Pazar, Mayıs 27, 2007

Marksist ler ve seçimler üzerine: Boykot Marksist bir yaklaşımmı?

Konuya “Marksist teorilere diyalektik yaklaşım” yazımın öz ve özetiyle başlıyalım.

“””Marksist teoriler gerek emperyalist ideologlar tarafından bilinçli olarak, gerekse Marksistler tarafından bilinçsizce, bütünden, içeriğinden ve özgül olduğu dönemden kopartılarak ya geçersizliği öne sürülmüş ya da slogan haline dönüştürülerek her döneme ve her konuya deva ilaçlar halinde sunulmuştur. Bu da devrimci mücadelenin gelişmesini değil yenilgisini getiren nedenlerin her zaman en derinlerinde yatan kaynakları olmuştur ve olmakta devam etmektedir..”””

“”””Bizim teorimiz, bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur"" diyen Marx ve Engels den ve devamındaki ustalardan Marksizmi samimi olarak öğrenme ve anlamaya çalışan, özellikle gençlerin, bu tuzağa ve hataya düşmemeleri için almaları gereken tedbir , daha doğrusu diyalektik yaklaşımı, bir kaç maddede sıralayabiliriz.

Temel teoriler hariç, sözlerinin belirli dönemlere, ülkelere vb özgül olduğunu vurgulayan Ustaların, alıntı yapılan sözlerini aşağıda sıralanan “özgül olma” çerçevesi içinde değerlendirip, doğru karar verme şansınızı artırabilirsiniz.

1- Sözler Hangi Dönemde ve hangi dönem(lere) özgül olduğu alıntıda belirtilmiyorsa kesinlikle bunu araştırın. Sözler Burjuva demokratik devrim döneminemi?, Emperyalist döneme mi? vb özgül.

2- Sözler hangi tip ülkeler için söylenmiş? Burjuva Demokratik Devrimini tamamlamış Kapitalist, emperyalist ülkeler için mi yoksa feudal, yarı feudal, sömürge, yarı sömürge vb ülkeler içinmi?

3- Eğer savaş söz konusu ise savaşın emperyalist ülkelerin kendileri arasındamı, emperyalist ülkelerle , ezilen sömürülen küçük ülkeler arasında mı olduğu ..

4- Sözlerin emperyalist ülkelerin işçi sınıfı içinmi, yoksa sömürülen ülkelerin işçi sınıfı içinmi söylendiği ..

Fazla derinlere inmeden, konulara bağımlı olarak bu sıralanan dört yaklaşım, burjuva sahtekarların çarpıtmalarını su yüzüne çıkarmamıza yardımcı olacaktır…””””

Genel Seçimlere katılma ya da boykot etme konusu aslında bu kadar bile çarpıtılmaya açık bir konu olmamasına rağmen hala netleşmemesini, Leninin”İhtilalci komünist!” lerin askere gitmeyi boykot etmesindeki çelişkiyi alaya alması, ve “çocukluk hastalığı” olarak görmesi gibi, bu konuda da yaklaşımların bir “sol çocukluk hastalığı olduğu” gerçeğine bağlıyabiliriz.

Bu konudaki en bariz sahtekarlık Engelsin " genel seçimler (çoğu tercüme de halkdan herkesin tam anlayamadığı “genel oy hakkı”diye tercüme edilmiştir)... işçi sınıfının olgunluğunu ölçmeyi sağlayan bir göstergedir. Bugünkü (modern) devlet içinde bundan dahaok diye tercüme edilerek anlamı değiştirilmiştir aslında daha ileriye gidemez anlamında ) fazla hiçbir şey olamaz ve hiçbir zaman da olmayacaktır" sözlerinin, daha noktasına ulaşmadan kesilip sunulmasıdır. Engels in cümlesi , “ ancak bu da (bizim için) yeterlidir” sözleriyle biter. Tercüme de cümlenin anlamı yerine kelimenin tam karşılığını arama nın yarattığı yanlışlıklar dışında, bu son söz ün ne kadar farklılık yarattığının bilincinde olanlar, bilinçli olarak bu son sözleri kesmişlerdir alıntılarından. 

Engels in Türkçe ye çevrilmiş sözleri -aslında- “Bu nedenle genel Seçimler, işçi sınıfının olgunluğun ölçeğidir. Modern devlet de seçimler hiçbir zaman bundan daha ileri bir niteliğe sahip olamazlar, ancak bu da (bizim için) yeterlidir “” şeklindedir.

Önsöz 

“””Kendinden daha güçlü olan bir düşman, ancak en son dereceye varan bir kuvvet gerilimi pahasına ve düşmanlar arasındaki en küçük "yarığı",…. ülkenin içindeki burjuvazinin çeşitli grupları ve kategorileri arasında en küçük çıkar çelişkilerinden ve aynı zamanda geçici bir müttefik olsa da, sallantılı olsa da, koşula bağlı bulunsa da, pek o kadar sağlam ve güvenilir olmasa da, sayıca güçlü bir müttefiği kendi tarafına kazanmak için, en küçük olanaktan en büyük özen ve uyanıklıkla, en ustaca ve en akıllıca yararlanıldığı takdirde, yenilgiye uğratılabilir. Bu gerçeği kim anlamadıysa, ne marksizmin, ne de genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin zerresini anlamamıştır… “”” Lenin Sol Komunizm

Devrim bir “oyun”, Devrimcilik de bir “oyunculuk” değildir . Devrim in şartları olgunlaştığında işçi sınıfının önderi olan devrimciler ve parti bu devrimi gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bu nedenle sadece gerekli örgütlenme değil, süreç içinde düşmanın kullandığı ya da kullanabileceği bütün silahlardan, araç ve yöntemlerden haberdar olan, devrim gerçekleştiğinde yönetim için gerekli tecrübe ve bilgiye de sahip olan kadroları içinde bulundurmak zorundadırlar.

Günümüz de “demokrasi” ve “politika” seçimlere indirgenen, halkın seçimler dışında hiç bir politik fonksiyonu ve katkısı olmadığı, bir anlamda seçimlerle halkın politikaya aktif katılımının engellendiği bir aldatmaca haline gelmiştir. Sahneye konulan bu demokrasi oyunuyla, halk aktif politakaya katılma hakkını, seçimlerde önlerine sürülen burjuva işbirlikci partilere, gönüllü olarak devretmeye kabullendirilmiştir. Seçimlerden sonra alınan ve alınacak politik kararlardan “demokratik” işlevden tamamen soyutlanan halk bir dahaki seçimlere kadar bir köşeye itilmektedir. Birincisi bu nedenle seçimlere bir alternatif olarak, ikincisi seçim dönemini ve alanını ve olabilirse parlementoyu kitleleri uyandırmak, politikaya aktif olarak katmak amacıyla kullanmak için katılmak, mücadele için bir zorunluluk haline gelmiştir.

Komünist Manifesto, genel oy (seçim) hakkını, demokrasinin kazanılmasını, militan proletaryanın en başta gelen ve en önemli ödevlerinden biri olarak ilân etmişti. Bu anlamda kazanılan bir hakkın mücadelenin güçlenmesi doğrultusunda kullanılma-ması ne kadar Devrimci! olabilir…?

MARKSİST KİMDİR?

Marksizm ve Marksistlik hakkında doğru yanlış bir sürü açıklamlar yapılmıştır, Bugün Küreselliği savunup emperyalizme teslimiyetcilerden tut, Burjuva Demokrasisini tek çözüm olarak gösterenlere, proleter devleti reddeden anarşistlerden, tek dünya devleti çığırtkanlığı yapan neo-kon Troçkistlere kadar her kes kendini Marksist olarak tanımlamakda…Ve bu tanımlamalarını da sırf “sınıf savaşımı” teorisini temelinde izah etmekteler… Nedir Marksists? Her sınıf savaşının varlığını Kabul eden Marksist midir?

Cevabını ustalar vermiş, “”””sınıflar savaşımı öğretisi Marks tarafından değil, ama Marks'tan önce burjuvazi tarafından ortaya konmuştur; ve bu öğreti, genel olarak, burjuvazi için kabul edilebilir bir öğretidir. Yalnızca sınıflar savaşımını kabul eden biri, bundan ötürü bir marksist değildir; henüz burjuva düşüncesinin, burjuva politikasının çerçevesinden çıkmamış biri olabilir. Marksizmi sınıflar savaşımı öğretisine indirgemek, onun kolunu kanadını kırpmak, bozmak, onu burjuvazi için kabul edilebilir bir şeye indirgemek demektir. Sınıflar savaşımının kabulünü, proletarya diktatorasının kabulüne dek genişleten kişi bir Marksisttir ancak. Marksisti bayağı küçük (ve büyük) burjuvadan temelden ayırdeden şey, işte budur. 

Marksist, hiç bir mücadele vermeden, kitleleri örgütlemeden, ve kitlelere önderlik yapacak niteliğe ve tecrübeye ulaşmadan , kendiliğinden bir gün ayaklanma olup, varolan sistemin bir günde yok edileceğine ve yep yeni bir system kurulacağına inanan bir hayalci değildir.. “”o tepeden tırnağa "yeni" bir toplum tasarlamaz, tepeden tırnağa "yeni" bir toplum türetmez. Hayır, o yalnızca yeni toplumun eskisinin içinden doğuşunu, eski toplumdan yeni topluma geçiş biçimlerini, doğal bir tarih süreci olarak irdeler. Somut proleter yığın hareketi deneyini ele alır ve ondan pratik dersler çıkarmaya çalışır..

Mücadelenin değişik boyutlarda ve değişik alanlarda olacağının bilincinde olan Marksist legal ve illegal mücadelenin gerekliliğini ve öncekinin diğerine bağımlı kılınması gerektiğinin de bilincidedir. 
“””Biz ütopyacı değiliz. Tüm yönetim makinesinden, bütün devlet basamaklarından bir anda vazgeçmeyi "hayal" etmiyoruz; proletarya diktatorasına düşen görevlerin anlaşılmamasına dayanan bu anarşistçe düşler, marksizme adamakıllı yabancıdır; ve gerçekte, sosyalist devrimi insanların değişecekleri güne dek ertelemekten başka bir işe yaramaz.”””  Lenin, Paris Komünü üzerine
Marksist doğrulanan devrimin temel yasasısının “ devrim olabilmesi için sömürülen ve ezilen yığınların, eskiden olduğu gibi yaşamanın olanaksız olduğu bilincine varmaları ve değişiklik istemeleri yetmeyeceğinin, “. Devrimin olması için, sömürücülerin eskiden olduğu gibi yaşayamaz ve hükümeti yürütemez duruma düşmeleri gerektiğinin,bilincidedir. Gene Lenin in sözleriyle “ Ancak aşağıdakilerin. eski tarzda yaşamak istemedikleri ve "yukarıdakilerin de eski tarzda yaşayamadıkları durumdadır ki, ancak bu durumdadır ki, devrim başarıya ulaşabilir. Bu gerçeği başka şekilde şöyle ifade edebiliriz: (sömürüleni de sömüreni de etkileyen) bir ulusal bunalım olmadan devrim olanaksızdır.””  Lenin: "Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı

Komünist Manifesto'nun yeni bir Almanca baskısı için, iki yazarı tarafından imzalanmış son önsöz 24 Haziran 1872 tarihini taşır. Karl Marks ve Friedrick Engels bu önsözde, Komünist Manifesto programının "bazı ayrıntılarının artık eskimiş" olduğunu açıklarlar. Ve devam ederler ki: "Paris Komünü, özellikle bir şeyi, 'işçi sınıfının hazır bir devlet makinesini ele geçirip onu kendi hesabına kullanmakla yetinemiyeceğini' tanıtlamıştır

BAHSEDİLEN BU DEVLET NEDİR ve PARLEMENTODAN NE BEKLENEBİLİR?

“”Burjuva devlet biçimleri son derece çeşitlidirler, ama özleri birdir: Bütün bu devletler, son çözümlemede, şu ya da bu biçimde, ama zorunlu olarak, bir burjuvazi diktatoryasıdır””

Marks ve Engels'in Paris Komünü'nden sonra dile getirdikleri "proletarya diktatoryası" düşünü, diğer DEVLET tanımıdır. "Devlet, yani egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletarya."

“”Biz, proletarya için, kapitalist rejimde en iyi devlet biçimi olarak demokratik cumhuriyetten yanayız; ama unutmaya da hakkımız yoktur ki, hatta en demokratik burjuva cumhuriyetinde bile, halkın nasibi, ücretli kölelikten başka bir şey değildir”

“Demokratik cumhuriyet, kapitalizmin olanaklı olan en iyi politik biçimidir; çünkü sermaye, demokratik cumhuriyeti ele geçirdikten sonra, iktidarını öyle sağlam, öyle güvenli bir biçimde kurar ki, burjuva demokratik cumhuriyetindeki hiçbir kişi, kurum ya da parti değişikliği, onu sarsamaz.”

“””Bizim Devrimci-Sosyalistlerimizle Menşeviklerimiz gibi küçük-burjuva demokratları, gibi, genel oy hakkından (seçimlerden) açıkça "daha fazla" bir şeyler beklerler। Genel oy hakkının, (seçimlerin) "bugünkü devlet içinde", emekçiler çoğunluğunun iradesini gerçekten dile getirmeye ve bu iradenin yerine getirilmesini sağlamaya yetenekli olduğu düşününü paylaşır ve bu yanlış düşünü halka da aşılarlar.””  Lenin: Devlet ve Devrim

Şimdi Lenin bunları söyledikten sonra neden parlementoya katılmanın “zorunluluğunu “ vurguluyor ? ve "... tarihi ve siyasi bakımdan artık zamanlarını doldurmuş olan parlamenter mücadele biçimlerine her türlü dönüş kesin olarak reddedilmelidir..." diyen Alman Genç Komünistlere , “” Bu, gülünçlüğe kadar varan iddialı bir tonla söylenmektedir ve, besbelli ki, yanlıştır. Parlamentarizme "dönüş"! Yoksa Almanya'da şimdiden sovyet cumhuriyeti mi var? Sanırım ki, hayır. O halde "dönüş"ten nasıl söz edilebilir? Bu, boş laf değil midir? “” diye karşılık veriyor… ve Devamında “ Parlamentarizm "tarihi bakımdan zamanını doldurmuş" imiş. Propaganda anlamında bu doğrudur. Ama parlamentarizmin "tarihi bakımdan zamanını doldurmasıyla" pratikte yok olması arasında uzun bir yol var. Onlarca yıldan beri kapitalizmin "tarihi bakımdan zamanını doldurduğu" haklı olarak söylenebilir; ama bu, bizi, kapitalizm alanında uzun süren ve inatçı bir mücadeleyi sürdürmemizi gereksiz hale getirmez ki.”””” diyerek bir propaganda ile pratik arasındaki farkı vurgular..

En önemlisi, “”devrimci proletaryanın partisi için parlamenter seçimlere ve parlamenter mücadeleye katılmanın, özellikle kendi sınıfının geri kalmış katlarını eğitmek için, özellikle ezilen ve cahil köylü yığınlarını uyandırmak ve aydınlatmak için zorunlu olduğu şüphe götürmez. Burjuva parlamentosunu ve bütün öteki gerici kurumları dağıtmaya gücümüz yetmediği sürece, bu kurumlarda çalışmak zorundasınız, …. Bunu yapmazsanız gevezeden başka bir şey değilsiniz. "" sözleri Marksist! boykotcuların yüzüne inen bir şamardır.

"Çünkü," diyor Lenin, "sorun burjuva parlamentoların uzun süreden beri mi, yoksa kısa süreden beri mi varolup olmadıkları sorunu değildir, sorun, büyük emekçi yığınların ideolojik, siyasi ve pratik bakımdan (sosyalist) rejimi benimsemeye ve burjuva demokratik parlamentoyu dağıtmaya –ya da dağıtılmasına izin vermeye– hazır olup olmadıkları sorunudur.."

MARKSİSTLERİN SEÇİMLERDEKİ TUTUMU ve uzlaşma suçlamaları ! 

Tarihi boyu Marksist hareketler seçimlere katılma ve parlementoda yer alma konusunda birbirine zıt ve uzlaşmaz iki yaklaşımın pratiğini sergilediler. Birisi Bernstein ın “Modern Demokraside işçi sınıfının seçimlerde sosyalist partiye çoğunluk kazandırarak sistemi sosyalizme çevirebileceği”, bu nedenle barışçıl ve dereceli sosyalizme geçiş için seçim kampanyalarının mücadelenin en önemli pratiği olduğu” reformist teorisi.

Diğeri ise Marks , Engels, Rosa Luxemburg ve Lenin in devlet mekanizmasının, işçi sınıfının mücadelesi temelinde ,devrimle ele geçirilmesi ve işçi sınıfının iktidarının kurulmasıyla olacağı teorisi…

Bernstein ın Evrimci Sosyalizmi, “dönek” Kautsky tarafından bile sıcak bakılmayan , eleştirilen bir teori olmasına rağmen günümüzde en çok savunulan ve pratikte uygulanan bir teori oldu.

Marks ve Engels yaşamları boyu işçi sınıfının niceliğine bakmadan , bir sınıf olarak ayrı bir örgütlenme içine girmesini ve devamında partisini oluşturmasını savundular.

Marksist hiç bir zaman işçi sınıfının Devlet Gücünü seçimlerle yada İşçi sınıfı partisinin temsilcilerinin parlementoya katılmasıyla ele geçireceğini savunmaz ve savunamaz. Hakim sınıfların asker vb kurumlarıyla buna müsaade etmeyeceği gerçeği dışında, işçi sınıfını satma derecesine varabilecek uzlaşmacılığının tarihi gerçekleri ve olasılığı bu Bernsteinci teoriyi reddetmeyi zorunlu kılar. Ancak bu, Leninin “uzlaşmayla uzlaşmacık arasındaki fark” dediği , işçi sınıfının mücadelesini ileriye götürecek geçici uzlaşmalarında reddedilmesini gerektirmez. "ilke olarak" her türlü uzlaşmayı reddetmek, genel olarak her türlü uzlaşmayı gayrimeşru saymak, ciddiye bile alınamayacak çok güç bir çocukluktur. Devrimci proletaryaya yararlı olmak isteyen siyaset adamı, uzlaşmaların reddedilmesi gerektiği durumları, bunların oportünizmi ve ihaneti ifade ettikleri somut durumları iyi ayırdetmesini bilmeli… “ diyerek Lenin bu konudaki temel ilkenin ne olduğunu vurgulamıştır.

Asıl sorun uzlaşmadan çok ayni “silahlı ihtilal savunup “ emekci halkın ve devrimcilerin silah kullanmayı, teknik ve taktikleri öğrenebileceği tek yer olan Asker e gitmeyi boykot etme “çelişkili “ ve “çocukca” bir yaklaşımda olduğu gibi, devlet iktidarını ele geçirmeyi hedeflerken devletin nasıl işlediği konusunda hiç bir bilgiye sahip olma-ma çağrısıyla özdeşleşen , parlemento yu ve seçimleri boykot u da genellemek “çocukca” bir yaklaşımdır.(şüphesizki ülkelere ve ülkelerdeki devrimci olgunluğa, ve taktiksel pratiklere bağımlı olan özel durumlar vardır ve olacaktır.)

Lenin in sözleriyle”” Düşmanın kullandığı ya da kullanabileceği bütün silahlardan, araç ve yöntemlerinden yararlanmayı, bunları kullanmayı öğrenmemiş olan bir orduyu savaşa sürmenin akılsızca bir davranış, giderek cinayet olduğu besbellidir. Bu gerçek, siyasete, askerlik sanatının uygulandığından daha da iyi uygulanabilir. Gelecekteki şu ya da bu durumlarda bizim için hangi mücadele aracının daha pratik ya da elverişli olacağını önceden kestirmek, siyasette daha zor bir şeydir. Bütün mücadele araçlarından yararlanmayı bilmemek, büyük bir yenilgi tehlikesine –bazan, hatta kesin yenilgi tehlikesine– kendini atmak olur, çünkü bizim irademizin dışında meydana gelecek olan öteki sınıfların durumundaki değişiklikler, bizi özellikle zayıf olduğumuz bir hareket biçimine başvurmaya zorlayabilir. Eğer bütün mücadele araçlarından yararlamayı biliyorsak, mutlaka yeneriz; çünkü koşullar, düşman için en tehlikeli olan silahı, öldürücü darbeleri en çabuk indiren silahı kullanmamıza olanak vermese de, biz gerçekten ilerici olan, gerçekten devrimci olan sınıfın çıkarlarını temsil etmekteyiz. Tecrübesiz devrimciler, çok defa, legal mücadele araçlarının oportünizm lekesini taşıdıklarını sanırlar, çünkü bu alanda, burjuvazi, çok defa işçileri aldatmış, işçilerin güveniyle oynayabilmiştir; ve bu devrimciler, illegal mücadele araçlarının en devrimci araçlar olduğunu sanırlar. Bu, yanlıştır. …. Ama illegal mücadele biçimleri ile bütün legal mücadele biçimlerini birleştirmeyi bilmeyen devrimciler, en kötü devrimciler sayılmalıdırlar. İhtilâl patlak verdiği zaman ve var hızıyla gelişirken, ve herkes modaya uymak için, bazan da kariyerinde ilerlemek için ihtilâle katıldığı zaman, ihtilâlci olmak zor bir şey değildir. Bu sözde-devrimcilerden "kurtulmak" için proletarya, daha sonraları, zaferden sonra az çekmeyecektir; proletarya, bu ikinci kurtuluş uğrunda görülmedik çabalar sarfedecek, acılar çekecektir….””””
Lenin: "Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az diyeceğimiz Leninin açıklaması sadece devrim öncesi mücadelenin nasıl olması ve neşekilde olmasını değil, eğer doğru tedbirler alınmazsa ve bu legal mücadele nin ve illegal mücadelenin ayrı ayrı batağına batmadan bu ikilem birleştirilp beraber götürülmezse, zaferden sonra da sorunların aynı derecede zorlu olacağını göstermekte.

Mücadele yerine (ülkelere ve şartlara bağımlı olarak), illegalizmin bayrağı altında saklanmayı seçmekle, sadece parlementer mücadele bayrağı altında saklanmayı seçmek arasında, işçi sınıfı mücadelesi açısından pratik sonuç farklı değildir. Leninin vurguladığı gibi “Parlamenter oportünizmi lanetlemekle ve parlamentoya katılmayı reddetmekle yetinerek "devrimci duygusunu" ifade etmek pek kolaydır. “…”Gerici parlamentolardan devrimci amaçlarla yararlanılması, gibi çetin bir sorunun üstünden "atlayarak" bu zorluktan "kaçınmayı" denemek çocukluktur. Hem yeni bir toplum yaratmak istiyorsunuz, hem de gerici bir parlamentoda inanmış, fedakar, yiğit devrimcilerden kurulu bir parlamento grubu yaratmanın güçlükleri karşısında geriliyorsunuz. Bu, çocukluk değil midir?""

Ayni şekilde Engels, 1874'te, Blankist-Komüncülerin manifestosunu eleştirirken şöyle yazıyordu:"... 'Biz komünistiz' diye yazıyorlar, Blankist-Komüncüleri, manifestolarında 'çünkü biz, amacımıza ve zafer gününü uzaklaştırmaktan ve kölelik dönemini uzatmaktan başka bir sonuç vermeyen aradaki aşamalardan, uzlaşmalardan geçmeden ulaşmak istiyoruz
"Kendi sabırsızlığını teorik iddia olarak ileri sürmek ne çocukça bir saflık!"

SEÇİMLERE KATILMA YADA BOYKOT ÜZERİNE

Mart 1850 de komunist lig e hitabında , Marx İşçilerin , seçilebilmesi için en ufak bir şans bile olmasa , kendi adaylarını koymaları gerektiğini söylüyordu..Buna neden olarak da kendi bağımsızlıklarını korumak, güçlerinin ne olduğunu anlayabilmek ve kitlelere devrimci tavırlarını ve partinin görüşlerini anlatabilmek olanağı olarak gösteriyordu..

Engels 1895 de Marksın “ Fransada Sınıf Mücadelesi” ne yazdığı önsöz de seçimlere katılmanın önemini şöyle özetliyordu,

“”Eğer genel oy sistemi (seçimler) , bize, her üç yılda bir kendi kendimizi sayma olanağından, oy sayısının, düzenli bir şekilde denetlenen ve son derece hızlı artışı ile, işçilerde zafere olan güveni, düşmanlarda ise aynı ölçüde korkuyu artırmaktan ve böylece bizim en iyi propaganda aracımız olmaktan; bize kendi kuvvetimiz hakkında ve aynı şekilde bütün karşı partilerin kuvvetleri hakkında tam ve doğru bilgiyi vermekten ve böylelikle de bize kendi eylemimizi gücümüzle orantılı tutmak için bütün ötekilerden üstün bir ölçüt vermekten ve bu şekilde bizi yersiz bir korkaklık ve çekingenlikten olduğu kadar, yersiz delice atılganlıktan da korumaktan başka bir yarar sağlamasaydı da — evet, bizim genel oydan elde ettiğimiz tek kazanç bu olsaydı, gene yeter de artardı. Ama genel oy (seçimler) , daha fazlasını da yapmıştır. Seçim ajitasyonu ile, bizden henüz uzak bulundukları yerlerde halk yığınları ile temasa geçmek konusunda, bütün partileri, tüm halkın gözü önünde, bizim saldırımıza karşı kendi görüşlerini ve eylemlerini savunmak zorunda bırakmak konusunda bize öyle bir araç vermiştir ki, bir benzeri daha yoktur; ve ayrıca, bizim temsilcilerimize, Reichstag'da (mecliste ) bir kürsü sunmuştur ve bizim temsilcilerimiz bu kürsünün tepesinden parlamentodaki hasımlarına karşı olduğu kadar, dışarıdaki yığınlara da, basında ve toplantılarda olduğundan bambaşka bir yetki ile ve bambaşka bir özgürlükle konuşabilmişlerdir. Seçim ajitasyonu ve sosyalistlerin Reichstag'daki konuşmaları hükümeti ve burjuvaziyi topa durmadan tutarken, sosyalistlere-karşı yasa, bunların ne işine yarayacaktı ki?”””

“””…Alman işçileri ….Bütün ülkelerdeki arkadaşlarına genel oy sisteminden nasıl yararlanılacağını göstererek onlara yeni bir silah vermişlerdi, en keskin, en etkili silahlardan birini vermişlerdi.”””

Ancak Engels, genel oy (seçimlerin) işçi sınıfının kurtuluşunun bir “anahtarı” olmadığını da vurgular. “O (işçi sınıfının kurtuluşu), der,”” oy ların karar veremiyeceği bir çatışmayı gerektirir…”””
“”Bu nedenle, genel oy (seçimler) sadece işçi sınıfının olgunlaşmasının (gücünün) bir gösterge sidir. O, modern devletde bu nitelikten başka hiç bir şey olamaz ve olamıyacaktır, ancak bu da (bizim için) yeterlidir. Seçimlerin termometre göstergesi işçiler için kaynama noktasını gösterdiği andaki gün, onlar ve kapitalistler nerde olduklarını (saflarını) bileceklerdir…”””

Rosa Luxemburg sosyalistlerin parlementoda çoğunluk kazanmaları durumunda bile bunun sosyalizmin zaferinin bir sinyali olamıyacağını , hakim sınıfların gerektiğinde ordu ve polisi ile parlementoyu dağıtacağını vurgulamıştı . Tarih Marksistleri 1973 Çili ve daha bir sürü askeri darbelerle halkın seçtiği demokrat ve sosyalist lerin hükümetlerinin Askeri Darbelerle yıkılmalarıyla doğrulamıştır.

Seçimleri devrimci bir şekilde ilk defa kullanan, Almanya gibi daha burjuva demokratik devrimini tamamlamamış olan Rusya da , Bolshevik Parti olmuştur. 1905 ayaklanmasından sonra çareyi parlemento yu yaratmakta da bulan Çar , başlangıçta aktif olarak boykot kararı alan ancak ayaklanmanın gücünü yitirmeye başlamasıyla taktiğini değiştiren Bolşeviklere bu şansı da tanımak zorunda kalmıştı.

Lenin Marksizmin ana prensibi Duma(parlemento) yı boykot etmektir görüşünde olan parti üyelerine karşı kararlı bir mücadele sergilemişti.. değişen devrim şartlarının olmadığı durumlarda boykot anlamsızdır tavrını alan Lenin “ boykot eski rejimi yıkmayı direk olarak hedef alan, onu zayıflatarak çalışamaz hale getirmeyi hedefleyen bir mücadele aracıdır..Sonuç olarak , boykot un başarısı rejime karşı direk bir mücadeleyi, ona karşı ayaklanmayı… gerektirir..”””” der.

Bu nedenle Lenin “pasiflik “ olarak gördüğü boykot pratiğine karşı çıktı , ancak seçimlerin önemini abartmadan devrimin çıkarları için “ordada sızlanmadan ama övünmeden” mücadelemize devam edeceğiz diyordu... Bunun yanında Lenin seçimlere katılmanın mücadelenin sadece küçük bir parçası olduğunu açıkca belirttiği gibi , iş yerleri ve sokaklardaki mücadelenin daha da önemli olduğunu vurguluyordu. “” Biz ikinci Duma ya katılmayı reddetmiyeceğiz…Bu (mücadele ) alanı(nı) kullanmayı reddetmiyeceğiz..ancak onun önemini büyütmeyeceğiz, tam tersine …Duma (parlemento) içindeki mücadeleyi diğer mücadele biçimlerine bağımlı kılacağız ….”

Alman Komunist partisinde ki “genç devrimciler” prensip olarak parlementoya katılmayı tamamıyle reddediyorlardı .. Komintern in ikinci kongresinde Lenin bu “ultra-sol” gruba hitabında; “ parlementoların tarihi olarak zamanını doldurmuş olması bir şey, onları pratikte yenmek için güçlü olmak başka bir şeydir “” …”parlementerizm tarihi olarak zamanını doldurmuştur..Bu propaganda açısından doğru.. Ancak herkes biliyorki pratikte bunun üstesinden gelmeye daha çok yolumuz var””” …“””Devrimci Proleterya için parlemento seçimlerine ve parlementodaki mücadeleye katımak bir zorunluluktur…Burjuva parlementoyu ve kurumlarını dağıtamadığın sürece , içlerinde çalışmak zorundasın ….” diyordu

Italyada secim boykotları konusunda Lenin”””Siz kendinizi "korkunç derecede devrimci" sayıyorsunuz değil mi, sevgili boykotçular ve anti-parlamenterler, ama gerçekte, işçi hareketi içinde burjuva etkilerine karşı mücadelenin pek önemli olmayan zorluklarından korkmuş bulunuyorsunuz, oysa burjuvazinin iktidardan düşürülmesi ve siyasi iktidarın proletaryaya geçişi, aynı güçlükleri, hem de bu sefer çok daha büyük boyutlarda karşınıza dikecektir. Yarın ya da daha ertesi gün eğitiminizi tamamlamak, çok daha büyük boyutlarda karşınıza dikilecek olan aynı güçlüklerin üstesinden gelmeyi öğrenmek zorunda kalacağınızı hesaplamadan, çocuklar gibi bugün karşınıza dikilen küçük zorluklardan korktunuz.”” diyerek bu mücadelenin kolay ama önemli olan alanını reddetmenin bir “kaçış” olduğunu vurgulamakta.

Ayni şekilde Bordiga ya cevabında Lenin “” parlemento burjuvazinin kitleleri aldatmasının bir aracıdır diyorsun…Burjuvazi tarafından aldatılan bu kitlelere parlementonun gerçek yüzünü nasıl deşifre edeceksin ;-? Parlementonun dışında kalırsan, parlementonun içinde değilsen bir sürü parlementerin ve partilerin dalaverelerini nasıl gün ışığına çıkartacaksın?”””

“”Eğer diyorsanki , "işçi arkadaşlar, biz parlementoya bir üye sokacak kadar disiplinli bir parti inşa edemeyiz “”…. işçiler sizi terkedecektir…onlar soracaktır “ bu kadar zayıflıkla nasıl bir proleterya diktatörlüğü kuracağız””” yorum ve sorularıyla parlementonun içindeki mücadelenin önemini vurgulamıştır.

Rosa Lüxemburgunda vurguladığı gibi , sorun sosyalistlerin reformlardan yana, ya da seçimlere sırtlarını dönüp dönmemeleri değil. Sosyalistler kapitalizm altında işçi sınıfının yaşam şartlarını geliştirecek her türlü reformlar için mücadele ederek onlara savaşmaları için daha fazla güven sağlarlar.

Leninin şu sözleri hızlı sol adına pasifizmi çok iyi anlatır ;
“””Durum doğrudan doğruya açık, gerçekten yığınsal, gerçekten devrimci bir mücadeleye henüz elverişli değilken, devrimci olmak, devrimin çıkarlarını (propagandayla, ajitasyonla, örgüt çalışmalarıyla), devrimci olmayan giderek gerici olan kurumlarda, devrimci olmayan bir ortamda, devrimci bir eylem yönteminin gereğini henüz anlayamayan yığınlar arasında devrimcilik etmek çok daha zordur ve çok daha değer taşır.”””

SONUC

“”Kim oldukça uzun bir dönem içerisinde ve oldukça farklı politik durumlardaki gerçekleri pratikle tanıtlamamışsa, onlar, bütün ezilen insanlığı sömürücülerden kurtarmak için mücadele eden devrimci sınıfa yardım etmek için bu gerçeği uygulamayı henüz öğrenememişlerdir. Ve bu söylediklerimiz, siyasi iktidarın proletaryanın eline geçmesinden önceki dönem için nasıl doğruysa, sonraki dönem için de aynı ölçüde doğrudur.””

Seçimlere katılmak ve parlemento ya girmeye çalışmak her nekadar da “işçi sınıfının olgunluğun bir ölçeği” olma niteliğenden “daha ileri bir niteliğe sahip olamasada “,bu devrimciler için yeterli bir nedendir.

Leninin bu “neden”i daha da ileri götürüp “devrimci proletaryanın partisi için parlamenter seçimlere ve parlamenter mücadeleye katılmanın, özellikle kendi sınıfının geri kalmış katlarını eğitmek için, özellikle ezilen ve cahil köylü yığınlarını uyandırmak ve aydınlatmak için zorunlu olduğu şüphe götürmez” sözleri , günümüzde marksizm ve Devrimcilik adına yapılan “Boykot” çağrılarının, Engels ve Leninin sözleriyle “çocukca” olduğunun bir göstergesidir..

ÖNERİ ? Varolan bütün Devrimci ve Demokrat parti ve kuruluşların ilkeli bir “seçim “ birliğine girerek , ve önerilecek olan Devrimci adayları destekleyerek 1- Devrimci potansiyelin gücünü nicelik olarak tesbit edebilmek, 2- Seçim alanını ve 3- olası bir kazanımda parlementoyu propaganda ve işbirlikcileri deşifre etme alanı olarak kullanma ortam ve fırsatını yaratmak….ve doğru tavır alan devrimcileri tüm (ikilemin) olanaklarıyla desteklemeye devam etmek….


Erdoğan Ahmet

27 Mayis 2007

(Seçimler üzerine genel teorik tartışmalardan özet)
   


İlgili yazı 2018

Seçimler Yaklaşırken Boykot Üzerine