Salı, Temmuz 27, 2010

*BOYKOT* tercihimiz ama *HAYIR* sorumluluğumuz...

””…….yığınlara önderlik etmekte doğru taktik sloganlara sahip olmak, bugün son derece büyük bir önem taşımaktadır. Devrimci bir dönemde, ilkelere dayanan sağlam taktik sloganların önemini küçümsemek kadar tehlikeli bir şey olamaz.”” Lenin

Bu anayasayı BOYKOT etmek bir taktik, HAYIR demek bir başka taktik içerir..Gelinen yerde, bu konuda ve somut şartlarda BOYKOT pasif direnişi , HAYIR aktif direnişi temsil ediyor. Ve nihai olarak BOYKOT , EVET le aynı pratik sonuçta buluşuyor.

Boykot un Devrimci mücadele de önemli bir TAKTİK olduğunu iddia etmek Marksizm Leninizmin özünü anlamamak onu tamda Burjuva Liberallerin ve reformistlerin yaklaşımı olan sistemin çizdiği sınırlar içinde mücadeleye indirgemek demektir. En geniş anlamında bile, BOYKOT kendi başına bir TAKTİK değildir. Taktik, somut şartlar altında somut değerlendirmeler yapılarak mücadeleye kazanımları hedefliyen ve belirlenmiş bir sonuca yönelik olan pratiğin KARARA dönüşmesi ve hayata uygulanmasıdır. Yani BOYKOT un kendisi değil, bir içeriği ve hedefi olan *BOYKOT KARARI* (devrimci mücadelede önemli) bir taktikdir.

Görünüşe göre gerek BOYKOT cuların, gerekse HAYIR cıların bir kısmı *referandum* konusunda aldıkları kararın *doğruluğunu* , Lenin in seçim Boykotları konusundaki değerlendirmeleri temeline dayamaya çalışıyorlar. Seçimlere karşı anlayış genel bir karaktere sahip olmasına rağmen özelde genel devrim stratejisine bağımlı olarak kimi zaman boykot kararının alınması yapılan değerlendirmeler sonucu belirlenen taktiksel içeriğe bağımlıdır. Referandum lara karşı anlayışın genel bir karaktere sahip olmasından, ve şablon gibi aynı taktiksel içerikli yaklaşımdan bahsetmek, bunun tersini, Marksizm ve marksistlik adına anayasaya "Evet" cilik yapanların darkafalılığını aşamaz. Birisi sağ sapmanın, diğeri sol sapmanın batağında yüzmektir. Bu tür genelleştirme ile ulaşılacak olan Kürt Halkının kendi kaderini tayin hakkı için bir referendumu da BOYKOT etmemiz gerektiği sonucunu doğuracaktır. Birisi (seçimler) azami program stratejisinin içinde genel olarak var olan, diğeri , kendine özgül lüğü ve güncelliği ile karşımıza çıkan iki farklı konu. Birbirine bağımlı olarak ama kendi özgül şartları içerisinde somut değerlendirmeler yapılarak karar verilmesini gerektirir.

Eğer *Boykot* bu referandumu ve önerilen anayasanın yürürlüğe girmesini engelleyecek sonuçlar yaratacak olsaydı. Ya da bu önerilen anayasa içinde Türkiyenin ekonomik ve askeri olarak emperyalizme bağımlılığının (burjuva anlamında bile) halkın ve meclisin iradesinin üstünde bir şekilde yasallaştırılmasının, hainlerin anayasa mahkemesi tarafından yargılanmasının engellendiği vb maddeleri taşıyor olmasaydı--referandumu engelleme, ya da sonucunu etkileme gücü , pratik bir hedef ve bu yönde verimliği somutlaşmış bir kitlesel çalışma olsaydı --(yapılan değerlendirmeler neticesinde bu anayasanın kesinlikle *EVET* olarak sonuçlanacağı tesbit edilmiş , *HAYIR* sonucunun olasılığı olmasaydı)*, (Eğer katılımın çok düşük olmasının sağlanabileceği tesbiti yapılabilmiş olsaydı) ** tercihimiz Boykot olurdu. Ancak sorumluluk HAYIR da noktalanıyor.

Boykot kararı üzerine gerek okuduğum yazılar ve gerekse tartışmalar sonucunda anladığım , taktiksel anlamda boykot un , ne Marksist anlamda, ne de en basit süreç-sonuç-kazanç üçlemi çerçevesi içinde hiç bir somut temele ve değerlendirmeye tabi alınmadığı. Yaklaşım tamamen soyut , ezberci ve *daha hızlı*, *daha fazla* solculuk duygusal yaklaşımın bir ürünü ve /ya da somut şartların devrime hazır olduğu gibi bir değerlendirmenin, referandumu azami programın içinde güncel bir konu olarak ele almanın, Strateji ve taktiğin biribirine karıştırılmasının bir sonucu.

Karar üzerine Boykotcuların somut değerlendirmeleri olmadığı için konuya yaklaşım ın kısa ve öz bir değerlendirmesini yapabiliriz.

Marksistler için, her hangi bir konuda alınan pratik kararlar, Taktiksel kararlardır. Her taktik, bir içeriği, ve bu içerik temelinde, ulaşılmak istenen bir amacı hedefleyen değerlendirmenin pratiğe uygulanmasıdır..Yani somut koşullara bağlı , somut değerlendirmelerle alınan kararın , yani taktiğin, hedeflediği kazanım-lar ve ulaşmak istediği sonuç ya da sonuçlar vardır.

Marksistlerin her taktiksel kararı işçi sınıfının mücadelesinin çıkarları temelinde, var olan somut koşulların bu mücadeleyi geliştirmesi ve ileri ye dönük adımlar atabilmesi için alması gerektiği zorunluluğundan ve sorumluluğundan yola çıkarsak, bu alınan boykot kararının gerek süreçte ve gerekse sonuçta emekci halkın ve mücadelenin yararına olup olmadığı konusunda bir yorum yapabiliriz.

Özgül ve acil önemi olan *Referendum* larla, genel anlamda burjuva parlementer *seçimleri* ni birbirine karıştırmak yapılabilecek en büyük taktiksel hatalardan birisidir.

Diyalektik, Marksizmin ve marksistlerin değerlendirmelerinde bir kılavuzdur. Diyalektiğin en temel ilkesinden hareket edersek, bir konuyu sadece *kendisi* olarak ele alamayız, onu dolaylı ve dolaysız bağımlı olan *sonuç* larla bir bütün içinde almamız gerekir. Yani emekci halkların ve mücadelenin çıkarları değerlendirilirken kendi başına bir işlev olarak *Referenadum* değil, bu referendumun *içeriği*, *sonucu* ve bu sonuca dolaylı ve dolaysız bağımlı olan *sonuç* ların temel alınması gerekir.

Her şeyden önce bu referandum sadece halkları kandırma, gericileri demokratik gösterme vb psikolojik işlevlerini değil , asıl olarak , hazırladıkları anayasaya taslağının , emperyalizme bağımlılığın yasallaşmasını da içinde bulunduran , pratik, yürürlüğe koyma *sonuç* unu hedefliyor.

Bu nedenle, anayasanın boykot sonucu *evet* lerin ağırlık basarak işleme girmesi , mücadelenin yararına mı zararına mı sonuçlar vereceği değerlendirmesinin alınacak pratikte, yani TAKTİKsel kararda belirleyici rolü oynaması gerekir. Hiç bir boykot cu yazılarda ve tartıştığım boykotcu yoldaşların savunularında bu temelde bir değerlendirme göremedim.

Eğer bu Boykotcu yoldaşlar *milletler arası antlaşmalar* la ilgili maddelerin Türkiye deki yasalara üstünlük sağlamasına suskun kalmayı, Boykot sonucu bu yasaların yürürlüğe girmesini CİDDİ, ve gerek emekci halkların ve gerekse mücadelenin zararına bir sonuç olarak görmüyorlarsa büyük yanılgı içindeler.

Bu maddeler, sadece ekonomik bağımlılıkların yasallaşması ve sendikalaşmanın bile bu milletler arası ve üstü anlaşmalara bağlı kılabilmesi ile değil, askeri olarak Türkiyenin emperyalistlerin komşu halklara saldırılarında kullanılmasını kolaylaştıran anayasa maddeleridir.

Daha da ileri giredersek, bu milletler arası anlaşmalar çerçevesi içerisinde (örneğin ,emperyalistlerin kendilerine karşı olan her örgütü *terrorist* örgüt olarak iddia ettiğine göre) gerek Sol örgütler ve gerekse örgüt mensuplarının yasal durumları nasıl etkilenebilecek-- gibi sorularıda sormamız gerekiyor..

Burada Diyalektik düşünceyle , bu milletler arası anlaşmalar la ilgili yasa maddelerinin dolaylı dolaysız , *kimlere , nelere ve nerelere* kadar uzanabileceği hakkında yüzlerce yorumlar yapabiliriz.

Kısacası, bu anayasanın “demokrasi ve demokratikleşme” ile uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Bu anayasanın EVET le yürürlüğe girmesinden tek çıkarı olan emperyalistler , hakim sınıflar ve onların yürütme kurulunu oluşturan gerici iktidar parti ve gericilerdir. Bunun, ve Boykot sonucu bu anayasanın yürürlüğe girme şansının artacağının bilincindeysek , o zaman alıncacak tavır bellidir. SİYASİ TEŞHİR ve HAYIR. Hem pasifliğe , hem anayasaya HAYIR..

BOYKOT kararı, somut şartların ve referandumun sonucunun ve sonucun getireceği sonuçların somut değerlendirilmesi yapılmadan , teorik ezberci bir şekilde ortaya atılmış *Taktiksel * olarak yanlış ve hatalı bir karardır... Strateji ve Taktik arasındaki farkı yerle bir eden, seçimlerle , özgül bir referandumu bir birine karıştıran **boykotu sadece pasif bir biçimde sandığa gitmemek olarak değil, bu oyunu bozmanın, kullandıkları silahı tersine çevirerek faşist rejimin anayasasının tüm kurumlarıyla birlikte bir bütün olarak ortadan kaldırılması, yaşamın her alanında emekçilere özgürlük tanınması ve bunun güvence altına alınması mücadelesi olarak ele almalıyız. **gibi (genel anlamda teorik olarak doğru) ancak *özelde* pratik gerçeklerden uzak, *gerçeklerle bütünleşmemiş* teorik sloganlar bu boykot kararının pasifist içeriğini ve sonucunu gizleyemez.

Referanduma karşı alınacak karar STRATEJİK değil TAKTİKSEL bir karardır, yani AZAMİ programın değil, gündemde ve acil olan ASGARİ programın bir parçasıdır.

Marksistlerin sorumluluğu (referandumu engelleme, ya da sonucunu etkileme gibi pratik bir hedefi olmadığı sürece) bu referandumu boykot etmek değil , anayasa taslağının ve maddelerinin hakim sınıfları ve gerici iktidarı TEŞHİR etmek için kullanması ve bu referendum un HALKIN GERİCİLERE BİR ŞAMARI ---HAYIR-- olarak sonuçlanması için faaliyet göstermesidir......Bunun dışında kalan pratikler süslü Sol Çocuk hastalığı pratiklerdir, ne emekci halkların, ne de mücadelenin çıkarına hizmet eder. Tam tersine hakim sınıfların güçler dengesini kendi çıkarları doğrultusunda daha da güçlendirmesine hizmet eden bir pratiktir.

Emekci kitlelere ulaşma, onları siyasi bilinçlendirme Teşhir politika ve pratiği uygulanmadan gerçekleşemez. Bu anayasa taslağı ve referandum, devrimcilere verilebilecek en büyük fırsatlardan birisini verdi aslında. Kitlelerden uzaklaşan ve uzak kalan pasifizmi seçmek devrimcilerin seçimi olmamalı. Hele *Boykot* gibi yanlış bir taktiksel slogan ve taktiği , devrimci durum şartlarında ki stratejik bir slogan içeriğiyle sunmak marksist önderliklerin işi olmamalı..

*BOYKOT* tercihimiz olmalı ama somut şartların somut tahlili nden yola çıkarsak, ve bu anayasanın yürürlüğe girmesinin emekci halklara ve mücadeleye verebileceği zararları göz önünde tutarsak, *HAYIR* sorumluluğumuz olmak zorunda..

*Not-Gelen bir soru temelinde---
(eğer yapılan değerlendirmeler neticesinde bu anayasanın kesinlikle *EVET* olarak sonuçlanacağı tesbit edilmişse (ki tartışmalardan ve yazılardan anladığım kadarıyla değil) , *HAYIR* sonucunun olasılığı yoksa o zaman , yoğun bir TEŞHİR politika ve pratiğini içinde taşıyan bir *BOYKOT* a EVET demek gerekir )

**Gelen ikinci soru temelinde--

Referandum sonucunun *meşruluğu* konusu önemli ve kararda belirleyici bir rol oynar . Ancak meşruluk konusunu temel alabilmek için, belirli araştırmaların yapılması, faaliyetlerle referanduma katılımın çok düşük bir sayıda olmasının sağlanabileceği somut tesbitlerin yapılması gerekir. Emekci halkı ve mücadeleyi ilgilendiren konularda kararlar somut verilere dayanması gerekir.Bunun tersi sorumsuzluktur. ne yazıkki Türkiyedeki önderlikler (sorumlulukları olmasına rağmen) doğru dürüst bir değerlendirme yapamadılar. Eğer katılımın çok düşük olmasının sağlanabileceği tesbiti yapılabilmiş olsaydı, o zaman BOYKOT a taraftar olunabilirdi. Çünki bu, yürürlüğe giren yasalardan olumlulara sahip çıkıp olumsuzların meşruluğu üzerinde yoğunlaşarak, milletler arası anlaşmaların yasalar üstü olması ve bu anlaşmalar doğrultusunda Türkiyeyi ve Türkiyedeki emekci halkın evlatlarını komşu halklara saldırılarda kullanmayı onaylayanların Anayasa Mahkemesinde yargılanamaması gibi maddeleri -hem teşhir , hem anayasadan çıkarma, ve hemde bu anlaşmalara ön ayak olanların yargılanması yolunda taleplere zemin hazırlayıcı nedenleri oluştururdu... (her zaman nedendir gerçi..zaman gelecek yargılanmadan kaçamıyacaklar)

Erdoğan Ahmet
Haziran 27, 2010