Pazar, Aralık 31, 2017

Türkiye’ de Troçkist Örgütler- Marksist Tutum

Troçkizm bugünün şartlarına uygun olarak varlığını sürdürmektedir.

Özellikle 1980’lerinsonu ve 1990’larm başında, Doğu Bloğu ülkelerinde çöken revizyonizmin ardından, Troçkizm’in çekiciliği artmaya başladı, troçkistler, modem revizyonizmin çökmesini, tek ülkede sosyalizmin inşa edilemeyeciği tezini ispatladığını savunarak, kendilerinin haklı çıktıklarını anlatmaya
başladılar! Bilhassa küçük burjuvazi troçkist “saf devrim ” teorilerinin çekiciliğine kapıldı. Modem revizyonizmin ihaneti
sonucu ve burjuvazinin bilinçli propagandasıyla, Troçkizm bugün yeniden canlanma evresine girmiştir. Bugün dünyada Troçki’nin ortaya koyduğu şekliyle “s a f ’ Troçkizm’i savunan, kendisini açıkça troçkist olarak da tanımlayan bir çok akım vardır.

IV. Enternasyonal içinde, yalnızca kendilerinin gerçek troçkist olduğunu iddia eden ve diğerlerini ihanetle suçlayan bir çok 
fraksiyon vardır.
Bu “s a f ’ troçkistlerin dışında, Troçkizm’den kaynaklanan düşünceleri savunan çok sayıda örgüt grup ve kişi vardır. Bunlar Troçkizm suçlamasını red etmektedirler. Ama Troçkizm’den geniş çapta etkilendikleri açıktır. Dünya çapında “emperyalizm toptan çöküşe gidiyor, her yerde hemen sıcak savaşa girişmek gereklidir" şeklinde görüşleri savunan, “öncü savaş, foko örgütlenmesi ” görüşlerini savunan, Castro-Guevara-Debray maceracı çizgisi, bugün yaygın olan yarı-troçkist akımdır.

Türkiye’de Hikmet Kıvılcımlı ana hatlarıyla troçkist bir çizginin temsilcisiydi. Ama o açıkça troçkist olduğunu söylemekten titizlikle kaçınıyordu. Troçkizm’i revizyonist düşüncelerle sulandırmıştı. Mahir Çayan yarı-Troçkizm’in ülkemizde teorik savunuculuğunu yapmış ve kesintisiz devrimde görüşlerini sistemli bir şekilde ortaya koymuştu. THKO’nun savunduğu görüşler esas olarak yarı-troçkist görüşlerdi. Kızıl Bayrak ve KÖZ vb. yapılar da açıkça troçkist olduklarını söylemiyorlar, ama savundukları görüşler itibarı ile yarı-troçkist bir konumda konaklıyorlar.

Bir zamanlar ülkelerimizde açıkça troçkist olduğunu söyleyen grup, gruplar, yok denecek kadar azdı. Ülkelerimizde daha çok açık “s a f ’ Troçkizm’den çok, yarı-troçkist akım olarak nitelediğimiz akımlar vardı. Sosyal-emperyalist kampın çöküşü ertesinde, Troçkizm’in çekiciliği ülkelerimizde de artmaya başladı.

Son yıllarda bir çok açık troçkist grup oluştu. Dünün yarı utangaç troçkistleri bugün açıkça troçkist olduklarını ilan ettiler.

Bugün ülkelerimizde Troçkizm kendisini, köylülüğün devrimci rolünün inkarı, saf proleter devrim teorisi, Sovyetler Birliği’ninkazanımlarını reddetme, Troçki’nin görüşlerini Lenin’e mal etme, Türkiye’de feodal artıkların varlığının inkarı, dünya devrimci hareketi konusunda merkezci bir tavır takınma, emperyalizmin ülkeyi geliştirdiği teorilerini savunma ve "foko” teorilerini savunmak vb şekillerinde gösteriyor. Ülkelerimizde bulunan ve kendilerini açıkça troçkist olarak nitelendiren kimi
gruplar şunlardır:

MARKSİST TUTUM
Proletarya bir ülkede iktidarı ele geçirdiğinde tek ülkede sosyalizmi inşa edebilir mi? 
Marksist-Leninistler ile troçkistler arasındaki temel ayrım noktalarından biri budur. Esasında Stalin,
1924’ten sonra troçkistlerin temel tezlerine karşı ideolojik mücadele yürütmüş ve troçkist tezlerin anti-Marksist-Leninist olduğunu ispatlamıştır. 

Troçki ve takipçileri, kendi tezlerini Lenin’e malederek, Lenin’in de kendi tezlerini savunduğunu iddia ediyorlar! Lenin, Troçkizm’in yanında değil karşısındadır.

Lenin’e karşı saldırıya geçildiği noktada, Troçkizm iflas eder. Troçki’nin görüşlerine inanan bir çok insan, Troçki’nin görüşleri ile Lenin’in görüşleri arasında bir paralellik olduğunu sanır.  Çünkü troçkistlerin yalan makinaları, gerçekleri çarpıtmakta ve kendi görüşlerini Lenin’e maletmektedir. troçkistler, Lenin’i çarpıtarak, Lenin’e saldırırken, Stalin’e de emperyalist burjuvazinin paralelinde saldırmaktadırlar.
“Sınıf Mücadelesinde Marksist Tutum ” adlı troçkist grup da temel tezlerini şöyle formüle ediyor:
“Sosyalizm, yerel ya da ulusal ölçekte değil, ancak dünya ölçeğinde inşa edilebilecek sınıfsız ve devletsiz bir toplumdur. Tarihsel deneyim, Stalinizmin yerleştirdiği ‘tek ülkede sosyalizm ’ sözde teorisinin ve onun pratikteki ifadesi olan ‘ulusal sosyalizmin ’gerici bir ütopya olduğunu kanıtlamıştır. ” 
“Proleter devrim sürekli devrimdir. Dünya proleter devriminin ilerleyebilmesi ve işçi iktidarlarının yaşayabilmesi için, esas olarak ileri kapitalist ülkelerde peşpeşe kazanılan zaferlere ihtiyaç vardır. Kapitalizm özellikle ana merkezlerinde vurulmadıkça yıkılamaz. ”
“Sosyalizm hedefi ulusal değil, dünyasal bir hedeftir. Keza, sosyalizm için gereken maddi önkoşulların olgunlaşıp olgunlaşmadığı sorusu da, tek tek ülkeler bazında değil dünya ölçeğinde yanıtlanabilecek bir içeriğe sahiptir. Çünkü kapitalizm, kendisinden önceki üretim tarzlarından farklı olarak, yerel ya da ulusal düzeyle sınırlı kalmayıp, dünya ölçeğinde yaygınlaşmış ve dünya sistemi yaratabilmiş bir üretim tarzıdır. Bu bağlamda, insan toplumlarının ayrı ayrı tarihlerini bir dünya tarihine dönüştüren de kapitalizm olmuştur. O halde kapitalizmi tarihsel olarak aşma iddiasını taşıyan sosyalizm de, yerel ya da ulusal ölçekte değil, ancak dünya ölçeğinde örgütlendiği zaman gerçek içeriğiyle yaşanabilecektir. Bu nedenle Stalinizmin yerleştirdiği ‘tek ülkede sosyalizm ’sözde teorisi ve bunun pratik ifadesi olan ‘ulusal sosyalizm ’ hedefi, Marksizmden köklü bir sapış ve işçi sınıfının tarihsel çıkarlarıyla örtüşmeyen gerici bir ütopyadır. ” (http://www.marksist.net/marksist_tutum/temel_goruslerimiz.htm;


Sosyalizm tek ülkede inşa edilemezmiş! Tek ülkede sosyalizm teorisini Stalin icat etmiş! Lenin, emperyalizmi kapitalizmin yeni bir aşaması ve en son aşaması olarak tahlil etti. Tek tek kapitalist ülkelerde sosyalizmin zaferinin mümkün olduğunu söyledi.

Bir ülkede proletaryanın iktidarı ele geçirdiğini varsayalım.“Kapitalizmin ana merkezlerinde ” beklenen devrim olmadı ve kapitalizm yıkılmadı! Peki, tek bir ülkede iktidarı ele geçirmiş olan proletarya ne yapacak? troçkistlere göre, proletarya geri bir ülkede iktidarı ele geçirebilir ancak dünya devriminin gerçekleşmediği koşullarda tek ülkede sosyalizmi inşa edemez!

Çok Leninist geçinen troçkistlere, Lenin ile cevap verelim:
“Dünya (ama Avrupa değil) Birleşik Devletleri, komünizmin tam zaferi demokratik devlet de dahil bütün devletlerin kesin olarak ortadan kalkmasına yol açmadıkça, sosyalizmle ilişkilendirdiğimiz ulusların birliği ve özgürlüğünün devlet biçimidir.
Kendi başına bir şiar olarak ‘Dünya Birleşik Devletleri ’ şiarı ise pek doğru değildir, çünkü birincisi, sosyalizme tekabül eder; ikinci olarak, bu şiar, tek ülkede sosyalizmin zaferinin imkansızlığı yönünde ve böyle bir ülkenin diğer ülkelerle ilişkileri hususunda yanlış düşünceler yaratabilir.
Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek başına alınan kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar. Kendi ülkesinde kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve sosyalist üretimi örgütledikten sonra, bu ülkenin muzaffer proletaryası, diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, o ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmayı körükleyerek ve hatta gerekirse sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri şiddete başvurarak kapitalist dünyaya karşı ayaklanacaktır. Proletaryanın burjuvaziyi alaşağı ederek zafer kazandığı toplumun politik biçimi, söz konusu ulusun ya da ulusların proletaryasının güçlerini, henüz sosyalizme geçmemiş devletlere karşı mücadelede gittikçe daha çok merkezileştiren demokratik cumhuriyet olacaktır. ” (İdenin, Seçme Eserler, Cilt 5, İnter Yayınları, s. 151-152;

Görüldüğü gibi Lenin “Dünya Birleşik Devletleri ” sloganını bu şekliyle yanlış buluyor. Bu slogan sosyalist bir “Dünya Birleşik Devletleri ”ni ifade etse dahi, “sosyalizmin tek bir ülkedeki zaferinin olanaksızlığı ” gibi yanlış sonuçlara yol açabileceğini söylüyor. Çünkü Lenin, sosyalizmin tek bir ülkede de gerçekleşebileceğini belirtiyor. Sosyalizmin tek ülkede zaferi ile sosyalizmin nihai zaferi arasında fark vardır, troçkistler bu farkı kavramadıkları için yanlış sonuçlara varıyorlar. Sosyalizmin nihai zaferi ancak sosyalizmin dünya çapında egemen olması veya kapitalist kuşatmanın yerini sosyalist kuşatmanın almasıyla söz konusu olabilir. Sosyalizmi, sadece tek ülke sınırları içerisindeki proletarya değil, birçok ülke proletaryasının ortak mücadelesi nihai zafere götürebilir. Sosyalizm dünya genelinde egemen olduğunda, kapitalist kuşatma ortadan kaldırıldığında, ancak bu koşullarda sosyalizmin nihai zaferinden söz edilebilir. Lenin, sosyalizmin tek ülkede nihai zafer kazanamayacağını, ancak ileri ülkeler proletaryasının çabalarıyla yani dünya genelinde sosyalizmin kurulmasıyla ancak sosyalizmin nihai zafer kazanabileceğini belirtiyor. Troçki ve takipçileri tam da bu noktada Lenin’i çarpıtıyor. Lenin daha 1914’te Troçki’nin kim olduğunu
şöyle anlatıyordu:
“1901-1903 yıllarında Troçki, ele avuca sığmaz bir Tskra’ taraftarıydı ve Ryazanov, onun 1903 yılındaki Parti Kongresi ’ndeki rolünü, ‘Lenin’in sopası’ olarak niteliyordu. 1903 sonunda Troçki bu kez ele avuca sığmaz bir Menşevik olmuştu, yani ‘Iskra ’ taraftarlığından ‘Ekonomistler ’e geçmişti; ‘eski ‘lskra ’ ile yenisi arasında bir uçurum olduğunu’ açıkladı. 1904/1905 yılında Menşeviklerden ayrılıp, yalpalayan bir tutum alarak kah ( ‘Ekonomist’) Martinov’la birlikte çalışır, kah kaba-solcu ‘sürekli devrim’i ilan eder. 1906/1907 yıllarında Bolşeviklere yakınlaşır, 1907 ilkbaharında ise Rosa Luxemburg’la dayanışma içinde olduğunu açıklar. ” (Trenin, Seçme Eserler, Cilt 4, İnter Yayınları, s. 216)
Lenin’in söyledikleri açık ve net, Troçki’nin “sürekli devrim teorisi ” ile hemfikir olmadığını anlatıyor Lenin.

Deniliyor ki; Lenin 1917 Ekim Devrimi ile birlikte Troçki’nin çizgisine gelmiştir, troçkistlerin iddiası budur. Ekim Devrimi’nden sonra da Lenin’den bir çok alıntı yapılabilinir. İşte Lenin’den bazı örnekler:
“Sosyalizm için henüz olgunlaşmamışız, sosyalizmi ‘yürürlüğe koymanın 'sırası değilmiş, devrimimiz bir burjuva devrimmiş -yani burjuvazinin uşağı olmak gerekirmiş (oysa Fransa ’nın büyük burjuva devrimcileri, 125 yıl önce, tüm ezenlere, çiftlik sahiplerine ve kapitalistlere karşı terör uygulayarak devrimlerini büyük bir devrim yapmışlardı!) 
Sosyal-Devrimcilerin de saflarına iltihak etmiş oldukları ve bu tarzda muhakeme yürüttükleri burjuvaziye karşı vazifeşinas sahte Marksistler, (görüşlerinin teorik temelleri incelendiğinde) emperyalizmin ne olduğunu, kapitalist tekellerin ne olduğunu, devletin ne olduğunu, devrimci demokrasinin ne olduğunu kavramıyorlar. Çünkü bunu kavramış olan biri, sosyalizme doğru adım atmadan ilerlenemeyeceğini kabul etmek zorundadır. ” 
(İdenin, “Tehdit Eden Felaket ve Onunla Nasıl Mücadele Etmeli”, “ 1917”, İnter Yayınları, s. 340)
“Kapitalizmin gelişmesi, farklı ülkelerde hiç de düzenli olmayan bir biçimde yürümektedir. Meta üretimi koşullarında başka türlü de olamaz. Bundan da reddedilemez bir biçimde şu çıkıyor ki, sosyalizm bütün ülkelerde aynı anda zafere ulaşamaz. Önce bir ya da birkaç ülkede zafere ulaşacak ötekiler bir süre burjuva ya da burjuva-öncesi dönemde kalacaklardır. ”
(abç.) (Lenin, “Proleter Devrimin Askeri Programı”, “Sosyalizm ve Savaş”, Sol Yayınlar, s. 56)
Lenin 1923’te şöyle söylüyordu:
“Bu kişilerin, Batı Avrupa sosyal-demokrasisinin gelişmesi sırasında ezbere öğrendikleri ve bizim sosyalizm için henüz olgunlaşmamış olduğumuz, bizim ülkemizde, bunların arasındaki çeşitli ‘bilgili ’ bayların ifade ettikleri gibi, sosyalizmin nesnel ekonomik koşullarının bulunmadığı yolundaki argüman sınırsız ölçüde şabloncudur. Ve kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmez: Fakat devrimci bir durumla, ilk emperyalist savaşta meydana gelmiş bir durumla karşı karşıya kalan bir halk, sadece içinde bulunduğu durumun çaresiz olduğu izlenimiyle, ona uygarlık yönünde ilerlemenin pek alışılmış olmayan koşullarını yaratma şansı sunan bir savaşa atılamaz mı? (...) 
Sosyalizmi kurmak için belli bir kültür seviyesi gerekiyorsa (ki bu belli ‘kültür seviyesi’nin ne olduğunu kimse söyleyemez,), neden önce bu belli seviye için koşullan devrimci yoldan elde etmekle işe başlayıp, ondan sonra, işçi-köylü iktidarı ve Sovyet düzeni temelinde, diğer halklara yetişmeye koyulmayalım?” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yayınları, s. 527-528) 
“Sosyalizmi kurmak için - diyorsunuz- uygarlık gerekiyor. Çok iyi. Fakat neden önce ülkemizde, uygarlığın çiftlik beyleri ve Rus kapitalistlerini kovmak gibi önkoşullarını yaratıp, daha sonra sosyalizm yürüyüşüne başlayamayalım? Bilinen tarihsel düzende bu tür değişikliklerin uygunsuz ya da imkansız olduğu nu hangi işe yaramaz kitapta okudunuz? ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yayınları, s. 528)
Kısacası sosyalizmin tek bir ülkede inşa edilmesi tezi Lenin’e aittir. Stalin, bu tezi geliştirmiş ve SSCB’de pratikte uygulamıştır. Sorulacak soru şudur: Proletarya, dünya devrimi olmaksızın tek bir ülkede iktidarı ele geçirebilir mi? Evet, proletarya tek bir ülkede iktidarı ele geçirebilir. Emperyalizm koşullarında devrim, emperyalist zincirin en zayıf halkasında patlak verir. Çünkü kapitalizm çarpık ve dengesiz gelişmektedir.

Proletaryanın tek bir ülkede iktidarı ele geçirmesi teorik olarak mümkün olduğu gibi, tarihsel olarak da kanıtlanmıştır. Proletarya Rusya’da bir dünya devrimi gerçekleşmeksizin iktidarı ele geçirmiştir. İktidarı ele geçiren proletarya yerinde saymayacak ve sosyalist toplumu inşa etmeye başlayacaktır. Eğer proletarya sosyalizmi inşa etmeyecekse, neden iktidara gelsin ki? Troçki ve takipçilerine göre; proletarya geri bir ülkede iktidarı ele geçirebilir ancak dünya devriminin gerçekleşmediği koşullarda tek ülkede sosyalizmi inşa edemez! Bu düşünce Marksizm-Leninizm bilimi ile çelişen bir düşüncedir.

Devam edelim. Marksist Tutum’un devlet, komünizmin evreleri ile ilgili savunduğu düşünceler anti-Marksist-Leninist düşüncelerdir.

Şöyle diyorlar:
“Komünist toplum, gerek alt gerekse üst aşaması itibarıyla sınıfsız ve devletsiz bir toplumdur. Komünist toplumun alt aşaması olan sosyalizm, özel mülkiyetin ve sınıfların olmadığı, meta üretiminin ortadan kalktığı, devletin tamamen sönümlendiği, üretimin ve sosyal yaşamın tüm alanlarında özgür üreticilerin doğrudan karar verdikleri ve uyguladıkları bir dönem olacaktır. ‘Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre ’ biçiminde ifade edilebilecek bir bolluğa erişildiğinde ise komünist toplumun üst evresine ulaşılmış olacaktır. ”
Marksist Tutum, Komünist toplumun evreleri bağlamında sap ile samanı birbirine karıştırıyor. 

Markizm-Leninizm biliminde komünist toplum iki evreye ayrılır. Alt ve üst evre. Alt evresine sosyalizm üst evresine de komünizm denilir. Bu iki evre arasında bir Çin Şeddi yoktur ama önemli farklılıklar vardır.

Komünist toplumun ilk evresi, henüz kendine özgü temeller üzerinde gelişmiş biçimiyle bir komünist toplum değil, kapitalist toplumun bağrından çıkmış biçimi ile bir komünist toplumdur. Bu toplum ekonomik, entellektüel bütün ilişkilerinde, içinde çıktığı eski toplumun izlerini taşır. Bu toplumda üretim araçları bireylerin özel mülkiyetinden çıkarılır, toplumsal mülkiyet haline gelir.

Proletarya iktidarı ele geçirdiği andan itibaren üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti adım adım kaldırır, üretim araçları üzerinde kamu mülkiyetini adım adım gerçekleştirme yoluna girer. Sanayide devletleştirme; tarımda kollektifleştirme; giderek komünleşme proletarya iktidarının tutması gereken yoldur. Tüm bu yolun sonunda sömürücü sınıflar ortadan kaldırılır. Yani önce işçi sınıfının siyasi iktidarı kurulacak ve sömürücü sınıflar yok edilecektir. Geriye aralarında farklılıklar olmasına rağmen dost sınıflar kalacaktır. Dost sınıflar arasındaki çelişme antagonist bir çelişme değildir. Buradan itibaren komünist toplumun üst evresi kendine özgü temeller üzerinden gelişmeye başlayacaktır. Gelişme içinde üretim araçları üzerindeki mülkiyet kamu mülkiyetine dönüştürülecek; kafa emeği ile kol emeği; kır ile kent arasındaki başlıca farklar kalkacak, bu dost sınıflar da yok olacaktır. Sınıfların bütünü ile ortadan kalkmasıyla birlikte, bütün bireyler özgür bir toplumun özgür bireyleri haline gelecektir.

Ne diyor Marksist Tutum? Komünizmin ilk evresinde sınıflar kalkacak, devlet yok olacaktır. Çokça Lenin’i savunduğunu söyleyenler Lenin’i çarpıtıyor. Sınıfların ortadan kalktığı ve devletin tümüyle söndüğü durum, komünist toplumun üst evresine tekabül eder. Lenin’in deyimiyle “Devletin tam sönüp gitmesi için tam komünizm gereklidir. ”, yani Komünizmin üst evresi. Sosyalist toplumda “Herkesten yeteneğine göre, herkese katkısına göre ” ilkesi geçerlidir. Komünist toplumun üst evresinin ilkesi ise “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ilkesidir. Bu konuyu Lenin’in “komünist toplumun üst aşaması ” başlığı altında söylediği iki alıntı ile bitirelim:
“Toplum, 'Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre’ ilkesini gerçekleştirdiğinde, yani insanlar toplumsal ortak yaşamın temel kurallarına uymaya alıştıklarında ve emekleri, onların yeteneklerine göre gönüllü olarak faaliyet gösterebilecekleri kadar verimli olduğunda, devlet tamamen sönüp gidebilecektir. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 7, İnter Yayınlan, s. 102.)
Sosyalizmle komünizm arasındaki bilimsel fark ise açıktır. Genellikle sosyalizm olarak nitelenen şeyi Marx, komünist toplumun ‘ilk ’ya da alt aşaması diye adlandırıyordu. Üretim araçları ortak mülkiyet haline geldiği ölçüde, ‘komünizm ’ sözcüğü buraya da uygun düşer, fakat bunun tam komünizm olmadığı unutulmadıkça. Marx ’ın açıklamalarının büyük önemi, burada da, komünizmi kapitalizmden gelişen bir şey olarak değerlendirerek, diyalektik materyalizmi, gelişim öğretisini tutarlılıkla uygulamasında yatmaktadır. Skolastik olarak icat edilmiş, ‘uyduruk’ tanımlar ve (sosyalizmin ne olduğu, komünizmin ne olduğu üzerine) yararsız laf cambazlıkları yerine Marx, komünizmin ekonomik olgunluğunun basamakları olarak nitelenebilecek şeyin bir tahlilini yapıyor.

ilk aşamasında, ilk basamağında komünizm henüz tamamen olgun olamaz, kapitalizmin geleneklerinden ya da izlerinden tamamen kurtulmuş olamaz. Komünizmin ilk aşaması sırasında burjuva hukukunun dar ufku ’nun korunması gibi ilginç bir olgu bununla açıklanır. Tüketim maddelerinin paylaşımı alanında burjuva hukuku elbette ki burjuva devletini önşart koşar, çünkü hukuk, hukuk normlarına uymayı zorlayacak durumda olan bir aygıt olmadan bir hiçtir. ” (a.g.e., s. 104-105;

Marksist Tutum grubunun yazarlarından E lif Çağlı şöyle yazıyor:
“Dolayısıyla günümüzde tüm kapitalist ülkelerde toplumsal devrimin ilerleyişi, bir işçi iktidarını kurmak üzere fiilen örgütlenmiş proletaryanın hegemonyası altında nüfusun ezilen çoğunluğunun birleşmesi halinde mümkün olabilir. Devrimin demokratik görevlerini gerçekleştirmek için, başlangıç olarak ayrı bir ‘demokratikdevrimci’iktidar aşamasına (proletarya ile köylülüğün ya da genel olarak küçük-burjuvazinin ‘demokratik’ diktatörlüğü) gerek duyulacağı biçimindeki aşamalı iktidar anlayışları, işçi sınıfının devrim stratejisini oluşturamaz. Bu türden aşamalı devrim stratejileri, teorik açıdan proletaryanın iktidar hedefini gölgeleyen, pratik açıdan ise devrimi ilerletme şansı olmayan stratejilerdir. Küçük-burjuva devrimci iktidarlar ya da proletarya hegemonyası altında gerçekleşmeyen sözde devrimci koalisyonlar, son tahlilde burjuva işbirliğiyle sonuçlanır.
Tarihsel deneyimlerin kanıtladığı üzere, emperyalizm çağında demokratik dönüşümlerin de, kapitalizmi tasfiye edecek sosyalist dönüşümlerin de üstesinden gelebilecek devrim, proleter devrimdir. Devrimci proletaryanın iktidar hedefi, proletarya diktatörlüğünün, yani işçi demokrasisinin kurulmasıdır. ”
(http://www.marksist.net/elif_cagli/MI_proletaryanin_tarihsel_
misyonu.htmj


Elif Çağlı, bildiğimiz Troçki’nin devrim aşamaları teorisini alt alta sıralıyor. Bunun için “Marksizmin Işığı Altında” kitabını yazmasına da gerek yoktu. Çünkü Troçki takriben bu görüşleri 105 yıl önce savunmuştu. Bu görüşlerin anti-Marksist-Leninist görüşler olduğu bizzat Lenin ve Stalin tarafından ortaya konmuş, bundan da önemlisi pratik tarafından mahkum edilmişti.

Ne diyor Elif Çağlı? Tek bir ülkede “işçi iktidarı ” kurulamaz, ancak tüm kapitalist ülkelerde ezilen nufusun çoğunluğu proletaryasının önderliği altında birleşirse, işte o zaman işçi iktidarı kurulabilinir! Ayrı bir demokratik devrim aşamasına gerek yok vb. Tek ülkede sosyalizmin inşa edilmesini ve emperyalizmin en zayıf halkasından kırılması gerektiğini yukarıda açıkladık.

Şimdi bir kez daha tarihi gerçeklere ve Lenin ile Troçki arasındaki ayrım noktalarının neler olduğuna bakalım.

Lenin ile Troçki arasında devrimin itici güçleri, önderliği, ittifaklar, devrimin zaferi ve sonrasında kurulacak iktidarın yapısı, sosyalist devrimle ilişkisi vb. konularda nitel bir çelişme vardı. Troçki, sosyalizm öncesi bir ara aşama olan demokratik devrimin zaferini imkansız görüyordu. Troçki’ye göre emperyalizm çağında demokratik devrimlerin çağı geçmiştir. Bu yüzden Lenin’in burjuva devrimin sonucunda oluşturulması hedeflenen iktidarın sınıf karakterini belirten proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü sloganı yanlıştır. (Troçki, Sürekli Devrim, s. 10)

Demokratik devrimin, bağımsız bir aşama olarak değil, proletarya diktatörlüğü koşullarında yani sosyalist devrimin içinde gerçekleşebileceğini savunuyordu Troçki.

1917 Şubat’ın da ne oldu? Çarlık yıkıldı. Siyasal özgürlükler kazanıldı. Bolşevik parti yasal hale geldi. Lenin ülkeye döndü. Devrimci basın, sendikalar, demekler özgür bir ortama kavuştu, Sovyetler kuruldu. Çarlığın devrilmesinden sonra, Rusya’da ikili bir iktidar ortaya çıktı. Bir yandan emperyalizm, burjuvazinin önderliğinde “Geçici Hükümet diğer yandan ise işçilerin, köylülerin, askerlerin iktidar organı olan İşçi-Köylü-Asker Sovyetleri. Ancak Şubat Devrimi ertesinde bu İşçi-Köylü-Asker Sovyetleri’nin içinde Bolşevikler değil, aslında zengin köylülerin ve küçük-burjuvazinin çıkarlarını savunan “Sosyal Devrimciler” ve “Menşevikler ” hakimdi. Lenin “Nisan Tezleri”nde “Rusya ’da Burjuva Demokratik Devrimin tamamlandığı ”nı belirtir. Evet Çarlığın yıkılması anlamında demokratik devrim tamamlanmıştı.

Fakat demokratik devrimin daha çözmesi gereken bir dizi görev vardı.

Lenin’deki değişiklik neydi? Lenin gerçekten özeleştiri yapıp Troçki’nin sürekli devrim teorisini mi savundu? Tabii ki, hayır. Lenin demokratik devrim, sosyalizm, köylülük, proletaryanın önderliği, devrim aşamaları vb. konularda görüşlerini yanlış ilan edip değiştirmedi. Lenin’de öze ilişkin değişen bir şey yoktu. Değişen yalnızca objektif koşullar, sınıflar arası güç ve ilişkilerdi. 

Troçki şöyle diyordu:
“Biz demokratik devrimi, başka herhangi bir yerden daha derinlemesine, daha kararlı, daha kusursuz bir biçimde tamamlamış olmamıza rağmen, bağımsız bir demokratik devrim yaşamadık. ” (Troçki, Sürekli Devrim, s. 109) 
Troçki’ye göre, 1917 Şubat’ında bir demokratik devrim gerçekleşmemişti. Ancak Ekim Devrimi’yle hem sosyalist hem de demokratik devrim gerçekleşmişti. 

Lenin şöyle yazıyordu:
 “1917 Şubat-Mart Devrimi ’ne kadar Rusya ’da devlet erki eski bir sınıfın, başta Nikola Romanov olmak üzere derebeyi soylu büyük toprak sahiplerinin elindeydi. Bu devrimden sonra devlet erki başka, yeni bir sınıfın, yani burjuvazinin elinde bulunmaktadır. Devlet erkinin bir sınıfın elinden başka bir sınıfın eline geçişi, bu kavramın gerek tam bilimsel gerekse de pratik-politik anlamında, devrimin en önemli, temel birinci özelliğidir. Bu ölçüde Rusya ’da burjuva ya da burjuva-demokratik devrim sona ermiştir. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yayınlan,
s. 46)
“Rusya ’da mevcut durumun özgünlüğü, proletaryanın yeterince gelişmemiş sınıf bilinci ve yetersiz örgütlülüğü sonucunda burjuvaziyi iktidara getiren devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletaryanın ve köylülüğün en yoksul katmanlarının eline vermek zorunda olan ikinci aşamasına geçişten ibarettir. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yayınları, s. 35)
Lenin, Çarlığın yıkılması ertesinde Burjuva Demokratik Devrimin tamamlandığını söyler. Demokratik devrimin bütün görevleri çözüldükten sonra sosyalist devrime geçilmesi anlayışına karşı çıkar ve devrimin sosyalist aşamaya geçişinin, Rusya şartlarında mümkün ve zorunlu olduğunu söyler. Lenin’e göre, sosyalist devrim demokratik devrimin arta kalan görevlerini de çözecektir.

Troçki, Lenin’in fikir değiştirdiğini ve Troçkizm’i savunduğunu ilan eder. Tabii ki o bunu, Lenin öldükten sonra yaptı. Troçki’ye göre Lenin, Şubat Devrimi’nden sonra “Nisan Tezleri” ile “sürekli devrim” kuramını benimsemiştir. Demokratik devrimi savunmaktan vazgeçmiş sosyalist devrimi savunmuştur. Bu tarihten itibaren Lenin proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü tezinin yanlış olduğunu görmüş, hayatı boyunca savunduğu bu tezden vazgeçmiştir! Bu tarih Lenin için bir dönüm noktasıdır. Gerçek Leninizm asıl olarak bu tarihten sonra başlar denilebilir! Troçki ve takipçilerinin iddiası budur.

 Troçki şöyle diyor:
“1905-17 Bolşevik deneyimi ‘demokratik diktatörlük’ü kapatıp, üzerine süngüyü vurabilmiştir. Kapının üzerine Lenin kendi elleriyle ‘Girilmez, Çıkılmaz’ ibaresini yazmıştır. ” (Troçki, Sürekli Devrim, s. 109) 
Lenin demokratik devrimden vazgeçmiş! Proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü yanlış ilan etmiş! Troçki, Lenin’in hiçbir zaman sosyalist devrim sloganını kullanmayacağını düşünüyordu. Çünkü Troçki, Bolşevikleri, sürekli olarak sosyalist devrimi belirsiz bir geleceğe ertelemekle, demokratik devrimi savunarak, sosyalist devrimi unutmakla, proletaryayı kapitalizm sınırları içerisinde tutmakla eleştirmiştir. Lenin zamanı geldiğinde, sosyalist devrim sloganını ortaya attığında Troçki şaşırmış kalmıştır. Bolşevizm’den hiçbir şey anlamamış olan Troçki, objektif koşullardaki değişikliğe bağlı olarak Lenin’in parti programına tamamıyla sadık kalarak sosyalist devrimi savunmasını “büyük bir değişiklik" olarak nitelemiştir.

Oysa Lenin değişmemişti. Lenin Troçki’nin çizgisine de gelmemişti. Lenin, demokratik devrim ve sosyalist devrimin ayrı olgular olduğunu, ancak aralarında geçiş olabileceğini, 1905’te de, 1917 Şubat Devrimi’nden sonra da savundu. Lenin Şubat Devrimi’nden sonra Troçki’nin “sürekli devrim’” teorisini savunmak bir yana şöyle diyordu:
“Fakat burjuva-demokratik devrimin kazanımlarım Rusya ’nın halklarının sahip olduğu şeylerin sağlam bir parçası yapmak için ilerlemeye devam etmek zorundaydık, ve ilerledik de. Burjuva demokratik devrimin sorunlarını; ilerlerken, geçerken, bizim esas ve gerçek, bizim proleter-devrimci, sosyalist çalışmamızın ‘yan ürünü ’ olarak çözdük. Reformlar -bunu her zaman söyledik- devrimci sınıf mücadelesinin bir yan ürünüdür. Burjuva-demokratik dönüşümler -dedik ve bunu olgularla ispatladık- proleter, yani sosyalist devrimin bir yan ürünüdür. 

Geçerken değinelim ki, ‘ikıbuçukuncu’ Marksizmin Kautsky, Hilferding, Martov, Çernov, Hillquit, Longuet, MacDonald, Turati ve tüm diğer kahramanları, burjuva-demokratik ve proleter sosyalist devrim arasındaki böylesi karşılıklı ilişkiyi anlamak istemiyorlar. Birincisi İkincisine doğru büyür. İkincisi geçerken birincinin sorunlarını çözer. İkincisi birincinin eserini pekiştirir. İkincinin birinciyi ne ölçüde aşacağına, mücadele ve ancak mücadele karar verir. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yayınları, s. 519)

Lenin, demokratik devrimin önemini her zaman sosyalizm mücadelesi açısından ele almıştır. Yığınların bilinç, örgütlenme ve hareket düzeyine denk düşen demokratik evresini aşan devrim, artık sosyalist devrim evresine girmiş demektir. Sosyalist devrimin gündeme gelmesi için, bütün demokratik görevlerin çözülmesi gerektiği sonucu çıkmaz. 1917’de de böyle oldu. Demokratik devrim gerçekleşti, hareket demokratik evresini genel olarak aştı ve sosyalist devrim için koşullar olgunlaştı. Burjuva devrim gerçekleştikten sonra görev, proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyine göre en kısa sürede sosyalist devrime geçiştir.

Bu Lenin’in Troçkizm’e geçmesi değil bizzat Leninizm’in ta kendisidir. Bu Leninist düşüncenin, Troçki’nin yığınların bilinç ve örgütlenme düzeyini dikkate almayan oportünist “sürekli devrim” teorisiyle uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur.

1917 Şubat ve Ekim Devrimi Troçki’nin “sürekli devrim’” anlayışını doğrulamaz; Lenin’in kesintisiz devrim anlayışını kanıtlar. Bu ikisinin üzerinde yükseldiği tezler birbirine karşıttır.

Bu konuyu Lenin’in 10 Kasım 1918’de yazdığı ve Kautsky’nin dönekliğini ispatladığı eserinden bir alıntı ile sonlandıralım.

"Ve her şey dediğimiz gibi de oldu. Devrimin seyri düşüncemizin doğruluğunu gösterdi. Önce ‘tüm ’ köylülükle birlikte monarşiye karşı, çiftlik beylerine karşı, ortaçağa karşı (ve devrim o noktaya kadar bir burjuva devrimi, burjuva-demokratik devrim olarak kaldı). Sonra, yoksul köylülükle birlikte, yarı-proletaryayla birlikte, tüm sömürülenlerle birlikte, zengin köylüler, Kulaklar, spekülatörler dahil kapitalizme karşı, ve bu ölçüde devrim sosyalist olacaktır. Bu ikisi arasına yapay bir Çin Şeddi çekmeye, ikisini birbirinden proletaryanın hazırlık derecesi ve yoksul köylülükle birleşme derecesinden başka birşeyle ayırmaya çalışmak, Marksizmin en büyük tahrifidir, onu yüzeyselleştirmektir, onun yerine liberalizmi geçirmektir. Bu, ortaçağa kıyasla burjuvazinin ilericiliğine yapılan sahte bilimsel atıflarla sosyalist proletaryaya karşı burjuvazinin gerici savunuculuğunu üstlenmek anlamına gelir. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 7, İnter Yayınları, s. 204-205) 

Lenin’in söyledikleri açık ve net.
Ne diyordu Troçki? Lenin 1917’de Troçki’nin çizgisine gelmiş!

İyi ama Lenin bu satırları 1918’de yazdı. Troçki ve takipçileri, Stalin’e saldırdıkları gibi Lenin’e saldıramıyorlar, ama Lenin’i troçkistleştirmeye çalışıyorlar! Lenin’in çizgisi ve savunduğu
düşünceler çok açık olmasına rağmen, Lenin’i çarpıtıyorlar.

Lenin’e açıktan saldırdıkları zaman biteceklerini biliyorlar. Bu yüzden güya Leninist geçinerek, birçok iyi niyetli insanın kafasını bulandırıyorlar, troçkistlere ve takipçilerine çağrımız; Lenin’den ellerini çekmeleridir.

Devam edelim. Temel görüşlerinde şöyle yazıyorlar:
“Emperyalizm çağında siyasal bağımsızlığını kazanmış, yani kendi burjuva ulus-devletini kurmuş az ya da orta derecede gelişmiş kapitalist ülkelerin sömürge, yarı-sömürge ya da yeni-sömürge kavramlarıyla ifade edilmeleri kesinlikle yanlıştır. ”
(http://www.marksist.net/marksist_tutum/temel_goruslerimiz.
htm)

Burada savunulan düşüncelerin Marksizm-Leninizm bilimi ile hiç bir ilgisi yoktur. Bugünkü emperyalist dünya ezen ve ezilen ülkeler olarak ikiye ayrılmaktadır. İleri derecede gelişmiş kapitalist ülkeler var. Emperyalizme bağımlı ülkeler var. Emperyalizme bağımlı ülkelerde de kapitalizm gelişir. Bağımlı ülkelerde gelişen kapitalizmin sınırları önemli ölçüde emperyalizm tarafından belirlenir. Görünüşte siyasi bağımsız bir dizi devlet var. Ancak bunlar ekonomik, askeri, siyasi, kültürel vb. emperyalizme bağımlıdır. Bugün kural olarak klasik sömürgecilik emperyalizmin siyaseti değildir. Tabii ki kural dışı kimi örnekler var. Ama kural olarak II. Dünya Savaşı sonrasında emperyalizm yeni-sömürgecilik dediğimiz politikayı hayata geçirdi.

Emperyalist dünya sistemi bütünlüğü içinde ele alındığında kendisi ezilen ülke kategorisi içinde olan birçok çok uluslu devlet kendi iç ilişkileri açısından ezen konumundadır. Bu ülkelerin iç sömürgeleri var. Ve bu kural dışı değil kural olandır. Marksist Tutum’a göre; bugün dünyada varolan bütün ülkeler eğer ulusal devletlerini kurmuşlarsa, bunlar kapitalist ülkedir, emperyalizme bağımlı değildir.

Bu düşünce silsilesi, Marksist-Leninist düşünce silsilesi değildir. Çokça Lenin’i savunduğunu iddia edenler, Lenin’in 1916’da yazdığı Emperyalizm kitabından hiçbir şey anlamamışlardır. Anlasalardı bu saçma sapan görüşleri de savunmazlardı.

Marksist Tutum’cular temel tezlerinde şöyle diyorlar:
“Stalinizm egemen bürokrasinin sınıf çıkarlarını yansıtan ideolojik-politik-örgütsel çizginin adıdır. Kaba tutarsızlıklar, inanılmaz zigzaglarla dolu olsa da, bu çizginin temelinde tüm Stalinistlerin ortak olarak savunmakta duraksamadıkları ‘ulusal çıkarlar ’ anlayışı yatmaktadır. Bu yüzden Stalinizm, dünya işçi sınıfının enternasyonal mücadelesini zayıflatan ve Marksizmin özüne tamamen aykırı düşen bir ideolojidir. Nasıl ki bürokratik diktatörlük işçi devletinin karşı-devrimci inkârıysa, Stalinizm de aynı şekilde Leninizmin inkârıdır. 1917 Ekim Devrimiyle hayata gözlerini açan işçi iktidarı ile bu iktidara son verip egemen olan Stalinist rejim arasında, nice Bolşevik önder ve militanın kanıyla boyanmış bir karşı-devrim süreci uzanmaktadır. ”
 Marksist Tutum’un bu tezleri hakkında önce Lenin’e başvuralım. Şöyle diyor Lenin:

Marksizmin hiçbir ciddi sorununda hiçbir zaman Troçki sağlam görüşlere sahip olmadı, her zaman şu ya da bu görüş farklılıklarının ‘yırtık ve yarıklarına sızdı’ve bu arada bir taraftan bir tarafa sıçradı. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 4, İnter Yayınları, s. 296)
 “Troçki bolşevizmi çarpıtıyor, çünkü o hiçbir zaman, Rus burjuva devriminde proletaryanın rolü hakkında bir ölçüde kesin görüşlere sahip olmayı becerememiştir. ’’ (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 3, İnter Yayınları, s. 475)
“Sonuç: Troçki ve Buharin ’in tezleri bir dizi teorik hata, bir dizi ilkesel yanlışlık içeriyor. Siyasi olarak, meseleye tüm yaklaşım tarzı tam bir densizliktir. Troçki yoldaşın ‘tez ’leri politik olarak zararlıdır. Onun politikası son tahlilde sendikaları biirokratikçe hırpalama politikasıdır. ” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt 9, İnter Yayınları, s. 51)

Kendilerine Leninist demeyi, Troçkiye ihanet saydıklarından; kendilerini “Marksist devrimciler”, “devrimci Marksizm” olarak nitelendiriyorlar. Lenin’e saldırmak çok zor olduğundan, troçkistlerimiz, Stalin nezdinde dünyada bir ilk olan proletarya devletine saldırmakta ve bu saldırı için de yalan makinalarım devreye sokmaktadır.

Lenin’in ölümü ertesinde Stalin, Leninizm’in bayrağını devraldı ve Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasına önderlik etti. Sosyalizmin anavatanını ortadan kaldırmak için emperyalistler harıl harıl çalışıyordu. Ne yazık ki, emperyalistlerin saldırılarının yedeğinde hareket edenler de vardı. Bunlar Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasına karşı çıkıyorlardı. Karşı çıkışlarına rağmen sosyalizm muazzam başarılar kazanıyordu. Sosyalizmin inşasını engelleyemeyeceklerini anlayan troçkistler sabotajlara başvurmaktan çekinmiyorlardı. Stalin, Troçki ve takipçilerinin gerçek yüzünü açığa çıkardı ve O’nun Marksizm-Leninizm ile bir ilgisinin olmadığını ispatladı.

Bundan dolayı Stalin’e saldırıyor troçkistler.

Marksizm’in kuramcıları olan Marks-Engels, pratik sosyalizmi yaşayamadılar. Marksizm, Lenin’in ustaca katkısıyla Bolşevik Parti önderliğinde Sovyetler Birliği’nde şekilleniyordu.

Sosyalizmin hayal olduğunu savunan “ütopik sosyalistler” tarih karşısında ağır yenilgiye maruz kalmışlardı. Karşı-devrimciler, Sovyet Devrimi’ni boğmanın hesabını yapıyordu. Lenin’in beklenmeyen ölümüyle, Sovyet devleti, bu genç devrimi devam ettirme, ileri taşıma vb. gibi göreviyle karşı karşıya kaldı ve bu görev öncelikle de Stalin’in omuzlarına yükleniyordu. Stalin, ilk işçi devletinin pratik devamcısı ve ilerleticisi idi. O, emperyalist buıjuvazinin korkulu bir rüyası idi. Nazi ordularını yenen ve Berlin’e kadar kovalayan Sovyet Kızıl Ordusu’nun baş komutanı idi Stalin. Emperyalist burjuvazi, Sovyetler Birliği’ni yıkamamış, tam tersine emperyalist dünya sisteminin birçok ülkesi, emperyalist sistemin dışına çıkmış ve Halk Demokrasili Devletlerini kurmuştu.

Emperyalist burjuvazinin Stalin düşmanlığı anlaşılır bir durumdur. Kendilerine “Marksist ” adını takıp burjuvaziyle aynı safta duranların ve emperyalizmin yedeğinde hareket edenlerin durumu da anlaşılırdır. Kendilerine “Marksist” adını takanların, kendilerini emperyalist burjuvaziden nasıl ayırıyorlar sorusuna, troçkistler cevap vermek zorundadır.

Stalin’e saldıran emperyalist burjuvazinin temel yöntemi yalan makinası ve tarih çarpıtıcılığıdır. Gizli servislerin laboratuvarlarında üretilen sahte belgeler ile bilinçler karartılıyor ve Stalin ile Hitler aynılaştırılıyor. Emperyalist burjuvazi, Nazizm ve Stalin’i aynı çuvala koymakta, Kızıl Ordu’nun Stalin önderliğinde verdiği tarihin en fedakar savaşımının üzerini örtmektedir.

Ne yazık ki, Stalin ile Hitler’i aynı kefeye koyma işini sadece burjuvazi yapmıyor, kendilerine “Marksist ” adını takanlar da bu koroya katılıyor. Sosyalizm düşmanlığını, Stalin’e saldırarak gizlemek nafiledir. Zira söz konusu olan dünya halklarının faşizme karşı topyekün başkaldırısıdır.

Troçki ve Troçkizm başkaldırı bir yana o sıralar Sosyalist anavatanı yıkma çağrıları yapıyordu. İşte Troçkizm’in gerçek yüzü budur.

“Stalinizm ” diye bir öğreti yoktur. Bu troçkistlerin uydurmasıdır. Stalin’i “zigzaglı” bir çizgi izlemekle suçlayanlara önerimiz, Troçki ve Stalin’i karşılaştırarak okumalarıdır. Fırıldak gibi dönen ve izlediği zigzaglarla ünlenen kişinin adı Troçki’dir. Oysa Lenin’in öğrencisi olan Stalin, Troçki’nin aksine istikrarlı bir çizgi izlemiş ve Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasına önderlik etmiştir.

Tek ülkede sosyalizmin inşa edilmesini “ulusal çıkarların” temel alınması olduğunu savunanlar, Marksizm-Leninizm’den hiç bir şey anlamadıklarını ortaya koyuyorlar. Stalin’in izlediği çizginin Lenin’in izlediği çizgi olduğunu yukarıda uzun uzun anlattık. Leninizm’e aykırı çizgi izleyenler Troçki ve takipçileridir,

Türkiye’ de Troçkist Örgütler- Marksist Tutum