Pazar, Kasım 12, 2017

Demokratik görevlerini rafa kaldıran bir mücadele Sosyalist bir mücadele olabilirmi - Türkiyede hızlı sol-sloganlar arkasında yatan revizyonizm.

Sağ ve sol oportunizmi arasındaki akrabalık yazısında vurgulamaya çalıştığımız revizyonizmin, gündemde olan “sol sapma” konusunda yaşanan en somut örneği olan demokratik mücadele görevleri ve sol sapmanın yaklaşımını Marksist Leninist teoriler temelinde değerlendirelim.

Türkiyede gündemde olan demokratik mücadele anlayışı bilinçli ya da bilinçsizce kendisini iki şekilde göstermekte, birisi demokratik mücadeleyi temel alarak Cumhuriyetin nihai amaç olduğu hayalciliğini yayan sağ sapma, diğeri demokratik mücadeleyi dışlayan, bunu `burjuvaya yedeklenme` olarak görüp, somut gerçekler ve güçler dengesinden izole bir şekilde,  bu  mücadele görevini yadsıyıp, sosyalist devrimin, özgül gündemde olduğu hayalciliğini yayan sol sapma.

Marksistler için bu iki görev ve mücadele birbirinden bağımsız olmayan, iç içe geçmiş niteliğe sahiptir. Biri diğerinden bağımsız olarak başarıya ulaşamaz. En önemlisi Marksistler somut şartların, güçler dengesinin, sınıf ilişkilerinin somut değerlendirilmesini yaparak, bu temelde asgariyi azamiye, özgül gündemi nihai gündeme bağlayarak, somut kararlar verirler, işçi sınıfının ve mücadelenin geleceği ile kumar oynamazlar.

Engels in sözleriyle, “Marksizm, bizi, sınıflar ilişkisinin ve tarihin her anının somut özelliklerinin en doğru, aslına en uygun ve nesnel olarak doğrulanabilir, denetlenebilir bir hesabını yapmaya zorunlu kılar. Biz bolşevikler, bu kurala, bilimsel temellere dayanan bir siyaset bakımından kesinkes zorunlu olan bu kurala her zaman bağlı kalmak zorundayız. “(11)

Desteksiz, değerlendirmesiz-değerlendirmenin, yani somut şartlarla ilgisi olmayan, ezberci lafazancılığın hızlı sloganların arkasında yatan, Engelsin "Kendi sabırsızlığını teorik iddia olarak ileri sürmek ne çocukça bir saflık!" (9) dediği, genellikle, ya küçük burjuva sabırsızlık ya da “güncel ve acil” mücadeleden kaçmaya çalışma taktikleri olmuştur. Bu sağ ve sol sapma akrabaları “teorik” kılıflarını da her zaman –eklektisizmle- bulmuştur.

Devrimci mücadelenin kitlelerle bağ kurma, örgütlenme, ve bu yolda demokratik haklar için mücadeleyi küçümseme ve reddetmede, genellikle "... 'Biz komünistiz' [diye yazıyorlar, Blankist-Komüncüleri, manifestolarında] 'çünkü biz, amacımıza ve zafer gününü uzaklaştırmaktan ve kölelik dönemini uzatmaktan başka bir sonuç vermeyen aradaki aşamalardan, uzlaşmalardan geçmeden ulaşmak istiyoruz” (9) içeriğinde, birbirine benzeyen açıklamalar, artık alışagelinmiş, rastlantı olma niteliğini yitirmiş kılıflar haline geldi.

“Hemen Devrim”, “ya hep ya hiç“ hayalciliği, soyut laflara dayanan küçük burjuva yaklaşımlardır. Ancak” bir Marksist, bir durumu değerlendirmek için, olabilecek olandan değil, gerçek olandan hareket eder. “”” (11) “Bir marksist, sınıflar arası ilişkilerin tahlilinde gerçek zemini terk etmemelidir.” (11)

Türkiyedeki bazı grupların gündemdeki durumu net yansıtan yazısında, “Ya hep ya hiç, ya şimdi ya hiç bir zaman küçük burjuva anlayışını karşılaştırarak anlatırken "Alman komünistleri”, diyor Engels, “kendilerinin değil, tarihi gelişmenin yarattığı bütün ara-aşamaların ve bütün uzlaşmaların ötesinde son hedefi, yani sınıfların kaldırılmasını ve toprağın ve üretim araçlarının özel mülkiyetine yer vermeyen bir toplumsal düzenin kurulmasını açıkça görebildikleri için komünisttirler. Otuzüç blankist ise, aradaki aşamaları ve uzlaşmaları yakıp kül ettikleri anda sorunun çözümleneceği ve günün birinde 'ihtilâl yeniden başladığı' ve iktidar ellerine düştüğü takdirde, ki buna kesin olarak inanmaktadırlar, 'komünizmin hemen ertesi gün kurulacağını' hayal ettikleri için komünisttirler. Eğer bu iş hemen yapılamıyorsa, demek ki komünist değildirler.”” (9)

Gerçek yaşamda örneklerinin çoğaldığı, bu “hemen” ciler, artık bürokratlaşmış, koltuklarından ve popülerliklerinden–özellikle büyük bir kısmının yurt dışında olmasının etkisiyle - düzenle fazla sorunu olmayan, yaşamlarından memnun olduklarından, emekçi halkların geleceğini ilgilendiren somut şartlara ve gelişmelere, demokratik hakların korunması mücadelesine ilgi duymamaları kaçınılmaz olmakta.

Lenin, teorik ezberciliğin saçmalığı üzerine “Her duruma uyan bir reçete, ya da ("hiç bir zaman uzlaşılmayacak"!) Biçiminde bir genel kural bulmaya kalkışmak saçmadır. Her özel durumda doğru yolu bulabilmek için kafayı işletmek gerekir” (8) diyordu. Yani mücadele, kitlelerin demokratik mücadelesi dışında, içinde “özel” durumları birlikte taşıyan bir süreçten oluşur ve bu “özel” durumlara “şabloncu” bir şekilde yaklaşılmaz, özel durumların değerlendirilmesi yapılarak, mücadelenin biçimine, uygulanacak taktiklere ittifaklara vb., somut bir şekilde karar verilir, soyut devrim çağrılarıyla değil.

Bu yaklaşımlarda olanların, “burjuvaziye yedeklenme”, “burjuvaziyi destekleme” gibi “hızlı sloganlar”atarak, hiç bir şey yapmayanların, özünde mücadeleden kaçışlarını ve burjuvaziye yardımcı olduklarını, ve Marksistlerin görevinin ne olduğunu, Lenin şu sözleriyle açıklar;

“””ister soylulukla Ortodoks kilisenin polis rejimi, ister istatistikçilerle bürokratlar, köylülerle “Zemstvo” görevlileri, ya da dini hiziplerle jandarma arasında bir çelişki olsun, her türlü liberal ve demokratik isyanı proletaryaya açıklamak, bunu proletaryanın aktif katılımıyla genişletmek ve desteklemek bizim vazgeçilmez görevimizdir. Bu çelişkilerden bazılarının küçük önemine ya da bunları genel bir ayaklanmaya dönüştürmenin “umutsuzluğuna” kibirle burun kıvıranlar, çok yanlı siyasi ajitasyonun, proletaryanın siyasi eğitiminin hayati çıkarlarıyla, bir bütün olarak toplumsal gelişmenin, tüm halkın, yani halkın tüm demokratik unsurlarının hayati çıkarlarının çakıştığı bir odak noktası olduğunu anlamamaktadırlar. Her liberal sorunla ilgilenmek, ona karşı Sosyal-­Demokrat (Sosyalist , EA) tutumumuzu belirlemek, proletaryanın çözümde aktif bir rol oynamasına ve kendi proleter yolundan çözümü sağlamasına yardımcı olmak doğrudan görevimizdir. Bu yolda çaba göstermekten kaçınanlar, (niyetleri ne olursa olsun) gerçekte liberalleri egemen kılmakta, işçilerin siyasi eğitimini onların eline teslim etmekte ve siyasi mücadelede egemenliği, son tahlilde burjuva demokrasisinin önderleri olanlara terketmektedirler.””” (7)

Sosyalist mücadele ile demokratik mücadelenin içiçeliği konusuna, genelden başlayıp özele uygulama konusuna bakalım.

Demokratik haklar üzerine mücadele


Bugün kapitalist düzen içinde yaşayan milyon­larca emekçi çeşitli ülkelerdeki burjuva yönetiminin aldığı biçimlere karşı takınacakları tavır üzerinde karar vermek durumundadırlar. Biz anarşist değiliz. Ama bu ülkelerin politik rejimlerine, örneğin demok­ratik hakların ve özgürlüklerin büyük ölçüde kısıtlandığı burjuva demokrasisi ya da kesin faşizm biçimlerindeki burjuva diktatörlüğüne ilgisiz kala­mayız. Bizler, işçi sınıfının yıllarca inatla mücadele ederek söke söke aldığı demokratik kazançların en küçük parçasını bile koruyacağız ve bu kazançları yaşatmak için azimle savaşacağız. (4)

Yukarda vurgulanan “”demokratik kazançların en küçük parçasını bile koruyacağız ve bu kazançları yaşatmak için azimle savaşacağız” sözleri Türkiyedeki özgül somut görevleri net bir şekilde açıklayan, acil sorunun ne olduğunu belirten özetlenmiş ve hayata uygulanması gereken görev.

Bu tür özgül şartlar nedeniyle oluşan “acil görev” ler, Devrimcilerin “”nüfusun çeşitli tabakalarına daha da yakınlaşmayı görev edinmeleri” (1) ni gerektirdiği gibi, bu görevAcil Bir Sorun”da bile kabul edilmiş bulunan “aydın tabaka” ile kendilerini sınırlamamalarıdır. “” (1)

Türkiyede gördüğümüz ise, yaygınlaşan geniş kitlelerin muhalefeti ve kendiliğinden hareketini destekleyip, önderliğini kazanma mücadelesi yerine, tercih edilen Troçkizmim binbir varyasyonu “aydınlarla” konferanslar, sempozyumlar, en son Sovyet Devrimini 100 üncü yılı kutlamalarında olduğu gibi, “Sosyalizme ve Staline” çamur atma yarışı olarak kendini göstermekte. En İlginç ve çelişkili  olan bu “sol sapma” tabandaki kitleleri “democrat”, “Kemalist”, “liberal” vs olarak (doğru da olsa) değerlendirerek, onlarla “ilgilenmeyi”, demokratik içeriklerini ve talepleri desteklemeyi, ya da “pratikte birliği” , “burjuvayize yedeklenme” olarak reddederken, Emperyalist ajanı ve Sosyalizmin en büyük düşmanı Troçkist hareketlerle  “ittifaka” girmelerinde kendisini göstermekte. Bu hipokratlığın affedilemez cinsi olması yanında, bir tarafta sözde Marksist Leninist, pratikte etnik milliyetciliğin örneğini veren sağ sapmalar, diğer tarafta sözde “uzlaşmaz, hızlı” solcular, pratikte karşı devrimcilerle uzlaşan sol sapmalar.

Özgül durum ve acil görev ler göz önünde bulundurulursa, Devrimcilerin  ” uyanmakta olan proletaryanın gereksinimlerini karşılamak için, işçi sınıfı hareketini örgütlemek için, devrimci grupları ve onların arasındaki karşılıklı bağları güçlendirmek için” demokratik görevlerini , sosyalist görevleri ile bütünleştirmesi kaçınılmaz bir sorumluluktur.
"Kitlelere güvensizlik özünde kendine -teorisine ve pratiğine- güvensizlikten kaynaklanır. Bu nedenle kitleler yerine seçenekleri ya bireysel temelde hareketler, ya da “yalnızlığını” örtecek, kendi gibi, ve hatta karşı devrimci “aydın” gruplarla yaklaşım ve birleşim peşinde koşarlar. “Oysa, “der “Lenin “ demokratik, siyasal mücadelede .. işçi sınıfı tek başına değildir; bütün siyasi muhalefet unsurları, katmanları ve sınıfları, mutlakıyetçiliğe düşman olduklarından ve ona karşı şu ya da bu biçimde mücadele ettiklerinden, onun yanında bulunmaktadır. Burada proletarya ile yanyana, burjuvazinin ya da eğitilmiş sınıfların ya da küçük -burjuvazinin, otokratik hükümet tarafından zulmedilen milliyetlerin, dinlerin, mezheplerin, vb., vb. muhalif unsurları bulunmaktadır. Ortaya çıkan sorun doğal olarak işçi sınıfının bu unsurlara karşı tutumunun ne olması gerektiğidir."(1)
Sol ve sağ sapma bu tutumun ne olması gerektiği konusunda, aslında “zıt” gibi görünen, ama sonuçta her ikisi de burjuvaziye hizmet eden, (birbirine karşı söylemlerle özünde) birbirini destekleyen, pekiştiren bir yaklaşım içinde olması kaçınılmazdır. Bu revizyonizmin doğasıdır. Reforsmist bakış açısı karşısına “hızlı-sol  sınıf bakış” açısı kılıfıyla demokratik mücadeleye sırt çevirip, sadece sosyalist mücadele iddiasıyla, aslında mücadeleden kaçışa Leninden şu değerlendirme bir bütünlük içinde anlamak yönünde çok önemli.
“”Siyasi mücadeleye ilişkin olarak “sınıf bakış açısı”, proletaryanın her demokratik harekete bir itici güç sağlamasını gerektirir. İşçi sınıfı demokrasisinin siyasi talepleri ilke olarak burjuva demokrasisininkilerden farklı değildir, fark nicelikseldir. Ekonomik kurtuluş mücadelesinde, sosyalist devrim mücadelesinde proletarya ilke olarak farklı bir temelde ve tek başına ayakta durur. Oysa siyasi kurtuluş mücadelesinde birçok müttefikimiz vardır ve onlara karşı kayıtsız kalmamalıyız. Ancak, burjuva ­demokratik kamptaki müttefiklerimiz liberal reformlar uğruna mücadele içinde her zaman geriye bakar ve işleri eskisi gibi başkalarının sırtından “iyi yiyecekleri, huzur içinde uyuyacakları ve mutlu yaşayacakları biçimde ayarlamaya çalışırken; proletarya geriye bakmaksızın sonuna dek ileriye doğru yürüyecektir. R.N.S.’nin ..yandaşları otoriter Zemstvo’nun hakları ya da bir anayasa konusunda hükümetle cebelleşirken, biz demokratik cumhuriyet için mücadele edeceğiz. Ancak unutmayacağız ki, eğer bir kişiyi ileri itmek istiyorsak, ellerimizi sürekli arkasında bulundurmalıyız. Proletaryanın partisi, her liberali tam bir santim ilerlemek üzereyken yakalamayı ve bir metre ilerlemesini sağlamayı öğrenmelidir. Eğer ilerlememekte direnirse, onsuz ve onun üstünden geçerek ilerleriz. (7)

Nedir Mücadele görevlerinin amacı ve içiçeliği


Sosyalist devrimi hedef alan mücadelede “Başlıca ve temel görevimiz” diyor Lenin “işçi sınıfının siyasal gelişmesini ve siyasi örgütlenmesini sağlamaktır. Bu görevi arka plana iten, tüm özel görevleri ve tek tek mücadele yöntemlerini ona bağlı kılmayı reddedenler, yanlış bir yol izlemektedirler ve harekete ciddi zarar vermektedirler. (2) Sosyal-Demokratların (Sosyalistlerin , EA) pratik faaliyetlerinin amacı, iyi bilindiği gibi, proletaryanın sınıf mücadelesine önderlik etmek ve bu mücadeleyi kendisini gösterdiği her iki biçim içerisinde örgütlemektir: sosyalist (sınıf sistemini yıkmayı ve sosyalist toplumu örgütlemeyi hedefleyen, kapitalist sınıfa karşı mücadele) ve demokratik (Rusya da siyasal özgürlüğü kazanmayı ve Rusya’nın siyasal ve toplumsal sistemini demokratikleştirmeyi hedefleyen, mutlakıyetçiliğe karşı mücadele). (1) Siz Rusyayı herhangi bir ülke ve o ülkedeki siyasi özgürlük, otokrasi, faşizm, mutlakiyet vb gibi özgül ve genel durumlarda “demokratikleşme” mücadelesi olarak algılayın.

Lenin bu iki mücadele alanı ve görevin içiçeliğini “ Bir kere daha tekrarlayalım ki, bu çalışma, sosyalist faaliyetle kopmaz bir biçimde bağlantılıdır (1)” sözleriyle vurgular.”Sosyal-Demokratlar(Sosyalist , EA) faaliyetlerinin bu amacına daima tam bir kesinlikle işaret etmişler, proletaryanın sınıf mücadelesinin ikili görünüm ve içeriğini daima vurgulamışlar ve daima sosyalist ve demokratik görevleri arasındaki kopmaz bağlantı üzerinde ısrarla durmuşlardır.” (1)

Neden bu iki mücadele birbirine bağlanması gerekir


Demokratik haklar ve reformlar üzerine mücadeleyi “reformist ve revisionist “olarak gören “yah ep ya hiç” çilere ""Reformist için reform herşeydir; “der Stalin “devrimci çalışma ise ikincil bir-şey, lafı edilecek bir konudur, gözboyamaya yarar. Bundan dolayı bur­juva iktidarının varlığı koşullarında reformist bir taktikle reform, kaçı­nılmaz olarak bu iktidarın sağlamlaştırılmasının bir aracına, devrimi çökertmenin bir aracına dönüşür…….Oysa devrimci için tersine, esas olan reform değil, devrimci çalış­madır; devrimci için reform, devrimin bir yan ürünüdür. Bundan dola­yı burjuva iktidarının varlığı koşullarında devrimci bir taktikle reform, doğası gereği, bu iktidarı çökertmenin bir aracına, devrimi sağlamlaş­tırmanın bir aracına, devrimci hareketin daha da geliştirilmesi için bir üs noktasına dönüşür"". (10)

Demokratik hakları korumak ve genişletmek için mücadele, sosyalizm mücadelesinin de korunması ve yaygınlaşması mücadelesidir, aynı zamanda “burjuva Demokrasi hayal ve yalanlarını pratik olarak emekci sınıfın yaşamında kanıtlar.   “Yönetim sistemi daha demokratik hale geldikçe işçiler, musibet kaynağının, hak eksikliği değil, kapitalizm olduğunu daha iyi anlayacaklardır. (5)

Demokratik haklar için mücadele, aynı zamanda kitlelerle kaynaşmak için kaçınılmaz görevlerden birisidir. Önderlik bir günde ele geçmez, kitlelerle bütünleşen mücadele sürecinde kazanılabilir. Soyut “hemen sosyalizm” çağrılarıyla, değil, somut, özgül demokratik haklar uğruna mücadeleyle bütünleştirilerek. “””eğer işçi sınıfı demokratik kurumlar uğruna mücadelenin öncü savaşçısı olarak öne çıkarsa, bu, demokratik hareketi güçlendirecektir, siyasal özgürlük mücadelesini güçlendirecektir, çünkü işçi sınıfı bütün öteki demokratik ve siyasi muhalefet unsurlarını mahmuzlayacak, liberalleri siyasal radikallere doğru itecek, radikalleri de bugünkü toplumun bütün siyasal ve toplumsal yapısından geri dönülmez bir kopuşa sürükleyecektir””” (1)

Yani demokratik haklar için mücadele 1) Devrimci hareketin ve mücadelenin daha da geliştirilmesi 2) Burjuvazinin sahtekarlığının pratikte kendi kendini teşhir etmesi, 3) Emekci halkla bütünleşme , güçlenme ve önderliği kazanmak için zorunlu görevdir.

Karşılaşılan ve göz önünde bulundurulması gereken sorunlar – saga ve sola sapmalar


Mücadele tarihinin her döneminde karşılaşılan sorun, bu iki görev arasında diyalektik dengeyi kurmamak ya da kuramamaktan doğan, özgül şartlara bakmadan ya demokratik haklar için mücadeleyi, ya da siyasi mücadeleyi rafa kaldırmak olmuştur.   “Görüşümüzce, bu üzücü durumun zemini üç koşul tarafından hazırlanmıştır. “ diye açıklıyor Lenin, “Birincisi, Rusya Sosyal-Demokratları çalışmalarının başlangıcında yalnızca propaganda çevrelerinde çalışma ile kendilerini sınırlamışlardır. Kitleler arasında ajitasyonu üstlendiğimizde diğer aşırı uca gitmekten kendimizi her zaman kurtaramıyorduk. İkincisi, çalışmalarımızın başlangıcında, “siyaset”ten, işçi-sınıfı hareketinden kopuk eylemi anlayan ve siyaseti saf komplocu mücadeleye indirgeyen Narodnaya Volya takipçilerine karşı kendi varolma hakkımız için sık sık mücadele etmek zorundaydık. Sosyal-Demokratlar bu tür bir siyaseti reddetmekle, siyaseti tamamen geri plana iten diğer aşırı uca gittiler. Üçüncüsü, küçük yerel işçi çevrelerinin izolasyonu içinde çalışmakla, Sosyal-Demokratlar yerel çevrelerin eylemlerini birleştirecek ve devrimci çalışmayı doğru çizgiler üzerinde örgütlemeyi mümkün kılacak devrimci bir partinin örgütlenmesi gerekliliğine yeterince dikkat göstermediler. Birbirinden kopuk (izole olmuş) çalışmanın hakim olması, doğal olarak, ekonomik mücadelenin hakim olmasıyla bağıntılıdır. (2)  

Bu dengeyi kurarken en önemli tavır, demokratik haklar için mücadelenin siyasi mücadeleye bağımlı kılınması ve ittifaklarda siyasi bağımsızlığını korunması olarak özetlenebilir. Çünki, siyasi mücadeleden “kopuk işçi-sınıfı hareketi yüzeyselleşir ve kaçınılmaz olarak burjuvalaşır.”(2) Bu nedenle demokratik haklar için ve siyasi mücadelede yalnızca işçi-sınıfı hareketine her ayrı aşamasında pasif olarak hizmet etmek değil, fakat bir bütün olarak hareketin çıkarlarını temsil etmek, bu hareketin nihai hedefini ve siyasi görevlerini göstermek ve siyasi ve ideolojik bağımsızlığını korumaktır. (2)

Siyasi mücadeleye bağımlı kılınan demokratik haklar için mücadele vermeden, kitleleri kucaklayan ve örgütleyen bir önderlik yaratılmadan, “Böyle bir örgüt olmadan proletarya sınıf-bilinçli mücadelesine hiçbir zaman yükselmeyecektir; böyle bir ­örgüt olmadan işçi-sınıfı hareketi güçsüzlüğe mahkumdur. (2)

Özgül desteklemeler, müttefikler, uzlaşmalar, Pratik ortaklıklar üzerine


Özgül somut durum değerlendirmesi yapılmadan, “Siyasi bağımsızlık” sloganı arkasına saklanarak, “uzlaşma olmaz”, “ittifaklar kurulmaz “ vb., hızlı-sol yaygaraları sol sapmanın sürekli başvurduğu yaygaralardır.

Aslında , Stalinin “Hareketi hızlandırmak veya yavaşlatmak, kolaylaştırmak veya zorlaştırmak -işte siyasi strateji ve taktiğin alanı ve uygulama sahası” (12) sözleri konunun içeriğini ve taktiğini belirleyen ve Leninin “”Her duruma uyan bir reçete, ya da ("hiç bir zaman uzlaşılmayacak"!) biçiminde bir genel kural bulmaya kalkışmak saçmadır. Her özel durumda doğru yolu bulabilmek için kafayı işletmek gerekir.( 8) pratik gerçeği ve önerisi konuyu açıkça ortaya koyuyor.

Özgül somut şartlara bağımlı olarak ittifaklara girmek ve uzlaşmaya girmenin oportunizm olduğunu iddia edenlere” Saf ve tecrübeden tamamen yoksun kimseler”, der Lenin, “savaştığımız ve amansız bir savaş yürütmemiz gereken oportünizm ile devrimci Marksizm arasındaki bütün sınırların silinmesi için,  genel olarak uzlaşmayı kabul etmemizin yeterli olacağını sanıyorlar” (8) Uzlaşma ya da ittifak, emekci halkların ve mücadelenin çıkarları doğrultusunda, somut verilere dayanılarak, objektif değerlendirme temelinde olması zorunluluğunda yatar. Bu temelde, siyasi bağımsızlık korunarak yapılan destekleme ya da uzlaşma oportunizm değil, mücadelenin çıkarları doğrultusunda “alınması gereken ya da zorunda kalınan “kararlarla ilgilidir.
Devletler arasındaki alelade savaşlardan yüz defa daha çetin, daha uzun ve daha çapraşık bir savaş olan uluslararası burjuvazinin devrilmesi uğruna savaşa girişmek,” der lenin “ önceden dolambaçlı yollara başvurmayı, (bir anlık olsa bile) düşmanlarımızı bölen çelişkilerden yararlanmayı, geçici olsalar da, pek o kadar güvenilir olmasalar da, sallantılı olsalar da, koşullara bağlı bulunsalar da, potansiyel müttefiklerle anlaşma ve uzlaşmaları reddetmek son derece gülünç bir davranış olmaz mı? Bu, bugüne kadar ulaşılmamış ve keşfedilmemiş bir dağın çetin tırmanışında, bazan zikzaklar halinde yürümeyi, bazan geri çekilmeyi, ilkten seçilen doğrultuyu bırakıp başka bir doğrultuyu denemeyi önceden reddetmek gibi bir şey değil mi? Ve bilinçten ve tecrübeden bu ölçüde yoksun kimseler.. (bu, gençliklerinden ötürü olsaydı gene neyse: gençler belli bir dönem için bu tür saçmalıklardan sözetmeye zaten hazırdırlar.”(8)
Genel olarak en çok karıştırılan özgül destekleme ve uzlaşma kavram ve içerikleri. Bazı özgül şartlarda, anlaşmalı ya da değil bir müttefiki, baş düşmana karşı desteklemek, sadece mücadelenin kısa vaseli çıkarları değil, uzun vadeli çıkarlarının da korunması taktiğini içinde taşır. Sosyalistler “der Lenin “ ilerici toplumsal sınıfları gerici sınıflara karşı, burjuvaziyi ayrıcalıklı toprak sahibi zümrenin temsilcilerine ve bürokrasiye karşı, büyük burjuvaziyi küçük-burjuvazinin gerici çabalarına karşı desteklerler. Bu destek, Sosyal-Demokrat (Sosyalist , EA) olmayan program ve ilkeler ile herhangi bir uzlaşmayı şart koşmadığı gibi, bunu gerektirmez de – bu özgül bir düşmana karşı bir müttefike verilen destektir… bu desteği ortak düşmanın düşüşünü kolaylaştırmak için verirler, fakat bu geçici müttefiklerden kendileri için hiçbir şey beklemezler ve onlara hiçbir şey bağışlamazlar, ..varolan toplumsal sisteme karşı her devrimci hareketi desteklerler, bütün ezilen ulusları, zulme uğrayan dinleri, baskı altında tutulan toplumsal zümreleri, vb., eşit haklar için verdikleri savaşta desteklerler.(1)

Leninin bu taktiksel zekası, yukarda vurguladığım, demokratik hakları koruma görev ve amacındaki “burjuvazinin kendi kendini teşhir etmesi”ni de hedef alır. “Siyasal muhalefetin bütün unsurlarına verilen destek, “ der Lenin, sosyalistlerin “propagandasında, otokrasinin işçilerin davasına düşman olduğu gösterilirken,  aynı zamanda öteki çeşitli toplumsal gruplara karşı düşmanlığına da işaret ediliyor olması gerçeği ile ifade edilmiş olacaktır; işçi sınıfının bu gruplarla özgül bir sorunda, özgül bir görevde, vb. dayanışmasına işaret edilecektir…Sonuç olarak pratikte bu destek, Rus Sosyal-Demokratlarının (Sosyalistlerin , EA)  belirli özgül hedeflere ulaşmak amacıyla öteki eğilimlerden devrimcilerle ittifaklara girmeye hazır olmalarında ifadesini bulur ve bu isteklilik pratikte pek çok kez gösterilmiştir.(1)

Günümüzdede beklenildiği gibi, “Bize denecektir ki,” der Lenin “böylesine bir davranış, içinde bulunduğumuz zamanda, siyasal özgürlük savaşçılarını zayıflatacaktır.” Bizim buna karşılığımız, böyle bir davranışın bütün siyasal özgürlük savaşçılarını güçlendireceğidir. Yalnızca belirli sınıfların bilinçli olarak kavranan gerçek çıkarlarına dayanan savaşçılar güçlüdürler, çağdaş toplumda şimdiden ağır basan bir rol oynamakta bulunan bu sınıf çıkarlarını bulanıklaştırmak için yapılacak her girişim, yalnızca savaşçıları güçten düşürecektir. (1)

Özgül ve acil durumlarda baş düşmana karşı ilerici nitelikteki muhalefetleri (hayalcilik yaymadan) desteklemeyi uzlaşmak ve oportunizm olarak görenler, Leninin şu anlatımından sonra ona da aynı damgayı vuracaklarmı?
“””Çarlığın iktidardan düşmesine kadar, Rusya'nın devrimci sosyal-demokratları (Sosyalistleri , EA) çok defa liberallerin yardımlarına başvurmuşlardır, yani bunlarla bazı pratik uzlaşmalar yapmışlardır. 1901-1902'de bolşevizmin doğmasından az önce, İskra'nın eski redaksiyonu (Plehanov, Akselrod, Zasuliç, Martov, Potressov ve ben, bu redaksiyona dahildik) burjuva liberalizminin siyasi lideri Struve ile, –çok uzun süreli olmamakla birlikte– belirli bir ittifak kurmuştuk. Ama bu, burjuva liberalizmine karşı ve onun işçi hareketi içinde etkisinin en küçük belirtilerine karşı, en amansız ideolojik mücadeleyi sürdürmemize engel olmuyordu. Bolşevikler, her zaman bu siyaseti gütmüşlerdir. 1905'ten beri, işçi sınıfı ile köylülüğün liberal burjuvaziye ve çarlığa karşı ittifakını, sistemli olarak savunmuşlardır, ama buna rağmen, burjuvaziyi çarlığa karşı desteklemekte hiç bir zaman kusur etmemişlerdir (örneğin iki dereceli seçimlerde ya da seçimlerin ikinci döneminde olduğu gibi) ve hiç bir zaman, burjuva devrimci küçük köylüye karşı, sosyalistlik iddia eden küçük-burjuva demokratlar olarak suçladıkları "devrimci-sosyalistlere" karşı, en sert ideolojik ve siyasi mücadeleyi durdurmamışlardır. 1907'de, bolşevikler, kısa bir süre için, "sosyalist-devrimciler" ile Duma seçimlerinde belirli bir siyasi blok teşkil etmişlerdir. 1903'ten 1912'ye kadar menşeviklerle bazan yıllarca süren yoldaşlık ettik ve aynı sosyal-demokrat parti içinde kaldık, ama onlarla, proletarya üzerinde burjuva etkisinin ajanları olarak ve oportünist olarak ideolojik ve siyasi alanda mücadele etmekten bir an bile geri durmadık. Savaş sırasında "kautskiciler"le, sol menşeviklerle (Martov) ve "devrimci-sosyalistler"le (Çernov, Natanson) bir çeşit uzlaşma yaptık; Zimmerwald ve Kiental kongrelerine onlarla birlikte katıldık, onlarla ortak bildiriler yayınladık; ama "kautskicilere", Martov ve Çernov'a karşı ideolojik ve siyasi mücadelemizi durdurmadık, onu gevşetmedik. (Natanson, 1919'da bize, çok yakın, hemen hemen bizimle tam dayanışma durumunda bir popülist olarak "devrimci-komünist" olarak ölmüştür.) Ekim ihtilâli günlerinde devrimci-sosyalistlerin tarım programını bir virgül bile değiştirmeden bütün halinde kabul ederek, küçük-burjuva köylülükle sadece şekilde kalmayan son derece önemli (ve çok başarılı) bir siyasi blok kurduk; yani köylülere zorla programımızı kabul ettirmek isteğinde olmadığımızı, onlarla anlaşmak istediğimizi tanıtlayabilmek için, açık uzlaşmaya vardık. Aynı zamanda, "sol sosyalist-devrimcilere" resmen bir siyasi antlaşma teklif ediyorduk (ve bunu, kısa bir zaman sonra gerçekleştiriyorduk). Bunlar, Brest-Litovsk barışının ertesi günü bu anlaşmayı reddettiler ve 1918 Temmuzunda işi bir ayaklanmaya kadar vardırdılar ve, daha sonra da, bize karşı silahlı mücadeleye giriştiler.””(8)
Nedir o zaman bu karmaşıklık ve kafa karışıklığı – ezberciliğe ve hızlı-sol görünme, farklı olma, küçük burjuva sol sapma.

İttifaklarda Şart ve tavır


Alınacak tavırın, destekleme ya da ittifak kararının temeli, acil, gündemde olan somut şartların objektif olarak, ne kendi gücünü abartarak, ne de düşmanın gücünü küçümseyerek, emekci halkların ve mücadelesinin çıkarı göz önüne alınarak değerlendirilmesi şartına bağlıdır. “…Tarihin her özel ya da özgül anında, karşımıza dikilen pratik siyasi sorunlarda kabulü mümkün olmayan uzlaşmaları, oportünizmi temsil eden uzlaşmaları, devrimci sınıfa ihanet niteliğindeki uzlaşmaları ayırdetmeyi bilmeli. “(8)

Lenin dayanışmanın olmayacağını değil, her zaman şarta bağımlı olduğunu vurgular. “Sosyal-Demokratlar (Sosyalistler , EA) bir yandan şu ya da bu muhalefet grubunun işçilerle dayanışmasına işaret ederlerken daima işçileri ötekilerden ayıracaklar, daima bu dayanışmanın geçici ve şarta bağlı olduğuna işaret edecekler, daima, yarın kendilerini bugünkü müttefiklerinin karşısında bulabilecek olan proletaryanın bağımsız sınıf kimliğini vurgulayacaklardır. ….otokrasinin sonuna kadar tutarlı ve kayıtsız şartsız tek düşmanı olduğundan ötürü, yalnızca işçi sınıfı ile otokrasi arasında hiçbir uzlaşma mümkün olmadığından ötürü, yalnızca işçi sınıfında demokrasinin hiçbir kayıt koymayan, kararsız olmayan ve geriye dönüp bakmayan bir savunucu bulabilmesinden ötürü, işçi sınıfının otokrasiye karşı mücadelede kendisini ayrı tutmasının gerekliliğidir. ( 1)

Acil ve gündemde olan ne?


Sol içinde kimi faşist darbeleri alkışlama, kimisinide bir taraftan göklere çıkarırken, diğer taraftan getirdiği demokratik hakları gözardı etme gibi sistemdeki biçimsel değişikliklere ilgisiz kalma, teori ve pratiğinin temelinde yatan, Türkiyede başlangıcından bu yana faşizm olduğu, hiç bir değişime uğramadığı Anti-Marksist değerlendirme olmuştur.

Temel Marksist Leninist teorilere aykırı olması yanında, Dimitrov bu tür faşism değerlendirmesinin getireceği sonuçlar üzerine şunları söyler; “Bütün ülkeler ve halklar için geçerli, evrensel bir faşizmin gelişim şeması ortaya koymak büyük bir yanlış olacaktır. Bu, gerçek bir mücadele sürdürmemize yardım etmeyecek, zararlı olacaktır. Üstelik meselenin böyle konulması, doğru ve tutarlı olarak yaklaşıldığında -gelişimin belirli biraşamasında- faşizme karşı mücadele cephesi içine alınabilecek veya en azından tarafsız hale getirilebi­lecek grupların faşizm kampına itilmesi sonucunu doğuracaktır.” (3)

 “Marksizmin Unutulmuş Sözleri üzerine –Feodalizme, Otokrasiye ve faşizme karşı Cumhuriyet bir seçenekmi?” yazısında acil gündem ve bu biçimsel farklılık üzerine daha geniş bir şekilde değinmiştim.  Demokratik hak ve hürriyetler için mücadele, sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Feodal dini gericiliğe, “Faşizme karşı mücadeleyi ciddi bir sorun olarak görmemek,” Dimitrovun deyimiyle, “işçi sınıfını, en azılı düşmanına karşı mücadelesinde, yanıltmakla aynı anlama “gelir. (3)

Dimitrov yazısında “Faşizmin geniş bir kitle temeline sahip olmadığı ülkelerde zayıf olduğunu ileri süren aldatıcı bir görüşe sahip olmakta aynı şekilde tehlikelidir “ diyerek devam eder. Türkiyeye baktığımızda geniş dini gerici ve cihatcı militant tabanıda hesaba katarsak , durumun daha da ciddi olduğunu görememek için fiziksel olarak kör olmak gerekir.

Anti faşist Mücadele Sosyalist mücadelenin bir parçası değilmi?


“Açıktır ki,” diyor Dimitrov, “iki grup da proletarya Birleşik Cephe­si ve anti-faşist Halk Cephesi'nin mücadelenin yaşayan diyalektiği ile bağlı ve iç içe geçmiş olduk­larını, faşizme karşı mücadele süresinde birinin diğerine geçeceğine ve onları ayıran bir Çin seddinin bulunmadığını anlayamamaktadırlar.

Anti-faşist Halk Cephesi'nin yönlendirici gücü olan işçi sınıfının eylem birliği sağlanmadıkça gerçek bir anti-faşist Halk Cephesi kurulmasının mümkün olabileceği ciddi olarak düşünülemez. Aynı zamanda, proletarya Birleşik Cephesi'nin daha fazla gelişme göstermesi -büyük ölçüde- onun faşizme karşı bir Halk Cephesi'ne dönüştürülmesine bağlıdır. “(3)

Faşizm ve burjuva demokrasi arasında karşılaştırma yapan Lenin  “”Demokratik cumhuriyette bin yıllık bir çağın gelişini gören” diyor,” ve sınıf savaşımının, burjuva toplumun tam da bu devlet biçiminde kesin sonuca ulaşacağından kuşkusu olmayan kaba demokrasi bile - o bile-, polisin izin verdiği ve mantığın kabul etmediği sınırlar içine hapsedilmiş bu cinsten demokrasicilikten yüz arşın daha yüksektir”” (8)

Sol sapmanın eklektisizm le kırptığı, Lenin in burjuva hayallerlinin yayılmaması için söylediği “kapitalizmde demokrasi "erişilebilir" bir şey değildir………Kapitalizm ve emperyalizm ancak iktisadi devrimle devrilebilir; demokratik dönüşümlerle,  en "ideal" demokratik dönüşümlerle bile devrilemez “(6) sözlerine “  ne var  ki emperyalizme karşı sosyalist başkaldırının uyanışı ve büyümesi, demokratik direnç ve huzursuzluğun artışıyla ayrılmaz biçimde bağlantılıdır (6) diye devam ediyor.

Bu bağlantının önemini ve bu yönde görevi anlatırken “Demokrasi sorununun Marxist çözümü, “ diyor Lenin , “proletaryanın, burjuvazinin devrilmesini ve kendi zaferini hazırlamak üzere, bütün demokratik kurumları ve bütün özlemleri, kendi sınıf savaşımında seferber etmesidir” (6)

Karşı devrimcilerle ittifaklara giren ve sempozyumlar düzenleyen, ama en geniş halk kitlelerinin demokratik mücadelesine “oportunizm” diye sırt dönenlerin gerçekte “oportunizme” teslimiyetciliği üzerine Lenin; “ Marksizm bize, belli bir kapitalist ülkenin burjuvazisi tarafından yaratılan ve çarpıtılan demokratik kurumlardan yararlanmayı reddederek "oportünizmle savaşma"nın, oportünizme tümden teslim olmak demek olduğunu öğretiyor” (6) diyor. Yani oportunizme karşı olma sloganı atarak oportunizme teslimiyetcilik.

Demokratik ve Sosyalist görevlerin birbirine bağlanması ve birlikte yürütülmesi, gerek burjuvaziye ve gerekse sağ ve sol sapmalara karşı mücadelenin kaçınılmaz ve tek yol olduğunu Lenin şu sözleriyle vurguluyor. “”Burjuva demokrasisinden yararlanarak, proletaryanın, burjuvaziyle oportünizme karşı, sosyalist ve tutarlı demokratik açıdan örgütlendirilmesi. Başkaca yol yoktur. Başkaca çıkış yolu yoktur. Marksizm, tıpkı yaşamın kendisi gibi, başkaca çıkış yolu tanımamaktadır.(6)

Lenin bu bağlantıyı ve sınıf bilincini şöyle özetler , "Sınıf bilinçli bir işçi, sosyalist mücadele uğruna demokratik mücadeleyi ya da demokratik mücadele uğruna sosyalist mücadeleyi unutabilir mi? Hayır, sınıf bilinçli bir işçi kendisine sosyal-demokrat adını verir, çünkü bu iki mücadele arasındaki ilişkiyi kavrar. Demokrasi yolundan, siyasal özgürlük yolundan geçmeksizin sosyalizme giden bir yol olmadığını bilir." ......."Demokratik mücadele ile sosyalist mücadelenin koşulları niçin aynı değildir? Çünkü işçilerin elbette bütün mücadelesinin herbirinde, farklı yandaşları olacaktır. İşçiler, demokratik mücadeleyi, burjuvazinin bir kesimi, özellikle küçük-burjuvazi ile birlikte yürütecektir. Öte yandan, sosyalist mücadeleyi ise burjuvazinin tümüne karşı yürüteceklerdir."  (13)

Sonuç olarak, var olan demokratik hak ve özgürlükleri koruma, onları daha da geliştirme yolunda zorunlu olan demokratik mücadele görevleri rafa kaldırılarak Sosyalist bir mücadele gerçekleştirilemez. Sınıf sistemini yıkmayı ve sosyalist toplumu örgütlemeyi hedefleyen, kapitalist sınıfa karşı sosyalist mücadele ve siyasal özgürlüğü kazanmayı ve varolan siyasal ve toplumsal sistemi demokratikleştirmeyi hedefleyen, Diktatörlüğe, Faşizme, Otokrasiye, Dini gericiliğe karşı demokratik mücadele birbirinden bağımsız olamaz.Birisi reformistlerin işi diğeri devrimcilerin işi gibi (günümüzde hakim olan) bir yaklaşım, ne kadar hızlı sloganlar arkasına saklanırsa saklansın, revizyonizmin batağındadır.

Erdoğan A
Aralık 1, 11,  2017

Notlar
4- Dimitrov Burjuva Demokrasisine Karşı Tavır (3)
6- Lenin, Kievskiyeyanıt
9- Engels "Blankist-Komüncülerin Programı" (8)