Pazar, Temmuz 10, 2016

Lenin ve Türkiyedeki ulusal kurtuluş savaşının tarihsel önemi

""Bizler ya Marksist Leninistlere, ve Leninin kendi değerlendirmeleri temelinde savaşın Kurtuluş Savaşı olup olmadığına karar vereceğiz, ya da Toçkist kırma, anti-komunist, milliyetci, burjuva ideologların dedikoduları temelinde.. Eğer Lenin ve tüm diğerleri yanlışsa, o zaman onların her değerlendirmelerinde yanlışlık aramak gerekir. Burjuva ideologların amacı da bu..""

Her bir olay veya kişi, içinde bulunduğu dönem ve şartlar içinde, o temelde ve ona bağımlı olarak değerlendirilmesi gerekir. Marksist Leninistlik adına reddedilen "Kurtuluş savaşı" aslında tarihi büyük önemi olan bir savaştır. Ondan önceki yada sonraki gelişmeler, o olayın "kendisi olarak" "kendisi içinde " onun niteliğini değiştirmez.

Konu üzerine yazılan bütün yazılar, subjektif temelde olduğu için, tarihi belgeler ve gerçekler yerine, ya mantıksal ilişkiler  ya da tamamıyle gerçeklere yüz çevirerek, dedikodular  temel alınarak yapılmıştır. Ya da 1919-23 dönemi bir iki satırla geçiştirilip ya öncesinde , ya sonrasında yoğunlaştırılmıştır. (*1916 öncesinde Ustalar Türkiyeyi emperyalist, ve  1916 dan sonra yarı-sömürge olarak görür, **1919 da Anti-emperyalist)

Kurtuluş savaşına yapılan saldırı, genelde bilinçlice yapılan  ideolojik bir saldırıdır. Dini gericilerin saldırılarının nedenini yazmaya gerek yok, bunlar bilinen ama unutulmaması gereken nedenlerdir.

Fikret Başkaya gibi globalistlerin yaptıkları ayağı yere basmayan değerlendirmelerin derininde yatan ise, onların Leninizme ve sosyalizme olan kin ve nefretleridir. Bunun dışında en yaygın saldırı Burjuva Milliyetci hareketin ideologları tarafından gelmektedir. Soldan gelen se ya hızlı komunist görünme küçük burjuva yaklaşımında, ya da konuyu gerçekten incelememekde yatar. Bunların yazılarında kaynak olarak Lenin den, Stalinden ve diğerlerinden bir tane alıntı göremezsiniz. Onların kaynakları  gericiler, dedikodular, uydurmalar ve uyguladıkları " dedektif"  methodudur.

Bizim değerlendirme için temel almamız gereken, 90 sene sonraki dedikodular ve varsayımlar değil, o zamanda yaşayan ve konuyla direk ilgilenen Lenin , Stalin ve diğer Marksistlerin görüşleri olması gerekir.. TERCİHİMİZ BELLİDİR. ( Değerlendirmelerde bu TERCİHi unutan, burjuva ve milliyetci  dedikodularına dayanan, burjuva saflarına doğru adımını atmış olur)
"Biz her zaman açık milliyetçilikle ile başa çıkabiliriz, çünkü o kolayca ayırt edilebilir. Maskelenmiş ve maskeli haliyle tanınmaz olan bir milliyetçilikle mücadele etmek çok daha zordur. Çünkü koruma yeleği olarak sosyalizmi kullandığından, o saldırıya daha az açık ve daha fazla dayanıklıdır. Bu, işçiler arasında nerede görülürse orada karşılıklı güvensizlik düşüncesini ve çeşitli milliyetlerden işçilerin ayrılması yolunda zararlı düşünceleri yayarak havayı zehirler. "Stalin
Yıllardır Türkiye ulusal kurtuluş savaşına sol yaklaşım ya şoven duygular la veya onun anti emperyalist bır savaş olarak reddi ile karışık olmuştur. Türkiye'de her etnik, dinsel ve mezhepsel gruplar içinde açıkça görünür bir şekilde milliyetçi ve şöven duyguların yükselişi ile, bu karışık yaklaşım giderek iki karşıt görüş haline dönüşmüştür; birisi ulusal Kurtuluş savaşını bütün gerici ideolojilerini ve uygulamalarını, bağımsızlık sonrası dönem dahil, birlikte kucaklayan, diğeri ulusal kurtuluş savaşını bir anti emperyalist savaş olarak bütünüyle reddeden ve onu diğer bir emperyalist ülke tarafından diğerlerine karşı desteklenen bir savaş olarak açıklayan görüş ..

Bu sol gruplardan sorumlu yoldaşların Marksist Leninist oldukarı temelinden yola çıkarak, ben yazımı, giriş ve kronolojik tarihi, bu sürec boyu yaşayan ve Sovyet Hükümetinin Ulusal Kurtuluş savaşı ve Lozan barış Konferansı ile ilgili politika ve pratiği nin oluşturulmasında kişisel olarak direk olarak ilgilenen Lenin den alıntılarla başlayacak ve Stalin, Dimitrov, Enver Hoja ,Komintern den alıntılarla bitireceğim.

Birincisi , doğuda ilk ulusal kurtuluş savaşı olduğu için, ikincisi bu savaşın başarısının emperyalistlere karşı savaş veren Sovyetlerin emniyeti ve ayakta kalabilmesi için hayati önem taşıdığıdından , bu savaş tarihsel öneme sahip bir ulusal kurtuluş savaşıdır.

Lenin, Bir Marksistin tarihi tahlil ve tavrı üzerine Kautskyi eleştirisinde şöyle der; "Bütün safsatacılar her zaman ana öğelerinde birbirlerine benzemeyen durumlarla ilgili örnekleri gösterme alışkanığında olmuşlardır. Feodalite ile mutlakıyete karşı savaşım politikasının, kurtuluş yolundaki burjuvazi politikasının "uzantısı"nı, feodallerle bağlaşma içinde, proletaryayı ezen günü geçmiş -yani emperyalist, yani tüm dünyayı soymuş bulunan- ve gerici bir burjuvazi "politikasının uzantısı" ile bir tutmak, peynirle tebeşiri bir tutmak demektir""

""…Bir insan/birey, burjuva "anavatan"ları adına tarihi konuşma hakkı olan ve, feodal sisteme karşı savaşım içinde, yeni ulusların milyonlarca insanını uygar yaşama yükselten büyük burjuva devrimciler için en büyük saygıyı duymadıkça Marksist olamaz. "" (Lenin, ‘İkinci Enternasyonel in çöküşü )

Lenin "Devlet ve devrim" de ulusal kurtuluş savaşının karakteri üzerine ; "" Eğer biz yirminci yüzyılın devrimlerini örnek olarak alırsak, Şüphesizki, Portekiz ve Türk devrimleri ni burjuva devrimleri olarak Kabul etmek zorundayız. " der.

Bir savaşın ilerici ya da gerici olma sorununa gelince, Lenin, "savaşlara karşı sosyalistlerin tutumu" der; "Biz Marksistler, Marxın diyalektik materialism temelinde her savaşı tarihi olarak ayrı incelememizi gerektirmesi nedeniyle , pasifist ve Anarşistlerin her ikisinden de farklılaşırız.

Lenin emperyalist dönemdeki Ulusların Kendi Kaderini Tayini hakkında ; "" Rusya, İran, Türkiye ve Çin deki devrimler, Balkan savaşları - bu bizim "Oryent" imizin, bizim dönemimize ait dünya olaylar zinciri dir. Ve sadece kör bir adam bu olaylar zincirinin bağımsız ulusal devletler ve ulusal birlik oluşturmak için çaba gösteren bir dizi burjuva -demokratik ulusal hareketlerinin uyanışı olduğunu göremez..”” der.

Milliyetciliğin batağına düşmemiş bir Marksist için Lenin in yukardaki tahlil ve yorumları aslında bu konuya net bir açıklama getirmesi gerekir.

Marksist tahlil ve tesbitler gerçekci olmalıdır, duygusal değil, gerçeklere dayanmalıdır, uydurmalara ve tahminlere değil, özellikle milliyetçi ya da ters-milliyetçi (milliyetciliğe-karşı-milliyetci) duygularla olmamalıdır. Türkiye deki ulusal Kurtuluş Savaşına, Lenin'in bizzat önderliğinde ki Sovyet Rusya dan başka yardım eden kayda değer hiç bir ülke yoktur. Bu savaşın, Bir yada bir kaç emperyalistlerin desteği ile diğer emperyalistlere karşı bir savaş olduğunu iddia etmek, sadece bir asılsız iddia olmakla kalmaz, bu Lenin in önderliğindeki Sovyetler in emperyalist bir kategoriye koyan tarihi bir olayın çarpıtması olur.

"Jön Türklerin "devrimini, sadece Türkiyeyi parçalamayı değil, Sovyetlere saldırılarında yeni bir cephe açma arzuları olan emperyalistlerin işgaline karşı verilen 1919-1923 Ulusal Kurtuluş Savaşı nı birbirine karıştırmamak gerekir.

Günümüze Kadar ulaşan devrim sonrası döneminin sağlıklı ve objektif değerlendirilebilinmesi için, geçmişteki ulusal kurtuluş savaşının karakter ve tarihsel önemini doğru değerlendirmesi gerekir.


Birinci Dünya Savaşı dönemi

Nisan 1915 de, İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya İstanbul ve Boğazlar üzerinde gizli bir antlaşma imzaladılar.

Ağustos 1915 de Lenin; " Belçikanın özgürlüğü için savaştığını iddia eden İngiltere ve Fransa yalan söylemektedirler. Gerçekte nnlar çok uzun zamandan beri savaşa hazırlanıyorlardı, ve bu savaşı Almanya yı soymak ve onu kolonilerinden sıyırmak amacı ile yürütmekteler, onlar İtalya ve Rusya ile Türkiye ve Avusturya yı parçalamak için bir anlaşma imzaladılar. Rusya’daki Çarlık monarşi, Galiçya yı ele geçirmeyi, Türkiye'den toprak almayı, İran, Moğolistan vb ülkeleri köleleştirmeyi amaçlıyan yırtıcı bir savaş yürütmekte. (CW v 21, p 367)

Şubat 1916 da, İngiltere ve Fransa, Türkiyeyi bölmeyi, paylaşmayı amaçlayan gizli bir anlaşma imzaladı, daha sonra Çarlık Rusya, takip eden yılda da İtalya anlaşmaya katıldı.

Lenin, Rusya ve İngiltere arasında, İstanbul üzerine gizli bir anlaşmanın varlığına inanıyordu;

" Rusya ve İngiltere arasında diğer şeyler arasında İstanbul u ilgilendiren gizli bir anlaşma nın varlığı şüphe götürmez. Rusya İstanbul’u alma umudunda, ve İngilterenin İstanbulu ona vermek istemediği iyi biliniyor. Eğer İngiltere İstanbulu Rusya ya verirse, onu, daha sonra geri almak isteyecek, ya da Rusya’ ya yönelik şartlar altında bu imtiyazı yapacak .. Gizli anlaşma metni bilinmiyor, ancak İngiltere ve Rusya arasındaki mücadele tam da bu soru etrafında merkezileşmekte, ufak bir şüphe götürmeyen , ancak bilinmeyen bu mücadele şimdi bile devam ediyor   "(CW V23, p 128)

Benzer şekilde Lenin zaten Almanya nın yayılmacı amaçlarını ortaya dökmüştü… "Almanya Türkiye yi zaten mali ve askeri vassal ı (uyruk, hizmetci) haline dönüştürdü" (CW V23 p 182) 

Şubat 1917 de Rusya'da Çarlık otokrasi devrildiğinde, Lenin bu yeni Burjuva Geçici Hükümetin bir "savaş hükümeti oduğunu, emperyalist katliam ve yağmalama için bir hükümet olduğunu, Ermenistan, Galiçya ve Türkiye yi yağmalama, ve İstanbul u alma hükümeti olduğun "a (CW V 23 p 306) işaret etmişti..””burjuva hükümet, Türkiye yi bölme ve parçalama yı hedefleyen Çarlık politikasını izledi " (CW v 24 p 116)

Ekim Devrimi, Türkiye nin ve dünyanın tarihi gelişiminde çok önemli etken olmuştur..

3 Aralık 1917 de, Lenin tarafından imzalanan Rusyanın emekci Müslümanlarına hitabında Sovyetlerin politikasını şöyle açıklıyordu;

"Biz diyoruz ki, İstanbul’un ele geçirilmesi üzerine tahttan indirilen çar, ve görevden alınan Kerenski tarafından yapılan gizli anlaşmalar yırtılmış ve imha edilmiştir. Rusya cumhuriyeti ve onun hükümeti, Halk Komiserleri konseyi, herhangi bie şekilde yabancı toprakların ele geşirilmesine karşıdır: Müslümanlar İstanbul u tutmalıdır "(SSCB dış politika belgeleri V1 p 35)

Emperyalist , özellikle Alman emperyalist planları ve çalışma çerçevesi içinde genç Türk hükümeti Sovyet Rusya saldırıya geçti

Haziran 1918 günü Lenin; “İngiltere Bağdatı ele geçirmek ve Türkiye yi boğazlayarak öldürmek istiyor” (CW v 27 p 484) demişti. Lenin in bu tahlilin doğruluğu hemen ardından gelişen olaylarla kanıtlanmış oldu .

Dikkatle tasarlanmış emperyalist bir plan ve tahriklerin parçası olarak Genç Türk hükümeti Ekim 1918 de Bakü ve Dağıstan a saldırttırılarak, Türk ordusunun Irak, Filistin ve Makedonya'da Anglo- Fransız kuvvetlerinin karşısında zayıflaması sağlandı.

20 Eylül 1918 günü, Sovyet Hükümeti Türk hükümeti tarafından da sistematik ihlali nedeniyle Türkiye ile Brest-Litovsk Barış Antlaşmasını iptal etmek zorunda kaldı.

30 Ekim 1918 tarihinde, Türkiye koşulsuz teslim teslim oldu.

Mondros Ateşkes Antlaşması ile İngiltere Irak, Filistin, Mısır ve Arap Yarımadası, Karadeniz, Boğazlar ve İstanbul üzerinde kesin bir hakimiyet istedi. İngiliz emperyalistleri Sovyet Cumhuriyeti ne karşı Rusya'nın güneyinde silahlı bir kampanya planlarının hayata geçirilebilmesi için, boğaza ve İstanbula özel önem veriyorlardı.

Kasım 1918 de Altıncı Bütün Sovyet Kongresinde, Lenin bu planı şöyle vurgulamıştı;
"Şimdi İngilterenin Türkiyeye Bakü yü vererek bizi hammadde den mahrum bırakıp boğmayı hedefleyen bir antlaşması var." (CW v 28, p 160)

Emperyalistlerin Boğazları ve İstanbulu işgali ile birlikte onların anti-Sovyet müdahaleleri de
yoğunlaştı.

Lenin Kasım 8, 1918 de altıncı kongre de uluslararası durum hakkında ki konuşmasında ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikenin üzerinde durdu. Ancak, “cesaretin kırılması için hiçbir neden yok. Bu düşman uçuruma tepetaklak düşecek ... biz biliyoruz ki, Türkiyeyi kapana kıstırmış olan düşman, kendi yok oluşuna doğru yol alıyor ". (CW v 28 p 163)

1. Dünya Savaşı'ndan sonra-Ulusal Kurtuluş Savaşı

Savaştan sonra, Leninin , önceden görebildiği gibi, galipler arasındaki çelişki artmaya gebeydi. "savaş kendini gerek Almanya ve gerekse İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika kapitalistleri yönünden tamamen bir emperyalist, gerici, savaş kendini gösterdi. Sonrakiler (İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika) şimdi ganimetler üzerinde, Türkiye'nin bölünmesi üzerinde kavgaya başlıyorlar.... "(CW V 28 p 430)

Paris Barış Konferansı'nda emperyalistler Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan topraklarda manda kurma konusunda anlaştılar.

ABD Emperyalistleri Türkiye ve Transkafkasya nın tamamı için tek bir manda istiyorlardı.

Türkiye ile Barış Antlaşması taslağı altında , İngilizler Filistin ve Mezopotamya yı mandası altına alcak, ve Fransızlar Suriye ve Kilikya; güneybatı Anadolu İtalyanın etki alanına girecek; İngiltere Güney Doğu Anadolu da Kürt alanı üzerinde himaye kuracak, Anadolu'nun altı doğu illeri, Taşnak parti tarafından yönetilen Ermenistan dahil olmak üzere, ABD manda bölgesi olacak; İzmir ili ve Doğu Trakya Yunanistan'a gidecek; Boğazlar uluslararası bir bölge ye çevrilecek, Orta Anadolu'da emperyalist ler tarafından korunan Sultan tarafından yönetilen küçük bir Türk devleti olacaktı.

Türkiye'nin Ulusal Kurtuluş Savaşı, doğu halklarının, yabancı işgalcilere, yerli gericilere ve emperyalizmin ajanlarına karşı iyi organize edilmiş ilk silahlı mücadelesi olma özelliğini taşıyordu.

Mustafa Kemal'in liderliği altında Türkiye'nin ulusal Kurtuluş savaşının başlamasıyla , Sovyet ve Türkiye halkı bir ve aynı düşmana: emperyalist İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD ye karşı savaşıyorlardı. Türkiye ulusal Kurtuluş savaşının zaferi, Sovyetlerin güneyden emperyalist saldırılara karşı savunması için hayati bir önem taşıyordu..

Kızıl ordunun Anglo -Fransız kuvvetleri ve karşı devrimci Çarlık orduları üzerindeki zaferi, Türkiye'de ulusal kurtuluş hareketine moral vermişti. Bu zaferler üzerine, Mustafa Kemal, "Yüce amaçlar için çabalayan Bolşevizm, , ortak düşmana karşı bir zafer kazandı, bizim varlığımıza da saldıran bir düşman, ve bu minnettar olmak için bir nedendir " "(Nutuk 1.945, part 1 p 92)


Ekim 1919 günü, Sivas Kongresi Moskova ya bir temsilci kurulu gönderdi. Komite başkanı Halil Paşa, Sovyet hükümetinden işgalcilere karşı mücadelede Türkiye'ye yardım etmesini istedi.

Sultan işgal kuvvetlerinin elinde bir kukla olduğu için BMM devrimci ulusal hükümeti kurdu.

23 Nisan 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da açıldı ve Türkiye halkının iradesini temsil eden tek yasal güç olarak kendini ilan etti.

BMM kurulduktan Üç gün sonra , Mustafa Kemal, diplomatik ilişkilerin kurulması ve Türkiye ye bazı mali, askeri yardım için Lenine resmi bir mektup gönderdi.
"Biz tüm çabalarımızı ve askeri operasyonlarımızı amacı emperyalist hükümetlere karşı savaşmak ezilen halkları kurtarmak olan Rus Bolşeviklerin ki ile aynı yönde tutacağımızı taahhüt ederiz. halkımızın yaşadığı bölgelerdeki emperyalist güçleri bu topraklardan sürmek ve emperyalizme karşı birlikte devam ettirebimek için iç gücümüzü geliştirmek için Sovyet Rusya dan yardım olarak milyon Türk Lirası ve (miktarı müzakere yoluyla belirlenecek olan) bazı silah ve mühimmat ve ayrıca bazı askeri ve teknik araçları, ve askerlerimiz için tıbbi malzeme ve gıda malzemesi ... ... ... .. Lütfen en saygın selamlarımızı ve en samimi duygularımızı kabul edin" (Mezhdunaradnaya zhizn, no 11 regards 1.963 p 147-148)
Lenin'in talimatıyla Chicherin bir cevap mesajı hazırladı. 14 Haziran 1920 tarihinde bu mesaj
Ankaraya ulaştı Mesaj Sovyetlerin BMM nin emperyalist hükümetlere karşı çalışmalarını ve askeri operasyonlarını ezilen halkların kurtuluşu " yüksek ideali ile uyum içinde yürüteceği kararını idrak ettiğini, "Sovyet hükümetinin dünyanın bütün uluslarına dostluk elini uzattığını ve her zaman her ülkenin hakkı tanıma ilkesine sadık kalacağını vurguluyordu. Sovyet hükümeti, Türk halkının ülkenin egemenliği ve bağımsızlığı için kahramanca mücadelesine büyük ilgi göstermektedir, ve şimdi madem Türkiye'zor bir dönem yaşıyor, Türk ve Rus halklarını birleştiren bir dostluk için kalıcı bir zemin hazırlamaktan mutluluk duyacaktır. "(Foreign Policy Doc Cilt II p 555)

Türkiye ve Rusya arasında dostane ilişkiler ve kalıcı dostluk kurmak için, Sovyet Hükümeti , BMM yönetiminin tanınması anlamına gelen diplomatik ve konsolosluk temsilciler değişimini önerdi. Böylece, Lenin'in hükümeti Türkiye halkları nın bağımsızlık için verdiği adil mücadeleyi tanıyan dünyanın tek hükümeti oldu.

8 Temmuz 1920 günü, Sovyet Hükümeti resmi olarak Rus Cumhuriyetinin tüm kapitülasyon hakları nı tanımadığını ilan etti ve Türkiye halkının emperyalist işgalcilere karşı mücadelesinde başarılar diledi

2 Temmuz 1920 de 200,6 kilogram altın külçe taşıyan Sovyet diplomatik misyonu için Moskova dan Ankara' ya yola çıktı.

13 Ağustos günü, Lenin, Chicherin in Türkiyeve Ermenistan üzerine önerilerini görüştü

Ağustos 14 de, Türk delegesi ile toplantı yapan Lenin "Sovyet Hükümetleri politikasının doğunun ezilen halklarına destek vermek olduğunu vurguladı ". Haziran dan 24 Ağustos 1920 ye kadar süren Sovyet-Türk görüşmeleri sürecinde bir dostluk antlaşması taslağı hazırlandı. Anlaşmazlık Türkiye ve Ermenistan arasında bir sınır hattı kurulması konusunda kendini göstedi. İngiltere ile daha yakın ilişkileri tercih eden Türkiye Dışişleri Bakanı Bekir Sami, bilinçli olarak Ankara hükümetini ve liderleri Sovyet Cumhuriyetine karşı yönlendirmeye çalışıyordu.

Beklenildiği ve Lenin'in de dikkati çektiği gibi; "İtilaf diplomatları Ermenistan Taşnak ların Türkiye ye saldırısını provoke etti. O anda Ermenistan da (1918-20), başta olan Taşnak milliyetçi parti, Türkiye ye karşı saldırgan bir politika izledi ve neredeyse Anadolu'nun yarısını içeren bir " Büyük Ermenistan kurulmasını amaçladı. 24 Eylül 1920 de Taşnak hükümeti Türkiye'ye karşı saldırıya başladı, ancak beş gün sonra Türk askerleri Taşnak saldırılarını kontrol altına aldı ,ve eylül den kasıma kadar süren bir karşı saldırıyla Sarykamış Kars ve Gümrü yü işgal etti. Türk Hükümeti, maceracı Taşnak politikasından yararlanmayı ve Ermenistan'ın tamamını işgaline karar verdi. "" (Lenin, iç ve dış politika durumu)

4 Ekim 1920 de, altın taşıyan Sovyet diplomatik misyonu Ankara'ya geldi ve Chicherin in "Biz inanıyoruzki misyonumuzun Ankaraya ulaşması ... Rusya ve Türkiye halklarının çıkarı ve avantajı için, iki ülke ve iki hükümet arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin önemli ölçüde yardımcı olacağına eminiz ". (SSCB dış politika Belgeler Cilt III, s. 11) içeriğini taşıyan kişisel mesajını Mustafa Kemal e verdi;

Bu arada, 24 Eylül 1920 de başlamış olan askeri operasyon Türk kuvvetleri nin 30 Ekim de Karsı işgali ile devam etti. Türk askerleri Ermenistanın içlerine kadar girerken Lenin durumu şöyle açıklıyordu; “, Kafkasya'da içinde yaşadığımız şu anlarda koşullar son derece karmaşık ve analiz etmesi zor hale geliyor, savaşa katılmaya zorlanmamızın olasılığıyla birlikte ".. (CW V 31, p 415)


"" Kasım 11 de Dışişleri Halk Komiserliği savaşan taraflara arabuluculuk teklif etti. Türkiye arabuluculuğu reddetti ve Sovyet Taşnak hükümeti, Ermenistan'ı Türk hükümeti himayesine bağlayan antlaşmayı kabul etdi Ancak, anlaşma, imzalanacağı tarih olan 29 Kasım da ı Taşnak hükümeti Ermenistan Sovyet iktidarı tarafından alaşağı edildi . Bu antlaşmanın hala geçerli olduğunu savunan Türk Hükümeti Gümrü bölgesinin boşaltılmasını ta ki Sovyet Hükümeti nin, Mayıs 1921 ortasında Türk kuvvetlerinin bölgeden tahliye edilmesi ni talep edene kadar geciktirdi. "" (Lenin, iç ve dışta durum)

Ekim devriminin üçüncü yıldönümünde Ankara da zamanında Türkiye'de ki tek yabancı diplomatik misyonu olacak olan Sovyet elçiliği açıldı,

Ermenistan'daki Işçiler ve köylülerin ayaklanması, 29 Kasım 1920 tarihinde Taşnak hükümetini devirdi ve, Sovyet iktidarını kurdu.

Lenin Ermeni devrimci hükümet için yazdığı telgrafta "Benim, sizlerin, Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan emekçi halkları arasında kardeşlik dayanışmasını kurmak için her türlü çabayı harcayacağınızdan hiç şüphem yoktur" (CW V 31, p 437)

İlginçtir ki, Türk hükümeti devrilen Taşnak hükümetine Ermenistanı bir Türk himayesi haline getiren Aleksandrapol Antlaşması nı kabulettirmek için bastırıyordu. Devrimci Ermeni hükümeti anlaşmayı reddetti ve Ermeni topraklarından Türk askerlerinin çekilmesini istedi.

Lenin, sekizinci Tüm Rusya Sovyetleri Kongresinde emperyalist planların geri teptiğini "Türk saldırısı bize karşı planlandı. Müttefikler, bizim için bir tuzak hazırlıyorlardı, ancak tuzağa kendileri düştüler, çünkü biz Sovyet Ermenistan ı aldık “” sözleriyle kısa ve öz açıklamıştı.”” Türkiye'nin başındakiler bizi müttefiklere satmaya hazır askerler, Octobrists ler, milliyetçilerdir, Ama bu yapılması son derece zor bir şey, çünkü Türk halkının Müttefiklerin vahşi baskısına karşı olan duygusu yüksek ve Sovyet Rusya ya karşı sempatileri büyümekte "..

Türk hükümeti Kafkasya'da bir anti Sovyet bloku kurulması için emperyalistlerle işbirliği yapıldığı hakkında söylentileri resmi olarak yalanlandı. "…bizim İtilaf güçleri ile (İngiltere-Fransa ve İtalya) doğrudan ya da dolaylı herhangi bir barış görüşmemiz yok ve hiç bir zaman böyle bir girişimimiz de olmadı " (SI Kuznetsova Sovyet Türk ilişkileri s.39)

Mustafa Kemal, Lenin e bir telgraf göndererek, "Ben istenen hedeflere ulaşmanın tek yolunun bizim işbirliğimizle sağlanacağına inanıyorum, ve gelecektede aramızdaki dostça ilişkilerle ilgili düşüncelere sıcak bakıyorum . (SSCB Dış politika Belgeler Cilt III, p 451)

Chicherin Mustafa Kemal'e Lenin'in imzası ile bir cevap hazırladı, “”... ülkelerinin bağımsızlığı ve refahı için boyun eğmez enerji ile mücadele eden Türk halkı ve hükümeti için en samimi dileklerimizi… bir kez daha ifade edebilirmiyim ". (Lenin CW V52 s. 301-02)

Lenin Sovyet Türk konferansını en önemli olaylardan birisi olarak yorumladığı, 28 Şubat 1921 genel kurul toplantısında yaptığı açıklamada; "... gerçek şu ki son birkaç yıldır her iki ülke de emperyalist güçlerin elinde tarifsiz acılara katlanmak zorunda kaldı. …, Türkiye, emperyalist hükümetler tarafından yağmaya karşı , onların en güçlü olanlarının bile ellerini çekmek zorunda bırakan bir canlılıkla direndi. İşte bu bizi Türkiye ile şimdiki müzakerelere çok büyük bir başarı olarak baktırmak için bir nedendir ". ((CW, V 32, pp147, 148)

Her ne kadar Sovyet Türk müzakereleri üretken ve dostça idiyse de, Gürcistan ve Ermenistan ile sınırların yeniden çizilmesi zorluklar yarattı. Bütün Türk liderleri müzakere lehine değildi, bazıları buna karşı, ve bazıları hala emperyalistlerle bir anlaşma umudu içindeydi.Bir çok hükümet milletvekilleri, özellikle Doğu illerinden olanlar, Londra Konferansı'nda bir Anti-Bolşevik konfederasyon kurulması çağrısında bulunan Bekir Sami Beye destek veriyorlardı.

16 Mart 1921de Sovyet Rusya ve Türkiye Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzaladı. Lenin bu anlaşma nın önemini şöyle vurgulamıştı; " Türkler ile olan barış anlaşması ,tek başına, bizi Kafkasya'da bitmez tükenmez savaşlardan kurtaracaktır" (CW V 32 p 290)

1922 yılı sürecince, Sovyet Hükümeti nin Türkiye ye silah ve mühimmat tedariki devam etti. Yunan askerlerine karşı Türk ordusunun genel saldırı arifesinde, Sovyet ler Türkiye 22 askeri uçak vermişti. (SI Aralov p 18)

Ocak1922 de Sovyetler’in Türkiye temsilcisi olarak atanan S.I Aralov a Lenin sözleri "Türkler, ulusal kurtuluşları için savaşıyorlar ve Merkez Komitesi seni oraya gönderiyor, çünki sen askeri konuları biliyorsun." ' (S.I.Aralov p 35) olmuştu.

Lenin, Sovyet -Türk ilişkilerinin gelişimini ve Türkiye'ye silah ve mühimmat yardımını yakından takipe devam etti. (AN Heifets. Sovyet Diplomasi ve doğu halkları p.187)

1 Şubat 1922 de, Merkez komitesi Türkiye'ye havacılık ve otomobil benzin dağıtımını onayladı.

Mayıs 1922 yılında, Sovyetler in mali zorluklarına ve Sokolnikov un Türkiye'ye söz verilen 10 milyon ruble altın geri kalanının verilmesinin önerisine rağmen, , Chicherin in itirazına Lenin in yanıtı şuydu; "Ben Chicherin in kesinlikle haklı olduğuna inanıyorum ... hiç beklemeden söz verileni ödeyin ".. (CW V 45 p 18) Bunu üzerine geri kalan 3,5 milyon ruble altın Türkiye'ye verildi ..

30 Ağustos 1922 de, Türk ordusu emperyalistlerin üzerinde kesin bir zafer kazandı ve bütün Anadolu kurtarıldı. Sovyet diplomatların güçlü desteği ile, Lozan Barış Konferansı'nda İstanbul ve Doğu Trakya emperyalist bağlantılardan kurtarıldı.

Lozan Barış Konferansı Türkiye ulusal Kurtuluş Hareketi'nin son aşaması oldu.

Emperyalist güçler Sovyet heyetini diğer katılımcılar ile özellikle Orta Doğu ve Boğazları ile ilgili sorunlarda eşit olarak kabul etmeyi reddeti. Lenin Boğazlar için formüle edilen Sovyet programını şöyle özetliyordu; "her şeyden once Türkiye'nin ulusal özlemlerinin tatmin edici bir şekilde karşılanması. Biz, bunun temel olduğu fikrindeyiz, ve sadece ulusal bağımsızlığın çıkarları açısından değil. ... İkinci olarak, programımız Boğazların savaş ve barış zamanlarında bütün savaş gemilerine kapanmasını içnde taşır "(CW V33 s. 385-86)

Lenin Türkiye'nin ulusal çıkarlarının Sovyet Cumhuriyetlerinin ki ile birlikte korunması gerekliliğini vurguluyordu. .

Lenin, ulusal kurtuluş savaşının sonuca ulaşmasının, "bu savaşı uluslararası politikanın en önüne koyan çatışma ve farklılıkların da sonu " (CW V 33 p 384) olabileceğini vurgulamıştı , ancak, Fransa ve İngiltere arasında çatışma tüm konferans boyunca keskin bir biçimde ortadaydı. Lenin ".. Türkiye ile antlaşma nın bazı noktaları üzerine İngiltere ve Fransa arasında bir anlaşmazlık sonucu savaşın her an patlak verebileceği olasılığını ve bu nun Önemine dikkat çeken, Lenin, Michael Farbman la röportajında  "Bizim Ortadoğu politikamız Rusya'nın ve onunla birlikte bir dizi federe devletlerin en gerçek, acil ve hayati çıkarı meselesi dir."  diyordu.

Lenin'in rolü üzerine, Chicherin in kendi sözleriyle, " 1922 yılı sonbaharında yurt dışından döndüğümde , Moskova da altı hafta geçirdim. Ana sorun Türkiye'nin ki idi; Lozan Konferansı için hazırlıklar yapılıyordu. Lozan'a götüreceğimiz program ve Lenin'in büyük katılımı ile tartışıldı ve kabul edildi. Bu Lenin in dış politika mıza yaptığı son büyük katkısı oldu. Boğazlar Lenin ile tartıştığımız en son sorun olmuştu. Onu bir daha da görmedim "(Chicherin makaleleri ve uluslararası politika p 284 konuşmalar)

Lenin Kafkaslar, İran ve Türkiyedeki durumu ve gelişmeleri ciddi olarak izlemeye 1913 yılında başlamış ve bu konuda araştırmalar yapılması , araştırmacı yazarlar bulunması ve yazılar yazılması konusunda direktif vermişti. Polis kayıtlarında ortaya çıkan S.G. Shahumyana 24 Ağustos 1913 te yazılan  el yazısı mektup tamamıyle bu konudadır. 

Diğer Marksist Leninistlerden değerlendirmelerden.


1919 ve Sonrası ile ilgili

Stalin Uluslarası durum ve SSCB nin Savunması - Çin Üzerine 
Çin devriminin karakteristik özelliği, onun  "ilk adım" ı atmış ,  gelişiminin ilk aşamasından geçmiş, bütün-milli birleşik cephenin devrim döneminden  geçmiş,  ve gelişiminin ikinci aşamasına, tarım devrimi dönemine girmiş olmasıdır.

Türk devrimi (Kemalistler) karakteristik özelliği, örneğin,  tam tersine, gelişiminin ilk aşamasında,  burjuva-kurtuluş hareketi aşamasında,  ikinci aşamaya, tarım devrimi aşamasına  geçmek girişiminde bulunulmadan "ilk adımda" saplanıp kalması. (kurtuluş savaşı niteliği)

Ankara  ve Canton emperyalizme karşı savaşırken  bizim  Çin de Cantona, Türkiyede  Ankaraya  yardım ederken haklımıydık? Evet, haklıydık. Biz, haklıydık ve , Lenin'in izinden gidiyorduk. Kanton ve Ankara yürüttüğü mücadele ile emperyalizmin güçlerini dağıtıyor,  emperyalizmi zayıflatıyor ve itibarını düşürüyor ve böylece de  dünya devriminin merkezinin gelişimini, SSCB gelişimi  kolaylaştırıyordu.  (anti emperyalist olduğu)

Stalin, 2. dönem yazısından- Doğuda Kızıl Ordu'nun başarıları, örneğin Türkiye'de, İtilaf ve müttefikleri aleyhinde tamamen savaşa dönüştü . (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Stalin, Beklentiler yazısında  - Üç yıl önce Doğu'nun harekete geçebileceğini hayal etmeye bile cesaret edemedik; şimdi Doğu'da, burjuva devrimci Türkiye biçiminde bir devrimci çekirdeğe sahip olduğunduğundan bahseder. (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Stalin, Leninizmin Tarihsel temelleri - Çarlık, Türkiye'nin, İran'ın, Çin'in vb. bölünmesinde Batı emperyalizminin en güvenilir müttefiki idi. Emperyalist savaşın Çarlık tarafından Entante emperyalistleriyle ittifak içinde olduğunu, ve Rusya nın bu savaşta vazgeçilmez bir unsur olduğunu kim bilmiyor? (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Stalin, Uluslarası Durumla İlgili olarak - Sovyet Hükümeti, Türkiye, ve İran, Afganistan, ve Çin in, birlik ve bağımsızlığını, özgürlük ve egemenliğini kaygısızca savunan tek hükümettir, "" (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Stalin Sun Yat Sen öğrencileri ile konuşmasında Kemalizmin üst tabaka , ulusal ticari burjuva nın yabancı emperyalistlere karşı savaşan bir devrim olduğunu söyleyerek, açıkça savaşın yabancı emperyalistlere karşı mücadeleden doğduğunu belirtiyor.  (- savaşın anti emperyalist niteliği - kimse burjuva demokratik devrimi tamamladığını iddia etmiyor)

Stalin aynı yazısında muhalefetin -Troçki, Zinoviev ve Radek-  Türkiye ve Çin arasındaki önemli farkı görmediklerini , Kemalist devrimi, Toprak Devrimi ile karıştırdıklarını ve ayırım yapmadan herşeyi bir kümeye içine koyduklarını söyler. ( Türkiyede de yapılan bu - anti emperyalist bir kurtuluş savaşını, toprak devrimi hatta sosyalist devrim olmadığı nedeniyle inkar etme yollarını aramak)

Stalin, Partinin Ulusal Sorunda Acil Görevleri yazısında  Emperyalistlerin Türkiyeyi parçalamak  ve hatta yok etmek istediklerini, ancak Türkiyenin , diğer Müslüman ülkelerden daha gelişmiş olduğundan, buna müsaade etmediğini ve emperyalizme karşı mücadelenin bayrağını yükseltiğini söyler(- savaşın anti emperyalist niteliği)


Stalin Aynı yazısında, emperyalistlerin kıskacı olanda Arabistan, Mezopotamya, Türkiye gibi ülkeleri terketmenin, emperyalizmin ekmeğine yağ sürmek olacağını söyler. (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Stalin Beklentiler yazısında, Türkiye İran vb ülkelerde emperyalistlerin altınlarla cirit attığını ve Sovyetlerin etrafında ekonomik- yalnız ekonomik olmayan güç - yaratmaya çalıştığını söyler. (- savaşın anti emperyalist niteliği - Sovyetler için önemi)

Stalin Troçkinin ve diğer revizyonislerin İngiltereyle bir "anlayış" birliğine varması ve doğuda mücadeleyi sadece siyasete ve eğitime vermesi yönündeki anlayışlarına Shakty affair ile konuşmasında onlarla alay ederek şunları söyler-

Bizim kurtuluşcu dış politika izlerken ABD ve Avrupa Kapitalistlerinin övgüsünü alabileceğimizi  düşünen insanlar var. Böyle saf insanların bizim partimizle hiç bir ilgisi olmadığını ve olamıyacağını göstermeden durmayacağım....İngiltere, örneğin, iranda, Afganistanda ya da Türkiyede yağmacı nüfus alanı kurmada onlara katılmamızı talep ediyorlar, ve eğer biz bu tavizi verirsek , bizimle "dostluk" kuramaya hazır olduklarını söylüyorlar. Ne dersiniz Yoldaşlar, belki böyle bir taviz vermelimiyiz? (Sovyetlerin sosyalist tutumu, konuyu ne kadar ciddiye aldığı ve savaşın anti emperyalist niteliği)

Arnavutluk Sosyalis Parti yayını, Zeri Populit  Türkiyenin bağımsızlığının ciddi bir şekilde tehlikeye düştüğü  , ülkenin emperyalistlerce parçalanıp bölünmesi döneminde Türkiyenin kurtuluş mücadelesini ve orta çağ boyunduruğundan kurtulup , halifeliği yıkarak, laikliği kuarak vs modernleştiği içeriğinde  yıldönümü kutlaması yayınlar. (Albanian Telegraphic Agency News Bulletin, October 26- 29,1983.)  (- savaşın anti emperyalist ve burjuva democratic niteliği)

Enver Hoca Orta Doğu Üzerine yazısında Mustafa Kemalin halifeliği ortadan kaldırmasının devrimci bir hareket olduğunu söyler.

Enver Hoca 8. Parti kongre Raporundan-
"Arnavut halkının, büyük cesaret ve demokratik ilerici fikirlerden esinlenerek Türkiye'yi ve cesur halkını, diğer halkları SUltanın imaratorluğunu karakterize eden, kölelik kompleksinden özgürleştiren, Türk ulusunun birliğini ve gerçek bağımsızlığını pekiştiren ve Türkiye'yi demokrasi ve ilerleme yoluna başlatan Mustafa Kemal Atatürk'e özel hayranlığı ve saygısı vardır. Arnavut halkı , Arnavut halkının zorbası olan Kral Zog'a karşı çıkan Kemal Atatürk'ün,  Arnavutluğa karşı duyduğu iyi niyetinin farkındaydı. .....
Seçkin bir demokrat olarak, Osmanlı İmparatorluğunu ve Hilafeti yıkıp yeni demokratik Türkiye kuran Türk halkının büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk'e onur ve saygı duyuyoruz. Halklarını ezip haklarını çiğneyen ve sömürgeciliği canlı tutan, sahte sözlerle kaplanmış bütün sahte demokratlar ve sahte sosyalistler, Osmanlı İmparatorluğu'nun «Gordiyon düğümünü» kılıçıyla kesen Kemal Atatürk örneğini takip etsinler""" 
Dimitrov Balkanların Uluslarası Önemi yazısında " savaştan önce olduğu gibi, Çanakkale artık emperyalistlerin kuklası olan, kokuşmuş Türk İmparatorluğunun elinde değil artık, (o) Sovyetlerin yardımı ile Avrupa Emperyalizminin boyunduruğundan kendini kurtaran , Yeni Türkiyenin elinde...""(- savaşın anti emperyalist niteliği)

İngiliz Emperyalizminin maceracılığından kaynaklanan , Yunanlıların Anadoludaki felaket yenilgisi, komşu ülkelerin hakim sınıflarında yeni arzular provoke etti". (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Togliatti Orta Doğu Üzerine Görüşler yazısında anti emperyalist mücadeleleri destekledikleri için Komünüstlerle alay eden demokratlara aynı alaycı cevabında İngiliz Emperyalizmine karşı Kemalist mücadelenin devrimci önemi olduğunun kanıtlandığına deyinir. (- savaşın anti emperyalist niteliği)

Komintern , ikinci Kongre Belgeleri  Türkiye tarafından kabul edilmeyen anlaşmanın kabulünü zorlamak için İngilterenin Yunanistanı silahlandırıp kışkırttığı değerlendirmesini yapar. 

Komintern -Doğu Üzerine bezirganlık 23 Mart 1922
""Bugün İstanbul'da Sultan ve onun atadığı göstermelik bir hükümet var. Ankara'daki gerçek hükümet Paris Konferansına kendi Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey'i gönderdi. Onun yanında İstanbul'daki kukla hükümetin sözde Dışişleri Bakanı İzzet Paşa da Paris'de boy göstermiştir. İstan·bul beyleri, kendi açılarından bugünkü koşullar altında mümkün olan en akıllıca şeyi yapıyorlar : Ankara'nın görüşünü nesnel olarak tamamen desteklemek.
Hindistan Müslümanları Türklerin yazgısıyla olağanüstü ilgileniyorlar.....Cünkü Hindistan'lı Müslümanlar, Hindistan'ı ezen İngiliz hükümetinin aynı zamanda Türk taleplerine karşıçıktığını da biliyor. Bugün artık Hindistan'daki bunalım doruk noktasına yaklaşmakta, oradaki İngilizi ktidar sahiplerinin durumu gittikçe daha çok tehlikeye düşmektedir.
Lord Türk taleplerine karşı çıkarsa, konferans salonuna Hindistan'ın gölgesi düşecektir. Kapitalist diplomatlar, yeşil örtülü masa etrafında görüşüp yeni yeni anlaşmalar üretiyorlar;ama Doğunun ezilen halklarının Hindistan'dan Mısır'a, Suriye'den Mezopotamya'ya yükselen ayaklanması,bu cicili bicili anlaşmaları paramparça edecektir.""  İnternationale Presse - Korrespolllleuz, 23 Mart 1922, Sayı : 34,

Komintern - Yunan Türk Savaşı 7 Nisan 1921
""Bolşeviklerin mücadele yöntemine karşı Sosyal Demokrasinin en çok başvurduğu savlardan biri de, Bolşeviklerin yarı-feodal "devrimci" Kemal Paşa ile ittifak yaptıkları, böylece emperyalist - "Bonapartçıları" olduklarını kanıtladıkları ve artık kendilerine proleter hükümeti demeye hakları olmadığıdır. Rus proletaryasının bu "iyi niyetli" dostları, dünyanın tek işçi hükümetinin kapitalist dünyaya karşı mücadelesi ile Rus devletinin İttifak Devletleri emperyalizmine karşı mücadelesi arasındaki farkı göremiyorlar
Yunanlılarla Türklerin arasındaki savaş da öyle ikinci dereceden bir savaş sayılmamalıdır. Çünkü bu savaş İttifak Devletlerinin Sovyet Rusya'ya karşı yürüttüğü inatçı mücadelenin bir uzantısıdır.............Ankara'nın burjuva devrimci hükümetiyle ittifak olanağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu hükümet de emperyalizme karşı mücadele ediyor.
Güçlerinin bilincinde olan Kemalistler, İttifak Devletleri emperyalizmine karşı mücadeleyi sürdürecektir."" Kommunismus (Kominternin Güneydoğu Avrupa ü1keleri ıçın yayın organı), cilt13, 14, 15 · Haziran 1921
Komünist Enternasyonal Üçüncü Kongresi, 22 Haziran - 12 Temmuz 1921
"Söz konusu komite, 1919 yılında kurulmuş olan devrimci Müslümanlar komitesidir. Bu komite, Türkiye, Mısır, Trablusgarp, Fransız sömürgeleri ve Hindistan'da çalışmalar yapıyor. Tekrar ediyorum, bu komünist bir örgüt değildir. Ama Müslümanların köleleştirilmesine karşı, emperyalizme karşı mücadele eden bir örgüttür.G. Zinovyev Komünist Enternasyonal Üçüncü Kongre Tutanağı
Komintern 21 Eylül 1922
"Kemal Paşa, Sovyet hükümetinin çağrılmadığı hiç bir barış konferansına katılmayacağını bildirdi. İngiltere'nin boğazladığı, Fransızların da terkettiği Türkiye, Sovyet Rusya'nın safına itiliyor. Böylece Kemal Paşa'nın İngiltere ile mücadelede, hem Fransız emperyalizminin himayesinde hem de proleter Rusya ile müttefik olması biçimindeki çelişme de çözülmektedir." lnternationale Presse - Korrespoodenz 21 Eylül 1922, 2. yıl, Sayı 184, s. 1219 - 1229
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu 27 Eylül 1922
"Türkiye'nin, tepeden tırnağa silahlı İttifak Devletlerine kendini savunmadan sonsuza dek teslim olması  istendi. Ne var ki Sovyet Rusya nın mücadele eden ve zafer kazanan Kızıl Ordusundan cesaret alan Türkiye halkı, peşpeşe savaşlardan bitkin düşmüş olduğu halde, silaha sarıldı ve üç yıl süren mücadele sonunda canını kurtarmasını bildi. İngiltere'nin donattığı Yunan ordularını kaçma ya zorladı. İstanbul ve Çanakkale Boğazı dışında, tüm Anadolu'yu yabancı ordulardan temizledi"
 Türk hükümeti, işçilerin ve köylülerin hükümeti değildir..
Ama Türkiye işçileri, kendileriyle bu hükümet arasındaki ilişkiler ne olursa olsun, Türkiye'nin mücadelesinin yoksul bir köylü halkın uluslararası sermayenin köleleştirme çabalarına karşı verdiği bir mücadele olduğunu anladılar.
Sizin göreviniz, İttifak Devletlerinin, Boğazları müttefiklere açması için Türkiye'yi zorlayarak yeni savaşlar hazırlamalarını engellemek için tüm gücünüzü ortaya koymaktır. Yakın Doğuda sonuca bağlanan sorunlar, sadece Karadeniz kıyılarında yaşayan halklar için değil, aynı zamanda Avrupa proleteryası için de birer ölüm kalım sorunudur."""  Internationale Presse - Korrespondent '27Eylül 1922, Sayı 189, özel sayı
Komintern - Yakın Doğuda Bunalım 3 Ekim 1922
""Türkler arasında açık ça tışma aşamasına dönüşmekte olan Yunan - Türk sava­ şıdır. Bütün bunlar sorunu daha geniş boyutlara ulaş­tırıyor. Bu sorun, neredeyse emperyalist siyasetin en açık, en çarpıcı örneği olmuştur ve hem geçmiş dün­ ya savaşını anlama hem de dünya çapında yeşeren yeni çatışmanın tohumlarını kavrama açısından özel bir önem taşır.
Türklerin zaferi ve Yunanlıların yenilgisinin bir sonucu olarak Bulgaristan'ın güçlenmesi, bunların Romanya ve Yugoslavya üzerindeki etkileri, Balkanlardaki buna­ lımı geçici bir çözümle dinmeyecek biçimde keskinleş­tiren son derece önemli etkenlerdir."" 
Internationale Presse - Korrespondenz, 3 Ekim 1922, sayı 193

Komintern - Türk Zaferi ve Doğu 14 Ekim 1922
'"bir Doğu milletinin, başarıyla direnme yeteneğini kanıt­laması, işte sırf bu olgular bile, kölelik altındaki tüm halklar için önemli bir cesaret kaynağı oluşturmaya yeter.
Yunan silahlı kuvvetlerinin morali tamamen bo­zulmuştur ve Boğazların Asya yakasındaki İngiliz birlikleri Türk hücumunu durduramayacak kadar zayıf­ tır. 
Yakın Doğudaki bu çatışmanın kesin sonucu ne olursa olsun, Doğu halkları ve özellikle Hindistan üze rindeki siyasi ve manevi etkisi çok büyük olmuştur.
Türkiye, bu canice siyaset sonucu millet olarak parçalandı ve bu parçalanma tehdidine karşı halkın isyanı bugünkü milliyetçi hareketin doğmasına yol açtı. Yeni kurulan Ankara'daki milli hükümetin, kendisini yok olmanın eşiğine getiren tüm İttifak Devletlerine karşı mücadele ettiği sırada, ona yardım elini uzatan biricik devlet devrimci Rusya oldu.
Ankara hükümeti, Paris'in pek hayırsever bir yanı olmayan dostluğunu üç sebepten kabul etti : Birincisi askeri zorunluluklar yüzünden, ikincisi İngiltere'yi yıldıracak diplomatik bir atılım yüzünden, üçüncüsü de, esas olarak, devrimci sonuçlan Türkiye hakim sınıfını özellikle korkutan Rus yakınlaşmasına karşı bir panzehir olarak.
Yeni kurulan Ankara'daki milli hükümetin, kendisini yok olmanın eşiğine getiren tüm İttifak Devletlerine karşı mücadele ettiği sırada, ona yardım elini uzatan biricik devlet devrimci Rusya oldu.  M. N. Roy  ""Internationale Presse - Korresıpondenz, 14 Ekim 1922, Sayı 199, s. 1333 - 1334
 Komintern’in Dördüncü Kongresi Tarafından Kabul Edilen Taktikler Üzerine Tezler  5 Aralık 1922
Hindistan, Mısır, İrlanda ve Türkiye’deki ulusal kurtuluş hareketleri örneği, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin, emperyalist güçlere karşı gelişen devrimci hareketin sıcak yatağı olduğunu göstermekte ve verili durumda nesnel olarak burjuva dünya düzeninin tüm varlığına karşı işleyen devrimci direnişin tükenmez rezervlerini temsil etmektedir. 

Dördüncü Kongre tutanağı, Komünist Enternasyonal
Makedonya'nm o korkunç ayaklanma yıllarında görülen dehşet verici olayların, işlenen sayısız cinayetin, iğrenç saldırıların hepsi de, Türk devriminden önceki kapitalist hükümetlerin kanlı hesap defterine yazılıdır. Şu kanlı çağımızın tecrübelerinden sonra bile tüylerimizi ürperten bu vahşet, tıpkı dünya savaşında, devrimlerde ve şimdi de Türk-Yunan savaşında akıtılan kanlar gibi, aynı şekilde, kapitalizmin hesabına yazılmıştır. Hepsi de aynı korkunç cinayetler zincirinin birer halkasıdır.
 ""Yoldaşlar! Türkiye, kendini bu borç köleliğinden, tıpkı Rusya'nın yaptığı gibi, çekip kurtarmadıkça, Avrupa emperyalizminin boyunduruğundan hiçbir zaman gerçek anlamda kurtulamaz. Bunu tekrarlamaya bile gerek yok. Eğer Ankara hükümeti bu talebe kulaklarını tıkayacak olursa, Türkiye'nin köylü kitleleri ve proletaryası, en keskin biçimde . mücadele ederek bu talebi kabul ettirmeye çalışmalıdırlar.""

Komintern - Türkiye ve Trakya Sorunu 6 Ocak 1923
""Ulusal Türk ordularının başarıları İngiltere'nin sömürgeler üzerindeki egemenliğini sarstı, tüm Doğu halklarının özgürlük mücadelesini canlandıran itici bir güç oldu. İstanbul ve Anadolu'da, Avrupa emperyalizmine karşı mücadelede, Balkan halklarının doğal müttefiki olacak bağımsız bir Türkiye'nin kurulması, Avrupa emperyalizminin sömürgeleştirdiği Balkan halklarının son derece yararınadır.

Komünist Enternasyonal ve komünist partileri, tüm sömürge ve yan-sömürge halklarının emperyalizme karşı mücadelesini destekler. Balkan komünist partileri de, Avrupa emperyalizmine karşı çıktığı, dolayısıyla da devrimci bir nitelik taşıdığı sürece Türk ulusal hareketini desteklemektedir ve desteklemeye devam edecektir. Ama bu hareket yabancı halkları istila etmeye, boyunduruk altına almaya başladığı an, yani Türkiye, Boğazlar ve İstanbul üzerindeki egemenliğiyle yetinmeyerek Trakya'yı da istila etmeye kalkıştığı an, bu harekete kararlıkla karşı çıkacaklardır.""  Intemationale Presse  Korrespon.denz, 6 Ocak 1923, Sayı 4

Stalinden ve Diğer MListlerden alıntılar dışında, en önemlisi yukarda sıralanan kronolojik olaylar ve Lenin'den ilgili alıntılardan da görüleceği gibi, Lenin'in önderliğinde ki Sovyetlerin Türkiye'nin ulusal kurtuluş savaşına doğrudan katkısı olduğu ve önemli bir rol oynadığı tartışma götürmez bir gerçektir. Bu sadece anti emperyalist bir savaşı destekleyen sosyalist politika değil, ama Lenin'in dediği gibi; "Sovyetlerin en gerçek, acil ve hayati çıkar" "larıyla da ilgili idi.

Ulusal Kurtuluş savaşı Bolşevik Sovyetler tarafından desteklenen anti emperyalist, ilerici bir burjuva devrimi idi. Marksizm Leninizm adına bu devrimin bunun aksi olarak tanımlanması sadece ters-milliyetçi duyguların varlığının bir göstergesi olabilir. Ayni şekilde, Ulusal kurtuluş savaşı sonrası yapılan reformları burjuva demokratik anlamda "tamamlanmış", takibindeki yıllarda yeni hükümetin politika ve uygulamaları nı ilerici olarak tanımlamak, milliyetçi duyguların, şövenizmin  bir göstergesidir.

Bizler ya Marksist Leninistlerin, ve Leninin kendi değerlendirmeleri temelinde savaşın Kurtuluş Savaşı olup olmadığına karar vereceğiz, ya da Toçkist kırma, anti-komunist, milliyetci, burjuva ideologların dedikoduları temelinde.. Eğer Lenin ve tüm diğerleri yanlışsa, o zaman onların her değerlendirmelerinde yanlışlık aramak gerekir. Burjuva ideologların amacı da bu..

Lenin'in sözlerini gündem için yenilersek; bu zor zamanda milliyetçiliğe karşı direnmek ve kitleleri bu genel salgın dan korumak için Devrimciler önemli bir görevle yüklenmişlerdir... etnik milliyetçiliğin dalgaları ne kadar yükselirse, devrimcilerin tüm etnik grupların emekci halkları arasında birlik ve kardeşlik çağrıları da o kadar yükselmelidir.

Devrimcilerin, etnik milliyetcilik batağına karşı, hangi köşeden geldiğine, hangi maske altında kendini sunduğuna bakmadan, kararlı ve yılmayan bir şekilde mücadele etmeleri gerekir. Subjektiflikten ve etnikliğinden siyasi olarak kurtulamayan Marksist Leninist olamaz.

Erdoğan Ahmet
9 Şubat 2010
yenileme- 20 Mayıs 2017
Alıntılara Bağlantılar 3 Haziran 2017

Çevirilerde yapılan bilinçli , kasıtlı bir sürü burjuva yalışlıklara değinmeye gerek yok. Bu alttaki Kominternin çağrısının çevirisi, hemen her yerde kasıtlı anlam değiştime örneği-
""Peasants of Anatolia! You are being urgently summoned to rally under the flag of Kemal Pasha, to fight against the foreign invaders""
Bu çağrı sanki Kominternden değil, "Kemal Pasha" dan geliyormuş , kominternin karşı olduğu imajını vererek çevrilişi, hemen hemen çoğu burjuva çevirilerde görülebilir.

Yeniden Düzenlenmiş ve geliştirilmiş Yazı
Ulusal Kurtuluş Savaşının Marksist Leninistlerce değerlendirilmesi

ilgili yazılar
Kurtuluş Savaşı ve AKP gericiliğinin borazancılığı üzerine- bir daha
Leninden Cumhuriyet üzerine alıntılar