Pazartesi, Ekim 09, 2017

Yunus , Düzgün , Hidayet , İbrahim yoldaşları anarken

""Biz Kürt komünistleri olarak mantık ve devrimci komünist yöntemlerle mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Şehit yoldaşlarımız Kürt halkının ulusal ve sosyal kurtuluşu için mücadele sürdürdüler ve bu uğurda şehit düştüler. Bu bayrağı Kürt komünistleri, Kürt halkı er veya geç göndere çekecektir. Tüm kendisine devrimci, demokrat ve yurtsever diyen güçleri hep birlikte faşist TC’nin katliamlarına karşı mücadele etmeye çağırıyoruz. PKK, TC’ye karşı mücadeleyi zayıflatan, halka zarar veren tavırlarından vazgeçmeli devrimci kanı içecek kadar vampirleşmiş, Kürt devrimcilerine pusu kurup katledecek kadar alçalmış anlayışı mahkum etmeli, hesap vermeli, bu unsurları halkımız önünde yargılamalıdır. TC’ye karşı mücadelemizin sorumluluğu, Kürt halkına karşı sorumluluğumuz bunu gerektiriyor. Karşı devrimin işini kolaylaştıran, mücadeleyi zayıflatan her tavır mutlaka mahkum edilmelidir. Ölen binlerce yurtseverin isteği de budur."" TDKP Kürdistan Örgütü Yurtdışı Temsilciliği
Hayatlarını Türkiye işçi sınıfının mücadelesine adamış Marksist Leninistlerin anılmasına karşı çıkabilecek ve hatta bunu " ajanlık" la suçlayabilecek derecede milliyetciliğin, oportunistliğin, kuyrukçuluğun ve hatta faşistliğin batağında yüzüldüğü içinde yaşadığımız Türkiyenin geldiği bu iğrenç yerde,  onları anmak daha da önemli bir sorumluluk haline geldi.

Gerçekleri "saklamak" , tarihi yeniden yazmak, devrimcilerin değil, burjuvazinin işidir. Facebookta yüklenen "anma" resminin altındaki yorumlar, Türkiyedeki MList Devrimci Hareketin ne kadar geride olduğunun, tabanın tarihini bilmekten ne kadar uzak olduğunun ve en önemlisi ,Marksist Leninistlerin ölüm yıllarında anılmasını, özgül "şarta" bağlayacak kadar "oportunist"liğin batağında olduğunun açık göstergeleridir.

Tarihi yeniden yazmaya çalışan burjuva milliyetcileri , Faşist iktidar  tarafından aranan, haklarında görüldükleri yerde katledilme emrinin olduğu,  defalarca faşist  timlerinin pusularından yiğitçe savaşarak sıyrılan bu Marksist Leninist  kadroların, o anki  bir tartışma sonucu çatışmada öldürüldüğü masalını yaymaya amaçlamaktalar. 

Gerçek ?  Kürdistan Devrimci Komite sinin 13 Ekim 1993 Özel Sayısı Enfermasyonunda olayı şöyle anlatıyor;
"9 Ekim Cumartesi günü Kürt halkının devrimci komünist önderlerinden Hasan Aldemir, mücadele yoldaşları ve halkımız tarafından ölümünün 2. yılında mezarının başında anıldı. Anma eyleminin ardından devrimciler guruplar halinde dağılır.Gruplardan biri de Tavuk köyüne gelir. Silahlandırılmış propaganda ajitasyon grubu daha sonra köyün yakınlarında kırsal alanda yemek yemek ve dinlenmek için mola verir. Kalleşçe bir pusunun kurulduğundan habersiz, halkımızın kurtuluşu, devrim ve sosyalizmin, geleceğin özgür günleri için çarpan 6 devrimci yürek, her taraftan yağan yüzlerce kurşun darbesi sonucu vurulur, 2 devrimci militan ise yaralanır.

TDKP Kürdistan örgütünün 6 militanını alçakça katleden 2 militanını ise ağır yaralayan PKK’lılar amaçlarına ulaşmanın, devrimci bir partinin militanlarını katletmenin verdiği canice duyguların mutluluğu ile zafer naraları atarak olay yerinden uzaklaşır.TDKP Kürdistan Örgütü militanları YUSUF AYDAR, DÜZGÜN ÇAKMAK, HİDAYET DUMLU, İBRAHİM DİŞKAYA ve isimleri henüz elimize ulaşmayan 2 devrimciyi katlederek, 2 militanı yaralayan grubun kurduğu kalleşçe pusu ve yarattıkları vahşet halkımızın mücadele tarihine kara bir sayfa olarak geçecektir.""
Yani kurşunlama, tartışma sonucu değil, aynı faşist TC nin timlerinin uyguladığı kahpece bir tuzakla gerçekleştirilmiştir. Faşist timlerin katledemediği bu Marksist Leninistlerin bir kaç çapulcu katil tarafından başka türlü katledilebilmesine ancak karşı devrimci faşistler inanabilirler.

TDKP Kürdistan Örgütü Yurtdışı Temsilciliği 12 Ekim 1993 tarihli yazısında konu üzerine şu açıklamayı yapar ;

""10 Ekim Pazar günü TDKP Kürdistan Örgütü’nün Silahlı Propaganda ve Ajitasyon Grubu dinlenip, çay içip yemek yerken PKK’nın silahlı pususuyla karşılaşmışlardır. Yoldaşlarımız o ana kadar PKK’lıların böyle alçakça bir pusu kuracaklarını hiç düşünmemişlerdi. Kendilerini hep TC’nin militarist işgal güçlerinin saldırı ve pusularına göre hazırlamışlardı. Yurtsever gördükleri bir gurubun kendilerine böyle kalleşçe bir pusu kuracaklarını düşünmemişlerdi. Yoldaşlarımız Hozat’ın Yukarı Tavuklu köyü yakınlarında yemek yerken her yandan kurşun yağmuruna tutulmuşlar. Kürt halkından intikam alır gibi yüzlerce kurşunu bir anda yoldaşlarımızın üstüne sıkmışlardır. 6 yoldaşımız hemen olay anında, kimisi ağzında çay bardağı, kimisi elinde ekmeği, kimisi boğazında lokması olduğu halde katledilmiştir. Her birinin vücudunda 5-6 mermi bulunmuştur. Hangi duygu, hangi vicdan, hangi anlayış ve insanlıktır bu devrimcilere karşı bu kin ve nefret duyulsun.Yüzlerce mermi bu devrimcilerin üzerine yağdırılırken sizde hiç mi insanlık, vicdan ve babayiğitlik yoktu? Savunmasız, hiç bir şeyden haberi olmayan bir gruba karşı bu vahşeti uygulamak neyle açıklanabilir? Halkın öz evlatlarını katlederek hangi duygunuzu tatmin ettiniz? Hiç mi sizde insanlık yoktu? Kimdi katlettiğiniz insanlar? Siz söylemiyorsanız biz söyleyelim:
Yunus AYDAR,
Düzgün ÇAKMAK,
Hidayet DUMLU,
İbrahim DIŞKAYA 
Ve yaralı yoldaşlarımız, yıllardır köylerde, şehirlerde, işçilerle, köylülerle, memurlarla, öğretmenlerle; gençlerle ve kadınlarla tartışan, onları örgütleyen onların içinde, onların kalbinde yer edinmiş devrimcilerdi. Halk, her gittikleri yerde onları bağrına basıyor, kucak açıyordu. Halkımız faşist TC’nin saldırı ve katliamlarına rağmen bir gün olsun onlara kapılarını kapatmadılar. Yoldaşlarımız halkımızla et ve kemik gibi bütünleşmiş komünist militanlardı. Halk devrimcilik adına kendilerine uygulanan baskı yöntemlerini gelip bu devrimcilere anlatıyordu. Halkımıza TC’ye karşı mücadelenin gerektiğini anlatıyor, faşist TC işgalciliğinin kaldırılmasının, Kürt halkının kendi kaderini özgürce tayin etmesinin, işgalci ordu ve güçlerin, emperyalist orduların, Kontrgerilla, özel tim ve köy korucularının ve TC’nin tüm kurum ve kuruluşlarının Kürdistan’dan çıkarılmasının yolunun TDKP saflarından ulusal mücadelenin ancak ve ancak sosyal kurtuluş mücadelesiyle birleştirilerek olacağının inancı ve güvenini geliştirmek için savaşıyorlardı. İşte burjuvaziyi kahreden en büyük tehlike de Kürdistan’da budur. Sosyalizm için mücadeledir.""
Yorumlarda TDKP nin ne ve kim olduğunu bile bilmeden yorum yapan bu "solcu" bozuntuları, burjuvazinin ve gelinen yerde AKP dini gerici faşist iktidarın , karşı devrimciliğin borazancılığını yapan , son tahlide onların ajanlarıdır.

Ölen ya da öldürülen Marksist Leninistlerin anılmasına karşı çıkan, onları anmayan oportunist ve kuyrukçuların son tahlilde buluşacağı yerde aynı yerdir.

Bu kuyrukçulara , Kamenev in mahemede söylediklerini,- belki uzak, ama bir gün mutlaka gelecek için-,  hatırlatmakta yarar var;
""yabancı gizli-polis birimlerinin temsilcileri şüpheli özgeçmişleri, sahte pasaport ve Gestapo ile bağlantıları kesin olanların yanı başımızda oturuyor olması,… bu bir tesadüfmüdür ? Hayır! tesadüf değildir. Burada yabancı gizli-polis birimlerinin ajanları ile yan yana oturuyoruz, çünki bizim silahlarımız aynıydı , çünkü bizim kaderimiz burada bu sanık oturağında birbirine dolaşmadan önce bizim kollarımız birbirine dolaşmıştı.""
Sözlerimizi TDKP Kürdistan Örgütü Yurtdışı Temsilciliği nden alıntıyla bitirelim;
"Doğruları hep söyleyeceğiz, yapmaya çalışacağız ve hiçbir zaman pişman olmayacağız.

Biz Kürt komünistleri olarak mantık ve devrimci komünist yöntemlerle mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Şehit yoldaşlarımız Kürt halkının ulusal ve sosyal kurtuluşu için mücadele sürdürdüler ve bu uğurda şehit düştüler. Bu bayrağı Kürt komünistleri, Kürt halkı er veya geç göndere çekecektir. Tüm kendisine devrimci, demokrat ve yurtsever diyen güçleri hep birlikte faşist TC’nin katliamlarına karşı mücadele etmeye çağırıyoruz. PKK, TC’ye karşı mücadeleyi zayıflatan, halka zarar veren tavırlarından vazgeçmeli devrimci kanı içecek kadar vampirleşmiş, Kürt devrimcilerine pusu kurup katledecek kadar alçalmış anlayışı mahkum etmeli, hesap vermeli, bu unsurları halkımız önünde yargılamalıdır. TC’ye karşı mücadelemizin sorumluluğu, Kürt halkına karşı sorumluluğumuz bunu gerektiriyor. Karşı devrimin işini kolaylaştıran, mücadeleyi zayıflatan her tavır mutlaka mahkum edilmelidir. Ölen binlerce yurtseverin isteği de budur.""

Erdoğan Ahmet
9 Ekim 2017