Salı, Haziran 07, 2011

Zorunlu Stalin - 1905-1952 Temel Teorik yazıları

"Her tarihsel figür şu ya da bu sınıfın çıkarları na bağımlı olarak değerlendirilmelidir"

Bruce Franklin in giriş yazısı

Joseph Stalin i , milyonlarca insanları hapse atan ve öldüren, Rus devrimine  ihanet eden ,  dünya çapında kurtuluş mücadelelerini satan, sonu  Sovyetler Birliği ve dünya halkları tarafından nefret edilen ve korkulan yalnız bir deli olan,  bir tiran ve kasap olarak düşünürdüm. Bugün bile "Stalin"in adını biraz kötü hissetmeden söylemekde sorun yaşıyorum.

Ancak bugün yaklaşık bir milyar insan için Stalin, kapitalist dünyada inanmak için programlanmış olan bizlerin tersidir. Çin, Vietnam, Kore ve Arnavutluk halkı Stalin i modern tarihin en büyük kahramanlarından biri , onların kurtuluşlarını kazanmasına  bizzat yardım eden birisi olarak görürler.

Bu inanç, Stalini en yakından tanıyan ve onun fikirlerini paylaşan Sovyet işçi ve köylüsü dışında, karşı taraftan aynı derecede etkili beyin yıkama ürünü olarak değerlendirilebilir, dışlanabilir. Nerdeyse yirmi yıldır Sovyet yöneticileri sistematik olarak Sovyet halkının, kapitalist dünyanın Stalin  görüşünü kabul etmesi , ya da onu en azından unutması için  çalışdılar. Onu tarih kitaplarından çıkarıp attılar, anıtlarını yıktılar, yok ettiler , ve hatta  onun vücudunu mezarından uzaklaştırdılar.

Buna rağmen, tüm açıklamalara göre, Sovyet halkının büyük çoğunluğu hala Stalin'in anısına büyük saygı duymakta ve onları (iktidarı) parça parça kabullenmelere zorlamakta . İlk önce Stalinin büyük bir askeri lider ve Dünya Savaşı'nın ana antifaşist stratejisti olduğu onaylandı. Sonra o nun Sovyet halkının maddi ilerleme sinde önemli katkılar yaptığı kabul ettirildi. Şimdi yeni bir Sovyet filmi Stalin i ölümünden birkaç yıl önce sakin, akılcı, bilge bir lider olarak gösteriyor.

Ancak Sovyetler Birliği yöneticileri hala insanları fiilen Stalini okumakdan uzak tutmaya çalışıyor. Başa geçtiklerinde , ilk icraatlarından biri onun yazılarına  yasak koymak  olmuştu. Bunlar, 1934 dönemini kapsayan on üç cilt lik  yayınlanmış olan toplu eserlerin dışındakilerin yayınını durdurdular. Bu durdurma, dünya çapında Stalin’in, hayatının son yirmi yılındaki yazılarını elde etmeyi zorlaştırdı. Geçenlerde, Stanford Üniversitesi nin Hoover Enstitüsü, amacının Karl Marx'ın  kötü doktrinleri ni göstermek için Rusçadan tamamlandığı   "böylece Stanford ekibi Anti-Komünst göçmenlerin  okuması için hazırlandığı  kurucusu Herbert Hoover tarafından  açıklandı. (Bu volümü hazırlamada Stalin in ve Stalin hakkında Hoover kolleksiyon yazılarını, sadece, doğrudan bu Özgür Dünya Kalesi'nden! mahkeme kararıyla atılma, hapise girme riski ile kullanabildim.)

ABD'de durum SSCB'de ki mevcut durumdan farklı değil. Gerçekte, şimdiki volüm ,  Stalin'in eserlerinin yayın yetkili olduğu iki ülkenin büyük bir yayınevi , 1955 yılından bu yana ilk defa yayın hakkı izni aldı.  ABD Kapitalist yayıncıları sadece Stalin'in savaş diplomatik yazışmalarını, durumlarla ilgili bazı yazılarını  genellikle çok kısaltılmış antolojilerde yayınladılar. Bu arada Stalin in düşmanları ve eleştirmenleri yaygın olarak yayınlanmaktaydı. 1920'lerin başlarından bu yana Marksizm-Leninizmi temsil etme iddiasında temelde iki karşıt çizgi ,  birisi Stalin ve diğer i Troçki. Troçki'nin yazıları çok ucuza  kolayca bulunmakta. Ve Kruşçev, Svetlana Stalin gibi düşmanca anılarda, aslında popüler dergilerde seri halinde yayınlandı.

Stalin'in yazılarının bastırılmaması onun okunmaya değer bir şey yazmadığı kanısını yaymaktı. Aslında Stalin açık bir şekilde, düşüncesi ve pratiği günlük yaşantımızı etkileyen, dünyada yüz milyonlarca insan tarafından gelmiş geçmiş en önde gelen siyasi teorisyenlerinden birisi olarak kabul edilen, sadece ismi  her gün kullanılan güçlü duygular taşıyan , çağımızın en önemli üç tarihsel figürlerinden birisidir.  Son yarım yüzyılda Marksist-Leninist teori nin gelişimi ile aşina olan herkes Stalinin  sadece bir eylem adamı olmadığını bilir. Mao onu "Zamanımızın en büyük dehası, olarak adlandırır, kendisini” Stalin'in müriti ' olarak tanımlar ve Stalin in teorik eserlerinin hala dünya komünist devrimci stratejinin çekirdeğini oluşturmakta olduğunu savunur.

Stalin'in eserlerine erişebilmek onunla aynı fikirde olabilmenin en zor parçası değildir. Önce bizim, aynı herhangi bir önemli tarihsel figurler için olduğu gibi, Stalinin de, sınıf mücadelesi sürecinde hiçbir "objektif" ya da "tarafsız" değerlendirmesi olamayacağını bilmemiz gerekir. Kimi sınıfların bakış açısından bakıldığında, George Washington kibirli bir hergele ve ülkesine, krala ve Tanrıya karşı haindi, kıtaya  katliam ve kaos getiren bir dönekdi; Abraham Lincoln milyonlarca insanın ölümünden ve  Ham ın siyah torunları ile İncil tarafından yaptırım temelinde  ilişkisi olan , medeni, kültürlü, ve uyumlu bir toplumu yıkmaktan sorumlu idi; Oturan Öküz üstün bir medeniyetin ilerlemesi yolunda duran bir cani vahşi idi; Eldridge Cleaver, George ve Jonathan Jackson, Ruchell Magee ve Angela Davis  vahşi katillerdir, ama Harry Truman, Nelson Rockefeller, Mayor  Daley, John F. Kennedy ve Richard Nixon ise Özgür Dünya değerlerini korumak için sadece gerektiğinde kuvvet kullanan, değerli, akılcı ve yurtsever lerdir.

Her tarihsel figür şu ya da bu sınıfın çıkarları na bağımlı olarak değerlendirilmelidir. J. Edgar Hoover  ı  ele alalım mesela. Anti-komünistler onun performansı hakkında aynı fikirde olmayabilirler, ancak onlar bizim şimdiki yöneticiler tarafından tanımlanan "yasa ve düzen" i korumak için işini ne kadar iyi yaparsa o kadar daha iyidir varsayımından başlarlar. Biz komünistler se , şüphesizki  onun gizli polisi daha becerikli yönetseydi  ve kapitalizmin korunmasında daha etkili olsaydı,  Hoover "daha iyi" diye düşünmezdik. Ve böylece, Stalin ile zıt, onun işi kapitalizmi korumak değil, yıkmaktır, komunizmi bastırmak değil, geliştirmektir.  İşini iyi yaptığı oranda bu sistemden kar edenler tarafından daha kötü, bu sistemin kurbanları tarafından daha fazla takdir edilecektir.

Stalin sorunu onun amaçlarını paylaşan ve bu amaçlara karşı olanlar için farklıdır. Dünyanın devrimci halkları için Stalin'in bilimsel bir analizi kelimenin tam anlamıyla ve ölüm kalım sorunudur, çünki o, ne de olsa, otuz kritik yıl boyunca dünya devriminin ana lideriydi.

Ben kendim Stalini her iki taraftan gördüm. Benim bilinçime ve duyguma derinden gömülü olan Stalin görüşü tiran ve kasap oldu. Bu, benim kapitalist toplumda öğretilen, bir köle sistemi olarak komünizm, görüşümün bir parçasıydı. Komünist toplum kırmızı değildi, ancak donuk griydi. Güçlü insanların gizli bir kliği tarafından yönetildi. Herkes bu birkaç  kiçi için çalışır ve seslerini çıkaramazlardı. Propaganda  bütün  medyadan yağdı. Gizli polis her yerdeydi, telefonlar  dinleniyor, sokaktaki insanlar takip ediliyor,  gece yarısı baskınları  yapılıyor. Sesini çıkaran işinden oluyor, ya da hapse atılılıyor, hatta polis tarafından kurşunlanıyor. Hükümetin ana amaçlarından birisi, , uluslararası saldırganlık,  diğer ülkeleri  fethetmek için savaşlar başlatmaktı.

Tüm bu görüşlerin, noktası noktasına   kendi toplumumu tanımladığını keşfetmeye başladığımda, kafamda bir dizi soru ortaya çıktı.

Benim için, Amerika Birleşik Devletlerindeki milyonlarca diğerlerinde olduğu gibi, bu algı değişikliğini  Vietnam lılar zorladı. Vietnam halkına nasıl hayran olamayız ve   Ho Chi Minhe i günümüzün en büyük kahramanlarından biri olarak nasıl göremeyiz? Ho hakkında göze çarpmayan onun halkına olan sevgisi ve onlara hizmet için gösterdiği özveriydi. (1965 yılında, Komünist olmadan önce, ABD bombardımanının Vietnam kurbanları na kan talebi için bir mitingde konuştum. Ben safça Ho nun Komünist liğin üzerinde bir milliyetçi, milliyetçi olmanın üzerinde bir insan olduğunu söylediğimde, çöp yağmuruna tutuldum, benim için sürpriz olansa “Pis Komi diye çağrılmam oldu. Ama bizim, Ho nun bir "tiran ve kasap" olduğuna inanmamız gerekiyordu. Daha önce Batista diktatörlüğüne karşı bir özgürlük savaşçısı olarak resim edilmesi rağmen, sonra Fidel Castronun da bir "zorba ve kasap" olması gerekiyor olduğu kafama dank etti. Daha sonra, ben, Çin devriminin okumaya başladım ve Mao'nun teorisi ni kendi düşünce ve eylemim için kılavuz olarak gördüm. Yine biz Mao yu bir "tiran ve kasap" ve aynı zamanda bir "deli" olarak görmeliydik,  ancak daha derinlemesine baktığımda , bu "zorbalar ve kasaplar"-Ho, Fidel ve Mao-tüm insanlara olan derin ve fedakâr sevgilerinden esinlenen, insanlar için hizmet verme  görevlileri  olduğunu anladım. Bir noktada, belki de Stalin in de "zalim ve kasap” olup olmadığını merak etmeye başladım.

Bu düşünceyle bende, bir kabile müritinin bir tabu yu ihlal ettiğinde tecrübe edebileceğine benzer, yoğun duygular kendini gösterdi.  Ama biz içinde yaşadığımız dünyayı anlamak istiyorsak, Stalin (sorunu) ile yüzleşmeliyiz.

Joseph Stalin yirminci yüzyıl tarihinin otuz yıllık önemli bir yönünü canlandırır. Çağımızın seyri hakkında önemli sorulardan herhangi birine cevap aradığımızda,  Stalin bir noktada karşımıza çıkacaktır. Yoksul ve emekci halkın bir devrim yapması ve ardından siyasi iktidarı ele geçirmesi mümkün mü? Gelişmemiş, geri bir ülkenin, yoksul,  okur yazar olmayan, hastalıklı, aç ,  üretici güçleri geliştirmek için gerekli bütün beceriler ve araçlar dan yoksun  insanların, hem maddi hem de kültürel refahını  sağlayabilirlermi? Bu fetih için açgözlü, sanayi ve askeri olarak çok daha ileri, düşman güçler tarafından kuşatılma, her türlü devrimci hükümete karşı fanatikce  muhalefet koşulları altında yapılabilir mi? Devrimci gelişmenin başarısı için ödenmesi gereken paha nedir?  Farklı ırklar, dinler, kültürler ve dilden, ekonomik gelişme düzeyleri de farklı olan birçok halklarının yaşadığı bir ülkede ulusal birlik sağlanabilirmi?

Hükümetlerinin yoğun milliyetçilik ve savaş tehdidi ne bağımlı kaldığı  birçok farklı ulusların, sömürülen ve ezilen halkları arasında uluslararası birlik sağlamak mümkün mü? Öyleyse , sonra, herhangi modern yüksek sanayileşmiş bir toplumun insanlarıda özgürlüğün  yüksek derecesine sahip olabilirlermi , ya da devlet onların düşmanı mı olmalı? Herhangi bir toplum egemen bir çeşit elit olmadan gelişebilirmi?

Bu sorular ın hepsi  modern (çağa)  özgül,  kapitalizm çağında ortaya çıkan ve onun en yüksek biçimi olan, modern emperyalizmden doğar,  ve içinde yaşadığımız  zaman-  küresel devrim dönemi -ile kritik hale gelir. Bu soruların her biri bizi kaçınılmaz olarak Stalin'e yönlendirir. Bence,  Stalinin  çağımızın en önemli  figurü  olduğunu söylemek , fazla ileriye gitmişlik olamaz.

Sovyet devriminin tüm başarıları ve tüm hataları, tüm güçü ve bütün zayıflıkları, ve aslında 1922-1953 döneminde dünya devrimi yılları, Stalin'le özetlenebilir.  Bu başarılı olan ve olmayan dan bizzat onun sorumlu olduğunu söylemek değildir, ya da başka hiç kimse o nun yaptığını yapamazdı demek değildir.  Biz tarihin bir "büyük adam" teorisi ile ilgilenmiyoruz. Aslında, tam tersi. Stalini birazcık anlayacaksak  ve onu  iki büyük muhalif sınıfların bakışı  açısından değerlendireceksek , biz,  bütün tarihsel figürler için olduğu gibi, onu,  içinde yaşadığı tarihin ve yaşadığı dönemin çelişkilerinin yarattığı birisi olarak görmemiz gerekir.

Kendisinin de itiraf ettiği gibi Stalin'in her fikri, ona sabit sınırlı olarak var olan fikirlerden ve onun tarihi olarak varlığından gelmiştir. O Paris Komünü deneyiminden öğrenmek için araştırma yapabildi, ama Çin Kültür Devrimi'nin derslerinden yararlanmak için kristal kürenin içine bakamazdı. Ve aynı zamanda aldığı kararların da, göreceğimiz gibi, her iki taraftada sabit ve belirlenmiş sınırlar vardı .

Stalin i değerlendirmeye başlamak için en iyi yol Sovyetler Birliği'nin ve dünyanın geri kalanının durumunu  iki defa karşılaştırmaktır : liderliğe  geldiğinde  ve öldüğünde.  Böyle bir karşılaştırma olmadan, onun insanlığın ilerlemesine bulunduğu katkı  ya da (insanlığın) elinden alınanı  ölçmek mümkün değildir.  Eğer Sovyet halkının durumu onun öldüğünde iktidara geldiğinden çok daha iyi idiyse, onların hayatlarını kötü yapmış olamaz. Söylenebilecek en  kötü olan onların  onsuz daha fazla ilerlemede  olabilecekleridir. Aynı şey dünya devrimi için de geçerlidir.  Onun liderlik yıllarında dünya devrimleri geriledimi yoksa ilerledimi? Biz soruları bu şekilde ortaya koyduğumuz zaman ,  (olumsuzu)ispat  etme yükümlülüğü Stalin in  devrimci bir lider olarak olumlu bir rol oynadığını  inkar edenlere düşer.

Birinci Dünya Savaşı başladığında, Rusya İmparatorluğu öncelikle, gelişmemiş çeşitli diller konuşan,  okur yazarlığı, verimliliği, teknoloji  ve sağlık açısından çok düşük seviyede  olan birçok farklı halkların yaşadığı geniş topraklardan oluşuyordu. Feodal sosyal ilişkiler bu topraklarda hâlâ hakim durumdaydı. Çarlık gizli polisi, organize resmi ve askeri terörist grupları ve geniş bir bürokrasi, aç işçi ve köylü kitleleri hizada  tutmak için görevlendirilmişti.

Savaş  bu sorunları bir kriz haline  getirdi. Milyonlarca insan paçavralarla örtünmüş, boş mide ile, bir tüfek ve birkaç mühimmat a sahip olabilmek için, önlerinde savaşanların ölmesi ni bekleyerek, ölüme gitti. Bolşevikler 1917 yılında iktidarı ele geçirdiklerinde, bütün büyük imparatorluk, Rusyanın büyük şehirleri de dahil olmak üzere, kaos içindeydi.

Yeni hükümet  yönetmeye  başlayabilmeden  önce,  hemen toprak ağaları, kapitalistler,  eski rejimin generalleri  , İngiltere, Fransa, Japonya ve Polonya kombine askeri kuvvetleri,  ek olarak ABD ve diğer kapitalist ülkelerden askeri birlikleri, satın alınabilir ve toparlanabilir  bütün kuvvetiyle ile birlik oluşturdu . Sibirya'dan , Avrupa Rusyasına,   Beyaz Denizden  Ukrayna ya kadar yayılan  kısır bir iç savaş ülkeyi  üç yıl boyunca kasıp kavurdu.  1920 yılında, İç Savaşı'nın sonunda, tarımsal üretim, savaş öncesi yoksulluktan kırılan kırsal üretimin yarısından daha az dı. Daha kötüsü s sanayi sektörünün durumuydu.

Birçok madenler ve fabrikalar tahrip edilmişti. Ulaşım paramparça olmuştu. Hammadde ve yarı mamul stokları tükenmişti. Büyük ölçekli sanayi üretimi savaştan öncesinin  yaklaşık yedide birine düşmüştü.  Ve yabancı askeri müdahaleye karşı savaş iki yıl daha devam etmek zorunda kalmıştı. Japon ve ABD askerleri ,  1922 yılında tekrar ele geçirilene kadar, Vladivostok en önemli liman kenti de dahil olmak üzere, Sibirya nın  bir kısmını hala kontrol altında tutmuşlardı.

Lenin 1922 yılında ilk felçi geçirdi.  Bu noktadan itibaren Merkez Komitesi Genel Sekreteri  Stalin, Parti’nin başlıca lideri olarak ortaya çıkmaya başladı. Stalin'in politikaları en azından erken 1924 lerde,  Lenin'in ölüm yılında, uygulanmaya başlandı, 1927 e gelindiğinde  çeşitli muhalif gruplar yenilmiş  ve partiden ihraç edilmişti. Bizim karşılaştırmamız gereken dönem, erken ve orta 1920'ler le 1953 dönemleridir.

1920'lerin başlarında Sovyetler Birliği bir mahrumiyet ülkesi idi. Açlık her yerdeydi, ve gerçek kitle kıtlıkları kırsal alanların çoğunluğunu kapsadı. Sanayi üretimi son derece düşük tü, ve sanayinin teknolojik düzeyi o kadar geri kalmıştı ki tarımın makineleştirilmesi olasılığı yok gibi görünüyordu. Silahlı kuvvetler içinde, en önemlisi 1921 yılında Kronştad garnizon da ciddi isyanlar patlak verdi.

1924 de  geniş çaplı köylü ayaklanmaları özellikle Gürcistanda patlak verdi. Büyük şehirlerin dışında neredeyse hiçbir yerde elektrik yoktu. Tarım, köylü işletmelerinin ve geri köylülerin kırsal kapitalistler (The kulaklar) tarafından el konulan orta ölçekli çiftliklerde yeniden ücretli işçilik ve kiracı lık içine zorlandğı temele dayanmaktaydı.  Sağlık bakımı ülkenin birçok yerinde neredeyse yok gibiyidi. Nüfusun büyük çoğunluğu cahil , eğitim i düşünmeye zamanı olamadan,  zar zor geçinmeye çalışırken,  modern sanayi , tarım, sağlık bakımını ve eğitimi geliştirmek için gerekli teknik bilgi ve beceri, daha çok sosyalizme karşı bir azınlığın  elinde yoğunlaşmıştı . Sovyetler Birliği fiziksel olarak onu çevreleyen, ekonomik ambargolar uygulayan, Sovyetlerin varlığını tanımayı reddedden, birbirleriyle bu kızıl tehlikeyi ortadan kaldırma vaatlerinde yarış eden, güçlü kapitalist ülkeler tarafından kontrol edilen bir dünyada izole edilmiş durumdaydı.

Karşı devrim, Avrupa genelinde, İngilterede ve hatta ABD' de Kızıl tehdit bir bahane olarak kullanılarak sendikaları bastırmak için büyük bir şekilde sürdürülüyordu. Kapitalist dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle Japonya ve Mussolinin 1924 yılında diktatör iktidara yükseldiği  İtalya da , Faşizm gün ışığına  çıkıyordu. Dünyanın çoğunluğu Avrupa devletlerinin kolonileri ve neo-kolonilerinden oluşmaktaydı.

Stalin 1953 yılında öldüğünde, Sovyetler Birliği, dünyanın en büyük ikinci endüstriyel,  bilimsel, ve askeri güç olduğunun ve tüm bu alanlarda ABD'yi sollama yolunda hızla ilerlemekte olduğunun  işaretler ini gösteriyordu. Bu, Almanya, Romanya, Macaristan ve Bulgaristan faşist güçler ini mağlup ederken uğradığı yıkıcı zararlara rağmen gerçekleşmişti. Sovyetlerin çeşitli halkları birleşmişti.  Açlık ve cehalet ülke genelinde kalmamıştı. Tarım tamamen kollektifleştirlmiş ve son derece verimli hale getirilmişti. Koruyucu sağlık hizmetleri dünyanın en iyisi idi, son derece kaliteli tıbbi tedavi ücretsiz tüm vatandaşlar için geçerli idi. Her düzeyde eğitim bedava idi.  SSCB  de herhangi bir ülkeden daha fazla kitap yayınlandı. İşsizlik yoktu.

Bu arada, dünyanın geri kalanında, sadece, 1922-1945 ana faşist güçleri yenilmiş olmakla kalmadı, devrim güçleri her yerde yükseliyordu. Çin Komünist Partisi , dünya nüfusunun dörtte birini yabancı emperyalizme ve yerli feodalizme ve kapitalizme karşı zaferde  önderlik yapmıştı. Korenin yarısı sosyalistdi, ve Birleşmiş Milletler bayrağı altında iç savaş müdahale ye acelece kalkan ABD-İngiliz emperyalist ordusu, savunmada ve umutsuzca moralsiz idi. Vietnam'da, zaten Japon emperyalizmi yenilgiye uğratmış olan kuvvetli sosyalist güç, Fransız imparatorluğun un ordusuna son darbeler i vurmaktaydı. Doğu Avrupa'nın Monarşileri  ve faşist askeri diktatörlükleri  yerel Komünistler  ve Sovyet Ordusu önderliğindeki partizan güçlerin cepheleri  tarafından tahrip edilmişti , şimdi Yunanistan hariç her yerde dünya devrimini destekleyen ve en azından  işçiler ve köylülerin  hükümetleriolduğu iddia edilen yerel hükümetler vardı  . Fransa ve İtalya'da en büyük siyasi parti Komünist Partisi idi.  Avrupa kolonileri ve neo-kolonilerinde ulusal kurtuluş hareketleri yükseliyordu.  Sadece 1946 ve 1949 da , dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan ülkelerde -Burma, Endonezya, Hindistan, Pakistan, Laos, Libya, Seylan, Ürdün ve Filipinler de en azından nominal bağımsızlıklar sağlandı . Afrika kıtasının  tamamı kaynıyordu .

Troçkistler hariç herkes, ve hatta onların  bazıları , Komünist dünya devrimi için durumun  1953 yılında erken veya orta 1920'ler le kıyaslanamaz şekilde  gelişmiş olduğunu kabul eder.

Haziran  5, 2011