Pazartesi, Kasım 09, 2015

Doğa/Çevre Sorunları ve Çözüm

Doğa, “doğal” olan gelişim ve değişimlere kendini yenileyebilen, uyum sağlayabilen bir “iç” mekanizmaya sahiptir. Ancak “doğal olmayan” –insanın etkisi-dış değişim ve gelişimler karşısında “uyumlu” bir dış mekanizmaya sahip olamayacağından, emperyalist dönemde ortaya çıkan “Doğa sorunları”, hem doğayı hem de insanlığı etkileyici tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Doğal Çevreye yapılan “dış” zararlar doğanın geriye dönüşü olamayacak “uyumsuz” etkilerine, ve milyonlarca canlının, insanın yaşamını ve geleceğini de hayati tehlikeler içine sürüklemiştir.

Bu tehlikelerin doğuşuna neden olanlar genellikle gelişimleri ve değişimleri ya “evrim” in kaçınılmaz bir sonucu , yada “aslında olumlu bir gelişim” olarak insanlara satma peşindeler. Sorunların yaratıcısı olanların en “doğacı” yaklaşımları karlarını daha da arttırma peşinde “sahte” bir yaklaşım olmanın yanında, doğanın mahvedilmesi ve yok edilmesi ile emperyalizmin “aşırı kar” hırsı ve doğal yapısı arasındaki ilişkiyi de göz ardı etme amaçlarını aşmamaktadır. Yani öne sürdükleri ve getirdikleri “çözüm”ler “doğanın” korunmasını değil , doğal sonuçlarını hesaplamadan, ve önlem almadan, karlarını daha da arttıracak yeni sanayiler oluşturarak “doğanın” tahribinin devamını hedefleyen pratikler olmayı aşamamıştır ve aşamaz.
Kapitalist sistemin ihtiyaçlarını karşılamak ve sorunlarını çözmek için geliştirilmiş olan teknoloji ve teknolojik düzen bugün yapısal bakımdan ekoloji ve insan sağlığının bozulmasında sorunun çaresinden çok, daha fazla nedeni olmaya devam etmektedir.”” (1) 
Günümüzde Emperyalistlerden maaşlı “bilim adamlarının” olayı örtbas etme, yada içinde bulunduğumuz tehlikenin önemini küçük gösterme, sorunu kendilerinin yarattığı bir sonuç olduğunu saklama amacıyla ortaya döktükleri, ve “Çözümü hedeflemeyen ve çözüm getirmeyecek” binlerce teorinin yanında, aslında en tehlikeli, ve soruna sonuçta “umutsuz bir sorun ” intibaı veren , ve bu anlamda emperyalistlere yardım eden teoriler, Marksistlik adına Marksizm'in bu konuda yeterli olmadığı ve “çözüm getiremediği” teorileridir. Bu yaklaşım, Marksizm'i “anlama” yerine onu “ezberleme” pratiğinin kaçınılmaz sonuçlarının bir başka örneğinin “Doğa” konusunda da yansımasıdır.

Doğanın Tahribi ve temel nedenler

Sanayi devrimi ile, ve devamında, özellikle emperyalist dönemde “üretimin ve tüketimin “doğaya “ olacak olumsuz etkileri göz önüne alınmadan, ve gerekli önleyici mekanizmalar oluşturulmadan artmasıyla orantılı olarak ortaya çıkan “ fiziksel, kimyasal ve biyolojik artıklar” hem insanların sağlığında hem de doğanın dengesinde olumsuz etkiler yaratmıştır.

Petrolün ve kimyasal üretimlerin tarımda gübre olmadan tut, hanımefendinin saçlarının rüzgarda bozulmamasını önlemeye kadar çok geniş alanlarda kullanıma başlaması hem toprağa hem de atmosfere geriye dönüşü ve tamiri imkansız zararlar vermiştir.

Enerji ye bağımlılık, ve “doğa dostu” enerjinin yaratılmaması, bu ihtiyacı karşılama amacıyla ormanların yok edilmesi - (bir istatistiğe göre 50 sene içinde dünyanın ormanlarının üçte biri yok edilmiş durumda), tarımsal alanların kimyasal gübre, genetik üretimlerle yok edilmesi vb. küresel ısınmanın ve doğaya verilen zararın en önemli nedenlerini oluşturmakta.

Artan tüketimin sonucu bütün kullanım artıklarının nehirlere, göllere ve denizlere aktarılması suda yaşayan canlıları da yok olmayla karşı karşıya getirdiği gibi, su ürünlerini de “beslenme” ürünü olarak tehlikeli hale getirmektedir.

Buna ilave olarak emperyalistlerin nükleer ve kimyasal üretim bölgelerinde olan ve olabilecek kazalar da insanlık ve doğa için en önemli tehlikeleri oluşturmakta

Konunun bilimsel açıklamaları, neden ve nasıl tehlikeli olduğu konusunda doğa sevenlerin sitelerinde detaylarına kadar bulunabilir.

Doğanın Tahribinin Sorumluğu

Doğanın korunması ve doğanın dengesinin sağlanması, emperyalizme karşı mücadeleden soyutlanarak ve ondan bağımsız olarak düşünülemez. Emperyalistler karlarını en yüksek düzeye çıkarmak için emek-doğa sömürüsünde, bu sömürüleri sonucu, emeğin ve doğanın kaynağının uğradığı ve uğrayacağı akıbeti göz önünde bulundurmamışlar ve bulunduramazlar. Ne doğanın mahvolması “evrim” in bir sonucudur, nede “sömürülen halkların fakirliği ve geriliği” onların “kaderlerinin” bir sonucudur. Bunlar emperyalist üretim biçimi , üretim ilişkileri ve bu temelde emperyalistlerin , özellikle ezilen ülkelerdeki yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarının sömürülmesi, buna bağımlı olarak ve bu yönde oluşturdukları altyapı sistemleri, tarımsal alanların genetik üretime çevrilerek tekelleştirilip köylünün çoğunluğunu şehre göçe zorlaması vb. politika ve pratiklerinin sonuçlarıdır.

Çözüme yaklaşım

Marksist yaklaşım gerek emperyalist ideologların çarpıtması ve gerekse içinde bulunduğumuz dönemde “Batılı” Marksistlerin Marks'ı yeterli bir şekilde anlama çabalarının olmaması, tam tersine çarpıtma amacı gütmesi  nedeniyle, ekoloji konusunda “Marksizm'in eksikliği” ya da “Marksizm'in anti-ekolojik” olduğu safsatalarında buluşmakta. Bu anlamda da “çözümün” emperyalist sistem içinde ve onların çabasıyla olabileceği hayalleri yayılmakta.

Marksizm'in gücü ve doğrulu onun sırf ekonomik krizler ve sınıf mücadelesi teori ve sentezlerinde değil, onun doğa ve insanın tarihinin incelenmesinde diyalektik-materyalizmin her gelişen şarta ve döneme göre uygulanmasında yatar.

Marks için temel sorun doğa ve emekle sömürü temelinde olmayan, yeni ilişkilerin oluşturulduğu sosyal bir toplumun yaratılması olmuştur. Bu anlamda yaklaşırsak doğa ve doğa biliminin Marksın düşüncesinin odak merkezi olduğunu da iddia edebiliriz.

Marks “nüfus artışının” ve “kırsal alandan göçlerin” nedenlerini doğal/evrimsel değil “tarihsel “ olarak görmüştür. İşçinin topraktan ayrılmasını kapitalizmin çelişkilerinin, tarihi bir sonucu olarak analiz etmiştir.
“””Eğer Marksizm istisnasız her insanın insanca yaşamı ve gelişmesini sağlayan bir sosyal üretim biçimini savunan bir toplum anlayışının ürünüyse (ki Marksist kuramın temeli bu), o zaman çevre sorunlarına asla kayıtsız kalmaması gerekir. Gerçekte, Marksist yaklaşım, …… . çevre sorununu gerçek dünyadan ve yapısal ilişkilerden soyutlanmış olarak, kendi başına bağımsız bir konu olarak alma yoluna gitmemiştir. Bunun yerine, konuyu toplum yapısı ve yapısal ilişkiler içinde görmeyi ve incelemenin zorunluluğu üzerinde durmuştur””
“”” Marks kapitalde insanla doğa arasındaki ilişkide insanın rasyonel bir şekilde doğayla ilişkisini düzenlemesini, doğanın "şuursuz güçleri tarafından yönetilme yerine" insanın "ortak kontrolü altına almayı," bunu yaparken de insanların "kendi doğalarına en uygun ve layık koşullar altında ve en az enerji harcayarak başarmaları" gerektiğini savunmuştur” ”Özel””“”Özel çıkarlara hizmet eden maksimum fayda kıstası maksimum sömürüyü de getirir. Dünyanın bugünkü durumu bunun bir kanıtıdır. Engels'in belirttiği gibi (1974), Marksist anlayışta, insanın doğayı kontrolü "yabancı halk üzerinde bir galip gibi," "doğanın dışında duran biri gibi" doğanın üzerinde hüküm sürme değildir. Engels'e göre, biz "et, kan ve beynimizle doğaya aitiz, onun arasında varız," ve bizim doğayı üstünlüğümüz "bizim diğer bütün yaratıklardan üzerinde doğanın yasalarını öğrenme ve doğru bir şekilde uygulama kabiliyeti avantajına sahip olmamızdandır." Engels (1970a, 1974) 1875'de yazdığı "introduction to the dialectics of nature" yapıtında insan daha başlangıçtan doğayı biçimlendirdiğini, doğanın yasasını öğrenerek, doğaya yaptığına reaksiyon göstermeye muktedir olduğunu savunmuştur. İnsanın koşullara bu tepki kabiliyeti, örneğin bugün, çevre sorunlarına karşı olan reaksiyonları oluşturmuştur. Bir yıl sonra yazdığı "The part played by labor in the transition from ape to man" yapıtında ekonomik büyümenin doğayı tahribini gerektirmediğini savunmuştur. Bunun anlamı oldukça açıktır: Marksist yaklaşım neo-pozitivist yaklaşımların sunduğu doğa ve kalkınma zıtlığının kaçınılmazlığına karşıt bir anlayış getirir”””(2) 
Marks ve Engelse göre insanlar ve doğa iki farklı şeyler değildirler. Onlar “tarihi doğası” ve “doğasının tarihi “ olan “insan” dan bahsederler.

Paris Manuscripts de Marx Doğa Biliminin insan biliminin temeli olacağına işaret eder.
Doğa Bilimi zamanla kendisini insan bilimiyle birleştirecektir; bir tek “bilim” olacaktır”.
Emek “, der Marks “her şeyden önce, doğayla insanın arasındaki bir işlevdir”. 

Lenin'in “ insan doğanın bir ürünü ve bu nedenle de aynı zamanda doğanın bir parçasıdır” sözüyle birleştirdiğimizde doğanın kurtuluşunun insanlığın kurtuluşundan bağımsız olamayacağı gerçeğini görürüz.

her yaratık mülkiyete dönüştürüldü, sudaki balık, havadaki kuş, topraktaki bitki-yaşayan her şey özgür olmalı” Marx and Engels, Collected Works

Bu anlamda doğanın korunması ve “sömürü ve talandan” kurtuluşu, insanın ve insanlığın sömürü ve talanından kurtuluşundan ayrı düşünülemez ve ayrı ayrı (öz anlamda) gerçekleştirilemez.

Doğa “ mücadelesi ve onun bir parçası , bütünleyicisi olan ” insan” ın Anti-emperyalist, devrimci demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılmaması gereken bir bütündür. İnsanın kurtuluşu doğanın da kurtuluşunu getirecektir. Bir diğer anlamda da Anti-emperyalist devrimci demokrasi mücadelesi “doğa” mücadelesini ve doğanın “korunması” taleplerini ve bu yönde zorlamalarını içinde taşıyan bir mücadele olmak zorundadır.

Erdogan Ahmet
9 Kasım 2006

(1) İrfan erdogan, Çevre sorunları: Nedenler ve çareler iletişimi

(2) İrfan Erdoğan ve Ejder (1997). Çevre Sorunları: Nedenler ve çözümler