Pazartesi, Ağustos 28, 2017

MLKP nereden nereye?

1 Nisan 2013 Pazartesi

MLKP nereden nereye?

Aslında bu soruyu en iyi yanıtlayan MLKP'nin pratiği ve örgütsel durumunun geleceği yerdir. Ne aradığını bir türlü bulamayan ve PKK-DHKP-C kopyacılığı içinde olan, teorik yaklaşımlarında olduğu gibi pratik-örgütsel politikalarında da ilk kurulduğu 1. yılın ardından tamamen küçük burjuva öncü sol maceracı bir çizgiye oturan MLKP maalesef bu iki arada bir derede gidip gelen, farklı ideolojik-politik eğilimlerinin sıklıkla çatıştığı, bir kaç kez üst boyutta bölünme ve kopuşların yaşandığı, ama bir türlü suyun kanalını bulamadığı MLKP asıl politik hattına dönerek devrimci şiddeti temel alan ve illegal örgütlenme ve buna uygun örgüt ve eylem araçlarını, önde tutan yaklaşımını tümüyle terk ederek, geçmiş dönemde TDKP'nin yürümüş olduğu legalist-reformist tasfiyeci yolda yürüyerek, büyüyememe krizini açık partiyle aşmada buldu.

Açık legalist parti kurulmasına karşı çıkan ve bunun açıktan devrimden vazgeçerek düzene dönen reformist sol'culuğa taze kan taşımak ve devrimde ısrardan vazgeçmek olduğunu söyleyen birçok kadro ve sempatizanın, duygularına hitap edilmesi için zaman zaman MLKP pankartları açılması ya da bazı şiddet eylemlerine baş vurulması aldatıcı olmamalıdır. Geçmiş süreçte TDKP'de bu aynı hatta yürümüş, dönem dönem illegal yayın ve bildiri çıkartarak, Konferans yaparak, yasadışı gösteri ve toplantılar yaparak, “muhalif kadrolara” bakın TDKP illegal yapısını koruyor ve düşmana karşı kendisini sağlamlaştırıyor" havası vererek, devrimci militan kadroların gözüne bir avuç kül serpilmiştir.

Reformist-legalist tasfiyeci eğilim içselleştirildikten sonrası TDKP'nin adı ve eylemleri duyulmaz olmuş ve sistem içinde politika yapma ve buna göre kadroların şekillenmesini sağlayınca, illegal örgütlenme ve mücadeleden bahsetmek adeta yasaklanır hale gelmiştir.

Zaten politik merkezin legal-açık parti çalışması olduğu bir yerde, yasadışı-illegal örgüt ve mücadele biçimleriyle uğraşıldığı bir yerde düzenle her bakımdan bağlarını kesmiş ve kendisini devrime adamış militan kadrolar yetiştirmekte mümkün olamaz. Yaşadığı gibi düşünen, içinde bulunduğu duruma göre hareket eden örgütlerde davaya sıkıca bağlanmış, tutkuyla, çalışan ve feda içinde hareket eden kadroların ve sempatizanların yetişmesi mümkün olamaz.

Açık ve legal alanda düşmanın saldırılarına karşı her bakımdan cesaretle ve sonuna kadar karşı durup, mücadele eden kadro ve sempatizan çevresinin oluşması zor ve bir yerde de imkansızdır.

O halde yakın döneme kadar illegal örgüt ve mücadele biçimlerini esas almayıp, kendilerini buna göre konumlandırmayanları haklı olarak devrimci perspektiften ve iktidarı alma kararlı yaklaşımdan sapan, legalist-reformist-tasfiyeci oportünizme kapaklanmak olarak görüp eleştiren ve devrimcileri uyaran MLKP önderliği gelinen durumda dün eleştirdiklerini bugün savunur duruma gelerek, tasfiyeciliğe kapaklanmıştır.

MLKP'nin tarihsel gelişimini anlayabilmek bakımından 1995 yılında kaleme alınan ve TDKP'nin tasfiyeciliğe kapaklanmasının neden ve niçinlerini değerlendiren TDKP “Nereden nereye” broşürü, aslında TDKP adını çıkarıp MLKP yazılırsa bu kadar biri diğerinin taklitçisi olduğu bu kadar üst üste düşebilir denebilir. MLKP'nin legalizm tasfiyeciliğine kapaklanmasını anlayabilmek bakımında 95'te TDKP tasfiyeciliği için söylenenlerin buraya aktarılmasının büyük önem taşıdığına inanıyoruz:

“Görünen o ki, TDKP'deki iç çürüme Leninist örgütsel normların çiğnenmesinin sürekliliği, örgüt içinde kendilerinin lobi dediği hizip çekirdeklerinin oluşmuş ve yerleşiklik kazanmış olduğu, siyasal polisin gerçekleştirdiği sınırlı saldırıların bile KP saflarında ciddi kayıpların ötesinde önemli bir moral bozukluğuna yol açtığı, illegalitenin kendi anlatımlarıyla, biçimsel ve göstermelik hale" geldiği anlaşılıyor ve bütün bunlara bağlı olarak proletaryanın ve diğer emekçilerin demokrasi ve sosyalizm savaşımlarının gelişmesi olanakları konusunda karamsarlığa kapılmış bulunan TDKP'nin artık illegaliteden kurtulunması gereken bir yük, bir kambur olarak görmeye başladığı ve şimdiden fiilen önemli ölçüde legal bir örgüt haline geldiği anlaşılıyor. Gelinen noktada bu arkadaşların utangaç legalizmlerini de bir yana atarak gerçek niyetlerini neredeyse tüm çıplaklığıyla sergilemeye başlamış olmaları, konumlarının daha berrak bir biçimde kavramasını olanaklı kılıyor. Tabanlarını ve devrimci kamuoyunu, Lenin’in anladığı tarzda bir illegal partiden yani yasal ve yarı-yasal işçi kuruluşları ağıyla çevrelenmiş parti çekirdeklerinin bir toplamı olan yasadışı bir parti örgütünden yana oldukları konusunda ikna etmek için bugüne değin hayli ter döken bu arkadaşlar, şimdi maskelerini indirmiş ve hemen hemen herkesin' yer alacağı sözüm ona” kitle partisinden yana olduklarını açıklamışlardır. (TDKP Nereye, sf: 49-50, İstanbul 1995, Varyos Yayınları.)

Aslında bu satırlar TDKP'nin oda çekildiğinde olduğu gibi gelinen durumdaki MLKP gerçeğini resmetmekte 90'ların başında TDKP legalizm-açık parti tartışmaları başlamış ve adım adım ilerlenerek, sürece daha aktif müdahale etme adına legal partide karar kılınmış o zamana kadar söylenen her şey geminin bordosundan denize atılarak, iktidarı illegal temelde örgütlenmiş ve devrimci şiddeti hazırlamakla yükümlendirilmiş ve tüm çalışmaları bu perspektife göre düzenlenmiş olan TDKP'nin çalışmaları, gelişemiyoruz, düşmanın bitmez bilmeyen operasyonları ve tutuklamalarına göğüs gerilememesi sonucu çare legalizme sarılmaktan bulunmuştur. TDKP, devrimci şiddeti örgütlemeyi bir yana bıraktığı gibi, aynı zamanda neden legale çıktığıyla ilgili olarak ciddi bir değerlendirme de de yapmamıştır.

Örneğin Türkiye de 90'lı yıllarda politik yönetim biçiminde niteliksel bir değişim mi olmuştu, ya da faşist diktatörlük çözülmüş, emekçi kitle hareketi faili olarak politik özgürlükler alanını açmıştı da TDKP, açık parti kurmayı savunuyor ve parlamenter avanaklığın yolunda koşar adım ilerliyordu. Yani utangaç legalizm ve reformizmini TDKP önderliği açık hale getirerek, legalizm dehlizinden kulaç atıyor ve devrimcilikten uzaklaşmış yorulmuş orta sınıfın politik mastürbasyon yapan ama iktidarı devrimci bir ayaklanma ile alma kararlılığı içinde olmayan, sisteme muhalif olmakla kendilerini sınırlandırmış alanların buluştuğu bir legal parti yaratarak vicdanlarını rahatlatmak istiyorlardı.

Çünkü illegal mücadele her bakımdan, riskli bir devrimciliği, fedakârlığı ve bir çok zorluğu göğüslemeyi dayatıyordu. 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerini azgın biçimde yaşamış ve dünya devrimci hareketinin ve Türkiye devrimci hareketinin ağır bir yenilgi yaşadığı, buradan çıkışın uzadığı koşullarda, devrimcilikten ısrar etmek kolay değildi.

12 Eylül sonrası ağır yenilginin tasfiyeci etkisine Sovyet revizyonizmi ve diğer Avrupa revizyonist diktatörlüklerinin yıkılması ve bunun sosyalizme fatura edilmesi, devrimci-sosyalist hareketi daha bir zan altında bırakan etkide bulunmuştu-Bu durum devrimci hareketin saflarında bir dizi tartışmalarını beraberinde getirdi. Yığınların devrimci ve sosyalist hareketten uzaklaşmacı, devrimci hareketin tabanının daralması sanki suçlu yasadışı örgütlenme ve mücadele biçimiymiş gibi oportünist eğilimlerin gelişmesini sağladı, hatta kışkırttı.

Bu durum devrimci hareketin saflarında çıkışı başka yerde aramaya itti, uzun vadeli ve sabırlı illegal örgüt temelinde çalışmaları dizayn etme ve kadroları, tabanı buna göre konumlandırmak yerine, kitlelere açılma adına sağlam yer altı çekirdekleri yaratılmadan legalizm anaforuna kapaklandı. Buda hem 12 Eylül darbesi ve ardından yaşanan ağır yenilgi ve daha sonrasından düşmanın her 3-4 yılda bir devrimci hareketi operasyonlarla toparlayarak geriye itmesi olgularından yeterince ders çıkarılarak bunların örgüt çalışmalarına yeterince ders çıkarılarak bunların örgüt çalışmalarına yeterince tanımadığını ve gelinen hata ve zaaflardan inatla ısrar etmeye devam edildiğini, yanlışı da, düşmanı küçümseyen ve illegalitenin kurallarına uymada zorlanılan durumun devam edip gittiğini gösteriyordu.

Devrimci hareketin kitlelerle buluşmasının uzaması ve kendi kabuğunu kırıp dışarıya çıkmada sorunları bir türlü aşamamış olması, uzun sürede istenilen devrimci gelişme ve atılımın yaşanamaması, eski gösteriş devrimciliğin sübjektif düşün ve tarzının aşılabilmesi, hem öncü ve hem de sıradan kadro ve taraftar kitlesinde umutsuz eğilimleri körükleyici bir durum yarattı.30 yıllık bir çabaya rağmen bir arpa boyu yol alınamaması devrimci örgütlerin saflarında yeni arayışları gündeme getirdi. Devrimci hareketin yığınları kucaklama ve onlar içinde dal budak salmada beklenen gelişmelerin olmaması, suçu illegal mücadeleyi temel alma ve kadroları buna göre konumlanmada geçtiği yönlü tartışmaları gündemleştirdi.

Bir dönemler faşist diktatörlük koşullarında illegal örgütlenme ve çalışmanın öncelikli olması gerektiğini söyleyenler, düşmanın baskı ve saldırıları karşısında duramayınca, kısa sürede ağır darbeler yenmesi sonucu, risksiz devrimcilik yani yasallık geçer akçe oldu. İşte tamda bu durum ve gelişmeler bir dönem illegal örgütlenme ve mücadele temel ve esastır, legal mücadele ve örgütlenme yöntemleri talidir diyen MLKP adım adım yasal örgüt ve mücadele biçimlerini öne çıkararak, MLKP'nin altını oyarak, göstermelik bir illegal tabela örgütüne dönüştürmüş oldu.Yani MLKP hiç bir dönem kendi öz kimliğini ve özgünlüğünü bulamadığından; kah PKK ve DHKP-C kopyacılığı, kah TDKP-EMEP kopyacılığı yaptığından dolayı, her daim iki sandalye üzerinden vazgeçmedi.

Her ne kadar MLKP ilk kurulduğu '94 Ekim ayından sonrasında “yeni tarz” ya da “parti tarzı” adı altında DHKP-C ve PKK'nin küçük burjuva öncü savaşçı yaklaşımlarının ayak izleri üzerinde yürümeye çalışsa da, uzun vadede bu öncü savaşçı ve yığın savaşımından kopuk düşmanın istediği olanakla mücadele eden bir çizgi ile başarı elde etmek mümkün olamazdı.

Aslında MLKP'nin yasalcılığa demir atması ta kuruluş sürecine kadar uzanmaktadır. MLKP'nin gelişmesini dünden bugüne doğru olarak anlamak ve dersler çıkarmak gerekiyor. Aksi halde MLKP'nin öncü savaşçılıktan yasalcılığa hızla evrilmesi anlaşılmaz.

Hatırlanacağı üzere MLKP 1994 Ekim ayında kurulduğunda kendi içinde ideolojik-politik olarak farklı eğilimleri barındıran bir örgüttü ve MLKP-K olarak kurularak hala bir öncü işçi partisi konumunda olmadığı ortaya konmuştu. Kürdistan sorunundan kitle çizgisine, örgüt içi demokrasiden legal, illegal çalışmaya, geçmişin değerlendirilmesinden kadro politikasına kadar birçok temel alanda ortaklaşmak mümkün olmamış, uzlaşmacı bir zeminde buluşulmuş, çözülmeyen sorunlar pratiğe bırakılmıştı. En başta nasıl bir parti sorunu, kitle çizgisi, Kürdistan sorunu, geçmişin değerlendirilmesi, örgüt içi demokrasi kadro politikası vb. konularda ideolojik-politik birliktelik sağlanmış değildir. Dahası tüm abartmalara ve palavralara rağmen MLKP kurulduğundan yamalı bir bohça görüntüsü arz ediyordu.

Aslında MLKP-K’nin kuruluşunda üç farklı eğilim geçici olarak uzlaşmış ve politikalarını pratikte kanıtlamak istiyordu. Yine hatırlanacağı üzere MLKP kurulurken kendisini bir parti örgütü olarak ilan etmemişti. Onun içindir ki MLKP'nin partiye doğru yürüyüşünü sağlayacak, hem işçi sınıfı öncü birlikleriyle birleşmek ve hem de dışında var olan komünist örgütlerle örgütsel birliği sağlamak bakımında MLKP-K (Kuruluş) eki eklenmiş ve böylece partiye yürümenin somut görev ve hedefleri ortaya konmuştu MLKP-K'nin kuruluş kongresinde MLKP'nin direk parti olarak ilan edilmesi gerektiğini söyleyen bir kaç delege vardı.

Ama 1. Kuruluş kongresinin delegelerinin ezici çoğunluğu sınıf hareketinden kopukluktan dolayı MLKP’ye (K) ekinin eklenmesinin gerekli ve zorunlu olduğu ortaya konmuştu. Böylece MLKP-K ilk kurulduğunda partinin sınıfla birlikle bağlı olduğu Leninist parti görüşünü kabul etmiş ve MK'nın önüne partiye el uzatmak için fabrikaları fethetme görevinin başat görev olduğu, örgütün tüm gücüyle sınıf çalışmasına yönelmesi gerektiği görevini koymuştu. İkincil görev olarak MLKP'nin dışındaki komünist örgütlerle birliği sağlamayı da somut görevler arasına koymuştu.

Ne ki MLKP'nin kuruluş kongre raporlarında da belirtildiği gibi MK'si tüm gücüyle örgütü sınıf hareketine yönlendirici bir durumda olmadığı gibi, önceki fabrika ve sendika ilişkileri de hızla dağılmış, sınıf hareketinden uzaklaştırılmış, çalışmalar daha ağırlıklı olarak semtlere ve okullara yönelmişti.

Devrimci şiddetin örgütlenmesi, kitle çalışması ve mücadelenin yükseltilmesi-destekçisi olarak algılanmaması, adeta küçük grup eylemlerinin silahlı propaganda ve ajitasyon olarak görülmesi, yığın savaşımı ve örgütlenme hedeflerinden kopuk, öncü savaşçı iradeciliği her şeyin merkezine çıkartan ve nesnel gerçekliğe dönüp bakma gereğini duymayan MLKP önderliği PKK ve DHKP-C kopyacılığına yöneldi. Bu iki örgütü özgünlüklerini ve hatalı kitle çizgisi ve devrim anlayışlarını doğru olarak algılayamayan MLKP önderliği, öncü savaşçı eğilimlere denk düşen, yığınların somut özlem ve istemlerine yanıt vermekten uzak, sınıf örgütü propagandasını yapmaya hizmetten öte, mücadeleye katkısı olmayan küçük grup eylemleri öne çıkarılarak yaygınlaştırıldı.

Devrimci iradenin nesnel zeminin uygunluğu üzerinde devrimci rolünü oynayacağı, eskisinin tamamen moral bozucu yıkım olduğu-olacağının görülüp bilince çıkarılmaması, PKK'nin yılların bırakmış, yok sayılmış bir Kürt ulusal sorunu zemini üzerine oturduğu ve değişik ülkelerle uzlaşmacı tutum içinde olduğu olgusunun kavranılması aynı zamanda Türkiye de batıda sınıf savaşımının doğru ve M-L bir bakışla algılanmamasını da beraberinde getirdi MLKP'de kuruluş sürecindeki ortacı çizgisi MK'nin çoğunluğunun eğilimi doğrultusunda sınıf dışı kesimler içinde çalışmayı esas almayı ve bunların eğilimine uygun düşen öncü savaşçı kitle çizgisini pratiğe sürmeye yöneltti.

Nitekim MLKP'nin kuruluşunun ardında, Gazi olaylarının yaşanması, burada MLKP'nin güvence alması MLKP önderliği içinde farklı çizgi tartışmalarının kendi eğilimleri doğrultusunda ilerlemesini sağladı. İşin daha da ilginç olanı MLKP, hem devrimci bir yükselişin olmadığını öne sürerek taktiğini aktif savunma üzerine oturturken, öte yandan öncü eylemlerle bu süreci iradi olarak parçalayıp ileriye taşımacı, tipik DHKP-C çizgisinin karikatürlüğünü yapmaya kalkışılıyordu.

Zaten MLKP'nin kuruluşunun ardından MLKP önderliği kongrenin önüne koymuş olduğu devrimci görevleri yerine getirmeye yüklenme yerine semtlerde askeri eylemleri, korsan gösterileri öne çıkaran ve semtlerde-okullarda gençleri bu eylemlere katmaya çalışan, örgütün “bir bütün olarak parti devrim için dövüşen askeri örgüt haline gelmelidir” (TDKP Nereden nereye, sf: 161) askeri bakış açısıyla konumlandırılmasını hedefleyen bir gösteriş devrimciliği üzerinde bina etmeye yönelmiş-fabrika-işçi çalışmaları, askeri faaliyetleri tahkikatlı ve desteği olamayacağı nedeniyle üçüncü-beşinci sıraya itilmiş, semt ve gençlik çalışmaları örgüt çalışmasının omurgası haline gelmişti.

Kadrolarını ve kitle gücünü semt ve gençlik arasında devşiren MLKP, devrimci hareketin kitleselleşmesini ve güven sorununu daha fazla askeri eylemlere başvurmaktan görüyordu. Askeri eylemleri kitle mücadelesinde kopuk olarak ele alan MLKP ilk dönemlerin bazı askeri eylemlerini yaratmış olduğu geçici etkiyi abartarak, sağlam ve sağlıklı yeraltı örgütü yaratmadan ve çizgiye uygun kadrolar yetiştirmeden düşmanla zamansız mücadeleye girişmesi, onu kısa zamanda ağır örgütsel yenilgiyle buluşturdu. Dev-Sol pratiği bu konuda yeterli veri sunmasına rağmen, sanki yeni tespit ediliyormuş gibi örgüt askeri eylemlere göre şekillendirilir hale gelmişti. Dev-Sol birçok başarılı askeri eylem gerçekleştirmişti.

Ama bu askeri eylemler Dev-solun kitle çalışmasına bağlanmış, onunla el ele ilerleyen bir hatta yürümemesi, düşmanla erken bir savaşı gündeme getirmiş, orantısız güç ve kitleleri mücadeleye katmaktan uzak eylem çizgisi Dev-Sol'u süreç içinde ağır bir yenilgiyle tanıştırmış ve devrimci hareket ve yığınlar arasında devrimci harekete karşı güvenin zaafa uğraşmasını, devletin yenilmesi eğilimini güçlendirici bir durum yaratılmıştır.

Dev-Sol'un yenilgisi, iyi savaşmamak ya da gözü pek eylemlerle düzenlememesiyle bağlı değildi. Aksi Dev-sol bu dönemde militan bir mücadele içinde oldu ve kadroları kendilerini feda etmekten tereddütsüz davrandılar. Ama sorun kadroların militan feda ruhu içinde son vermesine kadar çatışmayla bağlı değildi. Sorun bu askeri eylemlerin işçi ve emekçi yığınları ne ölçüde uyandırıp, mücadeleye çektiğiydi. Dev-Sol'un yürütmüş olduğu öncü savaşçı eylemleri yığınlar arasında özellikle hareket halinde olan demokrat-ilerici-devrimci kesim üzerinde belli bir etki yarattı. Ama bu etki bilinçli, örgütlü bir mücadeleye dönüşmedi. Düşmanın katliam ve infazlarına karşı yığınların tepkisi oldukça sınırlı ve seyirci kalmaktan öteye geçmedi. Kitleler adına savaşa giren ve suni dengeyi kırarak, kitlelere devletin ne kadar kof olduğunu gösterme hedefini, taşıyan bu gözü pek öncü savaşçı eylemler uzun süre devam edemedi.

Kayıpların yeri hemen doldurulamadığı gibi, yığınların devrimci harekete kitlesel olarak kendiliğinden akışın yaşanmaması gerçekliği, Dev-Sol’un devletle savaşta erkence yenilmesinin, önünü açtı. En iyi kadroların kitle çalışmasından askeri çalışmaya aktarılması Dev-Sol'un kitlesel gelişimini de olumsuz yönde etkilemiş ve hatta bir dönem geriye gidişi koşullamıştı. Ortada Dev-Sol gibi geleneksel olarak silahlı öncü savaşı önde tutan, kadro-önderlik ve tabanın buna göre şekillendirmiş örgütün kısa zaman dilimi içinde ağır bir örgütsel yenilgisi dururken, MLKP'nin Dev-Sol'u tekrarlamaya kalkışması, eylem tarzı ve araçlarında ortaklaşmaya özen gösterilmesi aslında gerçeği varken, suretini örgütlemeye hiçte gerek olmadığını gösteriyordu. Devrimci şiddete göre örgütlenen ve küçük grup eylemlerini kendisine temel alan DHKP-C varken, aynı çizgide ve anlayışta yeni bir MLKP'ye pekte gerek duyulmayacaktı.

Yani MLKP'nin kızıl müfrezeler askeri örgütü ve semtlerde milis vb. örgütlenmeleri tamamıyla. Parti Cephe’ye ve PKK'ye öykünmecilikti ve kendine özgü bir yeni tarzda ortada yoktu. İşçi ve emekçi kitle çalışmasını kendisine merkez olmuş önderliği, kadroları ve tabanı buna göre yetiştirilmiş eğitilmiş bir örgütün uzun erimde öncü savaşçı askeri bakış açısıyla mücadeleyi geliştirmesi, örgütü büyütmesi beklenemezdi. Yani MLKP'de ikircikli eğilim söz konusuydu. Bir yandan devrimci iradeciliğin abartılması ve sol maceracı öncü savaşçı anlayış, öte yandan kitle çalışması ve kitleleri kuşanma perspektifi-Bu iki eğilim her daimi MLKP'de çatışma içinde oldu.

Keza MLKP’nin kuruluş sürecinde birçok temel noktada açık ve net ortaklaşa, ideolojik-politik birlik yakalanmayınca, bazı sorunların tartışılmadan pratikte aşılacağının belirlenmesi başta örgüt içi sosyalist demokrasinin dumura uğratılması ardında kadro politikasında sapmacılık, klikçilik, kongre kararlarının yok sayılması ve örgüt içindeki farklı eğilimlerin kendi doğrultusunda gelişimini hızlandırdı. MLKP-K kurulmuştur, ama bir örgüt olmayı başaramamıştı. Bir biriyle tezatlık içinde olan bir kaç köklü çizgi ayrımı kısa zamanda kendisini ortaya koymuştu.

MLKP-K'nın kuruluşun Leninist parti öğretisinden, Kürdistan sorununa, örgüt içi demokrasiden kadro politikasına, geçmişin değerlendirilmesinden aşılması mümkün olmayan temel ayrım çizgileri devam ediyordu. Örgütlü çalışma, legal-illegal çalışma ilişkisinin anlaşılmasına kadar birçok alanda ayrım çizgileri aşılmadan, uzlaşmacılık temelinde MLKP'nin kuruluşuna katılmıştı.

Haliyle yeni MLKP-K'de ideolojik-politik ve örgütsel ilkelerde birliktelik sağlanmış değildi. Bu durum kısa zamanda kopuşları da beraberinden getirdi. MLKP-K'nın kuruluşundan çok şey bekleyenler 10-11 ay gibi bir zaman içinde hayal kırıklığına uğradılar. Birlik'in ardından, birlik sürecine katılan ve hızlı birlikçi olanlar MLKP-K'nın ne düğü belirsiz olan çizgisinin örgütü nereye doğru-getireceğini belemediklerini söyleyerek gemiyi hızla ve ilk terk edenler oldular.

İşçi sınıfı içinde çalışmayı merkezine alan ve buna göre örgütün konumlanması gerektiğini emreden kuruluş kongre kararlarını hiçe sayan MK'si, örgütü semt ve gençlik çalışmaları içinde boğmaya, fabrika ve sendikal çalışmayı tamamıyla tasfiye etmeye yöneldi. Kitle çalışmasını geliştirip güçlendirmesine bağlanmış olan devrimci şiddetin örgütlenmesi perspektifi yerine, PKK ve DHKP-C'ye öykünen biçimde semtlerde acemi milis örgütlenmelerini ve merkez de “kızıl müfrezeler” adı altında askeri örgütlenmeleri, öncü savaşa denk düşen gösteriş devrimciliğini öne çıkaran askeri bakış açısı öne çıkarılarak, küçük grup eylemleri ile yığınların silkelenip, uyandırılıp, mücadeleye seferber edilecekleri yaklaşım öne çıkarıldı.

Sınıf perspektifinden saparak semtlerde ve gençler içinde öncü savaşçı yaklaşıma göre konumlanma, bunun adına yeni tarz ya da parti tarzının alınması, geçici olarak özellikle yüzer-gezer kesimle ve deklase kesimler arasında MLKP'ye belli bir akışın olması, MK’sını önderliğini daha maceracı ve düşmanla zamansız, kendi gerçeğine uygun düşmeyen, defalarca tekrarlanmış ama hep büyük bir hüsran ve devrimci kırılmayla sonuçlanmış olan öncü savaşçı çıkışa sarılmaya itmiştir. Bir kere MLKP'nin geldiği gelenek öncü savaşçılığı eleştiri temelinde, hiç bir mücadele biçimini reddetmeyen ama devrimci şiddeti bir hazırlık süreci olarak algılayan, kitlelerin şiddetini temel alan, ayaklanma sürecine kadar dönemde devrimci şiddeti tali bir eylem biçimi olarak gören bir gelenekten geliyordu.

Haliyle ne önder kadrolar, ne ortalama militanları ve nede tabanı öncü savaşçı küçük burjuva maceracı bir çizgiyle uyum içindeydiler. Örgütün niteliğini belirleyen şey onun programı ve izlemiş olduğu kitle çizgisidir.

Yığınlar devrim için nasıl örgütlenip, hazırlanacak demek olan devrimci kitle çizgisi, örgütün yukarıdan aşağıya doğru hangi örgütsel ilke ve kurallara politik yaklaşıma göre hazırlanacağını ortaya koyar. Haliyle yığın mücadelesi ve kitlenin devrimci şiddetini örgütleyip hazırlamayı temel aldığını söyleyen bir akımın, pratikte öncü savaşın bir çizgiye göre hareket etmesi ve bu yoldan ileriye doğru, yürümesi beklenemezdi. İşte MLKP'nin teorisi ayrı pratiği ayrı bir süreç yaşıyordu. Bu süreç onu sol maceracı bir çizgide buluşmaya ve çalışmalarını da buna göre düzenlemeye itti. Öncü savaşta savaşmak için kadrolara gereksinim vardı.

İşçi sınıfı böylesi bir mücadeleye kısa bir dönemde kazanılmak katılması mümkün olmadığına göre, semt ve üniversite-orta öğrenim gençliği, işsizler arasında devrimci çalışmaları organize edilerek, buradan kadro ve taban kazanılıp, devşirilmeye çalışıldı. Bu maceracı ve sınıf perspektifinden kopan küçük burjuva devrimciliği, MLKP'de lafızda savunulan Leninist parti öğretisinde de uzaklaşmayı beraberinden getirdi. Halkçı ve ezilen vurgusu öne çıkarılarak, proleter sınıf perspektifi terk edildi. Her şey askeri küçük grup eylemlerine, korsan gösterilere bağlanmak buradan yürünmeye çalışıldı. Örgütlerin sağlamlaştırılması ve illegal çalışmaların güçlendirilmesi, sözde illegal ama legal çalışmaların gittikçe daha fazla öne çıkması, MLKP-K'da sapmanın derinleşmesini ve eskide savunulan devrimci düşüncelerinde terk edilmesini beraberinde getirdi. 95 yılında gerçekleştirilen Birlik konferansıyla MLKP'de darbe gerçekleştirildi ve sol maceracı sınıf perspektifinden uzaklaşan PKK-DHKP-C kopyacıları MLKP'de egemenliklerini ilan ettiler.

Açıktan komünist partinin sınıf hareketiyle sosyalist hareketin birliği olduğu Leninist duruşu terk edilerek, sınıftan kopuk öncü partisinin kurulacağı görüşü kabul edildi. Üstelik bu temel görüş örgütte hiç bir tartışma yapılmadan, sırf MLKP-K'nın kaldırılarak MLKP'nin parti ilanı için bu yapıldı. 94 Eylül’ünden kurulan MLKP-K'nın MK'nın faaliyet raporunda işçi sınıfı ve sendikal çalışmalar alanından geriye gidişin olduğunu söylediği bir zamanda MLKP' parti olarak ilan ediliyordu. Bu MLKP-K’nın kuruluş ilkelerine ve M-L anlayışlara ters, Maocu küçük burjuva parti anlayışından konaklamanın ifadesiydi.

Nitekim MLKP'nin kuruluşunun ilan edildiği ‘95 Birlik Konferansı’nın arasından, komünist partinin sosyalist hareketle işçi sınıfının birliğidir Leninist yaklaşımının yanlış ve hatalı anlaşıldığını söyleyerek, öncellerin sorunu doğru anlayamadıklarını belirterek, sınıfta kopukta partinin kurulacağı ve sonrasından sınıfla bütünleşeceği yaklaşımını kabul ettiklerini açıkladılar.

Böylece MLKP kuruluşunun 1 yıllık gibi bir sürenin ardından, sınıf çalışmalarından daha da uzaklaşarak geriye düşmesine rağmen, partinin kuruluşunu gençlerin katılımıyla ilan ettiğini belirterek, aslında o güne kadar söylemiş olduklarının hepsinin yanlış olduğunu ilan etmiş oluyordu. Bu durum MLKP'de her bakımdan yeni ama sol-maceracı sınıf dışı küçük burjuva çizgiye kapaklanmayı tamamlamış oluyordu.

MLKP geçiş sürecinden devrimci proleter bir hatta değil, küçük burjuva bir hatta konaklama yolunu seçmiş oluyordu. TKP/ML Hareketi’nin maddi örgütsel ve askeri birikim olanakları üzerine oturan MLKP önderliği, kendi içindeki köklü farklı eğilimler içinde sürekli olarak gelgitler yaşadı. Bir yandan işçi ve emekçi kitle çalışmasına yüklenerek gerçekliğini saklayanlar, öte yandan küçük grup eylemlerini önde tutarak öncü savaşçı bir çizgide ilerleyerek emekçilerin örgütlenip, mücadeleye seferber edileceğini söyleyenler arasında bitmek bilmeyen bir mücadele vardı. İlk çalışma alanında kendisini gösterdi.

Önderlik kendi düşüncesine güvenmediği için, iç tartışmaları yasakladı, kadro toplantılarını yapmaz oldu. Birlik kongresi sürecinde tartışmaları örgütlemedi. Böylece her şeyi oldu bittiye getirdi. İkinci olarak ‘95 Mart’ında kont-gerillanın provokasyonu sonucu gündeme gelen gazi direnişi oldu. MLKP'nin önderliğindeki bazı öncü savaşçı eğilim içinde olanlar, “Gazi direnişinin MLKP'nin kitle çizgisini boşa çıkardı" eleştirisini yaparak MLKP'den koptular. Yine bu aynı süreçte MLKP'nin öncü savaşçı maceracı çizgiye doğru koşar adımlar gittiğini söyleyerek MLKP önderliğinden çekildiler ve mücadelenin dışına düştüler.

Keza , “Kızıl Müfrezeler” adı altında özel olarak örgütlenen profesyonel askeri örgütün sorumlusu MK'sı üyesi de bir kaç askeri eylemin ardından, düşmanın saldırı ve baskılarını artırmasıyla birlikte hem MK'dan ve hem de MLKP'den koparak mücadelenin dışına düştü. İşin ilginç olanı birlik MLKP saflarında güçlenmeye ve ideolojik-politik-örgütsel güçlenmeyi değil, beklentilerin tersi olması nedeniyle her eğilimin kendi doğrultusunda ilerlediğini birlik sürecine katılan delegelerin önemli bölümünün dökülüp. Safları terk ettiğine tanıklık ettik.

Yine bu süreç MLKP saflarında M-L çizgisi yeniden bayraklaştıran ve onları küçük burjuva bir hatta konaklayan MLKP ile baş başa bırakılarak KP-İÖ’nün kuruluşunu sağlamıştır.

Bu gelişmeler MLKP önderliğini daha fazla sınıf dışı kesimlerle buluşmaya, aynı zamanda Parti Cephe kopyacılığı yolunda daha hızlı koşmaya itmiştir. Cin olmadan adam çarpmaya kalkışması MLKP'ye kısa zaman içinde düşman darbeler altında ezilmeye ve iki yıllık bir sürecin ardından ağır bir örgütsel, pratik yenilginin kapıyı çalmasına neden olmuştur.

Sağlam illegal omurgası ve yerel örgütlerini yaratmadan düşmanla düelloya girişmesi MLKP'nin kısa zaman içinde en üst düzeyde ağır darbeler yiyerek yeraltı örgütünü felce uğratır hale gelmiştir. Bir ayağı dış alanda, bir ayağı kapalı alanda olan ve öncü savaşa göre konumlanıp-düzenlenemeyen MLKP önderliği 1996 Sultanbeyli baskınından sonrası düşmanın ağır saldırı karşısında uzun süre direnemediğini yukarıdan aşağıya kadar kısa dönem için ağır yenilgi aldığını, merkezin giderek işlemez hale geldiğine tanıklık ediyoruz.

Düşmanı küçümseyen ve kendi gerçekliğini abartan, silahlı öncü savaşçı geleneği olmayan MLKP'nin bu süreçte düşmanın ağır baskı ve saldırılarını geri püskürttüğü, boşalan örgüt ve kadroların yerlerinin doldurulduğu söylenemez.

Düşman MLKP'yi bir yandan operasyonlarla öte yandan ajan sızması ile kısa zamanda etkisiz hale getirmişti. Buda her koşul altında kendisini yenileyerek yoluna devam eder düzeyde örgütleyemediğini gösteriyordu. ‘96 sultan beyli baskınının ardından polisin vurduğu ağır darbeyi yeterince bilince çıkararak, gereken tedbiri olmayan ve deve kuşu örneği illegal çalışmaya devam eden MLKP ‘97 Mart’ından merkezin ezici çoğunluğunu düşmanca ele geçirilen, belki de o güne kadar hiç bir örgütün yaşamadığı bir olayı MLKP yaşıyordu. MLKP'nin beyin takımının önemli bölümü düşmanın tek bir hamlesiyle ele geçiriliyor ve bir yerde örgüt suda çıkmış balığa dönme misali panik yaşıyordu. İşin daha da ilginç olanı silahlı şiddet eylemlerini yani öncü savaşı pratiğe süren MLKP'nin ne ‘96 operasyonlarında, yakalananlar ve nede ‘97 Şubat’ında, MK'si iddiasıyla yakalanan öncü kadrolarında düşmana karşı silah kullanma, silahlı direnişi gelenek haline getirme gibi bir tutum takınmıyorlardı. MLKP önderliği “benim söylediğimi yapın” diye kadro ve tabanına çağrı yaparken, en başta kendisi yapılmasını salık verdiği kararlara uygun bir pratik geliştirmeyerek, teori ile pratiğin ne kadar uyumlu bir konumda durduğunu ortaya koyuyordu.

‘96 - 1 Mayıs’ında Kadıköy özgürleştirildi vb. büyük lafları eden ve abartıcı sübjektif değerlendirmeler yapan MLKP önderliği kısa bir dönemin ardından, kitle hareketinin kırıldığında ve geriye düşmeye başladığından, parti kuvvetlerinin geri çekilmesi gerektiğini belirtiyordu. Ama MLKP bu söylemlerine uygun davranmadan düşmanın saldırılarıyla yüz yüze kaldı. ‘96 ve 97'de MLKP önderliğinin ezici çoğunluğu, ileri ve orta kadroların birçoğu polis operasyonlarından zindanlara dolduruldu. O dönemde MLKP'nin cezaevlerindeki kalabalık sayıları da, düşmanın MLKP'ye nasıl bir darbe vurduğunu ortaya koyuyordu.

Şubat 97 merkezi operasyonun ardından, kadrolara ve tabana söz vermek için apar topar 2. Kongre toplandı. Bu kongrede MLKP'nin gelişim süreci ve alınan ağır darbeler derinlemesine değerlendirilmedi ve yenilen darbeler örgütsel alandaki hata ve illegalitedeki zaaflarla açıklanmaya çalışılarak, bu ağır örgütsel yenilginin izlenen sol maceracı, kitle çalışmasından kopuk çizgiyle bağı kurulamadı. Bazı örgütsel tedbirler, MK'nin daha kontrollü bir çalışma içine yöneldi. Ama artık eski havası kalmayan MLKP askeri eylemlerde de daha kontrollü davranmaya yöneldi.

Aslında MLKP'nin bu dönemi içe kapanma ve güçlerini koruyarak ilerlemeye çalışma dönemi olarak görülmesi daha açık bir değerlendirme olacaktır. MLKP'nin en ileri ve öncü kadrolarının ezici çoğunluğunun içeride olması, örgütsel, pratik alanda da önemli bir daralma ve geriye düşüşü koşulladı. Kısa zamanda kapatılması mümkün olmayan darbeler yenilmesi MLKP'de ciddi bir moral-motivasyon bozukluğuna yol açtı. Hareketsizlik MLKP kadro ve tabanında sıkıntı yarattı ve örgütte acabalı tartışmaları gündeme getirdi ve MLKP'ye ilgiyi geriye itti. MLKP’de erken örgütsel yenilgi birçok tartışmanın ve farklı eğilimlerinde kendine zemin bularak su üzerine çıkmasını koşulladı. 1999 yılında MLKP'nin askeri kanada kızıl müfrezelerin ağır darbe yiyerek dağılması ve silah deposunun tek kurşun atmadan düşmana teslim edilmesi, hatta askeri sorumlulardan birisinin ihanetçi olması, MLKP'nin öncü savaşçı çıkışın sürdürülmeyeceğinin somutlaşması oluyordu.

Nitekim 19 Aralık 2000 F Tipleri operasyonda MLKP süreci ve kendi kadrolarını yönetme, önderlik etmede pek de başarılı olamadı. Ölüm Orucu sürecinde birçok taktiksel hatalar işledi. Altına imza attığı, düşmanın ölüm orucunu bitirme amaçlı 399 yasasına karşı olduğunu ve ÖÖ eylemlerinin iradeleriyle, 399 yasasında tedavi amaçlı tahliye için yararlanılmayacağı kararına uymadı ya da kadroları MLKP'yi pek dinlemediler. O süreçte, F Tipinin fiziki koşullarına ilişkin önerilerde de sorunu çözmekten çok DHKP-C ile keskinlikte yarış içinde olmaktan kurtulamadı. Yine ölüm orucu eyleminin bırakılmasında da tam bir panik halinde hareket edildi ve MLKP ve kadro ve taraftarları, oyalama ya devam eden örgütlerle sorunu tartışmadan apar topar sonlandırmada, Ölüm Orucunu dışarıda devam ettirme kararını sonuna kadar taşıyamaması vb. görmek mümkündür. Bu dönemde de MLKP önderliği, örgütte egemenliğini test etme ve önderlik yapmada da başarısız kalmıştır. 2000’ler de içeride tahliye olan kadroların müdahaleleriyle örgüt toparlanmaya çalışılmış ve geride kalan sorunları ve süreci anlamak, tartışmak bakımından 2002 baharında 3. Kongre toplanmıştır. Uzun bir aranın ardından örgütün durumu tartışılırken, MK'ne bir dizi sağcı ve tasfiyeci yönden eleştiriler getirilmiş ve bir yerde örgütün yeniden kendisini var etmesi için bir dizi kararlar edinmiştir. MLKP'nin ilk kurulduğu bir kaç yıla göre örgütlenmesi gerektiğine, sağ kendiliğindenciliğe karşı her alanda mücadele etmekle yükümlü oldukları belirtilmiştir.

MLKP aslında örgütsel yenilgisinin nedenlerini yanlış yerde aramıştır. Yenilginin esas nedeni sağlam ve her koşulda işleyen yeraltı örgütlerinin yaratılmamış olunması ve aynı izlenen yığınlardan kopuk, kolektif çalışma yerine bireylere dayanan çalışmaların örgüte egemen olmasını kışkırtan, küçük gurup eylemlerini esas alan “sol” oportünist kitle çizgisinde ısrar edilmesiydi ve kitle çalışması bir yana itilerek örgüt askeri çalışmaya göre şekillendirilmesiydi bu kadar kısa dönem içinde çok ağır kopuşlar yaşanmaz ve örgüt felce uğramazdı.

MLKP bir yandan illegal mücadele ve örgüt yöntemleri geliştirme kadro ve tabanı buna göre hazırlamaya çalışırken, öte yandan hemen her alanda legal-yasal çalışmayı geliştiriyordu. Bu durum haliyle, biri diğerinin aleyhine yeni yasallık yasa dışılığın önüne geçti ve kartopu gibi inanılmaz bir halde yuvarlanarak büyüdü ilk dönemler açık alanın çekiciliği ve risksizliği uzun yıllardır yeraltında ve zindanlardan kalmış olan kadro ve tabanda çekici-rahatlatıcı etki bıraktı. 2002 Baharından sonra MLKP'de çabuk kitleleri kazanma ve buradan ilerlemeye döndü.

Önceki süreçte sıklıkla vurgulanan cüretle öne atılma, savaş örgütü vb. sözleri değerlendirmeleri bu sefer kitleleri kazanma ve onun içinde erime, önderliği kazanma kulağa hoş gelen haliyle “öncü partiden, önder partiye” geçiş öne çıkarılmış, askeri örgüt özel bir örgütlenmeye dönüştürülmüş, daha çokta sağa-sola bomba koyan bir hedefsiz ve amaçsız, kitle mücadelesinin ileriye taşınmasına hizmet etmeyen daha çokta durumu kurtarmaya ve tabana, kadrolara gaz vermeye amaçlı, propaganda değeri taşıyan askeri eylemlerle bir dönem daha “savaşçı örgütüz” havası devam ettirilmeye çalışılmıştır.

Örneğin boş boşuna MK'sına bağlı ve askeri eylemler örgütlemekle yükümlendirilmiş, yerellerde de milis örgütleriyle desteklenen, gittikçe şehirlerde olan hâkimiyetini kırmayı hedefleyecek olan kızıl müfrezeler düşmanın darbeleriyle çökertilip dağıtılmasına rağmen, MLKP önderliği neden kızıl müfrezelerin işlevsizleştirilerek de sürdürülmediğine ilişkin herhangi somut bir açıklama yapmadı.

2002 - 3. Kongreden sonrası, geçmiş sürece partinin varlık yokluk durumuna gelmesi ve uçurumun kenarına getirilmesi, tasfiyeciliğine karşı ilk kuruluş döneminin cüreti ve engel tanımayan militanlığıyla örgütün yeniden ayağa kaldırılıp, hak ettiği yere getirileceği belirtilerek, eski bir biçimde tekrarlanmaya çalışılmasına, yeni tarz, engelleri hiçe sayan bir cüretle ileriye atılmaktan, illegal örgütü güçlendirmek ve savaşçı bir konuma getirilmekten bahsedilmiş aslında, MLKP saflarında eskiden beri savunulan ama ortamı bekleyen legalizm, tasfiyecilik ve yenilginin etkisiyle daha fazla ilgi gösterilen bir görüş haline gelmiştir. Zaten önemli ölçüde legal olan örgüt, düşmanın saldırılarıyla darmadağın olunca, yeraltı örgütünün toparlanması oldukça zor ve güç olmuştur.

Zaten yer altı çalışma ve devrimci şiddeti örgütleyerek inat ve ısrarla ileriye doğru yürüme MLKP'nin önderliğinde legal çalışmaya yüklenme ve dağınıklığı buradan güç biriktirerek aşma yöntemi bir çıkış olarak algılanmıştır. Yani zar zor ve uzun vadeli örgütü güçlendirecek, bir devrim örgütü olarak hazırlayıp-geliştirecek yol yerine, tasfiyeciliğin ve devrimciliğin bir yerde bitişinin başlangıcı olacak olan legalizme yaslanma ve buradan çıkış yolu tercih edilmiştir.

Elbette bu yolda yürünürken yıllardan bu yana söylenenler ve açık parti kuranlara karşı yapılan eleştirinin sıcaklığını koruduğu ve kadro-tabanın yasadışı örgüt ve mücadele yöntemlerine göre düzenlediği-yetiştirildiği koşullarda, politik koşullarda büyük alt üst oluşların olmadığı, devrimci kitle hareketinin egemen sınıfların yönetiminde çatlaklar yaratırdı. Fiiliyatta demokrasi ve özgürlüklerin daha fazla kullanılır bir halde olmadığı koşullarda, tümüyle legalizm de buluşulacak bir legalizm anaforuna yelken açmak hiçte hoş görülecek bir durum olamazdı.

Nitekim zaten yasadışı çalışma ve mücadele biçimleri oldukça sınırlanmış dağılmış, örgütlerin yenilenerek ya da tamir edilerek de yoluna devam edilmediği, legal çalışmaya daha fazla kadro ve teknik olanağın ayrıldığı, hemen her şeyin buna göre düzenlendiği bir durumda, daha uzun bir dönem illegal faaliyetleri ve mücadele araçlarını geriye iten MLKP, özel olarak örgütlemiş olduğu ağırlıklı olarak pankart asan, yer yer korsan gösterilerde ses bombası, molotof vb. kullanan MLKP'nin hedefin nerden, nereye doğru yürüyeceği belli olmayan iki yıl içinde gerçekleştirmiş olduğu birçok bomba patlatan vb. eylemleri sonucu kurumlaşmadan çökertildi.

2002-2006 yılları arasında MLKP'de illegal örgüt ve mücadele alanında önemli bir iç mücadele yaşandı. Açık parti tartışması ve örgütün legalist olmasına karşı çıkan bir gurup önce MK'dan istifa edip, ardından gerçek MLKP-YKH adı altında kopuş yaşadılar- MLKP'nin, TDKP'nin izinde yürümesine karşı çıkan birçok kadro ya atıldı ya da yollarını ayırdı. Böylece MLKP iç mücadele sonucu örgütte legalizmi egemen kılacak olan sağ tasfiyecilik egemen kılındı. Tamda bu legalizm tasfiyeciliğinin kongrede ilan etme hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde ki bu dönemde zaten legal bir platformda örgütün omurgası açığa çıkarılmıştı. 2006 operasyon dalgası geldi. Bu operasyonla, yer altıda kalmak zorunda olanlarında önemli bir bölümü legalistti. Geriye çok az sayıda hala aranan ya da düşman tarafından pek bilinmeyen bazı kadroların, durumu idare etmek için illegalde kalmaları dışında örgütün tamamen legalize edilmiş ve tüm çalışmaları buna göre düzenlenmiştir. Bir yandan devrim güncel bir sorun denmiş, öte yandan bunun gereklerine göre bir örgüt ve mücadele tarzı da oluşturulmamıştır.

Hem faşist diktatörlük koşullarında yasadışı mücadelenin temel alınmasından ve bundan milim sapılmamasından dem vurulmuş, hem de politik koşullarda değişen pek bir şey olmadığı halde legalizm anaforuna yelken açılarak, büyüme ve gelişme legalizme yaklaşmakta görülmüştür. Tam tezat-bir durum MLKP'nin ki, 2002-2006 yılı içinde MLKP'nin faaliyetleri eskiden farklı olmamış-militanlık ve cüretlik adına protestocu küçük grupların öncü çıkışına dönüşmüştür. Bir eylemden diğerine sürüklenen ve yığınları dikkate almadan örgüt kadro ve sempatizanlarının protestosu eylemlerine yoğunlaşan örgüt güçleri düşmanın saldırıları, tutuklamaları, arkadan taze güçlerin eylemlere çekilmemesi, eylemci kitlenin bir süre sonra yorulmasına ve ardından irade kırılmasına neden olmuştur. Elbette düşmana karşı iktidar savaşımı içinde olan ve illegal zeminde örgütlenip, militan bir kitle çizgisi izleyen, devrimci şiddeti bir mücadele biçimi olarak reddetmeden yer yer uygulayan bir örgütün düşmanın baskı ve saldırılarından ağır kayıplar vermesi, beklenmedik bir durum olarak görülemez.

Dahası MLKP örgütsel kayıplar ve yenilgiler, örgütün izlemiş olduğu kitlelerden kopuk öncü savaşçı ve dağılan-yıkılan örgüttün yerini alacak, boşluğu hemen dolduracak kadroların olmamasıdır. Keza MLKP'de ağır yenilgi ve düşmanın sıklıkla el uzatmasının yalnızca sol çizgi ve yetişkin kadro üretimindeki zaaflarla geçiştirilecek bir durum değildir. MLKP'nin üzerinde yaşananlara bakıldığında, polis tahribatının derinliği ve kelepir başarısında örgütsel alandaki liberalizm, illegal çalışmanın genellemesine uymayan, ilkesiz ve kuralsız düşmanı küçümseyen davranışlardır.

Aslında bu konuda TDKP'yi eleştirirken MLKP şunları söylüyordu; “Önder kadrolarının tamamına yakını birbirlerinin evlerini ve tüm ilişkilerini biliyordu. Sık sık dağıtılan organlar, yer değiştirmeler nedeniyle pek çok önder ve ileri kadro gereğinden çok fazla örgüt, gizli bilgisine sahipti. Gizlilik ve teknik tedbirlerin hayata geçirilmesinde en büyük zaaflar-pervasızlıktan da öte liberalizm-önder kadrolarda ortaya çıkıyordu. Partiyle ilgili en önemli evraklar, akıl almaz bir liberalizmle hazırlanan sigorta randevuları, partinin en önde gelen-partinin her şeyiyle teslim edildiği, emanet edildiği-kadroların evlerinin de, polise hiç bir direnme göstermeden-bu konuda hiç bir önlem alınmadığı gibi, evlerde en kıymetli evrakların bulundurulması liberalizmi bir yana, direnmek, vermemek için gerekirse ölümü göze almak gibi, basit şeyler düşünülmemişti bile-Parti teslim ediliyordu.” (TDKP Merkezi yayın organı, Devrimin Sesi’nden aktaran TDKP nereye?, sayfa: 42-43-95, Varyos Yayınları.)

TDKP önderliği geçmişiyle ilgili bu değerlendirmeyi yaptığında yıl 80’lerin sonuydu. Sonra TDKP önderliği tüm bu söylenenleri bir yana iterek, 90’lı yılların başında legalizm bayrağına sarılarak, devrimin öncü örgütünden, parlamentoyu kutsayan legalizm de konaklayan legal partiye yelken açarak, tüm söylediklerini bir kez daha yalayıp, yutuyor ve tasfiyecilik yolunda inatla ve ısrarla yürüyerek, TDKP'yi pratikte intihara sürüklüyordu. O dönemde MLKP: TDKP'nin tutumuna ilişkin şunları söylüyordu; “Türkiye komünist ve devrimci hareketine, Türkiye ve Kürdistan proletaryası ve halklarına karşı ağır suçlar işlemiş ve üstelik bunun hesabını vermemiş olan bu arkadaşlar, TDKP'ye bir siyasal intihara ölüme sürükleye biliyorlar...” (Age. sf: 43)

MLKP doğru olarak TDKP'yi 1995 yılında bu şekilde eleştirip, taban ve kadrolarına uyarılardan bulunurken, 1995-2006 yılları arasında MLKP pratiğinin TDKP'den çokta farklı olduğu söylenemez. MLKP kadroları bu düşüncelerle eğitilmişlerdi. Örgüt önder ve militan kadroların evleri polislerce sıklıkla basılmış, hiç bir evde direnme örneği bile gösterilmemiş örgütün, arşivi, belgeleri, teknik malzemeleri vb. ele geçirilmiş ve buna karşı tek bir kurşun atılıp direnilmemiş- iki kez yüklü silah ve bomba, askeri araç, gereç depoları çözülme ve ihanet sonucu ele geçirilmiş buralarda düşmana karşı her hangi bir karşı koyuş olmamıştır. Buradan hareket edildiğinde haklı olarak TDKP eleştirilirken ki TDKP bu hataların hiç değilse özeleştirisini yapmış sıra kendisine gelince MLKP önderliği dut yemiş bülbüle dönüyor ve hataları, olumsuzluklarıyla yüzleşmekten kaçınıyor.2006 operasyonun değerlendirmesi yapılırken, bile örgütsel liberalizm ve ilkesizlikten arınmamış, fatura neredeyse illegaliteye kesilmiştir. 2006 Gaye operasyonuyla MLKP tarihinin en büyük operasyonuyla yüz yüze kalırken, legalizm kararı alacak olan 4. Kongre’de geriye itilmiş oluyordu. Gaye operasyonunda kongre delegelerinin hepsi ve yönetici ileri ve orta düzey kadroların ezici çoğunluğu polisçe alınmıştı.

Çünkü örgüt görünüşte illegal ama aslında platform adı altında ona göre de legale çıkmıştı. Duruşmanın iki yıllık taktiğiyle, çoktan ağlarla örtülmüş ve düşmanın baskı ve saldırılarına karşı her dönem ayakta kalmayı başardığı, büyük övünmelerle ifade MLKP önderliği, aslında hiçte doğru söylemediği ve düşmanın iki kez kısa zaman aralıklarıyla MLKP'nin beynine el uzattığını ve felç haline getirdiğini gösteriyordu. 2006 Gaye adılı operasyonu. Her ne kadar Gaye operasyonunda meydan okuyan ve aynı çizgide cüretle yürüyeceği açıklamaları yapılarak, örgütün kendisini yenileyerek yoluna devam edeceği belirtildi. Yani 2006 Gaye operasyonu aslında MLKP'nin legalizme kapaklanmasının yolunu daha rahatça açtı. Her ne kadar illegal çalışmanın tasfiye edilmesi bu operasyonla 2009 yılında ilan edilen 4.kongreyi ertelemiş aslında, legalleşme kararı bir amaçtı ve bu 2006 yılında tamamlanmıştı.

Büyük ideallerle kurulan ve birlik devrimci olarak ilan edilen süreç tam bir tasfiyeci hüsranla, yasalcılık sonlanmıştır. Dev-Yol, Kurtuluş, TDKP gibi MLKP'de kendi program, strateji ve tüzüğüne uygun bir pratik geliştirmemiş sol maceracı çizgi ve kitlelerden kopuk öncü savaşçı örgütsel alandaki liberalizm ve illegal yaşamın gereklerine uygun hareket edilmemesi, polis sızmaları vb. polisin saldırılarına karşı MLKP'yi zaaflı bir duruma getirmiştir. Tekrarlanan hatalarından kurtulunmasını sağlayamadığı gibi, sıklıkla hamle en üst düzeyde darbeler yiyerek sil baştan yapılmasına zemin yaratılmıştır.

İllegal çalışmada kökleşmemiş ve buna göre kadrolar yatıştıramamış, zorlu mücadelelerden geçmiş, deneyim ve bilgi birikimine sahip olan kadroların MLKP saflarından koptuğu koparıldıkları, başarısızlığı ve çapsızlığı her dönem tespit edilmiş olan önderliğin aynı hataları adeta karanlık haline getirmesi ve aynı zamanda MLKP önderliğinin düşmana karşı savaşımında silahlı şiddeti esas almış ve bunun gerekleri doğrultusunda her türlü fedakârlığı ve zorlukları omuzlayacak bir atılımcı, başlandığı işçi sorununa kadar götürücü, yıkılanların yerine yenilerini koyarak iktidarı alma savaşımında iddialı bir militanlığa sahip olmaması, MLKP'yi kısa dönem içinde polise her alanda açık bir hak getirmiş ve yaratılan olanaklar ve değerler, ciddi bir karşı direniş içine girilmeden, yelkenler suya indirilmiştir.

Bir örgüt ağır ‘96 Mart ve ‘97 operasyonlarında örgütün en üst organlarına polis el uzatıyorsa, önemli kadroları etkisiz hak getirilerek zindanlara kapatılıyorsa, bunun MLKP’nin söylendiği gibi sağlam bir yeraltı örgütü yaratamadığını ve illüzyonlarla uğraştığını gösteriyordu. 2. Kongre’de bir yerde MLKP'nin gösterişçi günlerin geride kaldığını, tasfiyeci sürece doğru yol aldığını ifade ediyordu.

1997'de 2002 yılı 3. Kongre'ye kadar MLKP düşük profilde kendini korumaya çalıştı. Zindanda çıkan kadrolarla MLKP yeniden gerçekliğiyle yüzleşmeye yönelerek 2. Kongre kararlarını ve MLKP'nin pratiğini tasfiyeci, devrimci kendiliğindencilik, geriye gidiş, vb. olarak değerlendirip mahkûm eden 3. Kongre, çalışmaların yeniden ilk kuruluş dönemi gibi olacağı yönlü kararlarla, yeni döneme girildiği yönlü kararlar yayınlandı. Her ne kadar 3. Kongre’nin yarıda kaldığı ve değişik düşüncelerden dolayı kongrenin bitmeden dağıldığı, sonrasında uzlaşılarak 3. Kongre’nin bitirildiği gibi sorular ileri sürülse de, gizlilik vb. bahane edilerek 3. Kongre’nin örgütsel pratik çalışmalarını değerlendirici raporun yayınlanmamış oluşu, 3. Kongre’nin ardından önce MK'dan istifa edip sonra MLKP önderliğinin legalist tasfiyeciliğe kapaklandığını öne süren bir gurup MLKP - YKH adına yollarını ayırdığını ilan etmiş, içe tartışmalarda öne çıkan temel unsurun illegal çalışma ve açık parti kurma tartışmaları olduğu açığa çıkmıştı.

MLKP’nin, TDKP gibi legalleşme yolunu izlemesi, legalizm tasfiyeciliğine tutum alan kadroların ya geriye itilmesi ya da tasfiye edilmesiyle sorun çıkaran etkisiz hale getirilerek legalizm ve açık parti kurarak illegal çalışmayı göstermelik hale getirmede, riskli devrimci devrimciliğin önündeki engelleri kaldırmak MLKP'yi içi boşaltılmış bir tabela örgütü haline getirmeyi hedefliyordu. 3. Kongre’nin ardından MLKP'de bir bölünmenin ardından, 2004 yılında FESK yöneticileri iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan operasyon, iki yıllık polis takibinin ardından 2006 yılında en üst kadro listesinin düşmanın eline geçmesi sonucu operasyonun genişletilmesi ve beynin hareket edemez bir duruma getirildi, yine İzmir de ağır bir darbenin yenmesi, MLKP önderliğini keskin solculuktan tasfiyeci legalizme savurdu.

Biliyoruz ki devrimci savaşımda solculuk sağcılığın ters yüz edilmiş halidir. Gaye operasyonun ardından illegal çalışma güçlendirmede ve dağılan örgütler yeniden inşa edilecek beklentisi varken, maalesef MLKP önderliği yarım kalan tasfiyecilik yolunda ilerleyerek, illegal çalışmalar geriye düşerken, en iyi kadrolar legal çalışmaya sevk ediyordu. Böylece 2009 yılında tasfiyecilik 4. Kongre’de kolektif karar haline getirilerek, açık alandaki platform ve çalışmayı esas almak, adeta bugünden devrimci şiddetin örgütlenmesi perspektifi terk ederek, açık parti çalışmaları her şeyin merkezine oturtuldu.

Zaten legalize olmuş olan örgüt omurgası açık parti kurma kararıyla resmileşmiş oldu ve tüzük hükümleri ve MLKP kongresinden kararlaştırılmış olan illegaliteyi temel alarak ve illegal bir çekirdek etrafında örgütlenmeleri ve mücadele biçimlerinin buna uygun olması1 iddiaları tümüyle güme gidiyor ve maalesef düzen içine çekilmiş ve düşmanın kolayca ulaşmasına zemin yaratılmış bir açık parti çalışmasıyla, kurulu sistemi devrimci şiddetle yıkmak için işçi ve emekçi yığınları hazırlamada olanaklı ve mümkün olmayacaktır.Böylece çok sık söylenen burjuvazinin faşist diktatörlüğünü komünist partisinin öncülüğünde halkın örgütlü şiddetiyle yıkıp, devrimci ve sosyalist bir devrimin başarılacağı ve devrimci ve sosyalist bir iktidarına kurulacağını düşlemek hayalden öte bir durumdu.

Nitekim MLKP göstermelik illegalite dışında, örgütün omurgası tümüyle açık alana çıkarıldı. Zaten çok güçlü olmayan ve ciddi bir kadro sıkıntısı yaşayan MLKP bir yandan illegal çalışmayı temel alıp, öte yandan açık alanda çalışmaları geliştirmek olanaksız bir durumdu. İllegalitenin biçimsel bir hale getirilmesi ve legal çalışmanın merkeze alınması, illegalitenin ve mücadele tarzının küçümsenmesini ve önemsiz hale getirilmesini, gelişememenin temel nedeni olarak illegalitenin temel alınması geliştirilerek, ÖDP-SDP-EMEP'in yolunda gidilmeye çalışılmıştır.

Dahası bu alanda 17 yıl önce TDKP'nin EMEP'leşme yolunda ilerlemesini şiddetle eleştiren MLKP, dünden bugüne politik koşullarda köklü değişiklikler olmamasına, faşist diktatörlüğün çözülmesi, durumuna ilişkin yeni tahliller yapmamasına rağmen, polis operasyonlar kadar söylemlerinin tümüyle çöp sepetine atıldığını ve kitleselleşmenin yolunun legalizme sarılmaktan geçtiğini söyleyerek soluğu legalizm limanında alıyordu.

17 yıl önce MLKP'nin TDKP için söyledikleri, aslında gelinen durumda kendi hikâyesinin tescil edilmesi anlamına geldiğini ifade ediyor.

Peki, MLKP, 17 yıl önce TDKP'nin açık alana çıkma yönelimiyle ilgili ne demişti, bir ona bakalım; “Görünen o ki, TDKP'deki iç çürüme Leninist örgütsel normların çiğnenmesinin süreklileştiği, örgüt içinde kendilerinin lobi dediği hizip çekirdeklerinin oluşmuş ve yerleşiklik kazanılmış olduğu, siyasal polisin gerçekleştirdiği sınırlı saldırıların bile, TDKP'nin saflarında ciddi kayıpların ötesinde önemli bir moral bozukluğu göstermelik hale, geldiği anlaşılıyor. Ve bütün bunlara bağlı olarak proletaryanın ve emekçilerin demokrasi ve sosyalizm savaşımlarının gelişmesi olanakları, konusunda karamsarlığa kapılmış bulunan TDKP'nin artık illegaliteyi kurtulunması gereken bir kambur olarak görmeye başladığı ve şimdiden fiilen önemli ölçüde legal bir örgüt haline geldiği anlaşılıyor. Gelinen nokta da bu arkadaşların utangaç legalizmlerini de bir yana atarak, gerçek niyetleri neredeyse tüm çıplaklığıyla sergilemeye başlamış olmaları, konumlarını daha berrak bir biçimde kamuoyunu, Lenin’in anladığı tarzda bir illegal partiden, yeni yasal ve yarı-yasal işçi kuruluşları ağıyla çevrelenmiş partiden yana oldukları konusunda ikna etmek için bugüne değin hayli ter döken bu arkadaşlar, şimdi maskelerini indirmiş ve içinde, hemen herkesin “yer alacağı sözünü ona bir kitle partisinden yana olduklarını açıklamışlardır.” (TDKP nereye?, sf: 49-50)

Aslında buradaki eleştirilerin hepsi dün TDKP için haklı olduğu gibi 17 yılın ardından bugün MLKP nerden nereye? sorusunu yanıtlamak bakımında da önem taşıyordu. Bu satırlarda dile getirilen, dün TDKP, bugün ise MLKP için fazlasıyla geçerlidir. Dün gerektiğinden silahlı eylemlerin devreye sokulmasından, bugün gerektiğinden illegale çekilmeye dönmüştür. Silahlı direniş perspektifiyle yetişen insanlar bir dönem sonra, sınıfsal perspektiften arındırılmış " hümanist-demokrat" bir konuma çekilirken, gerektiğinde illegale çekilecek olanlar ise, devrimci yaşam tarzından arındırılmış, küçük burjuva düzen yaşamına, hareket tarzına ve liberal reflekslerin içine çekilmiş, iddia ve devrimci tutkudan uzak insanlar ortalarda cirit atar olacaklar.

Tüm iyi niyetlerden bağımsız açıktan söylenmesi gereken bir gerçek var ki, oda bugün açık partide çalışan kadroların büyük çoğunluğunun süreç içinde düzenli uyumlu yaşamı risksiz devrimcilik alışkanlığı vb-gerektiğinde yer altına geçebilecek ne enerji, ne istek ve nede kararlılık kalmış olacaktır.

Burada en önemli şeyin, kadroların yeraltının artık kaçınılmaz zorunluluklar yeri olduğunu bilmeleriyle bağ kesilir. Açığa çıkmada sorunlu olan kadroların yalnızca zorunlu olarak ya da zorunda kaldıkları illegal çalışmada tutulan göstermelik bir yer altı çalışmasıyla devrimin öncülüğünü yakalayan bir hatta yürümek mümkün olamaz. 2006 Gaye operasyonu neticesiyse illegal yapı ve askeri örgütlemenin tamamıyla çökmüş olduğu yeraltı örgütünün bir daha yeniden inşasına girilmesi için ciddi bir adımın atılmadığı, bilinen ve tanınan en ileri kadroların açık parti çalışmasında konumlandırıldığı durumda, illegaliteyi temel alan ve bunun gereklerine göre hareket eden bir partide bahsetmek mümkün olmayacaktır.97 operasyonunda sonrası, MLKP önderliğinin saflarında adım adım açık parti kurma ve burada kitleselleşme eğilimi gelişmiş, 2006 Gaye operasyonuyla bu durum aslında tümüyle doruğa çıkmıştır. Operasyon tasfiyeci legalizmin daha fazla görünmesini sağlamış, illegal çalışmayı temel alma ve buna göre örgütü konumlandırma yaklaşımından uzaklaşmıştır. Öncü savaşçı sol maceracılıktan, “kitleleri fethetme kitlelere hücum” vb. görüntüsü altında sağ oportünist legalizmden soluklanılmıştır.
Örgütün dağılan illegal yapısı yeniden yaratılmamış, zindanlarda çıkan kadrolar açık alan çalışmalarına aktarılmıştır. Böylece yeraltı çalışmasının güvenilir olmadığı, kitleleri kazanmada istenilen sonucu elde edemediği vb. gerekçelerle, yeraltı çalışması tasfiye ediliyor ve artık illegal örgütlere pekte ihtiyaç kalmamış oluyordu. Açık parti çalışmasının yarattığı tipik özelliklerden birisi devrimci erozyon ve çürümedir. Legalizm yolu, ise illegaliteyi yok ettiği gibi aynı, orta sınıf ya da küçük burjuvazinin yaşam alışkanlıkları olağan bir hal almış gibi, ortalama bir kadronun alışkanlıkları, düşünüş ve davranışının, ortalama küçük burjuva yaşam tarzından farkı kalmamıştır. Yaşamını komünistçe düzenleyen, disiplinle, düzenle her türlü bağını koparmada kadrolar tutucu, geri kalmış, yeni dönemin özelliklerine ayak uyduramayan kadrolar ekarte-tasfiye edilmeye başlanmıştır.

Açık alanı esas alan ve buna göre çalışmalarını düzenleyen MLKP polis darbelerinden uzak kalmak için daha dikkatli ve riskleri almamaya özen gösteren bir hatta ilerlemeye çalışıyor. Zaman zaman askeri eylemliklere başvurması, MLKP'nin tasfiyeci legalizme kapağı attığı gerçeğini gizleyemez. Çünkü bütün politik hamleler, örgüt ve mücadele yöntemleri yasalcılık üzerinde yükselmekte ve tabanı-ikna olmamış kadroların gözünü boyama, devrimci, kamuoyunda gelecek eleştirilerin önünü kesme amacını taşımaktadır. 2006-2009 4. kongre toparlanma süreci örgütün tasfiyeci legalizm yönünde kadro ve tabanın kalıba dökülerek ikna edilme süreci yaşandığını ve legalizme geçiş için her şeyin hazırlandığını gösteriyor. MLKP önderliği her durumu olduğundan farklı görmeye, göstermeye çalıştı.

Yozlaşma, çürüme ve erezyon süreci, “her şeyin partinin norm ve kuralları içinde normal olarak ve iyi gittiği” şeklinde “mutluluk ve umut” sloganları altında gelişti. Bu örgüt norm ve kuralları ise gerçekçi; “sınıf mücadelesi devam ediyor”, “demokratik merkeziyetçilikte gelişiyor”, “eleştiri-özeleştiri, devam ediyor”, “partide çok sıkı bir disiplin vardır”, “artık-oportünist unsurlar” geride kalmıştır vs. vb. değerlendirmelerle durum güllük gülistanlık olarak gösterildi.

Trajik ve ölümcül hataların özünü oluşturan sürecin doğru olarak kavranmamış olması, işin özünden çok biçimle uğraşılması, işçi sınıfı yerine, sınıf dışında kesimler arasında çalışmayı temel almaktan kurtulmamış olunması, MLKP'de kongrelerinde göstermelik bir hale getirilmesini sağladı. Kongreler örgütün çalışmalarının değerlendirilip, sorunlarının çözülerek bir yerde yenilenme ve elenme sürecidir. Ama MLKP'de kongreler bir öncekinin tekrarı olmaktan öte geçmemiş ve hataları, zafer ve yapılan özeleştiriler zira çekmecelerinin dışına çıkmamış, defalarca başarısızlıkları tescil edilmiş olanlar önderlikten kalmaya devam etmişlerdir.Sosyalist iç demokrasi rafa kaldırılmış, tartışma ve eleştiri adeta yasak sürmenin ötesine geçmemiş. “Her şeyi önderlik bilir” yaklaşımı egemen kılınarak, kadroların önderliği ve örgüt politikalarının denetlenmesi zaafa uğratıcı durum yaratmıştı.

2002-2009 7 yıl içinde MLKP örgütü legalizme hazırlık yapmak ve kadroları ikna etme seanslarıyla geçiştirmiş ve her şey önderliğin gereksinimine göre düzenlenmiştir. 2009 - 4. Kongre’nin örgüt içinde verimli tartışmaların yapılarak toplandığı söylenemez. İyi ve verimli bir iç tartışmanın yaşandığı söylenemez. 4. Kongrenin ana gündem maddesi açık parti kurmak ve legal çalışmayı öne almakla bağlı olduğu görülüyor. MLKP önderliğinde bazı kişiler 90'lardan itibaren açık parti kurulması fikrini savunuyorlardı. Ama örgüt karşı çıkması nedeniyle uzun yıllar bu sağ tasfiyeci görüş pek itibar görmemişti. Kongrede öne çıkan tartışma legal, illegal mücadelede ve örgüt biçimleri, devrimci şiddetin nasıl bir perspektifle hazırlandığı ve pratiğe sürüleceği ve tüm bunları pratiğe geçirecek olan kadroların komünistçe yaşamlar militanlarının sınanması ve sorumluluk duygusu içinde hareket etmeleriydi. Kuşku yok ki 4. Kongre’nin almış olduğu kararların başına nasıl bir parti sorusu geliyordu?

Sorusuna yanıtı da içinde taşıması bağlamında ve MLKP'nin nerden gelip nereye gittiğini somut laması bakımından büyük önem taşıyan yasal parti kurma kararıydı. Hiç bir devrimci legal olanaklardan yararlanmak ve sesimizi daha geniş yığınlara duyurmak açısından ilkesel olarak legal parti kurulmasına karşı çıkmaz. Ama faşist diktatörlük koşullarında mücadele yürüten bir örgütün örgütlenme modeli düşmanın eline uzatamayacağı ve çalışmalarını etkisiz hale getiremeyeceği, her durumda devrimci çalışmayı sürdürecek, devrimciliğin esaslarına, göre partinin örgütlenme modeli belirlenir.

Dolaysıyla bu durum devrimci şiddetle gerçekleşebileceği olgusuna göre, daha bugünden şiddetin pratikte nasıl örgütleneceği de örgütün legal-illegal çalışma ilişkisinde hangisinin önde geleceğini de belirleyecektir. Legal-illegal bağının şekilciliğe indirgenmesini, gerçek ihtiyaçlardan ve politik koşullardan kopuk, M-L ilke ve kurallardan koparılmış tarzda ele alınması, MLKP'nin TDKP'nin 17 yıl önce yürüdüğü yolda bugün yürüdüğünü gösterir başka bir şey, değil. 1970'den buyana devrimci hareketin en çok tartıştığı sorunların başında nasıl bir örgüt ve nasıl bir mücadele ve örgüt biçimi gelmiştir. Hemen her örgüt illegaliteyi temel aldığını ve devrimci şiddet hazırlığına göre konumlandığını kabul edip sorunlarına rağmen, mevzuat kısa bir dönem bu söylemlere uyulmuş ve uzun yıllar bu ilke ve normlar biçimsel bir görüntü dışında başka bir anlam ifade etmemiştir.

Örgütler daha çok ve ağırlıklı olarak yarı-legal örgütlenmişler ve düşmanın saldırılarına her zaman açık olunması nedeniyle de, her üç dört yılda bir devrimci hareketler düşmanca tırpanlanmış, sil baştan yapılmış ve kırık plak gibi aynı noktadan dönüp durulmuştur.1980 sonrası süreçte aynı alışkanlıkların devam etmesi ve bugün bunun daha kötü bir şekilde illegalitenin tasfiye edilerek legalizmden konaklanılması, devrimci hareketin devrimciliğini tartışmalı hale getirmiştir. Aynı zamanda devrimci hareketin gelişememe ve kitlelerden yalıtılmışlık haline daha fazla legal çalışmaya yönelecekti bulabileceğini düşlüyor-üstelik bu alanda.

Dev-Yol, Kurtuluş, TDKP örnekleri yakıcı olarak ortada durduğu halde MLKP tasfiyecilik, dışından başka bir şey üretmemiş ya da çare olarak öne sürüyordu. Aslında burada yeni olan hiçbir şey yoktur. MLKP tarihine şöyle bir göz attığımızda her düşmanın saldırısının ardından”, kitlelere hücum ve kitleleri fethetme" sloganı kurtarıcı olarak öne sürülmüş ama söylenenler kısa bir süre sonra unutulup gidilmiştir.

18 yıldır MLKP kitlelerin öncüsü olma ve onları fethetmeyi önüne başat görev aldığını açıklamış ama bu alanda kendi deyimlerine bakılırsa bir arpa boyu yol alınmamıştır. PKK örneğini kendisine destur almaya kalkışan MLKP aslında büyük bir yanılgıya düşmüştür. PKK uzun yılları bulan illegal çalışma ve silahlı mücadelenin yaratmış olduğu geniş yığınları harekete geçirmeye ve mücadeleye katma durumu ve mücadeleyi örgütleyip ileriye taşıyarak ve düşmanın el uzatmasının oldukça güç olduğu gerilla mücadelesi ve dağlarda konumlanma, PKK'yi illegal tutmuş ve geniş kitlelerin mücadeleye daha kolayca katılmaları ve açık alanın Kürt direnişi için önemli bir alan olarak kullanılması illegal çalışmanın öncülüğünde legal çalışmanın devrimcileşmesini sağlamıştır.

Yani Kürt hareketine damgasını vuran illegal örgütlü PKK gücü ve dağlarda gerilladır. Haliyle PKK yalnızca eylemleriyle değil, varlığıyla da devlet bakımında bir kriz unsurudur ve bu varlığın sonucu devrimcilik üretmektedir. Dahası PKK'de hegemonya ve yönlendiricilik, illegal örgütün elindedir. Legal alan çalışmasını da burası yönetip, yönlendirmektedir. Aslında MLKP'nin ne örgütsel gücü nede politik etkisi her iki alanda çalışmaları da at başı ileriye taşıyabilecek durumda değil, MLKP güçlü ve her koşulda iyi bir şekilde işleyen illegal örgüt yaratabilmiş değil. Sınırlı illegal gözle legal alanı yönetmek ve "güçlendirmek mümkün olamaz. Sıklıkla karşılaşılan polis operasyonları olumsuz yönde etkileyici olmuş ve dağılan yeraltı örgütleri yeniden inşa edilmemiştir. Böylesi bir durumda, yasal partinin -politikanın ve günlük mücadelenin merkezi olacağı bir durumda, biçimsel olarak ayakta tutulan bir MLKP'nin devrimci mücadele için pekte gerekli olacağı bir durumda kalmayacaktır. MLKP politika üreten merkezinin yanında kadro eğitme ve yetiştirme alanında açık alan olması, devrimci üreten değil tasfiyecilik üreten bir merkez haline gelecektir.

Yine tabanın tepkisini etkisiz kılmak ve kadroları tasfiyeci sürece adım adım katma için biçimsel anlamda askeri bir örgütün kayıt altında tutulmasından öteye, pek bir devrimci geliştirici halde olmayacaktır. Her bakımdan politika merkezin açık alan olduğu bir çalışmada, iktidar için değişen ve devrime hazırlanan militan bir komünist örgüt yaratılması da mümkün olamaz.

Peki, MLKP'nin dün tasfiyeci olarak eleştirdiği şiddetle karşı çıktığı açık pati hangi politik koşullar değişti yada hangi yığınları kucaklayıp-fetheder bir hale geldi de açık parti kurma çizgisine girdi. Pratik koşullarda temelden bir değişim olmadığına, devrimci yığın mücadelesini grev ve direnişlerle faşist diktatörlüğün çeperinden derin yarıklar açarak, onların üzerinde ciddi bir kitlesel devrimci baskı, yaratılmadığına göre açık parti kurma ihtiyacı nereden çıkmıştır? Açık partinin neden kurulması gerektiğini bir kaç noktada toparlamaya çalışıyor MLKP önderliği: Sol çevrelere yakın duran ama örgütlenmemiş, diğer reformist legalist partilerin örgütleyemediği kesimleri parti çatısı altında toplamak, partiye nispeten yakın duran ama riskli devrimciliğe gelemeyenlerin parti çatısı altına girmeyen ve giremeyenleri örgütleme ve politik süreçlere daha güçlü şekilde müdahale edebilme olanağı sağlayacak bir kurum olarak düşünülebilir.

Aslında sırf bunlar için açık alanda bir parti kurmak ne kadar devrim ve sosyalizm mücadelesine hizmet edebilir ki. Ayrıca ilk adım riskli devrimcilikten uzak duranlar için bir parti ya da örgüt değil, aksine hareket halinde olan işçi ve emekçi yığınları örgütleyip, mücadeleye seferber edecek olan bir komünist partisinin yaratılmasıdır. Aynı zamanda ortada bu kesimlere daha kolayca ulaşıp örgütleyecek olan ÖDP, SP, EMEP vb. parti ve örgütlerin olduğu bir yerde, MLKP'nin kurduğu yasal partiye gelip çalışmaları hiçte gerçekçi bir yaklaşım ve beklentide olmayacaktır. MLKP, 18 yıl önce illegal çalışmayı esas alan kararlılığını göstermeyerek, kendi yeraltı korkularına teslim olarak burjuvazinin ve faşist diktatörlüğün legalitesine duydukları güveni eleştirerek, girilen bu yolun tasfiyeci olduğunu çoktan dillendirerek kendilerine bu yolun yıkım getireceğini devrimcilere anlatmaya devam edeceklerini söylüyordu. Ama gelinen süreçte MLKP önderliği, kendi dışındaki legalist akımlara eleştirdiği aynı duruma bugün kendisi düşmüştür. Burjuvazi ve faşist diktatörlüğün legalitesine güven duyarak illegal çalışmanın her zaman esas olacağı görüşleri geminin bordasında denize atılmıştır. Yani MLKP başkası kurarsa yanlış, kendisi kurarsa doğrudur bakış açısıyla yasal parti sorununa bakarak: ÖDP, SDP-SP- EMEP'in izlemiş olduğumuz legalizm filmini yeniymiş gibi bize yeniden izletmek istiyor.

Ama bu filmin sonucu daha baştan bellidir: legalizmden yararlanalım diyerek, illegal örgütlenme ve çalışmadan vazgeçerek, iktidarı devrimci bir temelde devrimci şiddeti örgütleyerek yıkmaya göre ihtilalci bir komünist örgüt yaratılmaktan vazgeçilerek, tasfiyeci legalizme bulaşmak, sol oportünizmden, sağ oportünizme yol almak kaçınılmaz olacaktır.