut Durum Ve Troçki Yoldaşın Hataları Üzerine ” başlıklı makaleyi şöyle sonlandırıyordu: 
“Sonuç: Troçki ve Buharin’in tezleri bir dizi teorik hata, bir dizi ilkesel yanlışlık içeriyor. Siyasi olarak, meseleye tüm yaklaşım tarzı tam bir densizliktir. Troçki yoldaşın ‘tez ’leri politik olarak zararlıdır. Onun politikası son tahlilde sendikaları bürokratikçe hırpalama politikasıdır. Ve Parti Kongremizin bu politikayı mahkûm ve reddedeceğinden eminim. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, İnter Yayınları, s. 51,)

Görüldüğü gibi Lenin Troçki’nin tezlerinin zararlı olduğunu, bu politikanın bürokratik olduğunu söylüyor. Lenin ile Troçki arasında temel ayrım noktalarından bir tanesi de işçi kitlelerine yaklaşım sorunu idi. İşçi kitlelerine yaklaşımda ikna yöntemi mi yoksa zor yöntemi mi kullanılacaktı? 

Lenin,Troçki ile ayrılıklarından bahsederken bu konuda şöyle diyor:

“Var olan gerçek görüş ayrılıkları, yukarıda saydıklarım bir yana bırakılırsa, kesinlikle genel ilke sorunlarıyla ilgili değildir. Buna karşılık, Troçki yoldaşla aramdaki yukarıda saydığım ‘görüş ayrılıkları’na işaret etmek zorundaydım, çünkü son derece kapsamlı bir konu olan ‘Sendikaların Rolü ve Görevleri’ konusunu seçen Troçki yoldaş, bana göre, proletarya diktatörlüğü sorununun özüyle bağıntılı olan bir dizi hataya düşmüştür. (abç) Fakat bunu bir yana bırakırsak, ortaya şu soru çıkıyor: Çok gereksinim duyduğumuz tek adammışçasına işbirliği bizde gerçekten neden mümkün olmuyor?  
Kitleye nasıl yaklaşılacağı,kitlenin nasıl kazanılacağı, kitleyle nasıl bağ kurulacağının yöntemleri üzerine görüş ayrılıkları yüzünden mümkün olmuyor. Meselenin püf noktası budur. Ve kapitalizm koşulları altında kurulan, kapitalizmden komünizme geçişte kaçınılmaz olan, uzak gelecekte tartışmaya açık kuruluşlar olarak sendikaların özelliği tam da buradadır. Bu, sendikaların tartışmaya açık olacakları uzak bir gelecektir; torunlarımız bunun üzerine sohbet edeceklerdir. Bugün önemli olan ise kitlelere nasıl yaklaşılacağı, onların nasıl kazanılacağı, onlarla nasıl birleşileceği, çalışmanın (proletarya diktatörlüğünü gerçekleştirme çalışmasının) karmaşık transmisyonlarının nasıl sağlanacağıdır. 
Dikkat edin, çalışmanın karmaşık transmisyonları dediğimde Sovyet aygıtını kastetmiyorum. Orada daha ne tür transmisyon karmaşıklığının görüleceği apayrı bir konudur. Şimdilik sadece soyut ve ilkesel olarak, kapitalist toplumdaki sınıflar arasındaki ilişkilerden sözediyorum; orada proletarya var, proleter olmayan emekçi kitleler var, küçük-burjuvazi var ve burjuvazi var. 
Sovyet aygıtı içinde bürokratizm olmasa bile, sadece bu açıdan bile, kapitalizm tarafından yaratılmış olan şey transmisyonların olağanüstü karmaşıklığına yol açmaktadır. Ve sendikaların ‘görevi’nin zorluğunun nerede olduğu sorusunu sorarken öncelikle bu düşünülmelidir. Gerçek görüş ayrılığı, yineliyorum, kesinlikle Troçki yoldaşın onu gördüğü yerde değil, bilakis kitlelerin nasıl kazanılacağı, kitlelere nasıl yaklaşılacağı, onlarla nasıl birleşileceği sorununda yatmaktadır. ” (abç) (Lenin,Seçme Eserler, Cilt 9, İnter Yayınları, s. 31-32,)
Lenin’de sorunun konuluşu böyledir. İşçi kitlelerini askeri yöntemlerle harekete geçirmeyi önerenler nasıl oluyor da bürokratizme karşı mücadele ettiklerini söyleyebiliyorlar? Görüldüğü gibi 19 2 0 ’li yıllarda Sovyetler Birliği’nde bürokrasiye karşı mücadele eden Troçki değil, Lenin önderliğindeki Bolşevikler idi. Troçki’nin sendikalar üzerine görüşlerindeki teorik hatalar, basit bir yanlış anlama değildir. Bu, Troçki’nin proletarya diktatörlüğü, sosyalizm, tek ülkede sosyalizmin inşası konularındaki teorik kavrayışsızlığınm ve çarpıtmalarının sonucudur.

Proletarya diktatörlüğünün ülke içinde ve uluslararası alanda birbirine bağlı iki temel görevi vardır. Birincisi, ülke içinde sosyalizmin inşası, proletarya ve yoksul köylülüğün ittifakının sağlanması; İkincisi, dünya proleter devriminin desteklenmesidir.

Bu iki görev birbirine bağlıdır. Tek ülkede sosyalizmin inşa edilmesi, dünya devrimi için büyük imkânların yaratılması anlamına gelir. Tek ülkede sosyalizmin inşa edilmesi, diğer ülkelerde gelişen proleter hareketler sonucu kapitalist kuşatma yarılabilinir. Bu yüzden tek ülkede sosyalizmin kuruluşu dünya devriminin gelişiminin önemli halkalarından birisidir.

Troçki’nin sendikalar konusundaki teorik hatası bu ikili görevi kavramamasının bir sonucudur. Troçki teorik hatalar yapmakla kalmıyor, sosyalizm kavramını çarpıtıyor ve tek ülkede sosyalizmin gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu söylüyor. Tek ülkede sosyalizm mümkün olmadığına göre, proletarya diktatörlüğünün tek görevi dünya devrimidir sonucuna ulaşıyor.

Proletarya diktatörlüğünün, kendi ülkesinde sosyalizmi inşa etmek gibi bir derdi yoksa, tek amacı gerekirse diğer ülkelere fiili müdahaleyle dünya devrimini “desteklemek”se, o zaman sürekli bir savaş hali mevcuttur. Proletarya diktatörlüğü diğer kapitalist ülkelere savaş açmalıdır. Troçki’ye göre uluslararası proletaryaya ancak bu şekilde yardım edilebilinir. 

Bu bakış açısı sosyalizme ve dünya devrimine ihanettir. Troçki’nin planında lafta çok entemasyonalist görünümlü intihar vardır, ama ülke sınırları içerisinde sosyalizmin inşası yoktur.

Troçki bu bakış açısından yola çıkarak sendikaları yorumlar.
Tek ülkede sosyalizm mümkün olmadığına göre, proletarya diktatörlüğü diğer ülkelerle doğrudan savaşa girmek zorunda olduğundan, sendikalar askeri yöntemlerle yönetilmelidir. Troçki tek ülkede sosyalizmin inşasını mümkün görmediği için sendikalarda askeri yöntemlerin esas alınması gerektiğini savunuyordu.

Lenin ile polemiğinin sebeplerinden birisi de budur. Lenin, bu gerçeği görmüş, Troçki’nin sadece sendikalar konusunda değil, proletarya diktatörlüğü konusunda da hatalı fikirlere sahip
olduğunu belirtmiştir
“çünkü son derece kapsamlı bir konu olan ‘Sendikaların Rolü ve Görevleri konusunu seçen Troçki yoldaş, bana göre, proletarya diktatörlüğü sorununun özüylebağıntılı olan bir dizi hataya düşmüştür”. 
İşte Troçki’nin proletarya diktatörlüğünün özüyle bağlantılı olan hataları, sendikalar konusundaki hatalarının temel nedenidir. Troçki bürokrasiye karşı savaş açmamış tersine bürokrasiyi savunmuştur. Tarihsel gerçeklik budur. Bu sorunu uzun uzun anlatmamızın nedeni, troçkistlerin yalanlarını ve çarpıtmalarını açığa çıkarmaktır.

SSS-Sosyalizm grubuna göre; “Marksizmin - Lenınizmin bayrağını taşıyanlar Troçki ve Sol Muhalef” imiş. Şimdi Troçki’nin “Sol Muhalefet ”i nasıl örgütlediğine bakalım. Troçki Lenin’in hastalanması ve ölümüyle birlikte Bolşevik Parti’ye karşı açıktan ve hizipçi savaşımına hız verdi. Lenin’in ölümünden hemen önce yapılan (16-18 Ocak 1924) XIII. Parti Konferansı’nda troçkist muhalefet kendisini açıkça ortaya koyuyordu. Zor dönemlerde Troçki ya partiyi terketmesi veya karşı cepheden partiye saldırması ile biliniyordu. 1923 Sonbaharinda Almanya ve Bulgaristan’daki devrim yenilgiye uğramıştı ve ülke içinde ekonomik sıkıntılar yaşanıyordu. Lenin, hastaydı. Tam da bu dönemde Troçki, Bolşevik Parti’ye karşı saldırıya geçti. Troçki, parti içindeki tüm anti-Leninist unsurları etrafında topladı ve muhalif bir platform ortaya çıkarttı. Platforma “46 Muhalifin Açıklaması ” adı verildi. Açıklamalarında, ciddi bir iktisadi kriz doğacağı ve Sovyet iktidarının yıkılacağı kehanetinde bulundular. Muhalefet, bu durumdan çıkış yolu olarak parti içinde hiziplere ve gruplaşmalara özgürlük talep ediyordu.

“4 6 ’lar Platformu ”nun hemen ardından, Troçki’nin, parti kadrolarına yazdığı bir mektup devreye sokuldu. Bu mektupta Troçki daha önce bilinen eski Menşevik görüşlerini tekrarlıyordu. Bu iki belge troçkistler tarafından parti üyelerinin tartışmasına sunuldu, troçkistler açıkça partiye meydan okuyor ve parti içinde genel bir tartışma açılmasını istiyorlardı. Parti bu isteği kabul etti ve parti içinde genel bir tartışma açıldı. Bu genel tartışma sonrasında troçkistler parti içinde ağır yenilgi aldılar.

Sadece üniversite ve devlet dairelerindeki hücrelerin küçük bir kısmı, troçkistler lehinde oy kullandı. Ocak 1924’te XIII. Parti Konferansı toplandı. Konferans, troçkist muhalefeti mahkûm etti. Konferansın aldığı kararlar, daha sonra XIII. Parti Kongresi ve Komintem V. Kongresi tarafından da onaylandı.

1924 Sonbaharinda Troçki’nin “Ekim Dersleri” adlı makalesi yayınlandı. Troçki bu makalesinde Ekim Devrimi’nin önderi Lenin’e ve partiye saldırdı. Stalin 1924 yılında yayınlanan “Leninizm’in Temelleri Üzerine” adlı eserinde Troçkizm’in teorik temellerini açığa çıkardı ve mahkûm etti. Aralık 1925’te XIV. Parti Kongresi toplandı. Bu Kongrede Zinovyev ve Kamenev’in başını çektiği bir muhalefet grubu ortaya çıktı. Parti, SSCB’de sosyalizmin inşa edilmesi için ülke sanayisinin geliştirilmesini savunuyordu. Bu doğrultuda, sanayinin ihtiyacı olan makinelerin kendi imkânlarıyla üretilebilmesi gerekiyordu. Ancak bu yolla kendi sanayisini geliştirebilen bir ülke konumuna gelinebilirdi. Muhalefet ise, sosyalist sanayinin öncelikli olarak üretim araçları üretimine ve partinin sanayileşme planına karşı çıkıyordu. Bunun yerine ülke sanayisinin yalnızca hammadde ve tüketim maddeleri üretmesi ve ihraç etmesi gerektiğini, üretim araçları üretmemesi gerektiğini savunuyordu. 

Bu plana göre makineler üretilmemeli, emperyalist ülkelerden ithal edilmeli, ülke bir tarım ülkesi olmaya devam etmeliydi. Muhalefetin sanayileşme planı, sosyalizmin temeli olan sanayileşmeyi inkâr eden, sosyalizmi yıkıma götüren ve ülkeyi emperyalizmin sömürgesi bir tarım ülkesine dönüştürecek bir plandı.

Zinovyev ve Kamenev’in başını çektiği muhalefetin bu planı,XIV. Parti Kongresi’nde mahkûm edildi. Zinovyev ve Kamanev partinin çoğunluğu tarafından alınan kararlara uymayı, parti birliğini ve disiplinini reddeden bir tutum takındılar. Onlar parti karşıtı bir grup olarak özerkliklerini korumak istiyorlardı. Bu doğrultuda XIV. Parti Kongresi’nin kararlarını kabul etmediler.

Kongrenin birlik çağrılarını da pratik tutumlarıyla reddettiler.

1926 Yazı’nda parti karşıtları troçkistler ve Yeni Muhalefet (Kamanev ve Zinovyev) başta olmak üzere tüm anti-Leninist akımları içerisinde toplayan birleşik Muhalefet Bloku oluşturuldu.
1921’de X. Parti Kongresi’nde hizip kurmayı yasaklayan parti kongresinin kararma karşı meydan okuyordu muhalefet. Muhalefet Bloku’nda, troçkistlerden Yeni Muhalefet’e, eski demokratik merkeziyetçilerden, Menşevik teorilerin savunucularına kadar, bütün yozlaşmış ve anti-Leninist konumda bulunan akımlar yer alıyordu. Muhalefet Bloku’nda yer alanların, SSCB’de sosyalist inşanın engellenmesi, partinin Leninist çizgiden uzaklaştırılması noktalarında ortak paydaları vardı. Bu nokta bütün karşı devrimci unsurların birlikte hareket etmesi için yeterli idi. Sosyalizm karşıtı muhalefet, parti ve sosyalizm karşıtı çizgisini “sol” sloganlarla gizlemeye çalışıyordu. Sosyalizme karşı her saldırı “sosyalizm "i savunma adına yapılıyordu.

Troçkizm’in en önemli özelliklerinden biri olan ikiyüzlülük muhalefetin genel çizgisi idi.

1926 Sonbaharı’nda muhalefet, Moskova, Leningrad ve diğer kentlerdeki fabrika parti toplantılarında kendi platformunu dayatıp tartışmaya kalkıştı. Parti üyeleri, muhalefetin dayatmalarına sert karşılık verdi ve hatta kimi yerlerde parti toplantılarından atıldılar. Merkez Komitesi, muhalefet yandaşlarını,
partiye karşı yıkıcı faaliyetlerine karşı daha fazla hoşgörülü yaklaşılamayacağım belirterek muhalefeti yeniden uyardı. Bu uyarı sonucu muhalifler, Merkez Komitesi’ne bir açıklama gönderdiler.

Bu açıklamanın altında Troçki, Kamenev, Zinovyev ve Sokolnikov’un da imzaları bulunuyordu. Açıklamada kendi hizipçi faaliyetleri mahkûm ediliyor ve partiye sadık kalınacağına söz veriliyordu. Bu açıklamaya rağmen, Muhalefet Bloku varlığını sürdürüyor ve yandaşları parti düşmanı illegal faaliyetlerini artırıyorlardı. Muhalifler bu dönemde illegal bir matbaa kurdular, yandaşlarından üye aidatı toplamaya başladılar ve platformlarını daha da yaygınlaştırdılar.

26 Ekim - 3 Kasım 1926 tarihleri arasında toplanan XV. Parti Konferansı’nda, Aralık 1926’da toplanan Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi Genişletilmiş Plenumu’nda troçkistler ve Zinovyevciler bloku üzerine tartışıldı. Alman kararda blok yandaşları, Menşevik pozisyonlara düşmüş bölücüler olarak damgalandı. Tüm bu tartışmalara rağmen blok yandaşları partiye karşı saldırılarını şiddetlendirdiler. 1927’de “83’ler Platformu ” adı altında anti-Leninist bir platform kuruldu. Bu platform parti üyeleri arasında yaygınlaştırıldı ve Merkez Komitesi’nden yeni genel bir parti tartışması talep edildi. Troçki’nin kitapları dışında kitap okuma ihtiyacını hissetmeyenlere, okuyucunun affına sığınarak “SBKP(B) Tarihi Kısa Ders ”ten uzun bir alıntı aktarmak istiyoruz. 

Burada muhalefetin ne olduğu, nereye evrimlendiği ve parti içerisinde gerçek gücünün ne olduğu ortaya konmaktadır. Bu tespitler tarihsel gerçeklerdir, troçkist yalanlar bu tarihsel gerçekleri ortadan kaldıramaz.

“Bu platform, bütün muhalif platformlar içinde en yalancı ve en ikiyüzlü olanıydı. Lafta, yani platformlarında, troçkistler ve Zinovyevciler Parti kararlarına riayet edilmesine karşı hiçbir itiraz getirmiyorlar ve Partiye sadakatten yana olduklarını açıklıyorlardı, gerçekte ise Parti kararlarını en kaba şekilde ihlal ediyor ve Parti ve onun Merkez Komitesi karşısında her türlü sadakatle alay ediyorlardı.

Lafta, yani platformlarında, Partinin birliğine karşı hiçbir itiraz getirmiyorlar ve bölünmeye karşı çıkıyorlardı, gerçekte ise Partinin birliğini en kaba şekilde ihlal ediyor, bölünmeye doğru rota tutuyor ve daha şimdiden, anti-Sovyet, karşı-devrimci bir parti haline gelmek için bütün özelliklere sahip olan kendi ayrı, illegal-anti-Leninist partilerini kurmuş bulunuyorlardı.

Lafta, yani platformlarında, sanayileşme politikasından yana olduklarını açıklıyor ve hatta Merkez Komitesini, sanayileşmeyi yeterince hızlı yürütmemekle suçluyorlardı, gerçekte ise Partinin Sovyetler Birliği ’nde sosyalizmin zaferine ilişkin kararına kara çalıyor, sosyalist sanayileşme politikasıyla alay ediyor, bir dizi işletmenin kapitülasyonlar şeklinde yabancılara verilmesini talep ediyor ve bütün umutlarını, SSCB ’ndeki bu yabancı kapitalist imtiyazlara bağlıyorlardı. Lafta, yani platformlarında, köylü işletmelerinin kollektifleştirilmesi hareketinden yana olduklarını açıklıyor ve hatta Merkez Komitesini, kolektifleştirmeyi yeterince hızlı bir tempoda yürütmemekle suçluyorlardı,
gerçekte ise köylüleri sosyalist inşa çalışmasına çekme politikasıyla alay ediyor, işçi sınıfı ile köylülük arasında ‘çözümü imkânsız çatışmalar’ın kaçınılmazlığı düşüncesini vaaz ediyor, umutlarını kırdaki ‘kültürlü kiracılar ’a, yani Kulaklara bağlıyorlardı.

Bu, muhalefetin bütün yalancı platformları arasında en yalamışıydı.
Partiyi aldatma hedefini güdüyordu.
Merkez Komitesi derhal bir genel tartışma açmayı reddetti ve muhaliflere, bir genel tartışmanın ancak Parti Tüzüğü uyarınca, yani Parti Kongresinde iki ay önce açılabileceğini bildirdi.

Ekim 1927’de, yani XV. Parti Kongresinden iki ay önce, Parti Merkez Komitesi genel Parti tartışmasını açtı. Tartışma toplantıları başladı. Tartışmanın sonuçları troçkistler ve Zinovyevciler bloku için acınacaktan da öte oldu: 724 000 Parti üyesi, Merkez Komitesinin politikası lehinde; 4000 ya da yüzde 1 ’den daha az Parti üyesi de troçkistler ve Zinovyevciler bloku lehinde oy kullandı. Parti düşmanı blok hezimete uğratıldı.

Böylece Parti, ezici çoğunluğu itibariyle, blokun platformunu oybirliğiyle reddetti.
Yargısına, blok yandaşlarının bizzat başvurduğu Partinin açıkça ifade edilen iradesi buydu.

Ama bu ders de blok yandaşlarının aklını başına getirmedi.
Partinin iradesine boyun eğecekleri yerde, Partinin iradesini boşa çıkarmaya karar verdiler. Daha tartışma sona ermeden, kendilerini yüzkızartıcı bir yenilginin beklediğini görerek Partiye ve Sovyet Hükümetine karşı daha keskin mücadele biçimlerine başvurmaya karar verdiler. Moskova ve Leningrad’da açık bir protesto gösterisi yapmayı kararlaştırdılar. Gösteri günü olarak seçtikleri 7 Kasım, her yıl Sovyetler Birliği emekçilerinin bütün ülkede devrimci halk yürüyüşleri yaptığı Ekim Devriminin yıldönümüydü. Yani troçkistler ve Zinovyevciler, paralel bir gösteri yapmaya hazırlanıyorlardı. Ama bekleneceği gibi, blok yandaşları sokağa bir avuç uzantıları dışında kimseyi çıkaramadılar.

Bu uzantılar ve onların elebaşıları genel gösteriler karşısında ezildiler, sokaklardan süpürülüp atıldılar.
Şimdi artık troçkistlerin ve Zinovyevcilerin anti-Sovyet batağa batmış olduklarına hiç şüphe kalmamıştı. Genel Parti tartışması sırasında Merkez Komitesine karşı Partiye başvurmuşlardı; şimdi ise, düzenledikleri cılız gösteriyle, Partiye ve Sovyet devletine karşı düşman sınıflara başvurma yolunu tutmuşlardı.

Bolşevik Partiyi kundaklamayı kendilerine hedef edindiklerine göre, işi ister istemez Sovyet devletini kundaklamaya kadar vardırmak zorundaydılar, çünkü Sovyetler Birliği ’nde Bolşevik Parti ile devlet birbirinden ayrılmaz. Böylece troçkistler ve Zinovyevciler blokunun elebaşıları, kendilerini parti dışına çıkarmış olurlar, çünkü anti-Sovyet batağa saplanan kişilere Bolşevik Parti saflarında daha fazla tahammül etmek imkânsızdı.

14 Kasım 1927’de, Merkez Komitesi ve Merkez Kontrol Komisyonu ’nun birleşik oturumu, Troçki ile Zinovyev 'i Partiden ihraç etti”. ('Stalin, Eserler, Cilt 15, İnter Yayınları, s. 324-325;


Görüldüğü gibi Ekim Devrimi’nin 10. yıldönümünde troçkistler, partiye ve Sovyet hükümetine karşı, karşı cepheden açıkça gösteri yapma girişiminde bulundular, ama hüsrana uğradılar.

1923 yılının sonunda başlayan tartışma, 1927 yılının sonuna kadar devam etti. Troçkizm, parti çoğunluğuna karşı başka bir parti kurmayı hedefleyen veya parti içinde iktidarı bir iç savaş yoluyla almayı amaç edinmiş bir hizip haline geldi. Troçki, tartışmayı parti organları ve kongrelerde yapılan bir tartışma olmaktan çıkararak, partiden ayrı, sözde “Stalin grubundan” bağımsız, parti merkezinin kararlarını dikkate almama hakkını kendinde gören bir hizip olarak yürüttü, troçkistler, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasını engellemeye çalıştılar. Sosyalizmin inşasını engelleyemeyeceklerini gördükleri noktada parti içinde darbe yapma veya ayrı bir parti kurma noktasına kadar geldiler, troçkistlere karşı ideolojik mücadele sonuna kadar yürütüldü.

Parti çoğunluğu Troçkizm’in karşı devrimci çizgisini reddetti. Troçkizm’in çarpıtmaları, iftiraları ve egemen hale gelmesi halinde Sovyetler Birliği’ni yok oluşa götürecek politikaları mahkûm edildi. Ancak Troçki, parti içi demokrasinin en temel ilkesi olan azınlığın çoğunluğa tabi olması ilkesini kabul etmedi. Parti merkezinin dışında kendi merkezi olan, parti kararlarını kabul etmeyen ayrı bir grup ve giderek ayrı bir parti örgütleme çalışmalarından vazgeçmedi. 

Troçki’nin partiden atılması böyle bir tartışma ve açıktan karşı devrim cephesine geçiş sürecinin ürünüdür. Lenin’in ölümü ertesinde “Sol Muhalefet ”in şekillenişi ve bu muhalefete karşı yürütülen mücadelenin öyküsü kısaca böyledir...

SSS-Sosyalizm Grubu, Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren MK üyelerinin neredeyse tamamının imha edildiğini iddia ediyor.
Merkez Komitesi’nin 10 Ekim (23 Ekim) tarihli oturum tutanaklarına göre; oturumda bulunanlar, Lenin, Zinovyev, Kamanev, Stalin, Troçki, Sverdlov, Uritski, Jerzinski, Kollontay, Bubnov, Sokolnikov ve Lomov’dur. Bu toplantıda ayaklanma sorunu görüşülüyor. Lenin’in ayaklanma üzerine önergesi oylanıyor. Karar 10 evet ve 2 karşı oyla alınıyor. Kim karşı çıkıyor ayaklanma kararına? Kamanev ve Zinovyev. Bunlar ayaklanmaya karşı çıkmakla kalmıyorlar, Bolşevik Parti’nin ayaklanma kararı aldığını Menşevik basına da anlatıyorlar. Kamanev ve Zinovyev ayaklanma konusunda, birkaç günlük bir karşı çıkıştan sonra Merkez Komitesi’nin kararına uyuyorlar. 

Ayaklanma kararının alındığı MK’da 12 kişi var. Peki yargılananlar ve haklarında yargılamalar temelinde ölüm kararı alınanlar kimler?

Zinovyev, Kamanev, Troçki ve Sokolnikov, yani dört kişi. Geriye kaç kişi kaldı? Sekiz. Demek ki Ekim ayaklanması kararını alan MK üyelerinin neredeyse tamamı yok olmamış! Tarihi gerçekler bunlar, troçkistlerin iddiaları yalanlar ve gerçeklerin çarpıtılması üzerine kurulu.

1936 Anayasası ile birlikte Sovyetler Birliği’nde işçi devletinin varlığına son verilmiş! İddia bu. 1935 Şubat ayında SSCB VII. Kongresi, SSCB Anayasası’nı değiştirme kararı alır.
SSCB’nin yeni Anayasa taslağı, Stalin önderliğinde oluşturulan Anayasa Komisyonu tarafından yazılır. Bu taslak 5,5 ay süreyle tüm ülkede açık ve kamuoyu önünde tartışılır. 1936 Kasım’ın da
VIII. Sovyet Kongresi, Anayasa tasarısını görüşmek için toplanır.

Tartışmalar ertesinde VIII. Sovyet Kongresi SSCB’nin yeni Anayasa’sını oybirliği ile onaylar. Milyonların katıldığı tartışma süreci ile kabul edilen dünyanın en demokratik anayasasıdır 1936 SSCB Anayasası. 1936 SSCB Anayasası, proletarya ve emekçilerin sosyalist devletin gerçek sahipleri olduğunu açıklamaktadır.

Onlarca ulus, milliyet ve nüfusu onbinlerle ölçülen halkların, proletarya devleti SSCB için korku değil zenginlik kaynağı olduğunu, her birine ekonomik, siyasal, toplumsal yaşamda kendisini güçlendirmesi için tüm olanakları nasıl seferber ettiğini gösteren bir Anayasa’dır. Anayasa toplam 146 maddeden oluşmaktadır. Bu Anayasa bugün de bize yol göstermeye devam ediyor, edecek. (Bu Anayasa’nın tam metni için bkz.: Stalin, Eserler, Cilt 14, İnter Yayınları, s. 107-134) Daha fazla