Pazar, Haziran 18, 2006

AÇLIK GREVİ ÜZERİNE

"Biz size merhamet duymuyoruz ve sizden de merhamet istemiyoruz. Bizim sıramız geldiğinde, terör için bahane uydurmayacağız." Marks
İstisnasız günümüzün her toplumunda, etkinliği ve başarısı farklı olmasına rağmen, Politik bir eylem biçimi olarak hayata geçirilen, açlık grevine yol açan “NEDEN” , açlık grevi “eyleminin kendisi” ve onun yaratacağı “SONUÇ” un ağır basması ile ortadan kaybolur. Yani olayın “politik özü” değil olayın “kendisi” gündeme hakim olur. Bu yüzden, “Açlık grevi “bir eylem biçimi olarak, sadece ve sadece içinde bulunduğu ülkenin sosyal, kültürel ve politik yapısına bağımlı olarak ele alınmalı, ve uygulanıp uygulanmamasına karar verilmelidir. Aksinde, bu kararlar, ölümü göze alacak kadar inançlı ve kararlı olan, ağaçta yetişmeyen ve gerçek yaşamdada yetişmesi pek kolay olmayan, anti emperyalist mücadelede aktif önderlik sağlayabilecek bu kadroların, mücadelede kapasitelerini sınırlama ve hatta yok olma sonucunu yaratacak yanlış kararlar olacaktır.

Çünki bir Devrimci, yanlış karar nedeniyle, ölü olarak değil, doğru kararlarla sağ olarak mücadeleye daha yararlıdır.


Çünki anti-emperyalist mücadele, teorilerle uğraşanlardan çok, tahlilleri mücadele çıkarları yönünde yapan, içi boş sansasyon eylemlerinden kaçınan, ayrılık ve hizipleşme yerine, belirlenen ortak bir amaç doğrultusunda, (en azından pratikte ) birlik ve beraberliği hedefleyen, kitle içine girecek, onları örgütleyecek, onlarla bir bütün olacak ve önderlik yapacak genç ve enerji dolu kadrolara ihtiyacı var.

1923 de 8000 in üzerinde İrlandalı politik mahkumlar açlık grevine gitmişti.

IRA önderliği “ .açlık grevi verilen mücadeleden dikkatleri başka tarafa çeker, bu da günümüzün önde gelen politik gündemiyle çelişir…” özünde, bir açıklama yapmıştı. Açlık grevi sona ermeden iki si ölmüştü.

1980 de gene hapishanede başlatılması planlanan bir açlık grevine, IRA liderleri Bobby Sands ve Gerry Adams ın gönderdiği mesaj, “ taktik olarak, stratejik olarak , bedenen ve ruhsal , düşünce olarak açlık grevine karşıyız "olmuştu.

Burda dikkat etmemiz ve görmemiz gereken bir sosyal, kültürel ve politik bir gerçek var, oda IRA tabandan yukarı gelişen, geniş kitlelere önderlik eden bir örgüt olması, Katolik Protestan diye ikiye bölünmüş ülkede , Katolik kitlelerin onları aktif olarak desteklemesi…. Yani her hangi bir eylemin on binlerce insanı anında ulaşabilmesi ve onları harekete geçirebilme gerçeği…Bu durumda bile IRA nin açlık grevine yapıcı gözle bakmaması bizi düşündürmesi gerekirdi.

Açlık grevi temelde otoritenin ve kitlelerin “insani-insancil” duygularını ve anlayışı hedef alan ve bu temelde “otoriteyi” etkilemeye yönelik pasif direnişlerdir. Kitlelerin karar verici gücü olmadığına göre, “otoritenin” insani duygularına hitab eder…

Otorite bu direnişlerin, özü olan, yada olması gereken politik mücadeleyi göz ardı ederek eylemi sadece bir kaç kişi, yada grubun “ kişisel” talepleri/eylemleri olarak yansıtma yolunu tutmuştur hep. Özellikle medyanın kontrol altında olduğu, ve geniş kitlelere ulaşma, ve onları harekete geçirme potansiyelinin olmadığı ülkelerde , olay medyaya yansımaz yada çarpıtılarak yansıtılır. Diğer ülkelerde ise, haber, kitlelerin kendisini direk ilgilendirmediği, yapılan kısa vadeli talepler üzerinde yoğunlaştırılır, kitlelerden soyutlanır. Bu anlamda zaten eylemin olması gereken “politik boyutu”, açlık grevindeki kısa vadeli taleplerle ortadan kaybolur.

Açlık grevinin bir başka psikolojik temeli, otoritenin “ölüm yada ölümler” sonucu suçluluk duyacağı, bu temelde de “suçluluk duymamak” için taleplere boyun eğeceği varsayımı. Bu tahlilde de, Devrimcileri darağacına gönderenlerin 30 sene sonra hala bu kararlarını doğru olarak gördüğü bir ülkede Devrimcilerin ölümünden “ suçluluk” duyulacağı varsayımı “ açlık grevi” tahlilinin yanlışlığının göstergesi olur.

Pratik açıdan da, “açlık grevinin”, otoriteyi “ zorlama”, yani zorla isteklere boyun eğdirme amacı güttüğünden, etkin olma olasılığı sadece otorite yönünden değil, geniş kitleler yönünden de şansı çok az olmuştur. Çünki kitleler gözünde uygulanmak istenen “zor”, bu “zor” u gerektiren talepleri/politik öz ü, gölgede bırakacaktır. Medyada duyulacak haberler bu “zor” la isteklerin yerine getirilmesi konusunda yoğunlaşıp, istek yada taleplerden bahsetmeyecektir bile. Politik öz hiç gündeme gelmeyecektir.

Özellikle emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin bu konuda tecrübeleri, ve kitle haberleşme araçlarına sahip olmaları, her “ açlık grevini” etkisiz hale getirmeye yeterli olduğunu yıllarca örneklerle yaşadık. Özellikle günümüzde ağızlardan düşmeyen “terörizm” kavramının çok hünerli kullanılması, bu açlık grevinin olası bütün etkinliğini ortadan kaldırmıştır.Burjuva ideologlarının günümüzde açlık grevi yapanları , “ terörist insanlara fiziki olarak saldırır, açlık grevi de insanların duygularına ve insancıl hislerine saldırır, bu yüzden terörizme benzer” gibi bir yaklaşımı aslında açlık grevinin çıkış noktası olan politik taleplerin önemini perde arkası etmek, kitlelerden soyutlamak ve başarısız kılmaktır. Bunda da çoğunlukla başarılı olmuşlardır.

Açlık grevinin nihai sonucu bu eylemi yapanın ölümü. Medyanın bu açlık grevine geniş yer vereceğini, kitlelere ulaşacağını, kitlelerin bu eylemi büyük protestolarla destekleyeceğini varsaysayacağımız ülkelerde bile, “ölüm” unsurunu ortadan kaldırdığında, açlık grevinin tek başına hiç bir politik eylem gücü olmadığını görürüz. Medyanın haber olarak bile vermediği, kitlelere ulaşamayan ve onları harekete geçiremeyen ülkelerde bu “ölüm” unsuru bile açlık grevini etkili aktif bir eylem haline dönüştürememiş ve dönüştüremez. Çünki bu tür ülkelerde, hakim sınıflar bakış açısından, zaten işkencelerde ve sokaklarda kurşunlanan insanların savaşmadan kendilerini öldürmesi “caydırıcı” değil “sevindirici” bir eylem biçimidir, normal vatandaşlar yada ilerici taban içinse zaten alışılagelmiş güncel olaylar olan “ölüm” ün bu kadrolar tarafından “savaşmadan tercih”edilmesi, kitleleri olumlu değil olumsuz etkiler , çünki savaşmadan ölümü seçmek, çaresizliğin ve güçsüzlüğün bir işareti olarak görülecektir

Bu anlamda açlık grevi tamamiyle etkisiz olmasının yanında, hem mücadeleye, hemde kadrolara zarar veren, bir yerde otoriteyi sevindiren pasif eylemler durumuna düşmektedir. Her şeyden önce bir anlamda “intihar etmek” olduğu için de, kitleler gözünde mücadeleyi/savaşı değil yılgınlığı, çaresizliği ve/yada yenilgiyi simgeler.

Kişisel olarak yanlış görmeme rağmen,  aktif ve pasif mücadeleye güncel olan olaylara baktığımızda, sadece konuya bir örnek verme amacıyla, işgal altındaki Iraklının bombayı alıp sadece kendini havaya uçurması, yada bombayı alıp kendi ile birlikte işgal kuvvetlerini havaya uçurması arasındaki “eylem” farkı, mücadele etmekle yenilgiyi kabullenmek arasındaki farktır.

Ülkelerin politik sosyal ve kültürel yapılarına bağımlı olarak “açlık grevi” pasif bir direniş olsa da etkili olabilir. Önemli olan bu ülke tahlilini doğru yapmak. Açlık grevi sadece ve sadece içinde bulunduğu ülkenin sosyal, kültürel ve politik yapısına bağımlı olan bir eylem biçimi olarak ele alınmalı ve uygulanıp uygulanmamasına karar verilmeli.

Türkiye özelinde ele alırsak 1970 ler de uygulanan bir açlık grevi ile günümüzde uygulanan açlık grevlerinin etkili olabilmesinde ki faktörleri karşılaştıralım, 1970 lerde ki politik yapı içinde medya ya rağmen, her politik haber yüz binlerce insana ulaşabilme ve binlerce insanın kısa bir zaman içinde Türkiyenin her tarafında sokaklara dökebilmeye uygun bir yapıydı. Bunda belirleyici olan sadece “haberi veren” değil “haberin alıcısının” da aktif olması özelliğidir. Günümüzde, internet her evde bile olsa, yani haberlerin hemen herkese ulaşabileceği bir ortam da olsa, “haberi alan kesimin” ayni “cevabı” vermediğini, yani sokaklara dökülmediği gerçeğini görüyoruz.

Gelinen yerde gerçek şu ki “açlık grevi” , burjuva medyada yer alsa bile geniş kitleler bu eylemin “açlık grevi” dışındaki politik öz ünü göremiyor, ve göremeyecek. Çünki açlık grevine yol açan “NEDEN”, açlık grevi “eyleminin kendisi” ve onun yaratacağı “SONUÇ” un ağır basması ile ortadan kaybolacaktır. Yani olayın politik “özü” değil olayın “kendisi” dir hakim olacak olan. Bu anlamda da “eylem”, pratikte tam da hakim sınıfların yaptığı, ve yapmak ıçin uğraştığı , dikkatleri “asıl politik sorunlardan” başka yöne çekmekle sonuçlanmıştır, ve sonuçlanacaktır.

Açlık grevinin etkisini İnternet sayfalarına kaç kişinini girdiği istatistiği ile değil, kaç kişinin sokaklara döküldüğü ve mücadele saflarına katıldığı, pratik gerçeklerle değerlendirmek ve ona göre karar almak gerekir. En önemlisi de verilecek “kayıp” karşısında mücadelenin “kazancının “ ne olacağı gibi en basit sorulara cevap vererek karşılaştırma yapıp, mücadelenin “kazancı” yönünde karar vermek gerekir. “Kayıp” yönünde verilecek kararlar, yanlış kararlardır, çünki mücadeleye hiç bir katkısı olmayacağı gibi gereksiz kayıplar verdiren kararlar olacaktır.

 Erdogan Ahmet
18 Haziran 2006